“Demek beni sikeceksin ve yatağını kirletemezsin ha?!” dedim aynaya bakarak. Yeşil gözlerimi ortaya çıkaran bakışlarımı buğulu gösteren bir makyaj yapmıştım. Kıpkırmızı bir ruj sürmüştüm dolgun dudaklarıma.
“Sen göreceksin Sarp, karın neymiş göreceksin.” diyip hırsla sahnede giydiğim vücuduma oturan bir elbiseye uzandım. Siyah straplez ve mini bir elbise.
Şimdiye kadar vücut hatlarımı gösterecek hiç bir şey giymemiştim. Kendimi saklamış sakınmıştım, başıma gelenlerden sonra.
Daha 13-14 yaşlarımda adlandıramadığım sözlü tacizler duydum babam sandığım adamdan. Vücudum değiştikçe üzerimdeki bakışları değişti. Ama konduramadım bir baba evladına bu şekilde bakmaz ve konuşmaz dedim. Bana öyle geldiğini, yanlış yorumladığımı düşündüm. Yanıldığımı ne yazık ki çok geç anladım. Meğerse hissediyormuş insan kötülüğü ama ne olursa olsun beklemediği için “Yok canım.” diyip geçebiliyormuş. Ama başına geldiğinde ise hislerinin hiç bir yararı olmuyormuş insana aksi gibi yaşadığı şeylerin de telafisi olmuyormuş. Bunu anladığım da işte benim içinde çok geç olmuştu.
O günlerden kalan anılarla gözlerim dolarken yarama dokundum. Üzerinde parmağımı gezdirdim. Gözyaşlarımın akmaması için gözlerimi kırpıştırdım. Derin bir iç çektim.
Telefonumu elime aldığımda Rıza abiyi aradım. Şarkı söylediğim gece kulübünde bana yardım ediyor, aynı zamanda korumalığımı yapıyordu.
“Alo abi?” dedim telefonu açtığında.
“Söyle abim!” dedi tok sesiyle.
“Rıza abi patrona bu akşam gelemeyeceğimi söyle.”
“Neden? Bir şeyin mi var?” dedi kuşkulu bir tonla.
“Yok abi, bir şeyim yok. Özel sebep.” dedim sadece.
“Tamam abim, ben söylerim.”
“Sağol abi.” diyip telefon görüşmesini sonlandırdım.
Siyah topuklu sandaletlerimi giyip küçük siyah çantamın içine telefonumu attım. Üzerime siyah bir pardesü aldım, kızıl hafif dalgalı saçlarımı pardesünün üzerine çıkardıktan sonra aynadaki yansımama baktım. Yüzümdeki yara dışında her şey olması gerektiği gibiydi. Sahnedeki kadındım yine. Erkeklerin yüzlerinde gördüğüm arzu ve hayranlık, kadınların yüzlerinde gördüğüm kıskançlık uyandıran o duruş. Elbette kimse yaramı bilmiyordu. Bunun için maskemi yüzüme takıyor ve bir yaraya sahip olduğumu kimse anlamıyordu. Yüzüme maskemi de taktıktan sonra işte hazırdım. Evden kimsenin bilmediği sadece benim kullandığım yerden kimse beni görmeden çıktım.
Sarp’ın dediği otele gitmek için yoldan geçen ilk taksiye el attım. Taksi durduğunda “Ravzn otel.” dedim. Şöför sürmeye başladığında içimde adlandırdığım duygular vardı. Heyecan mıydı? Korku muydu? Bilmiyordum. Ama tek bildiğim bu iki duygunun da olmayacağıydı.
Sarp yakışıklı bir adamdı, uzun boyluydu. Yüzünün keskin hatları vardı, biçimli burnu, koyu gözleriyle çekici bir erkekti ama bana yaşattıklarından ve hakaretlerinden sonra benim seveceğim bir adam değildi. Nefrette etmiyordum, evet. Çünkü Sarp nefretime bile layık değildi.
Otele vardığımızda düşüncelerimden sıyrıldım. Şöföre ücreti ödedikten sonra otelin ışıklı panosuna bakarak derin bir nefes aldım.
İçeri adım attığımda resepsiyona doğru yürüdüm.
Bana gülümseyen kadın resepsiyonist “Hoşgeldiniz, nasıl yardımcı olabilirim?” diye kibarca sordu.
Tam ağzım açılmıştı ki, kendimi toparladım. “Konuşmak yok.” diye içimden söyledim. Kıza gülümseyip elimi kaldırdım ve işaret parmağımla kalem işareti yapmaya çalıştım. Kız anlamış olacak ki “Elbette.” diyip önüme defter ve kalem koydu.
“Sarp Karadağ.” yazıp ona gösterdim.
Kız “Bir dakika.” diyerek rezervasyonu kontrol etmek için ekrana döndü.
“Böyle bir kayıt yok efendim.” dedi başını sağa sola sallayarak.
İçimden rahatlama mı geçti tam bilmiyordum ama kıza gülümsedim. Köşeye çekildim ve telefonumu çıkardım. Ona bir mesaj yazdım.
“Ben oteldeyim. Seni bekliyorum.”
Bara doğru ilerledim. İçki içmişliğim yoktu pek ama ihtiyacım olduğunu düşündüm. Bar taburelerinden birine yerleşip hafif bir kokteyl istedim.
Telefonu çıkarıp önüme koydum. Sarp’tan herhangi bir arama veya mesaj gelirse görmek için, ama henüz bir şey yoktu.
Barmen bana kokteyli verdiğinde mesajda gelmişti. Kısa bir video göndermişti Sarp. Oynat tuşuna bastığımda hemen iniltiler duyuldu. Başta hareket edemedim. Etrafa baktım hızlıca. Sesini alçaltıp telefonu kulağıma götürdüm.
