Efsun kafenin kapısını açarken saat yediği çoktan geçmişti, Şiir ise yanında gözlerini Uykuya yenik düşürmemek için çabalıyordu. Efsun gülümsedi ve küçük kızının elini daha bir sıkı tuttu. Onu hayata bağlayan tek şey buydu işte, Şiir'iydi... Yaptığı en büyük hataydı evlenmek ama bu hata ona mükemmel bir hediye vermişti. Ne demişlerdi, her şer'de bir hayır vardı.
"Allahım sana şükürler olsun"diye mırıldandı ve kafeye girdi. Şiir'i mutfaktaki koltuğa uzandırdı ve üzerine battaniye örttü.
"Anne, ben uyumak istemiyorum." dedi Şiir uykulu sesiyle
"Şiir'im uyuma tamam, ama biraz kapat gözlerini bak bakalım gözlerin uyumak istiyormuymuş, o da istemiyorsa uyumazsın zaten" dedi ve kızının saçlarını okşadı.
"Tamam anne beş dakika kapattıcam gözlerimi, eğer onlar uyumazsa uyumayacağım." Dedi ve gözlerini yumdu. Bir kaç dakika sonra kızının uyuyacağını bilen Efsun mutfağa geçip menüsündeki kekleri ve kurabiyeleri yapmaya başladı...
Yılların verdiği el becerisiyle bir saatte hepsini firina vermişti Efsun. Elini iyice yıkayıp ön tarafa geçti. Masaları tek tek sildi. Kapı sesi geldiğinde gülümseyerek arkasını döndü.
"Buyrun hoşgeldiniz." diyerek gelen üç adama ilerledi. İç ısıtıcı gülümsemesi adamın sesiyle yavaş yavaş silindi.
"Beste nerde?" diyen en öndekinadamın sesi, kadının kalbini titretmişti. Aklına hücum eden sorulara hakim olamıyordu. Beste'yi ne yapacaklardı, neden soruyorlardı ki? Ayrıca Beste gibi sessiz, sakin, kendi halindeki bir kızı, böyle korktucu adamlar nereden tanıyorlardı? En önemlisi neden soruyorlardı?
"Beste yok." Dedi Efsun Hanım, kızı vardı ve beş kişilik kocaman ordudan korkuyordu açıkçası, adamların öylesine korkutucu bir ifadeleri vardı ki karşılarında hiç kimse beş dakikadan fazla durmazmış gibiydi.
Adam, sağ tarafındaki adamına bakıp başıyla mutfağı gösterdi. Oldukça kalıplı 30 yaşlarındaki adam hemen onaylayıp mutfağa ilerledi. Efsun'un korkusu ikiye katlandı. Şiir'i, kızı oradaydı. Ellerinin titremesine hakim olamıyordu.
"Durun ne yapıyorsunuz. Beste yok diyorum. Kızım orada uyuyor." dedi can havliyle Efsun. Kızına zarar gelmesi onun ölmesi demekti.
"Demek kızın var... Kızının canının yanmasını istemiyorsun değil mi?" Dedi adam, sesi Efsun'un içini dondurmuştu, terleyen avuç sıktı.
Cesaret Efsun, Cesaret!
"Kimsiniz siz! Polisi arayacağım" diye bağırdı. Adamın kahkahası onu korkutmuştu.
Cesaret mi? Ne cesareti?
"Polis mi? Güldürme beni Efsun! Ben polisten korkacak bir insan mıyım?" Dedi hızlı adımlarla korkudan titreyen kadına yaklaştı ve boğazına yapıştı. " Seni de, o küçük kızınıda yok ederim lan! Tarih sayfalarından silerim! Kimse cesedinizi bile bulamaz! Anladın mı beni! Eğer ağzını kapamazsan ölürsünüz ikinizin de gözümü kırpmadan öldürürüm. O oruspuya hiç birşey söylemeyeceksin" Diye bağırdı. Efsun boğazını sıkan eli çekmeye çalışıyordu. Nefes alamıyordu ve anladığı tek şey bu adamların herşeyi yapabileceğiydi. Kızını, Şiirini öldürebilirlerdi. Bir kaç saniye sonra adam onu bırakmıştı. Ciğerlerini oksijen ile doldurmak için derin derin soludu havayı, hızla aldığı nefesler sonucu öksürük krizi tutmuştu ve boğazı acıyordu.
