Son Sınav

1051 Words
Yaşanılanlar Aksoy konağında kimseye mantıklı gelmiyordu. Zeliş bir gecede hiç var olmamış gibi yok olmuştu. Üstelik dört gözle bu düğünü beklerken düğün sabahı ortadan kaybolmuştu. Kaçmıştı ya da başına bir şey gelmişti. Ondan geriye hiçbir iz yoktu. Hazal ise başına gelenlere şaşkındı. Bozuk yollarda ilerlerken düşündükleri beynini dondurmuştu. İçinden düşünürken “ulan,” dedi kendi kendine. “Bunlar hepsi bir olmuş, ailemize bir şey olmasın diye beni bu ağaya vermeye çalışıyor. Bu ağa salak mı? Demeyecek mi benim asıl evleneceğim kız nerede diye” Bunları düşünürken ne saçma diye düşündü. O kadar güçlü bir adam Zeliş’i hangi deliğe girse çıkarıp bulamaz mıydı? Hazal yol boyunca; üvey annesi Ayşe’yi, babası Rıza’yı ve abisi Civan’ı düşündü. Öz annesini hiç tanımamıştı Hazal… Onun hakkında konuşmak yasaktı. Çocukluğundan beri Zeliş’in ve Civan’ın öz annesi olan Ayşe’yi anası bilmişti. “Saçmalık,” dedi kendi kendine. “Adama karı borcumuz var sanki. Evlenmezse hepimiz ölürmüşüz.” Hazal’ın sinirleri bozuldu ve gülmeye başladı. “Nah evlenirim bu arada.” dedi kendi kendine. İyice delirmişti. Yaşadıkları kolay değildi. Otobüse binmeden önce omzunun ucundan arkasına baktığında siyah bir passat gördü. Bu arabayı son bir haftadır sürekli gördüğüne emindi. Denk gelmiştir diye düşündü. Ama bu bir tesadüf değildi. Siyah araba Hazal’ı takip etmekle görevliydi. Hazal otobüsün arka koltuklarından birine ilişti, kitaplarını kucağına koydu. Gözleri ise istemsizce dikiz aynasındaydı. Siyah Passat hâlâ oradaydı, iki araba arkasında, aynı tempoda ilerliyorlardı. İçini soğuk bir sızı kapladı ama omuzlarını geri attı. "Boşver," diye mırıldandı kendi kendine, "Şu anda tek gerçek sınav o amfide seni bekliyor. Diğer her şey sonra. Önce sınav, diğer her şey sonra.” Hazal okumak için çok emek etmişti ve şimdi bu emeklerin çöpe gitmesine izin veremezdi. Otobüsün titreyişi ve etraftan gelen homurtularla birlikte, kafasını kitaplarına gömdü. Borçlar Hukuku'nun son dakika notlarına göz atıyor, kırmızı kalemiyle altını çizdiği yerleri tekrar okuyordu. Zihnini ikiye bölmüştü; bir yarısı irili ufaklı yazılarla, maddelerle meşgulken, diğer yarısı o siyah lekelenin yarattığı tedirginliği bastırmaya çalışıyordu. Üniversitenin önünde indi. Kalabalığa karıştı, adımlarını sınav binasına doğru yöneltti. Sırtında, takip edildiğini hissettiği o ağırlık vardı ama başını çevirip bakmadı. Giriş kapısından geçerken, göz ucuyla park alanını taradı. Passat'ı gördü, uzak bir köşeye park etmişti. İçindeki alarm zilleri çalmaya devam etse de, onu görmezden geldi. Sınav salonu, tipik bir final haftası manzarası sunuyordu; solgun yüzler, asabi fısıltılar, hızlı hızlı çevrilen kitap sayfaları... Kalabalığın içinde sınıf arkadaşı Azer’i gördü. “Hadi bakim artık mezunsun,” dedi Azer gülerek. Azer Şervan, büyük bir aşirettendi ve okulla pek bir ilgisi yoktu. Hazal zoraki bir gülümsemeyle karşılık verdi. “Keşke sende laf yapacağına derslerine baksaydın da mezun olsaydın,” dedi Hazal laf sokarak. Azer onunla arkadaşlık kurmaya çabalasa da Hazal uzak duruyordu çünkü laf söz olacağından emindi. Mardin’de bilindik aileler göz önünde olurlardı. Azer ona doğru döndü. “Okulun da bittiğine göre seni istemeye gelebiliriz. Ben akşam babama haber edeyim,” dedi gülerek. Hazal göz devirdi. “Hiç duymadım bunu aşiret kasa, diyerek önünden geçti. Hazal kendisine ayrılan sıraya oturdu. Kalemlerini, silgisini, su şişesini düzene soktu. Nefes egzersizleri yaptı. Zihnindeki siyah gölgeyi kovalamaya, tüm dikkatini birkaç dakika sonra önüne konacak olan kağıda vermeye çalıştı. Artık gelinlik, düğün, Zeliş ve Ozan Ağa