Hazal onu kucağında sürükleyerek götüren ve ağzını kapatan iğrenç dediği adamın elini ısırdığında adam gülmeye başladı.
Hazal’ın sert olması ve elini ısırması hoşuna gitmişti. Hazal son gücüyle Ozan ağanın elini ısırdığında Ozan elini çekti ama bu defa boşa düşen eliyle de belini kavrayıp daha sıkı kendine çekti. Boş arazi de Hazal’ın debelenmesiyle düştüler.
Hazal'ın düşerken bile pes etmeyen çırpınışları, Ozan'ın içindeki tutku ateşini daha da körükledi. Siyah saçlı, beyaz tenli, mavi gözlü bu kadın ondan kaçtıkça Ozan daha çok kovalamak kendine muhtaç etmek istiyordu.
Hazal sırtındaki kuru otların ve toprağın sertliğini hissetti, ama daha çok, üzerine abanmış olan erkeğin kasılmış kollarının gücünü ve nefesinin sıcaklığının yoğunluğunu hissetti. Ozan, Hazal'ın gözlerindeki korkunun arkasına saklanmış öfke kıvılcımını görüyor, bu, onu daha da cezbediyordu.
"Neyden kaçıyorsun sen, müstakbel kocandan mı?" diye fısıldadı alaycı bir sesle, yüzüne iyice yaklaşıp. “Tüm Mardin biliyor ki; senin benden kaçışın yok!”
Hazal, onun yakın nefesine karşılık yüzünü çevirmek için mücadele ederken, bir an için Ozan'ın kolunun serbest kaldığını fark etti. Tüm gücünü toplayıp bir hamle daha yaptı, dizini hızla Ozan'ın kasığına doğru savurdu. Beklenmedik bir acıyla inleyen Ozan'ın kavrayışı bir an gevşedi. Bu, Hazal için bir saniyelik bir şanstı. Yuvarlanarak üzerinden atıldı ve doğrulup koşmaya başladı. Nereye kaçacağını da bilmiyordu ki? Anlık dürtüydü sadece. Kafayı yiyecekti.
Ayağa fırlayan Ozan, yüzünde artık öfke ve tutkunun karıştığı tehlikeli bir ifadeyle onu izledi. Dişlerini sıkarak, "Kaçacak yerin olmadığını öğrenmen gerekecek," diye homurdandı. “Sana zevkle öğreteceğim!” diye bağırdı.
Hazal'ın ayakları kuru dallara ve keskin taşlara çarpıyor, her adımda ciğerleri yanıyordu. Arkasından gelen ağır ve hızlı ayak sesleri giderek yaklaşıyordu. Işığa benzer bir şey gördüğünü sandı, uzaklardaki bir evin ya da arabanın farları olabilirdi. Tüm umudu o noktaya ulaşmaktı.
Ancak bir kök takıldı ayağına ve yere kapaklandı. Yüzüstü düşmüş, nefes nefese yatarken, çok geçmeden iğrenç dediği adamın gölgesi üzerine düştü. Ozan, yanıbaşına çömelmiş, bu sefer daha güçlü, daha acımasız bir şekilde onu tutmuştu.
"Yolun sonundasın," dedi Ozan, sesi artık tüm alanı kaplayan bir tehditle dolu. "Kaçacak yerin yok. Bana mahkumsun sen. Benim esirimsin.”
Hazal tekrar gücünü toplayıp kaçmaya yeltenecekti ki Ozan çöktüğü yerden tek hamlede onun üzerine abandı ve üstüne çıkarak kollarını başının üstünde birleştirdi.
Vücudunu iyice Hazal’a bastırıp kımıldamaması için ağırlığını üzerine verdi. “Seni evine götüreceğim ve benim gelinim olmak için hazırlanacaksın.”
Hazal mavi gözlerini ona dikilmiş ela gözlerden kaçırıyor, inatla ona bakmıyordu. “Senin gelinin ben değilim,” dedi nefes nefese.
Ozan güldü. Alaycı bir gülüştü bu. “Gelinim olacak kevaşe ortadan kayboldu. Mecburen sen olacaksın.” İnatla Hazal’ın yüzüne bakıyordu.
Hazal ise cevap vermeye devam ediyordu. “Sen güçlüsün. İstesen onu bulursun.”
Ozan’ın dudaklarında kurnaz bir gülüş belirdi. “Bak işte şimdi aynı dili konuşuyoruz seninle. Ben güçlüyüm. İstediğimi kaybeder, istediğimi bulurum.”
Hazal o an beyninden vurulmuşa döndü. Nefesi kalbini sıkıştırdı. “Ona…” Dedi kekeleyerek. “Zeliş’e naptın?”
Ozan gülmeye başladı. “Ben mi?” dedi masumca konuşup dalga geçerek. “Ben hiçbir şey yapmadım. Ahırda gördüğün kadar işte sadece çok yalan söylüyor diye ağzına verdim.”
Hazal’ın midesi bulanmaya başladı. O anlar yeniden zihninde canlandı. “Bırak beni!” diye bağırdı.
“Her neyse…” Dedi Ozan onu umursayarak. “Günün sonunda Zeliş… koskoca Ozan Ağa’yı rezil ederek kaçtı ve ihale üvey kardeşi Hazal’a kaldı.” Tek eliyle Hazal’ın bileklerini tepede tutup diğer eliyle yüzündeki saçı kenara itti ve yüzünü okşadı.
Hazal nefesini tuttu. “Ben sana göre değilim,” dedi bir anda.
Ozan kahkaha attı. “Neden öyle dedin şimdi sen?”
“Ben sana göre değilim, ben evlenmek istemiyorum bile,” dedi Hazal son çırpınışlarını yaparken.
Ozan dişlerini sıktı. “Azer itiyle oynaşmasan tam bana göreydin aslında. Onu not ettim. Gece ödeticem onun bedelini.”
Hazal şoka girdi. “Bırak beni diyorum sana! Ne Azer’i! Hastasın sen!”
“Sana asılıyordu!” diye bağırdı Ozan. “Ama cezası kesildi müstakbel karıcım. Senin cezanı da gece kesicem.” Her konuşmasında nefesi Hazal’ın yüzünden esip geçiyordu. “Ayrıca neden mezun olmaya kafayı taktın ki sen? Konaktan çıkaracam mı sanıyorsun seni?”
Hazal iyice çırpındı. “Nolur bırak beni! Zeliş her nerdeyse onu bul. O tam sana göre! Onunla evlen.”
Ozan gülmeye başladı. “Fazla kıpırdama. Her kıpırdadığında sertleştiriyorsun.”
Hazal bir anda kaskatı kesildi. Kıpırdamıyordu artık. Ozan’ın ise gülüşü devam ediyordu. “Neden durdun? Tam da zevk almaya başlamıştım.”
Hazal hiçbir cevap vermedi. Ozan ise onun üzerine gitmeye devam etti. “O gün neden ahırda hiç sesini çıkarmadın da gizlice bekledin? İzleyip kendinle mi oynayacaktın?”
Hazal duyduklarını unutmak istiyordu.
Ozan kulağına eğilerek devam etti. “Sana daha iyilerini yaşatırdım merak etme.”
Hazal şok olmuş şekilde donup kaldığında Ozan ona aşağılayıcı bir bakış attı ve bir anda bileklerini bırakıp üzerinden kalktı. “Zevk aldığım konusunda yalan söyledim. Bana zevk verebilecek bir kadın değilsin sen. Şimdi kalk üstünü başını düzelt. Seni evine götürecekler.”
Ozan ağa, Hazal’ı yerde bırakarak arabasına doğru ilerledi. Hazal’ın ise kalkıp doğrulmaya bile dermanı kalmamıştı. Ne yaşadığını idrak edemiyordu. Anlayamıyordu. Anlayabileceği türden şeyler değildi.
Tüm dengesi alt üst olmuştu. Çok geçmeden 2 adam siyah araçtan inip ona doğru geldiklerinde Hazal sıyrılan tişörtünü ve dağılan saçlarını düzeltti.
Hazal ters bir hareket yapmasın diye elleri silahlarının üzerindeydi. Bir mahkum gibi onlarla arabaya bindi ve tanıdık yolların onu evine yani kefenine götürüşünü donmuş gözlerle izledi.
Elinden başka hiçbir şey gelmiyordu. Bileklerinde kelepçe vardı sanki. Boğazı düğümleniyordu. Telefonu cebinde titreyip duruyordu. Ruh gibiydi.
Telefonu kulağına götürdü. Abisi Civan’dı.
“Neredesin lan? Gebertecekler bizi!”
Hazal yutkundu. Yutkunduğu nefes boğazını acıttı ve canını yakan o kelime çıktı ağzından. “Geliyorum.”