"Umarım iyi anlatabilmişimdir Efsun Hanım. Bugün Beste'nin olmaması sizin için bir dezavantajdı. Eğer yarına kadar ağzını açmazsan ne kızın ne sen ölürsün. Ama ağzından çıkacak olan küçük bir söz ikinizin de ölmesine neden olur ve emin ol ölmünüzü izlemek benim için çok zevkli olur."
Adam yine bir baş işaretiyle adamlarıyla kafeden çıkmışlardı. Efsun dizlerinin tutmamasına rağmen ayağı kalktı ve kızının yanına gitti. Hiç bir şeyden habersiz uyuyordu meleği. Onu uyandırmamak için kasanın önündeki sandalyeye çöktü ve ne zaman aktığını bilmediği gözyaşlarını sildi. Aklında bir sürü soru vardı. Bu adamlar kimdi? Ne istiyorlardı? Besteyi nerden tanıyorlardı? Ona ne yapacaklardı?...
*&*
Işığın gözlerimi delip geçmesiyle uyandım. Yerimden doğrulmaya çalışmamla, tekrar uzanmam bir olmuştu. Sırtım dün yediğim darbeler nedeniyle acıyordu. Sağ gözümü tam açamıyordum muhtemelen dün dayım denilen lanet adamın attığı yumruklardan biri isabet etmişti. İnsanlar nasıl bu kadar acımasız olurlardı anlamıyordum. Yavaş yavaş doğrulup kapının yanındaki küçük aynaya ilerledim. Aynaya yansıyan yüzüme baktım. Sağ gözüm morarmıştı. Saç dibimin hemen altında dün masaya çarpıldığı için bir kesik vardı. Derin bir nefes aldım ve aynaya bakmayı bıraktım. Hayatım böyleydi işte. Akşam dayak yerdim, Uyurdum, uyanırdım, işe giderdim ve eve gelince yine dayak yerdim. Bu döndü hep devam edecekti, biliyordum.
Odanın köşesindeki kıyafetlerime ilerledim. Bir zamanlar Efsun ablanın olan yüksek bel kot pantolonumu aldım, polar pijamamı çıkarıp pantolonu giydim. Dün giydiğim tişörtü hala çıkarmamıştım, başka sağlam bir tişört göremediğim için değiştirmemeye karar verdim ve kabanimi üzerime geçirip saçımı elimle düzeltip odadan çıktım. Parmak uçlarımda yürüyerek portmantoya ulaştım ayakkabılarını giydim ve evden çıktım. Kimseye yakalanmamıştım! Gülümsemeye çalıştım ama dudağımdaki yara gülümsememe bile izin vermemişti. Inleyerek elimi dudağıma götürdüm. Bir kez daha anlamıştım ki hayatım berbattı!
Hızlı adımlarla kafeye ilerledim. İşe geç kalmıştım. Efsun ablanin bir şey demiyeceğini biliyordum ama yaptığı onca iyilikten sonra ise geç kalmak bile utanç kaynağıydı benim için. Kafenin kapısını açtığımda kafe bomboştu, kapının arkasındaki büyük 'Kapalı/Açık' tabelasına baktım, kapalı yazısı dışa dönüktü, onu çevirip mutfağa ilerledim. Kasanın yanında oturmuş olan göz yaşlarını silen Efsun Ablayı görünce hızlı adımlarla yanına ilerledim. Heyecan ve korku tüm bedenimi sarmıştı. Şiir'e birşey olduğu düşüncesi kalbimin acimasina neden oluyordu.
