Benim ona olan sevdam şeytanın bileklerinde saklıydı, çünkü ancak şeytan bu denli acımasız olabilirdi. Canımı bu denli yakan aşkın, kalbime tarifi imkânsız acının zehrini ancak şeytan işleyebilirdi.
Doğrusu ona da şeytan gözüyle bakmadılar mı bugüne kadar? Oysaki tek hatası kendi yolunu çizmesiydi, okumak için gittiği İstanbul'da, adının tüm ülkenin bildiği bir mafya babasına dönüşmesiydi.
Herkes ondan ürküyordu, ben hariç.
Etrafındaki herkese kaşlarını çatarken bana masum bakıyordu. Zaten dün, o da beni sevdiğini itiraf etmişti. Bugüne kadar tek taraflı yaşadığım aşkımı artık karşılıklı hissediyorduk.
Şu an karşımdaydı. Sırtı bana dönük bir şekilde, camdan dışarısını izliyordu. Yeşillerin hâkim olduğu manzara yüreğimi biraz olsun dizginlerken, Altan'ın ise kaşlarının neden çatık olduğuna anlam yüklemeye çalışıyordum.
Bu bilinmezliğe daha fazla kapılmamak için, sessiz çıkan sesimle sordum. "Bana kızgın mısın?"
Kaşlarını daha da fazla çatarken, yüzünü bana döndü ve o da benim sorduğum soruya anlam yüklemeye çalışıyor gibi baktı.
"Sana neden kızgın olayım?"
Dudağımı büzdüm. "Bilmem," dedim tek nefeste. "Kaşlarını çatıyorsun diye sordum."
Kaşları normal haline dönerken, başını olumsuz anlamda sağa sola salladı. "Sana kızgın değilim, ben kendime kızıyorum."
"Neden?"
Gözleri doldu, mahzun bir ifadeyle baktı. "Dün bir hata yaptım."
"Ne hatası?" diyerek kaşlarımı çattım.
"Sana itiraf etmemeliydim, biz olamayız." dedi ve hemen ardından gözlerini gözlerimden çekip yere baktı.
"Neden?" diye sordum, sesim titriyordu. Yıllardır bu anı bekleyen içimdeki kız çocuğu intiharın eşiğindeydi. Sevdiği adama kavuştuğu gün, kaybediyordu.
Bakışlarını yerden çekip yeniden gözlerime baktı. "Seni üzerim Aden..." dediğinde ses tonundaki acı tını yüreğimi sızlattı.
"Zaten yıllardır üzüyorsun," dedim korkusuz bir tavırla. Gözlerim dolmuştu ve onun karşısında ağlamamak için direnmeye çalışıyordum. "Hiç sorun değil."
"Sevebileceğin bir adam değilim."
"Ne yazık ki!" diyerek dolan gözlerimi kocaman açarak, gözyaşlarımın akmaması için direndim. "Sevebileceğimiz kişileri kendimiz belirleyemiyoruz," sonra elimi kalbimin üzerine koydum ve direnmeye son vererek göz yaşımı akıttım. "Buraya söz geçiremiyoruz."
"İnan bana seni üzmek istemem," dediğinde onun da gözleri dolmuştu. Sesini ele geçiren acı gözlerine de hükmetmeye başlamıştı. "Ama olmaz!"
"Neden?"
"Nedeni ben de kalsın."
"Evli misin?" diye sordum elimi kalbimden çekip, aşağıya indirirken. "Çocuğun mu var? Ya da yüz kızartıcı bir suç mu işledin?"
"Evli değilim, çocuğumda yok." dedi, sesi titriyordu. Sanki gizlediği bir şey var gibiydi ama bu her neyse söylemek istemiyordu. "Yüzüm de hiçbir zaman kızarmadı."
"O zaman neden?" diyerek direttim.
"Nedenini sorma lütfen," diyerek başını sağa sola salladı. "Söylersem canın yanar."
"Zaten acıtıyorsun," dedim küçük bir kız çocuğu gibi dudağımı büzerek. "Beni sevdiğini söylemiştin..."
"Seviyorum," diyerek dün söylediğini yineledi. "Ama nedeni de, sevdam da bana kalsın Aden!"