yoktu. Sadece sınav vardı. Gözetmen "Başlayın!" dediğinde, Hazal soru kitapçığını çevirip ilk soruyu okudu. İlk cümleler gözlerinin önünde birbirine girdi. Aklına, 1 hafta önce ahırda gözlerini inatla ona diken ela gözler geldi. Bir anlık panik yaşadı. Midesi bulandı. Ahırı unutmalıydı. Sonra yumruğunu sıktı, tırnakları avcunun içine battı. Acı, onu anda tuttu. "Hayır," diye düşündü sertçe. "Kendime bunu yapamam.” Gözlerini kapattı, bir saniye. Zihnini temizledi. Açtığında, artık sadece hukuk vardı. Maddeler, yorumlar, içtihatlar... Kalemi eline aldı ve yazmaya başladı. Her cümle, her tanım, sadece sınavı geçmek için değil, aynı zamanda o dışarıdaki tehdide bir meydan okumaydı. Zihnindeki duvarı örmüş, sınavı duvarın bir tarafına, hayatının diğer tüm sorunlarını ise diğer tarafına hapsetmişti. Sürenin sonuna doğru, son soruyu da cevaplayıp kalemi bıraktı. Ter avuçlarını ıslatmış, alnında küçük damlalar birikmişti. Ama içi huzurla doluydu. Kağıdını teslim etti, sınav salonundan çıktı. Üstündeki ağırlık kalkmıştı. Tezini de vermişti. Artık mezun olduğuna emindi. Koridorda yürürken, pencereden dışarı, park alanına baktı. Siyah Passat hâlâ oradaydı, sessizce ve sabırla sınavı beklemişti. Yanında da siyah bir mercedes bekliyordu. Hazal bu sefer, korkuyla değil, derin bir güvensizlikle baktı ona. Sınav bitmişti. Şimdi sıra, gerçek dünyadaki bu gizemli takipçisiyle yüzleşmeye gelmişti. Artık takip edildiğine emindi. Bu arabadaki her kimse onun için oradaydı. Ceplerini kontrol etti. Çantasının minik cebini karıştırdı ve yola koyuldu. Gitme vakti gelmişti. Hazal’ın telefonu hiç durmadan titriyordu. Annesi ve babası aradığında açmadı. Ama abisi Civan ısrarla aradığında dayanamadı. “Alo,” dediğinde Civan’ın sert sesi geldi karşıdan. “Sen hangi cehennemdesin Hazal?” “Şimdi okuldan çıktım abi.” “Lan sen bizimle dalga geçiyorsun Hazo! Ne okulu?!” Hazal’ın gözleri doldu. “Abi ben mezun olacam! Son sınavım vardı bugün. Zeliş’ten haber yok mu?” “Anma o kahpenin adını! Çabuk konağa gel, düğüne 2 saat var lan! “Abi ben evlenmem o adamla abi! Nolur bir şey yap.” Üvey annesi Hazal’ı sevmezdi. Babasıyla de pek bir bağı yoktu ve Hazal ile çok konuşmazdı. Hazal bunun sebebinin öz annesiyle alakalı olduğunu düşünüyordu ama hiç sormamıştı. Hiç cesareti olmamıştı sormaya. Ona arka çıkan tek kişi abisiydi. Hatta bunca sene abisi sayesinde okumuştu ama şimdi abisi Civan’da onlar gibi konuşuyordu. “Abi nolur bir şey yap! Abi beni o adama verme!” Karanlık yolda durdu ve nefes almaya çalıştı. Sınavdan çıkıp gerçek hayata dalmak zor olmuştu. Abisi kükreyerek bağırmaya başladı. “Eli keleşli adamlar kapımızdalar! Sen gelip gelin olmazsan delik deşik edecekler lan bizi! Ne diyorsun lan sen!” “NE?” dedi Hazal bağırarak. “Eve gel çabuk!” Telefon kapandı, Hazal olanları idrak etmeye çalışırken daha ne olduğunu anlayamadan telefon kapanır kapanmaz bir el Hazal’ın ağzını kapattı. “Sesini çıkarma,” dedi tanıdık ama aynı zamanda yabancı bir erkek sesi. Anında arkasındaki yapılı bedenin kim olduğunu anlamak için döndü ve o gün inatla ona bakan tanıdık ela gözleri gördü. Adam onun ağzını kapatırken belini sıkıca kavramış, bedenini kendine yapıştırmıştı. Ozan Karahan’dan başkası değildi bu… Hazal’ın gözleri kocaman büyürken neye uğradığını şaşırdı ve çırpınmaya başladı ama Ozan Ağa onu çok sıkı tutup kendini hapsetmişti. Hazal her ne kadar çırpınsa da milim kıpırdayamıyordu. Ozan ağa onu belinden kavrayıp kaldırdı ve iyice kendine hapsedip kucağında sürükledi. “Şşşt,” dedi sert sesiyle. “Boşuna debelenme müstakbel karıcığım. 1-2 saate tamamen benim olacaksın.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD