05.................82 yazıyor.....
-Nasıl geçti bakalım, ilk iş günün?"
Okuduğum mesaj, yemin ederim ki saçımı başımı yolasım vardı.
Yavuz'un burada elinin kolunun uzanmadığı hiçbir yer yoktu. Kulp ne ki Diyarbakır'a kadar hakimdi. Üstelik istediğini almak için hayır lügatını da paşam kabul etmiyordu.
Öğretmen evi yalan olmuştu. Neden mi? Öğretmen olduğum halde vaktinde eve gelmediğim için evden kovulmuştum. Evden beni kovdurmakta neydi? Bunun altında yatan sebebi anlamayacak kadar aptal değildim. Gecenin bir yarısına kadar inat etmiştim subay evi olmasındansa başka bir yerde kalırım diyerek akşama kadar Yavuz ile aramadığım yer kalmamıştı. Paşam hem benimle geliyordu hem de işime taş koyuyordu. En son artık akşamı da devirmiş sabah sularına karşın pes etmiştim. Onun eşliğinde tıpış tıpış subay evine yerleşmiştim. Diyarbakırlı olmak sanırım buydu. Yüksek meblağ da para da teklif etseniz tanıdık olmadıktan sonra size evini kiraya bile vermiyordu.
Tabi bunlar olurken ben nasıl canımdan bezdiysem Yavuz da en az benim kadar canından bezmişti. Ne yaşadımsa aynısını yaşamıştı. Benim en sonunda pes etmem ve en başından bunun böyle olacağını bilen Yavuz'un bir şey demeden dudaklarının kıvrılmasıyla öfkeden çılgına dönmüştüm. Gülüyorsun diyordum inkar ediyordu. Bir saat onunla bir de bunun tartışmasını yapmıştım. En son onun içim gitse de o öpülesi dudaklarına yumruk atacaktım. Hatta bunu onunla tehdit bile etmiştim. Peki o ne demişti? "Sonrasında vurduğun yeri öpeceksen hazırım." ya yemin ederim biz bu adamla ne yaşıyorduk bilmiyordum. Zaten sonrası yine tartışmayı uzatmayan o olmuştu. "Okula gecikeceksin." demişti. Yine haklıydı.
Ayarlamış olduğu eve girer girmez ilk iş duş almıştım. Duştan sonra ise valizimden ilk iş günü için ayarladığım elbisemi çıkarmış ve ütülü gibi dursa da Yavuz'dan ütü istemiş ve ütülemiştim. Ütüyü verirken Yavuz gideceğini söylemişti. O an başım çok kalabalıktı ve tamam deyip onu geçiştirmiştim. Bugün benim ilk iş günümdü. Çocuk bile olsalar onların üzerinde iyi bir izlenim bırakmak istiyordum. Bunun adına çaba göstermiştim ve ütülememdi giyinmemdi derken okula çok şükür vaktinde bende yetişebilmiştim.
İlk tanışma faslımız vardı. İlk saat anneleri de yanlarında vardı ve ben çok sıkmamak adına tanışmayı ilk veliler ile gerçekleştirmiştim. Genç olmama bakarak ilk başta beni küçümseler de öyle olmadığımı bence o bir saat içinde anlamışlardı.
Aslında daha okul açılmamıştı. Resmiyette açılış bir hafta sonrasıydı. İlkokul çocuklarının okula alışmaları ve alışkanlık kazanmaları da adına ilk hafta yalnızca birinci sınıflar bu haftadan başlamıştı. Onlarla birden başlayacak ve dördüncü sınıfa kadar öykümüzün süreceği bir sürece hep birlikte merhaba demiş ve şubemiz 1/C olmuştu. İlk bir saatten sonra velilerin dışarı çıkmalarını istemiştim. Onlar olmadan tanışmamız ve birbirimize alışmamız gerekiyordu. Her daim anneleri yanlarında olmayacaktı. Okulda oldukları süreçte ben onların yanında olacaktım. Bir yerden onlarla başlamamız gerekiyordu. Onlarla ilk sohbet ederek konuşmamız ve tanışmamız derken ilk günden sınıf başkanlığı oylamasını da yapmıştık. Kızların başkan adayı olmak için hiç el kaldırmaması canımı sıkarken erkek arkadaşlarını destekliyor olmaları bir nebze mutluluğum olmuştu. Yine de benim aralarında bir kız öğrencimi örnek olarak seçmemle birlikte sınıf yardımcımız da kızlardan birisi seçilmişti.