"Abla? Abla ne oldu? Şiir'e birşey mi oldu?" dedim sesim korkudan ve endiseden titriyordu. Efsun abla başını kaldırıp bana baktı. Gözlerinde acıyı, pişmanlığı ve korkuyu gördüğüme yemin edebilirdim.
"Yok, Şiir uyuyor. Bir şey olmadı, bildiğin şeyler. " dedi Efsun abla. Şiir'in iyi olduğunu duyduğumda derin bir nefes aldım. O benim için herşeyden önemliydi. Bu hayatta en değerli şeyim oydu benim, öz olmasada canımdan öte küçük kardesimdi.
"Çok şükür... Ee ne oldu abla o zaman?"
"Ahmet geldi. Şiiri görmek istedi. Tartıştık biraz, ondan yani" dedi Efsun Abla ve yerinde kipirdandı. Derin nefes aldım, Efsun abla için cok üzülüyordum. Isi cok zordu biliyordum.
"Aman boşver abla, sen sakin ol bak şimdi Şiir uyanıp seni ağlarken görürse çok üzülür." diye fısıldadım. Efsun abla göz yaşlarını silip başını aşağı yukarı salladı. Oturduğu sandalyeden kalkıp yüzüme bile bakmadan lavaboya ilerledi. Üzgündü, anlıyordum onu. Eski eşiydi, Şiir'in babasıydı. Bu yüzden elinden birşey gelmiyordu.
"Beste Abla" diyen sesle arkamı döndüm.
"Küçük şirinem." dedim ve dizimin üzerine çöküp kollarımı açtım. Şiir gözlerini ovuştura ovuştura yanıma geldi ve küçük kollarını boynuma doladı, başını yaslandığında kalbimden bir parçanın ısınıp vücuduma yayıldığını hissettim ve gülümsemeye çalıştım. Sevgiyi hissetmek mükemmel birşeydi, küçük bir çocuğun en sevdiklerinden biri olmak... Paha biçilemez. Bir gün biri durup 'Bu hayatta en çok kimi seviyorsun?' diye sorsalar, hiç düşünmeden söyleyeceğim tek isim 'Şiir' olurdu. Zaten hayatım boyunca sevgiyi bir tek Şiir'den ve onun -karşıma çıkardığı için Allah'a şükrettiğim- annesi Efsun Abladan hissetmiştim. Annesi ve babası çok küçükken ölmüş biri için fazla sevgisiz büyümüştüm. Üvey dayısı tarafindan büyütülen biri için ise fazla dayak yemis. Annem ve babamın yokluğunu fazlasıyla hissediyordum, en çokta, en çokta geceleri vardı onların yokluğu. Başımı yastığa koyduğumda nefes almak bile işkence oluyordu bana... Ki zaten genellikle akşamları göğüs kafesime yediğim tekmeler bu işkenceye tuz biber oluyorlardı. Uyuduğum her gece kızıyordum anne ve babama. Ölmeleri onların suçu değildi, evet! Ama beni de yanlarına almalilardi. Benimde ölmeme neden olmalılardı. Emin olduğum tek birşey vardı, ölüm yediğim tekmeler, tokatlar, yumruklar kadar can acitmazdi ve o bedeninize inen her bir acı için hissettiğiniz acizlik hissi ölümle kıyaslanamazdın bile. Bedene inen darbeden sonra gelecek olan bir sonraki darbe için ağlardınız, hissedeceğiniz acizlik için Allah'a yalvarırdınız 'Al canımı!' diye. Ama ne Allah canınızı alırdı, ne de darbelerin kaynağı size acırdı. Işte bu yüzden bir kez daha ağlardınız...
"Beste, müşteriye bak!" diyen Efsun Ablanin sesini duymamla Şiir'in kollarından sıyrıldım ve göz yaşlarını silip Efsun Abla'yı başımla onayladım. Yapacak birşey yoktu. Her gün dayak yediğim sözde ailem için para kazanamam gerekiyordu.
