8 YIL ÖNCE...
Küçük kız koşarak ilerlerken arada bir arkasındaki dev gibi adamı kontrol ediyor ve önüne dönerek kahkaha atıyordu. Minik ağzından çıkan kahkahalar kocaman odada yankılanıyor ve arkasındaki dev gibi adamında küçük kıza katılmasını sağlıyordu. Kız,merdivenlerin trabzanina sıkı sıkı tutundu ve 17 basamaklı merdiveni hızlı olduğuna inandığı bir süratle çıkmaya başladı. Adam onun bu uğraşlarına dayanamadı ve adımlarını tabiri caizse ağır çekimde atmaya başladı, zaten kendisinin bir adımı kızının üç adımına eş değerdi küçük kızını üzmek istemiyordu. Küçük kız merdivenlerin sonuna geldiğinde bir çığlık koy verip ellerini havaya kaldırarak zıplamaya başladı. Dev adamını yenmişti! Küçük kızın zafer sarhoşluğuyla mest olmasını izleyen adam gülümsedi ve yavaş adımlarını hızlandırıp kızının yanına gitti.
"Baba ben kazandım. Ben kazandım!" diyen kızına sarıldı.
"Evet, sen kazandın küçük meleğim. Şimdi dile benden ne dilerseniz" dedi gülerek ve ayrıldı küçücük bedenden.
"Bir düşüneyim Koca Dev'im" dedi ve küçük işaret parmağını sol yanağına, baş parmağını ise çenesinin altına koydu ve gözlerini kızıp kendince 'Çok bilmiş' tavrını takındı. Bir kaç saniye geçmeden "buldum"diye çığlık atmıştı. İstediği şey zaten belliydi
"Pamuk şeker ve kocaman bir yaş pasta istiyorum" dedi. Küçük kalbinin ışıltısı gözlerine yansımıştı, babasının onu onaylamasını bekledikten sonra zaferini kutlamak için trabzana tırmandı. Bacakları trabzanin iki yanından sarkıyordu kıkırdadı ve koşarak çıktığı merdivenlerden kayarak indi. Sona geldiğinde trabzanin çıkıntisina çarpan poposu acımıştı, o hep bir yerlere çarpar, yere düşerdi acı çekmeyi sevmezdi. Hatta acı çekmekten nefret ederdi ama alışmıştı, sakarlığına alışmıştı. Bu yüzden poposunun acısını umursamadan indi ve ayakları yere deyince babasının elini tuttu.
"Hadi gidelim baba daha alacak biiirrr sürü şeyimiz var" dedi uzattığı kelimeler tatlılığına tatlılık katıyordu.
"Tamam kızım sen Fatma teyzenlerde kal ben anneni alacağım dönüşte istediklerini almış olurum." dedi. Küçük kız itiraz etmeden basının aşağı yukarı salladı ve babasının söylediklerini kabul ettiğini böylece ifade etti. Fatma teyze karşı komşularıydi bir çok defa babası annesini almaya giderken Onu, oraya bırakır ve döndüğünde alırdı. Fatma teyzeyi severdi..
"Ama o zaman pamuk sekerden iki tane isterim."
"Tamam Niran'ım, benim küçük aydınlığım, ışığım..."
Küçük kız babasından duyduğu kelimelerle gülümsedi. Annesi ve babası hep ikinci isimini kullanırlardı, nedenini bilmezdi ama sadece onların zikrettiği ismini seviyordu ve tabi babasının adından sonra eklediği dort kelimelik dünyanın en anlamlı cümleyi...
Küçük kız babasıyla beraber çıktıkları eve bir daha annesi ve babasıyla dönemeyeceğini bilseydi tutardı babasının kolundan 'gitmeyelim' diye yalvarırdi. Yaptıkları koşma yarışından birinci olmamak için yere düşer bir yerlerini yaralar, bedenine zarar verirdi ama yinede çıkmazdı evinden. Bu babasiyla son çıkışıydı ve bir daha asla dönüşü olmayacaktı.
