En çok nereye sıkışmaktan korkuyorsan hayat seni ısrarla oraya sürükler. Bu yazılı olmayan hayatın kazıklarından küçük bir madde sadece...
Yaptıklarını hala sindiremiyordu Doğa, nasıl olur da sesi öyle yüksek çıkardı. Yattığı yatağında bunu düşünüyordu. Kimseye böyle sesini yükseltmez, duygularını böyle yüksek sesle belli etmezdi. Kendisine uygun bir davranış değildif, yapmazdı... Böyle cesaretli davranmazdı...
Yanına uzanan Aleyna ise Doğa'yı nasıl Güney'i kızdırmadığına ikna edeceğini.
"Sana gerçekten kızmadı!" dedi Aleyna.
En sonunda bunu diyebilmişti. Aklına başka hiçbir şey gelmiyordu. Nasıl bir açıklama yapacağını Güney'in hislerini Doğa'ya nasıl anlatacağını bilmiyordu.
"Kızdığını biliyorum Aleyna! Beni kandırmaya ya da sakinleştirmeye çalışmaktan vazgeç."
"Seni sakinleştirmeye çalışsam Karan'ın içeceğine koyduğu şeyden çok az bir miktarını sana içirirdim" dedi Aleyna. Doğa o an yanında yatan kıza çevirdi suratını.
"Karan neden böyle bir şey yaptı ki?" diye sordu Doğa.
"Güney ve Karan birbirlerini pek sevmezler. Açıkçası aralarındaki soğuk rüzgârları onları biraz tanıdıktan sonra ilk bakışta hissedebiliyorsun... Güney'i kızdırmak için yaptığını biliyoruz, sonuçta seninle bir derdi yok. Ben Güney'i tanıdığımdan beri araları hep bozuk. Bunun ölen kız kardeşiyle ilgili olduğunu söylüyor herkes." dedi Aleyna ve Doğa yattığı yerden doğrularak yatağın üstünde oturdu.
"Bunu bende biliyorum ama hepsi çocuktu ne olmuş olabilir ki?" diye sordu.
Aleyna da Doğa gibi yattığı yerden doğruldu ve oturdu. Derin bir nefes aldı ve anlatmaya başladı.
"Güney ve Deniz'in arasında sadece birkaç yaş varmış, Karan'da Güney'le aynı yaşta. Deniz ikisi için kız kardeş kalıbını taşımıyormuş ama zamanla Karan için işler ve hisler değişmiş. Her zaman bu evin ya da Sargınlar'ın evinin bahçesinde oyun oynuyorlarmış, aileler de çok yakınmış birbirine. Deniz altı yaşına girdikten bir ay sonra Karan ve ailesi buraya gelmiş, şirketleri birleştirmek için ortak olmaya karar vermişler. Çocukları da çok yakın arkadaş olunca gelecekte de hiçbir soruna takılmayacaklarına eminlermiş. Karan'ın babası Nejat Bey'de şirketi kuralı altı yıl oluyormuş zaten. Yani Sargın ve Hancı şirketlerinin ortaklığı bir nevi en çok Sargınlar'a yarayacakmış ama o gün Güney'in kardeşi Deniz, Karan'la birlikte top oynarken top dışarıya gidiyor. Bu evin girişindeki bahçe kapısında önceden güvenlik durmuyordu, bu o kazadan sonra verilmiş bir karar olmuş. Güney sürekli bundan Karan'ı suçlu tutmuş çünkü Deniz asla topa o kadar sert vurmuyormuş. O günden beri de birbirlerinden nefret ediyorlar, düşündüğüm kadarıyla Güney kardeşini koruyamadığı için kendinden ayrı olarak nefret ediyor."
Derin bir nefesin ardından devam etti, bakışlarını dalıp gittiği boşluktan ayırmıyordu.
"Çocukluğun getirdiği saf nefret ve alınamayan bir hırs var Güney'in gözlerinde. Bunu Karan'a her baktığında fark edebiliyorum. Tuhaf bir suçlama, tuhaf bir kin nedeni ancak biraz düşününce haksızda sayılamayacak kadar mantıklı geliyor. Birini kaybetmeyen kişilerin anlaması beklenilemez pek sanırım..."