~&~
Son müşteriyide kafeden uğurladıktan sonra kasada oturan Efsun Ablaya yaklaştım. Bugün siparişler dışında hiç konuşmamıştık. Şiir'in kasanın arkasından çıkıp, kafe bölümüne gelmesine dahi izin vermemişti. 'Büyük ihtimal Eski eşi Ahmet yüzünden böyledir.' diye düşündüm.
"Efsun Abla iyi misin?" dedim Şiir çoktan mutfakta uyumuştu, bu yüzden rahatça konuşabilirdik.
"İyiyim Beste" dedi ve kasanın kilidini açıp üç tane yüzlük çıkardı. "Al bunları, yüz lira o lanetlere ver. İki yüzüde kaldır. Yarın kafeye geldiğinde getir." dedi kaşlarını çattım.
"Neden Abla? Birşey mi var. Zaten sabahtan beri bir haller var sende."
"Yok Beste, hiç birşeyin yok, sadece İçim rahat değil bugün, kalsın sende ne olur ne olmaz. Hem yarın başımıza ne geleceği belli değil." dedi Efsun Abla. Yaklaşık dört yıldır yanında çalışıyordum. Patron, çalışan ilişkisini geçmiştik artık neredeyse abla kardeş olmuştuk. İlk defa onu böyle huzursuz görüyordum ve böyle tedirgin.
"Tamam öyle olsun. Ama yarın akşama kadar birşey olmazsa geri vereceğim sana bu parayı, tamam mi?" dedim. Derin bir nefes alıp verdiğini hissettim.
"Tamam, Beste git artık sen otobüse bin ne olur bak" dedi
"Abla iki sokak için neden otobüse bineyim. Allah aşkına ne oldu sana bugün söyle ona göre bende temkinli olurum hem" dedim içime kurt düşmüştü.
"Ahmet sabah tehdit etti. Korkuyorum,ne olur kırma beni eve otobüsle git."
"Ne dedi o haysiyetsiz yine. Ne korkuyorsun abla ben bir polisi arayayim da görsün o şerefsiz" dedim ve kasanın yanındaki telefona uzandım. Efsun abla hizla uzattı elini telefona ve bana engel oldu.
"Yok, polisi falan arama. Ben hallettim zaten. Sadece önlem alıyorum Beste, sen git bin otobüse hadi geç oldu. Şiir de perişan oldu bugün!" dedi Efsun Abla.
Daha fazla üstelemedim ve kabanimi askidan aldım. Efsun ablaya iyi geceler dileyip kafeden çıktım. Söz verdiğim gibi otobüs durağına yaklaştım ve beklemeye başladım.
Evet, yine o lanet eve gidiyordum.
~&~
Oradaydı...
Saçları rüzgârla dans ederken kalın kabanına sarılmış, bir kaç metre ötesinde duruyordu. Eskimiş ve rengi solmuş kabanın altında bile mükemmel fiziği kendini belli ediyordu. Bembeyaz yüzü soğuktan kızarmıştı. Sağ kaşının biraz üzerinde olan morluğa baktı adam. Anlaşılan dün gece yine dayak yemişti genç kız. Sinirle kararan gözlerini bir kaç saniye kapattı ve sakinleşmeye çalıştı. Onun bakmaya kıyamadığı güzel yüze her gün onlarca darbe iniyordu.
"Biraz daha dayan" diye fısıldadı onu duymayacağını bile bile. Çok az kalmıştı onu almasına. Bir kaç nefeslik süre boyunca bekledi, birazdan gözlerinin önündeki güzellik gidecekti biliyordu. Bu yüzden döndü arkasını ve ilerledi, saklandığı karanlığına daha bir girip gözden kayboldu. Tıpkı bir kac saniye sonra izlediği güzelliğin kaybolması gibi.