Nefesim kesilmiş dudaklarım kurumuştu. Ama nefesimi kesen onun bir kadınla seks yapıyor oluşu değildi. Bu zaten hep yaptığı bir şeydi. Nefesimi kesen kadınla benim hakkımda konuşmasıydı.
“Çirkin diye kayıtladığın bir numara mesaj atmış.” dedi kadın inleyerek.
“Ohhh amına koyduğum işte böyle…” dedi Sarp kaba bir sesle.
“Otelde seni beklediğini yazmış.” dedi kadın hazdan sesi zayıflamış bir şekilde.
“Daha çok bekler. Durma devam et. Amcığınla rahatlat beni hadi.”
“Ahh Sarp çok büyük!” diye bağırdı kadın.
“Evet güzelim çok büyük! Şanslısın ki karım olacak Çirkin yerine yarağımı sen yiyorsun.” diyen Sarp boğuklaşan sesiyle homurdandı. Kadının çığlığı kulağıma doldu, gözlerim yaşlarla ıslandı. Maskemin altından aşağı indi.
Sesler devam etti, inleme ve etin ete çarpma sesi. Sarp tekrar konuşmaya başladığında hırsla söyleniyordu.
“Dünyada son kadın Çirkin’de kalsa sikmem onu! Ohhh… Bak Çirkin, ne amcıklar sikiyorum!”
Telefonu kulağımdan indirdim. Hala video açıktı ama artık sesi yoktu. Sarp’ın kalçaları ritmik ve oldukça hızlı bir şekilde kadına çarpmaya devam ediyordu. Kadını altına almıştı ve doğrudan kameraya bakarak gülümsüyordu.
Yüz ifadesine tiksintiyle baktım. Videoyu durdurdum ve sildim.
Çeneme yol alan gözyaşlarımı da sildim. Barmene seslendim. Barda oturan diğer adama içkisini verdikten sonra bana döndü.
“En sert içkiden istiyorum.” dedim doğrudan.
“Peki hanımefendi.” diyen barmen şişelerden birini tezgahtan çıkardı ve bir bardağa koyup önüme koydu.
Kehribar renkteki sıvıyı bardağın içinde inceledikten sonra ağzıma götürdüm. Bir yudum aldım. Tadı keskindi, anında boğazımı yakmıştı. Yüzümü buruşturmuş olmalıydı ama bu kimin umurundaydı ki… Zaten çirkin değil miydim?!
“Öyleyse çirkinlerin şerefine!” dedim, sesli söylemiş olduğumun farkına sonradan vararak.
“Hıh.” diye bir ses duydum tam yanımda duran bir adamdan. Benim yanımdaki taburenin yanındaki yere oturdu ve sanki hıh diyen o değilmiş gibi barmene içki siparişi verdi.
“Pardon!” demiştim ki beni duymamazlıktan geldi.
Sarı uzun saçları yüzünün çehresini kapatıyordu.
Önüme döndüm ve içkimi tek dikişte bitirdim. Boğazımı yakan içki benden anlamsız bir ses çıkmasına neden oldu.
Az önce yakınıma oturmuş olan adamın bakışları doğrudan üzerimdeydi.
Siyah koyu gözleri altın koyusu sarı tutamlar, sarı saçlarıyla karışık ve inanılmaz bir hava katıyordu. Yeryüzünde bir melek varsa o olabilirdi. Bir erkek için yapılacak en son betimleme bu olabilirdi ama gerçekten bir meleğe benziyordu.
Yandaki tabureye geçtim. Ona yakın olmak istedim. O ise bakışlarını çoktan üzerimden çekip önündeki bardağa dönmüştü.
Omzuna elimi kaldırdım ve parmak uçlarıyla omzuna dokundum.
“Pardon bir melek olabilir misin acaba?” diye sordum.
Dokunuşumdan irkilmiş gibi yaptı. Ama yine de elimi ordan çekmedi. Sadece boğazdan gelen bir sesle kıkırdadı o kadar alçaktı ki doğru düzgün duymamıştım bile.
“Melek mi? Azrail de bir melek.” dedi başını hafifçe sallayarak. Bana bakmıyordu, önündeki bardaktaydı bakışları.
Ses tonu beni etkilemişti ve onunla daha çok konuşma isteği uyandırmıştı bende. O yüzden kendimi tutamadan “Sen Azrail misin?” diye sordum.
Cevap vermedi.
“Azrailsen beni al…” dedim kulağına yaklaşarak.
Hafif bir titreme hissettim omzundaki elimden dolayı ama o hiç bir şey hissetmiş gibi görünmüyordu.
“Ölmek mi istiyorsun?” dedi ses tonu tehlikeliydi.
“Belki…” diye fısıldadım. “Senin elinde ölmek güzel olabilirdi.”
“Elini çek! Oyununa vaktim yok.” dedi sertçe.
Erkeksi kokusu bana hiç yapmayacağım bir şey yaptırdı ve ayağa kalkarak ona daha da sokuldum. Diğer elimi bacak arasına koyacaktım ki bileğimi sert bir şekilde tuttu.
“Ne yaptığını sanıyorsun?” diye tısladı. Kusursuz yüzüne baktım, bileğim tutuşundan dolayı acıyordu ama benim tek düşündüğüm onun ne kadar yakışıklı bir erkek olduğuydu. Sarp’tan bile daha yakışıklıydı.
Yanıt vermemenden sıkılmış olmalı ki, sertçe bileğimi itti. Sallanıp bir adım geri çekildim ama uzaklaşmadım. Yeniden ona sokuldum. Kulağına edepsizce fısıldadım.
“Beni siker misin?” dedim alt dudağımı dişlerimin arasında ısırarak.