Olayları bildiği kadarıyla anlatan Aleyna'ya bakan Doğa'nın inanmakta zorluk çektiği şey ise bu iki adamın eskiden arkadaş olmalarını öğrenmesiydi.
"İkisi içinde kötü bir durum anlayacağın. İkisi de değer verdikleri birini kaybediyor. Biri kardeşi diğeri çocukluk aşkını."
Doğa Aleyna'nın ağzından çıkan son cümleyle ona gözlerini dikti ve şaşırdığını belli edecek şekilde baktı.
"Karan Deniz'e aşık mıydı?" diye sordu.
"Evet, yani anlatılanlar bu yönde. Karan durmadan Deniz'e büyüyünce ona evlilik teklifi edeceğini söylermiş. Deniz'de korkarak Güney'in yanına koşarmış. Hatta Güney ve Karan'ın ilk kavgası bu yüzden çıkmış" dedi ve kikirdedi Aleyna. Senaryoyu yalnızca böyle düşünürsek olay gerçekten çok şirin gelmişti Doğa'ya ama hikayenin devamındaki yıkım her şeyi mahveden tarihi bir deprem gibiydi.
Doğa yıkılan hayaller enkazının altında ezilip kalan iki adama da üzüldü. Birini bugün kırılmaması gerekirken öylece kırmıştı. Diğeri ise son gaz ilerlemiş, tanımadığı halde kendisine zarar vermek için hiç vakit kaybetmemişti.
"Sen uyurken Karan'ın yanına gitti Güney. Burnunu bile kanatmadığını söyledi ama güzelce hırpaladığına eminim."
Konuşan Aleyna omuz silkip Doğa'ya baktı. Doğa ise bütün bu olanların kendisinin buraya gelmesiyle dürtülüşünü hissetti...
"Gittiğim her yere mutsuzluk götürüyorum sanırım, bu bir yere ilk gidişim ama daha ilkinden her şeyi mahvettim baksana Aleyna"
Konuşurken sesi titriyordu. Ağlamak istiyordu ancak kendisini tutmalıydı. Hiçbir zaman bu kadar sulu göz olmamıştı. Şimdi ise sanki bu zamana kadar akıtmadığı ne kadar göz yaşı varsa dışarıya çıkmak için herhangi bir anı kolluyorlardı.
"Sanmıyorum, Barkın senin varlığınla çiçekler açmış gibi görünüyor" dedi Aleyna Doğa'ya. Doğa o an garip hissetti. İlk kez kız muhabbeti yapıyor gibiydi. Biri ilk kez ona ondan hoşlanan bir erkekten bahsediyordu. Biraz utandı ve gülerek yataktan kalktı, odanın kapısına yöneldi.
"Nereye gidiyorsun?"
"Mutfağa gidiyorum elbette, su içmeliyim... Unuttun mu bugün çok fazla kustum!" dedi Doğa artık arkadaş olduğu Aleyna'ya. Aleyna ise Doğa'ya gülümsedi ve kendini kollarını açarak yatağa attı. Ardından odanın içinde duran eski püskü valizi fark etti. Ayağa kalktı ve önce Doğa'nın gidip gitmediğinden emin oldu. O gelmeden valize bakmakta bir sorun olmayacağını düşündü.
