KUMANIN YEMİNİ - 9

2138 Words
Kaderin düğümlediği bağların kopması imkansız denecek kadar zordur. Birkaç saniye boyunca ikili öylece durdu. Aslında bu duruş şaşkınlıktan geliyordu. Nehir, ona kaskatı bakan adamdan gözlerini çektiği an ateşe değmiş gbi geri kaçtı. Kaçmaya çalıştı. Belini saran kol buna izin vermemişti. Soğuk bir tonla “Dikkat et” deyip kolunu çekti. Dik dururken “Ablan nerede?” dediğinde Nehir sakin kalmaya çalıştı. “Lavaboya gitti. Ne o izinsiz tuvalete de mi gidemiyor?” “Boş boş konuşup benim canımı sıkma.” Soluğunu bırakan kız “Sabır sabır” diye mırıldanıp adamın yanından geçti. Eksikleri görüp geri mutfağa döndüğünde ise Elvan solgun bir yüzle gelip ona yardıma başladı. Nehir onu gördüğünde ise “Abla, otur sen ben hallederim. Çok solgun görünüyorsun” dedi. Alnını ovan kız “Senin çekmeceden ped aldım haberin olsun.” derken kasıklarındaki acı etini oyuyor gibiydi. “Sorun değil abla. Ağrı kesici vereyim mi? Belki iyi gelirdi.” “Yok ya içinde kesiliyor biliyorsun.” O gece yemekler yendi ama gerginlik had safhadaydı. Kaşif, Hasan ağaya sürekli laf çarpıp durdu. Emine de kocasından aşağı kalır değildi. O da Zehra’ya laf çarpıyor, yediğine içtiğine sürekli kulp buluyordu. Ceylan, Zühre’nin bakışlarını görse de keyfini bozmuyordu çünkü bir şeyi çok net anlamıştı. Kocasına aşıktı. Kocası da onu seviyordu. Daha ne isterdi ki. Lakin yine de huzursuz bir yanı vardı ki bu yanı kamçılayan Zühre’ydi. O da Behram’ın karısıydı ve iki çocuğu vardı. Kanı dondu. Bu gerçek düşündükçe yüzüne çarpıyor kıskançlığın yanı sıra acı da dört bir yanında dolanıyordu. Kocasını paylaşmak zorundaydı. Ama istemiyordu. Zaten biliyordu ki Behram ona dokunmuyordu. Bahar'ın doğumu sonrası odayı ayırmış tek başına yatar olmuştu. Şimdi ise kendi rızası ve isteği ile onu koynuna alıyor, odaya taşınıp aynı yatağı paylaşıyordu. Özetle Ceylan’ı ciddi bir sinir harbi ile kıskançlık krizi bekliyor Zühre’ninse nefretiyle tanışıyordu. Nehir ablasının halini hiç sevmemişti. Herkes gittiğinde ve annesi ile mutfağa geçtiğinde kolunu tutup oturttu ve karşısına geçip kendi de otururken iç çekti. “Ana, ben ablamın halini hiç sevmedim.” “O niye kız? Bir şey mi dedi yoksa?” “Demedi ana demedi. Artık ne dedin nasıl sesini kestiysen kimseyi şikayet edemedi ama çok solgun. Biliyorsun bir süredir adet düzensizliği vardı. O devam ediyor benim anladım. Ağrısı da fazla. Kocası olacak odun alıp da bir doktora götürmüyor. Sen bana müsaade etsen de ben müsait bir anda alıp götürsem. Belki o kadar acı çekmesinin başka bir nedeni vardır.” Zehra kaşlarını çattı. Küçük asi kızına sertçe bakarken ayağa kalktı. Koluna uzanıp tuttuğunda sıkmaya başladı. “Bana bak Nehir. Ablan artık bu evin kızı değil. Başında kocası kaynanası kayın babası var. Onu onlar düşünür. Sen sakın kendi başına iş yapma. Şunlarla bizi karşı karşıya getirecek bir iş yapmayın abla kardeş. Zaten sinirden tansiyonum oynadı daha fazlasını sen yükseltme.” Gözleri büyüyen kız bir anda ayaklandı. Annesine büyük bir hayal kırıklığı ile bakarken yutkundu. Bu kadardı işte her şey. Babasını anlardı da annesinin gözünde de kız evlat olarak değerleri yoktu. “Ana, ana biz senin evlatların değil miyiz? Ablam senin kızın değil mi? O acı çekerken zorluk çekerken sen nasıl karşıma geçip bunları söylersin. Babam olsa anlarım. Merdan hariç bizi gözü görmüyor da sen nasıl dersin bunu.” Zehra göz devirdi. Zaten tüm gece Emine’ye maruz kalmış Kaşif’in nefret dolu bakışlarına maruz kalmıştı. Daha fazlasını bu gece kaldıramazdı. “Nehir, beni delirtme kızım. Elvan evli. Kocası ona sahip çıkar. Bak