Sabah griydi. Bulutlar, dağların tepesine kadar inmişti. Vadi sessizdi ama içeride herkes ayaktaydı. Tarık monitör başında, Eren koridorda nöbetteydi. Ben masanın kenarında, örtünün altında duran diske bakıyordum. Henüz kimse ona dokunmamıştı. Sessizlik, bir emir gibiydi burada. Kimse diske yaklaşmıyor, kimse sorular sormuyordu. Herkes bekliyordu — sanki o küçük metal parça kendi kendine konuşacakmış gibi. Selis kapıdan içeri girdi. Üzerinde tozlu bir mont, elinde çamur lekeli bir çanta. “Yolu kapatmışlar,” dedi nefes nefese. “Şehre iniş kontrol altında. Basın sabah manşetleri toplamış. Devlet konuşmuyor ama insanlar konuşuyor. Herkes ‘o’ndan bahsediyor.” “Kimden?” diye sordum. “Yüzbaşı Ali Baranlı. Yaşıyor diyorlar.” Kalbim aniden sıkıştı. Tarık hemen araya girdi. “Dedikodudur. Sist