Beste Niran kimseye yalvarmazdı. Beste Niran kimseyi dinlemezdi. Beste Niran dik başlıydı. Beste Niran şımarıktı. Beste Niran dediğim dedikti. Beste Niran el üstünde tutulmaya alışıktı. Beste Niran annesinin meleği, babasının aydınlığı, ışığıydı. Ama bir kaç saat sonra Beste Niran diye biri olmayacaktı. Geriye kalan küçük beden sadece Beste olarak kalacaktı. Annesiz, babasız.. Kimsesiz Beste... İkinci ismindeki anlamı kaybetmiş karanlığa bürünmüş bir Beste.
Annesi ve babası o gün, öğle saatlerinde bir zincirleme kazada feci şekilde can vererek bu dünyadan göçüp gitmişti.
O gün küçük bir bedenden bir ruhta ölen aşık çiftin arkasına takılmıştı. Niran... Niran Karasu o gün ölmüştü...
Küçük ruhun ölümüne bir tek kişi üzülmüştü. Fakat kimse duymamıştı.
~&~
Günümüz
Alarmın kısık sesiyle açılan bilincim,sert yer yatağının keyfini çıkartmak istiyordu. Muhtemelen saat 7'ydi, dün üvey dayımın eline verdiğim 100 lira rahat bir uyku çekmemin karşılığıydı. Neyse ki verdiğim paranın hakkını almış rahat bir uyku çekmiştim ve bedenimde kabuk bağlamamıs olan yaraların acısını bile yeni yaraların oluşmaması nedeniyle hissetmemiştim. Uyku duzenim yediğim darbelere göre değişiyordu. Dayak yediğim gün acıdan uyuyamıyor, yemediğim gün ise rahat rahat uyuyordum.
Göz kapaklarımı ağır, ağır kaslarıma doğru gönderdim. Dayımlar uyanmadan evden çıkmalıydım. Eğer onlara yakalanırsam dün yiyemediğim dayağı bu sabah yerdim. Gözlerimi devirdim. Düşünüp düşünüp aynı yere geliyordum. Yataktan yine ağır hareketlerle kalktim. Köşedeki kıyafetlerime ilerledim. Yırtıklık derecesini kontrol etmeden üzerimdeki pijama ve dün ki tişörtümü çıkartım. Elimdekilerini giyip saçımı elimle dağıttım. Kabanimi üzerime geçirip sessizce odadan çıktım. Parmak ucumda ilerlerken gülümsedim. Onların suratını görmeden evden çıkabilecektim. Adımlarını biraz hızlandırırken bir kaç saniye sonra hızlanmama lanet edeceğimi tahmin edememistim. Sağ ayağımla nasıl sol ayağıma bastığımı bilmiyorum, sanırım imkansızı başarmıştım. Zaten acıyan dizim yere sert bir şekilde indiğinde ağzımdan küçük bir inleme çıkmıştı. Çok fazla ses çıkardığımı mı, acıyan dizimi mi düşüneceğimi bilmiyordum. Olacak senaryoyu bildiğim için dizimin acısına odaklandim. Birazdan dayım gelecek ve belime bir kaç darbe alacaktım. Bu yüzden hızlı hareket edip dizime bakmalıydım. Bacağımı kendime doğru çektim ve pantolonumu -Ispanyol paça olmasına şükrederek- yukarı sıyırdım. Dizim kızarmıştı ve büyük ihtimalle moraracaktı. Gelen ayak sesiyle hızla pantolonun paçasını aşağı indirdim, yerden kalkmaya fırsat bulamadan boynumu saran elle başımı eğmiştim.
"Lan köpek, sana bu evde ruh olacaksın diye kaç kere diyecem, seni öldürürüm lan. Seni öldürürüm! Anladın mi?" dedi dayım. Canım yaniyordu, boğazımda olusan yumruk ağlamamın yakın olduğunu anlatıyordu adeta. Cevap veremiyordum, çünkü ağzımı açsam daha fazla dayak yiyecektim. Boynuma uygulanan baskıyla birazdan alacağım darbeyi tahmin edememiştim. Başım hızla yere vurulurken gözlerim kararmıştı. Ağzımdan kaçan çığlıktan sonra dilim lâl olmuş, susmuştum. Ellerimi yere dayadım, başım zonkluyordu.
"Bana cevap ver küçük or***u"
Ettiği küfür bir kaç kere zonklayan başımda yankılandı. Göz yaşlarım yanaklarımdan intihar edip sert zemine düşüyordu. Ben, ben ki saçlarımı bile sevdiğim adama saklıyor, kimsenin dokunmasina izin vermiyordum.