Yavaşça fermuarını açtı, valizin içinden yayılan kokunun ne olduğunu kestirememişti. İçinde eski püskü bir ton kıyafet vardı ama bunlar Doğa'ya Aleyna'nın daha fazla yakınlaşmasını sağlamıştı. Önce içi burkuldu, ardından tebessüm etti. Aleyna ilk kez kendisinden farklı biriyle arkadaşlık yaşıyordu, kendi şaşaalı hayatına yabancı biriyle arkadaşlığı ilk kez oluyordu. Valizin fermuarını kapatacakken fermuara takılan bir şey onu durdurdu. Fermuarı yavaşça geri açmaya başladı. Fermuara takılan şeyin valizin içini karıştırırken üste çıkmış olan fotoğraf olduğunu fark etti. Bakmak istedi ama önce Doğa'nın gelip gelmediğini kontrol etmesi gerekiyordu. Ayağa kalktı ve kafasını odanın kapısından dışarıya uzattı. Hiçbir ayak sesi yoktu, Doğa hala aşağıda olmalı diye düşündü. Ayaklarını ufak adımlarla geriye doğru attı ve kapıyı yavaşça kapattı. Valizin önüne tekrar oturduğunda fotoğrafı eline aldı. Gördüğü fotoğrafın ise muhtemelen Doğa'nın bebeklik fotoğrafı olduğunu düşünüyordu ancak bu fotoğrafı bir yerde daha gördüğüne emin şekilde fotoğrafa dikkatlice bakmaya başladı. Nerede gördüğünü hatırlaması ne kadar uzun zaman alırsa alsın bu fotoğraftaki bebeği daha öncede gördüğüne emindi.
Düşünse de bulamadı nerede gördüğünü, beyni yine ona şu dejavu olaylarından birini yaşatıyor diye düşündü ve kafasını iki yana sallayarak valizin fermuarını kapattı. Oturduğu yerden yavaşça kalktı ve arkasını döndü ama karşısında birden beliren beden onu ürkütmüştü. Kapıdan giren Doğa'ya yakalandığını düşündü ama Doğa onun valizinin fermuarına dokunduğunu görmemişti. Doğa yavaşça adımlarını içeriye atarken Aleyna'nın kendisine bakan meraklı bakışlarını gördü ve valize bakarak konuştu.
"Aç onu..." dedi Aleyna'ya. Aleyna ne yapacağını bilemese de Doğa'ya sorsa izin vereceği bu valizi ondan habersiz kurcaladığı için suçlu hissetmişti. Yine de açtığını belli etmeden valizi yeniden açtı ve Doğa'nın yatağa oturan bedenine baktı.
"O valiz benim nereden geldiğimin en büyük kanıtı. Bir yetimhane... Rahatsız yatakları vardır, suratsız çalışanları, çok yankı yapan koridorları ama kimse kimsenin içeceğine kafasını güzel yapacak şeyler karıştırmaz..." dedi Doğa.
"Nereden geldiğimi bilmiyorum, kimin annem ve babam olduğunu da, sadece onları bir trafik kazasında kaybetmişim. Bana anlatılanlar bu kadar. Annem nasıl görünüyor onu bile bilmiyorum... Umarım ona benziyorumdur..."
Doğa'nın söylediklerinden dolayı gözleri dolan Aleyna, valizin içindeki fotoğrafı eline aldı ve ayağa kalkarak yatağın ucuna oturdu. Fotoğrafı ona uzattı ve gülümsedi.
"Çok tatlı bir bebekmişsin" dedi. Doğa gülümsedi. Tatlı ama çokça şanssız olduğunu düşündü. Aleyna Doğa'ya sıkıca sarılırken Doğa ağlamamak için kendini hiç tutmadığı kadar sıkı tutuyordu. Ağlamayacaktı...
Onlar sarılırken kapının dışında onlara kulak misafiri olan biri vardı...Güney Hancı. Kimsenin bu gece uyumaya pekte niyeti yoktu. Güney uzun zamandır dışarıda olduğunu belli etmemek için sakince kapıyı tıklattı ve yüzünü hissizleştirdi. Odaya giren Güney'i gören Doğa Aleyna'nın kolları arasından çıktı. Bu o kavgadan sonraki ilk karşı karşıya gelişleriydi, üstünden sadece bir kaç saat geçmişti.
"Bu yeni telefonun, içine gerekli olan bütün numaraları kaydettim. Rica ediyorum birine hemen telefon numaranı verme olur mu?" diyerek elindeki telefonu uzatan Güney'e baktı. Ürkekliğin verdiği el titremesiyle Güney'in verdiği telefonu eline aldı.
"Teşekkür ederim" dedi. Bunu diyebildiğine binlerce kez şükretti. Güney ise Doğa'ya öylece bakıyordu. Daldığının tek farkına olmayan ise oydu. Doğa bu bakışların bir özür beklediği için olduğunu düşündü.