kaçtır babanla uğraşıyorum bir de sen çıkma başıma vallahi kalbini kırarım. Asla müsaadem yok. Ablanla değil doktora götürmek yanına ziyaret gitmeyeceksin benim haberim olmadan. Duydun mu?” Genç kız büyük bir hayal kırıklığı içinde kulaç atarken dudaklarını birbirine bastırıp yutkundu. Ne zordu annesinin karşısında böylesine güçsüz olmak benim de annem var arkamda diye düşünememek rahat olamamak. Sesini çıkarmadı. Sadece “Allah var ana. Bunu hiç unutma. Gün gelir o hiç gözünün görmediği kızlarının eline kalırsın” deyip arkasını döndüğünde Zehra kızına bağırdı. “Sen bir de utanmadan anana ah mı ediyorsun. Nehir! Hemen buraya gel.” Gitmedi. Odasına çıkıp kapıyı çarparken babasının çoktan gittiğinden haberdardı. Kendini yatağa bıraktığında sinirden gözleri dolmuştu. Babasını geçiyordu da annesinin yanlarında olmaması canını hem yakıyor hem de sıkıyordu. Üzerini değiştirip yatağa uzandığında gözlerini kapadı ve yan dönüp uyumaya çalıştı. Göz kapaklarında önce ablasının yorgun ve halsiz solgun hali dolanıp durdu. Kalbi öyle bir ezildi ki sol yanı resmen acıdı. Ardından bir şey oldu. Midesini kaldıran bir şey üstelik. Aras. Mutfak kapısında karşılaşmaları ve düşecekken onun tutuşu. Saniyeler geçerken bırakmayışı ve bakışlarındaki donukluk. Nehir öyle bir doğruldu ki nefesi kesilmişti. Kaşlarını çattı. Sadece bir an o herifi düşündüğü için kendine öyle küfürler etti ki aklına hayaline o küfürleri hiç getirmezdi. Aras denen adam öküzün, odunun, mendeburun, kasıntının tekiydi. Kendi karısının halinden haberi yoktu. Ağayım diye ortalarda geziyordu ama hiç bir halta gücü yetmiyordu. Anasının rahminden tam çıkamamış biriydi. Yeniden yattığında kendini tokatlamak istedi. Ablası tek odak noktası olmalıydı. Ertesi sabah kahvaltı hazırlarken Merdan avluda top oynuyordu. Masayı hazırlarken birkaç kez “Bahçe de oyna birimize gelecek o top” dese de küçük çocuk babasından aldığı o yüzle asla ablalarını ve annesini dinlemiyordu. Bu yüzden de oynamaya devam etti. Elinde çaydanlıkla mutfaktan çıkmış ve diğer salona geçiyordu ki eline sertçe çarpan top yüzünden çaydanlık üzerine devrildi. Kaynar olduğu için çığlık atan Nehir çırpınırken çalışanlar kızı banyoya sokmak için götürüyordu ki merdivenleri inen Hasan ağa kaşları çatık biçimde bağırdı. “Ne beceriksiz bir şeysin sen böyle. Bir de bağırıyor. Neye bağırıyorsun acaba arsız arsız. Ya Merdan’a gelseydi o çay? O zaman bu konakta nereye kaçacaktın seni elimden kim alacaktı?” Nehir ağlarken elbisesini teninden uzak tutmaya çalışıyordu. “Ya baba sen ne diyorsun? Onun yüzünden yandım ben. Top oynama diye kaç kere söyledim. Bir kere de savunma şunu.” Hasan Bey birkaç adımda kızın önüne gelip kolunu tuttuğunda sarstı. “Oğlumu savunurum tabi bize kalacak olan o. sen de ablan gibi siktir olup gideceksin el kapısına oraya hizmet edeceksin. Seni mi savunacaktım bir de. Hem de kim oluyorsun da babana atana tersleniyor bağırıyorsun. Kırarım lan kolunu çolak bırakırım.” Nehir dilini tutamayıp “Dilerim Allah’tan istemediğin kızlarının eline kalasın” dediği an yeri boyladı. Bir an dünyası kararmış gibiydi. Yanağındaki yangın tenine değmiş kaynar sudan daha beterdi. Babası ona öyle sert bir tokat atmıştı ki resmen nevri dönmüştü. Eğilip saçlarından tutarken “Sen bana beddua mı ediyorsun? Gebertirim kız seni” demesiyle Zehra Hanım merdivenleri koşarak indi. Kızını kocasının elinden almaya çalışırken “Öfkeni kızından çıkaracağına git kim damarına bastıysa ona söylen. Bırak çocuğu. "dedi. Onun kızgın olduğu da nefret beslediği de Kaşif Karanşah’tı. Kızı vermişti ama hala