"Ben or***u değilim" diye fısıldadım, sesimde bedenim kadar güçsüz çıkmıştı ama onun duyduğunu biliyordum. O herşeyi duyardı.
"Ne dedin? Duymadım, or***u değil misin? Bak şimdi nasıl benim or***um yapıyorum." dedi iğrenç adam, boynumdaki elini çekti ve saçımı tuttu. Uzun siyah saçlarım onun ellerinde kirlenirken sürükleniyordum, başıma aldığım darbeyle dengesizleşmiştim. Ne yapacağını düşünmek istemiyordum. Adımları kendi odasına ilerliyordu.
"Seni bugün gebertecegim, ama ölmeden önce senden almadıklarımı almalıyım." sözleri başımdaki acıyı alıp götürmüştü. Benden almadığı tek şey sevdiğime sakladığım bedenimdi onuda tek bir yolla alabilirdi...
Hayır diye düşündüm. Hayır, bu kadarını yapamaz.
"Bırak beni" diyen sesin benden çıktığına bile emin değildim, yüksek çığlığım evin duvarlarından yankilanip kulaklarıma ulaştı.
"Birazdan kısacam ben o sesi" sesi öfkeliydi.
"Bırak beni yalvarırım, dayı! Dayı! Bırak beni!" bir an durdu. İkna olduğunu düşündüm, bir kez olsun beni dinlediğini düşündüm. Saçlarımdaki elini çekti ve kolumu tuttu, şiddetli hıçkırıklarımın onu durdurduğunu düşündüm, düşündüm sadece düşündüm! Ayağımın yerden kesilip, bedenim yumuşak yere çarpınca anladım gerçeği. Kabus, daha yeni başlıyordu.
"Dayı, dayi yalvaririm sana. Yapma ne olur." yatakta sürünerek geri geri gidiyordum. Bana ait tek bir şeyim vardı, onuda herşeyime el koyan dayım alacaktı. Dayım... Annemle beraber büyüyen, çocukken varlığından mutluluk duyduğum Dayım... Annemin uveyde olsa biricik kardeşi...
"Bak gör dayın birazdan sana neler yapacak." dedi cığlığımla beraber üzerime abanmıştı. Dudakları boynuma giderken kaçacak bir yerim kalmamıştı. İğrenç dudakları, iğrenç bedenimdeydi.
"Anne! Baba" diye bağırdım. Belki sesimi duyarlardi, belki gelir yardım ederlerdi.
"Yardım edin" diyen sesim bu kes fisiltidan farksızdı.
Kardeşin 'ben'i alıyor anne, yardım et.
Yirtilan tişörtümün sesiyle çığlık attım. Yumruklarımı üzerimdeki iğrenç adama bilinçsizce vururken beynimde tek bir sözcük yankılanıyordu.
Tecavüz!
Elleri, yıpranmış sütyenimin üzerinden göğüslerime değiyordu. Kulaklarım duymuyordu artık, beynim bedenime hükmetme görevine son vermişti. Gözlerim odağını kaybediyordu.
İğrenç adam üzerimden kalkmış soyunuyordu. Onun çıplak halininin beynimde yer edinmesini istemediğim için başımı sağa cevirdim. Bakışlarım konsolun üzerindeki abajuru buldu. Birkaç dakika sonra benliğimi kaybetmiş olacaktım. Bir kaç dakika sonra 'Beste' diye biri olmayacaktı bu evrende.
'Yıkılma'
Gözüm iğrenç adama takıldı eli kemerindeydi biliyordum bir kaç saniyem vardı, kollarımı kullanarak kendimi geriye ittim.
"Kaçma küçük or***u, kaçacak hiç bir yerin yok" diyen sesi nefes nefeseydi. Cevap vermedim biraz daha geriye gittim. Kaçmalıydım, ne olursa olsun, kaçmalı ve bana kalan son şeyi saklamalıydım. Üzerime yığılan bedenle tekrar nefesim kesildi. Göz yaşlarım sicim gibi akarken çığlık attım. Böyle olmamalıydı, ben... Ben yine kaybetmiştim.