Anneme sözüm vardı. Küçük öğrencilerimin resmini çeksem de göndermeden önce yapacağım ufak bir işim vardı. Ney mi? kapıda bekleyen velilerden beklemeleri yerine gitmelerini istedim. Onlar beklemek isteseler bile "Saat 4'te gelip çocukları alabilirsiniz. İçiniz rahat olsun onların yanlarından hiç ayrılmayacağım ve birlikte zaman geçireceğiz. Bir de aranızda birisini yönetici seçip watsapp grubu oluşturursanız hem sizin hem benim işim kolaylaşmış olur. Bu benim telefon numaram ve sizlerde evinize gitmeden önce kim kimin annesi ve öğrencilerinizin adı ile yazılıp ayrılırsanız iletişim problemi aramızda yaşamamış oluruz." yani benim onlara söyleyeceğim buydu. Telefonu aktif kullanan biriydim. Hem onların sorularına yetişirdim hem öğrencilere. Benim için problem olmazdı. Yani anneme resim atmadan önce ben bunu yapmıştım.
İlk anneleri gittiği için aralarında ağlayan ve annelerini sürekli isteyen öğrencilerim olsa da onların isteklerini geri çevirmiştim. Hatta en çok annesi yerine babasının gelmesini isteyen sınıf başkanı seçtiğimiz Ercüment, beni aralarında en çok o şaşırtmıştı. İlk acaba annesi filan yok mu diye düşünsem de bunu da öğrenmiştim. Anneler gittikten hemen sonra içeri veli annesi olarak seçtikleri ve ailelerin veli iletişim bilgilerini de istediğim için gitmeden bana vermişti. Bu sayede benim istediğim grup da kurulmuş ve beni de aralarına dahil etmişlerdi. Bu beni oldukça memnun etmişti. Buradan öğrenmiştim.
Onlar hakkında genel bir bilgim olmadığı için Ercüment hepsinden daha çok ağlayınca gruba girmiştim. Annesi de benim ne soracağımı tahmin etmiş gibi tam o sırada sormadan yazmıştı. "Hocam, Ercüment baba düşkünüdür. Babamız uzun yolda. Tır şoförü olduğundan okullar başladığı için Ercüment'i yanına almadı ve evde bıraktı. Eğer size zorluk çıkartırsa ben gelir alırım." şimdi niye baba diye ağladığının onun daha iyi anlıyordum. Sanırım yalnız onların değil benimde önümde onlar gibi uzun yıllar vardı. Okumuş öğretmen olmuştum ama ne imtihanlar ne de öğrenim durumu bitmiyordu. Yeni bir sınavım başlamıştı. Çocuklar...
Durumu anladığımı söylerken ilerleyen zamanlarda arkadaşları ile oyun oynayan Ercüment'i ilk kadraja aldım. Sonra her birini dahil ederek onların eğlenen fotoğraflarını gruptan paylaştım. En azından içleri bir nebze de olsun rahat ederdi. İlk gün olduğundan hepsinin telaşlı olduklarını biliyor ve telefona atılan mesajlara çok çabuk dönmelerinden anlaşılıyordu. Buna gerek yoktu. Çocuklar eminim şuan annelerinin eteğinde sıkıntı çıkarmak yerine bence burada daha iyilerdi. Dahası onlar eve dönene kadar anneleri de işlerini halledebilirlerdi.
Anneme atmış olduğum resimlere girdim. Hatta şu fotoğraf karelerine baktıkça onların izleyip izleyip Firuze teyze ile çekirdek çıtlattıklarına ve de 'Demek Efnan da büyüdü de çocuklarla ilgileniyor.' diyerek fotoğraflara sık sık baktıklarına emindim. Bugün annem halsiz olduğu için izin almıştı ve Firuze teyzenin de onu yalnız bırakmamak adına izin aldığına emindim. Acaba iki kadın ne haldelerdi? Benim durumumdan çok daha iyi olduklarına emindim. Yaşı okul çağı için uygun olmayan öğrencilerim çok fazlaydı. Acaba okul müdürü özellikle seçip de mi bu sınıfı bana uygun görmüştü? İnsan ister istemez bunu düşünüyordu. Gerçekten daha ana kucağı ve ana ocağı yaşlarıydı. 5 yaşında olanda vardı beş yaşından daha yeni gün alanı da. Yedi yaş aralarında neredeyse hiç yoktu. Çoğunluk beş ve altı yaşlarıydı. Yani anasınıfıydı.
Çok şükür saatin 4 olması ile okul çıkış saatleri gelmişti. Onların günü güzel geçirdikleri için yüzü gülüyor ve velilerin her biri okul kapısında öğrencileri almak için bekliyordu. Her birini ailesine kendim teslim ettim. Bu çocuklar bu saatten sonra kimseye değil bana emanetti ve ailelerini ilk günden tanırsam kimi kim alacak benimde fikrim olurdu. Dahası onları kendim teslim ettiğim için içim daha daha rahat olurdu. Her öğrencimi verirken tanışmayı da tekrar ve tekrardan ihmal etmiyordum. Çocukları gün içinde isimleriyle öğrenmiştim. Aileleri de isimleriyle çok olmasa da çocukların adlarıyla öğrenebilmiştim.
Artık onları az çok tanıyıp ve günü de onlarla birlikte devirdikten sonra bende kendimce rahat bir nefes almıştım. Hatta tüm gün boyunca ayağımı sıkan topuklu ayakkabılarım keşke bugün onları giyinmeseydim. Belli etmesem de canımı epey bir yakmış ve ayaklarım şiştiği için de epey sıkıyordu. Yavuz'dan sonra Polat'ın da bana bildiğin çocuk demesi ile bende bir yenisi eklenmesin ve çocuklar ve ailelerin üzerinde iyi bir izlenim bırakmak adına topuklu tercihim olmuştu. Üstelik bugün tertipli ve yaşımı daha belli eden kıyafetleri tercih etmiştim. Kıyafetlerimin altına da hiçbir şey değil en güzel topuklu ayakkabı yakışıyordu. Ne yapabilirdim.
Yarın artık çocuklar çok şaşıracaktı. Çünkü topuklular yerine yarın spor giyinecektim. Buna mecburdum. Çocukların aradaki boy farkını fark etmemeleri uzun sürmeyecektir. Onların gerçek boyumu görmesi bu çok fena olacaktı ama yapılacak bir şey yoktu. Ayaklarım gerçekten iyi durumda değillerdi. Yol eğer ki çakıl taşlı olmasa ayağımdaki ayakkabıları çıkartıp öyle yürüyecektim. Durum o kadardı yani. Yarına ben bu ayakla zor topuklu giyerdim.
Çantamdan telefonumu çıkarıp elime aldım. Yavuz'un numarasını bulmam uzun sürmemişti. Bu adam ilk günden fena bir halde alışkanlık yapmıştı. Yazdı mı diye mesaj kutusuna bakmak adetim olmuştu.
0532...................56 yazıyor.
-Bence ilk gün için gayette güzel bir karşılaşmamız oldu, Teğmen.
-Ne dersin,
-Diyarbakır beni sevmiş midir?
bence bunun cevabı evet:);)))