işlerini baltalıyor önüne sürekli çıkıyordu. Geçen gece oturduğu kumar masasına o da oturup peş peşe üç el kazanarak parasını aldığında gırtlak gırtlağa gelmişlerdi. Aklından ise söyledikleri çıkmıyordu. “Benim kuma alacağım kızı sen kendine karı alırsan benden ölene kadar kurtulamayacağını da bilirsin.” Evet, Kaşif zamanında Emine’nin üzerine kuma getirecekti. O dönem Behram doğmuş bu durumu ertelemişti ama çok geçmeden Hasan Zehra’yı nikahına alıp konağına hanım yaptığına düşmanlıkları perçinlenmişti. Geçmişten gelen arsa kavgasına bir de kadın kavgası eklenmişti. Emine de bunu bildiğinden Zehra’ya it gibi davranıyor onu küçük görüyordu. Bu nedenle kızına da aynı muameleyi yapmayı esirgemiyordu. Elbette bu konu ayyuka çıkmamıştı ama iki çift arasında yıllardır süre gelen bir çekişmeydi. Hasan, Nehir’i bırakıp Merdan’ın yanına gittiğinde kolunu omuzuna attı ve “Gel oğul biz seninle dışarıda mükellef bir kahvaltı edelim. Bu beceriksizler bir şeyi yapamadılar. Sabah sabah asabımı bozdular.” dedi. Merdan ondan aldığı güçlü “Kız aklı bana kısa olur derler. Ben bir büyüyeyim seni de anamı da çiçekler gibi bakar hiç üzmem.” derken ağlayan ablasına dil çıkardı. Baba oğul giderlerken kalkan kız ona “Kızım sende neden dikkat etmezsin ki” diyen annesine kaşlarını çatarak bakıp “Allah canımı alsın da kurtulayım başka da bir şey istemem. Rabbim sizin elinize düşmanımı düşürmesin düşmanıma acırım” deyip odasına çıktı. Banyoya girdiğinde elbiseyi teninden zor ayırdı. Eti öyle kızarmıştı ki tek duası elbise hemen su çeken cinsten değildi. Büyük bir acıyı ve yanık durumunu atlatmıştı. Karanşah konağında ise Elvan cam siliyordu. Ceylan, yemek işine girişmiş Zühre ise toz almayla uğraşıyordu. Merva kardeşi ile oynarken kek yapan Ceylan onlara birer dilim getirdi. Yerdeki örtünün üzerine koyarken “Şimdi size süt de getiriyorum kuzularım” deyip gülümsedi. Kızları çok seviyordu. Onlarla büyüyor ablalık etmeyi hoş buluyordu. Merva annesine baktı. Ardından Ceylan’a dönüp kek tabağını aldı ve örtünün dışına attı. “İstemiyorum senin pis kekini.” Bu söz karşısında gözleri büyüyen kadın “Merva, ne yapıyorsun kuzum? Niye attın tabağı? Sen benim keklerimi severdin bebeğim canın mı istemedi.” derken eğilmiş yerdeki keki ve kırılmış tabağı topluyordu. “Seni sevmiyorum artık. Babam senin yüzünden bizi sevmiyor. Git istemiyorum git.” Ceylan kaskatı kesildi. Daha beş yaşında anca olan çocuktan bunları işitmesi normal değildi. Gözleri Zühre’ye değdiğinde onun elindeki bezle yanaştığını gördü. Kızlarının yanına gelen kadın “Bir daha çocuklarıma yaklaşmayacaksın duydun mu? Senin hiçbir şeyini onlar yemeyecek.” dediğinde dudakları aralanan kadın inanamadı. Sırf kendi hırsı yüzünden küçücük çocukları etkiliyordu. Emine hanım merdivenleri inerken Zühre sesini yükseltti. “Sana demedim mi kızlar çikolatalı bir şey yiyince kaşınıyor diye. İnadına mı yapıyorsun? Dokunma benim çocuklarıma sağlıklarını bozmana izin vermem.” Kadının gür ve tok sesi her şeyi bastırdı. “Neler oluyor burada?” Zühre kızlarını kucakladı. “Ana, kızlara zararlı diyorum inadına çikolatalı şeyler yapıp yediriyor. Kaşınıyor çocuklar yara oluyor bedenleri. Doktor de yedirmeyin demişti. Bir de çocuğa yemiyor diye kızıyor.” Kaşları çatılan Emine “Sen başkasının çocuğuna analık etmeye çalışacağına kendin doğurup analığı öğreneceksin. Bu çocuklar benim torunum. Hangi akla hizmet zarar veriyorsun.” diye söylenirken ses tonu adam döver gibiydi. Ceylan başını eğip “Hata yaptım ana kusuruma bakma. Unutmuşum kızların durumunu” dedi ama gelen ani mide bulantısı ile eli dudaklarına