"B-ben yaptıklarım için özür dilerim"
Güney dalgınlığını üstünden biraz olsun attı ve gözlerini kırpmadan Doğa'ya bakmaya devam etti. "Önemli değil... Bana bir daha abi demezsen her şey düzelir" diyerek odadan çıktı.
Doğa ise öylece elinde tuttuğu telefonla kalmıştı. Aleyna'ya baktı ama Aleyna'nın da pek bir şey diyebileceğini sanmıyordu.
"Artık uyumalıyız yoksa gözlerinin altı mosmor uyanacaksın yarın" dedi Aleyna bir çare Doğa'nın dikkatini dağıtmak için. Doğa'da üstelemedi ve telefonunu yatağın yanında duran masaya koyup kendisini uykunun kollarına bıraktı.
Güney kendisini bahçeye atmıştı. Barkın çoktan günün yorgunluğuna kendisini teslim etmiş, Doğa ve Aleyna da çoktan uykuya dalmışlardı. Neyin içindeyim ben?
Kime dönüştüm böyle?
Bunca zaman yalnızlığın uçurumunda savrulup duran ve sonunda bu evi yuva olarak gören bu cılız kıza yakınlaşmamaya dikkat edişimin sebebi ihanet etmek istemeyişim mi yoksa ona sarılırsam onu da kaybetmekten korkuşum mu? Hiç susmayan konuşan canavarlarımı kimse duymuyor. Belki izin versem o duyabilirdi... Ama veremem...
Güney kafasının içinde döndürüp durduğu düşünceleriyle birlikte güneş henüz yeni doğmaya başlarken ayakkabılarını çıkarttı. Ayağındaki çorapları da sanki zincirlerinden kurtulur gibi parmaklarıyla sıyırdı. Ardından gözlerini kapattı... Başını gökyüzüne çevirdi ve ayaklarını çimenin geceden kalma soğuğuyla buluşturdu. Onu anlamak için onun yaptığını yaptı, çıplak ayaklarına dokunmasına izin verdi çimenlerin. Bunu neden yaptığını da anlamıştı. Özgür gibiydi Güney, onu zeminle ayıran tek şey kendi derisiydi. Ayak tabanlarından başlayarak tüm vücuduna yayılan soğukla varlığını hissetti. Yavaşça ayaklarına baktı, tıpkı Doğa gibi o da gördüğü manzaraya kikirdeyerek gülümsedi.
Parmak aralarından çıkan çimenler sanki onu toprakla birleşikmiş gibi gösteriyordu.
Yabani dediği Doğa'nın, yabani olarak gördüğü bir hareketini sevmişti o gün güneş doğarken Güney...
Tek uyanık olan Güney değildi. Karan da kendi odasından görünen denize bakıyor, elindeki bardağı sayamayacak hale gelene kadar doldurup içmişti ve devam ediyordu.
Ruhunun uyuşacağını sanıyordu ancak olaylar hiçte bu şekilde yürümüyordu. Aklına birden Doğa ile yaptığı dans geldi. Diğer herkesten farklı olan kokusu bunca alkol kokusunu aştı ve Karan'ın tüm koku alma duyularına ulaştı. Gözlerini kapattı ve güneş doğarken diktiği son bardağı da sertçe zemine vurdu. Dağılan saçlarını eliyle daha da çok karıştırıp yüzünü elleriyle sıvazladı.
Gördüğü denize tekrar bakıp gülümsedi.
"Ne zaman vedalaşacağız Deniz?" diye sordu.
Veda ve Deniz kelimelerini yan yana duymak ise canını sanki söktü ve boğazını birinin sıkmasına izin verdiğini hissetti.
Sonra yeniden aklına gelmesine engel olamadığı Doğa ile karşı karşıya yaptıkları dans aklına geldi. Uzun kirpikleri ve durmayan parlayan gözleri. Hafif çıkık yanakları, çekingen ama hep neşeli görünen hali... Karan neden bunları düşündüğüne anlam veremiyordu. Belki sarhoş olduğu içindir, kendisi de böyle düşündü ve olduğu yere uzandı. Kanına giren alkolün onu hafifçe sızdırmasına izin verdi.