Cihan Mirzabeyoğlu... Zihnimin çeperleri aldığım o ağır sedatifin etkisiyle parça parça dağılırken, son hissettiğim şey yüzüme kapanan o soğuk oksijen maskesi ve saçlarımın arasında gezinen o ürkek, tüy kadar hafif parmaklardı. Karanlık, beni dipsiz bir uykunun kollarına doğru fırlatırken, geride sadece o kehribar gözlerin korku dolu bakışları kalmıştı... Karaca Laçin... Dizlerim... Bacaklarım beni taşımıyordu. Elimdeki boş enjektörün fayans zemine çarparken çıkardığı o plastik ses, odadaki tekdüze monitör ritmine karışıp kayboldu. İnanamıyordum. Göğsüm hızla kalkıp inerken, sırtımı arkamdaki soğuk duvara yasladım ve ellerimi saçlarımın arasına geçirip delirmek üzereymiş gibi sıktım. “San... Sanaç Laçin... Benim adım Sanaç Laçin, ve uyandım, söz verdiğin dövmeyi yapabilirsin Karaca...”