gitti. Orada duramadı daha fazla ve ağzına dolan mide özsuyu ile lavaboya koştu. Birkaç dakika boyunca öğürüp durdu. Sonunda bittiğinde elini yüzünü yıkadı. Halsizleşmişti. Çıktığı an kapıda onu bekleyen kişi Emine’ydi. Yüzünde istediği almış gibi bir ifade vardı. “Gebe misin?” “Bilmiyorum ana.” “Oğlumun koynuna gireli bir ayı geçti.” “Ben yani dün hasta oldum ana. Ondan belli ki midemin kötü olması.” Yüzü düşen kadın “Git yemeği hallet. Hanenin erkekleri gelecek bu saat olmuş hala ağza atmaya yemek yok.” diyerek azarladığında onları gizlice dinleyen Zühre’ydi. Bir an gebe kaldığını düşünmüş yüreğine inecek gibi olmuştu ama Ceylan hasta oldum değince nefesini bırakmıştı. Ne yapıp edip ondan önce yeniden gebe kalmalı erkek doğurmalıydı. Tek sorun Behram’ın ona dokunmamasıydı. Onu da bu gece konuşarak çözecekti. Sonuçta onun da kocasıydı ve koynuna almak zorundaydı. Kocalık görevini yerine getirmeliydi. Akşam olduğunda ise yemekler yenmiş kahveler içilmiş Elvan ile Ceylan mutfağı topluyordu. Emine Hanım çalışanları mutfağa sokmaz evin gelinlerine işleri yaptırırdı. Elvan kasıklarını tutup sedire çöktüğünde elinin köpüğünü durulayan Ceylan “Elvan, yine mi sancın var?” dedi. Başını sallayan kız ses etmedi ama artık dayanamadığından bir ağrı kesici içti. “Doktora mı gitsen?” “Aras, birkaç haftalığına şehir dışında olacakmış. Gelsin ona derim.” “Ben Behram’a derim o bizi götürürdü. Ben yanında olurdum senin.” Elvan bunu çok istese de annesinin laflarından kaynanasının tutumundan çok korkuyordu. Bu nedenle “Yok sağ ol. Bunu düşünmen bile yeter. Aras gelsin hallederim ben.” demekle yetindi. Ceylan bir şey diyemedi. Büyükler odalarına çekildiğinde işler de bittiğinde diğerleri de tek tek odalarının yolunu tuttu. Ceylan önden gitmiş bir duşa girip rahatlamıştı. Behram ise odaya çıkarken koridorda yoluna çıkan Zühre “Az konuşalım mı?” dediğinde soluğunu bırakan adam “Tamam” değip odaya girdi. Makyaj aynasının önündeki pufa oturup yatağın kıyısına oturmuş kadına bakarken “Seni dinliyorum” dedi. “Behram, ben seni istiyorum.” Kaşları çatılan adam “Ne demek bu?” dedi. “Sen benim de kocamsın. Bana karşı da kocalık görevlerin var. Bunu yerine getirmeni istiyorum. Beni de koynuna al. Belki bizim bir oğlumuz olur. Lütfen.” Ayağa kalkan adam sinirle soludu. “Zühre. Arada imam nikahımızın olması bir şeyi değiştirmez. Bahar senin karnında yeşerdiğinden bu yana ben sana dokunmadım. Aradan geçen neredeyse üç yıl var ve sen ne hikmetse şimdi kocalık görevi istiyorsun. Yapma. Ben, ailemin isteklerine uydum seni kabul ettim sırf çocuk için koynuma aldım doğru. Ama bu demek değil ki böyle devam edecek. Benim karım Ceylan. Sevdiğim kadın o. sen çocuklarımın annesisin. O yüzden de bu konakta kalıyorsun. Ona gönlümü açmışken sevdalanmışken ihanet etmem. Sen karım olsan bile bunu yapmam. Bir daha açma bu konuyu ve kızlarımızla ilgilen.” Odadan çıkarken arkasından bakan kadın dişlerini sıktı. Sinir o kadar fazlaydı ki elleri titriyordu. “Bu iş burada bitmesi Behram Efendi. Ya paşa paşa koynuma gireceksin ya da ben hamile kalmanın yollarını bulur seni de dize getiririm. O zaman görüşürüz sevdalandığın kadını da ona açtığın koynunu da.” Ceylan, yatağa uzanmış kocasını beklerken iç çekti. Zühre durmuyordu. Çocuklar konusunu Behram’a söylese mi yoksa kendi mi halletse bilmiyordu. O sıra merdivenleri usul usul çıkan adam da Zühre’nin isteğini karısına söylememe taraftarıydı. Durduk yere canını sıkmaya lüzum yoktu. Olmayacak bir şey için içine şüphe ekmenin alameti yoktu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD