2- TESADÜF

1558 Words
"Yine mi sen?" Evet, o da beni tanımıştı. Kesinlikle beni işten attıran adamdı bu. O günden sonra ikinci kez burada karşılaşmıştık ve ona olan sinirlerim hala geçmemişti. ------------------------------------------------ 1 HAFTA ÖNCE Sesli küfür etmemek için kendimle adeta büyük bir savaş veriyordum. Sabahtan beri o masadan o masaya koşuşturmaktan fena halde yorulmuştum ve daha işte ilk günümdü.  Ayrıca sabahtan beri sanki düşmanmışız gibi bana bakan beyazlı kadın da günün bonusu, süprizi ve artı puanı olmuştu. Sabretmekte büyük zorluk çekiyordum ki beyazlı kadının ve karşısındaki genç adamın ayaklanmasıyla içimdeki çocuk Mahmut Tuncer misali halay çekmeye başladı. Sonunda gidiyorlardı. Hazırlanan sipariş tepsisini elime alıp 7 numaralı masaya doğru ilerlerken beyazlı kadının yanından geçiyordum. Bilerek koluma sertçe çarpmasıyla elimdeki tepsi yeri boyladı. Buna sadece gözlerimi sımsıkı kapatarak ve sakinleşmeye çalışarak karşılık verdim. Güldüğünü duyabiliyordum. Şeytan gibi gülüyordu. Zaten benziyordu da. Beyaz giymesi onu kurtarmamıştı. Yavaşça gözlerimi açıp kadına baktım.  "Beceriksiz!" Duyduğum şeyle kan beynime sıçramışken o arkasını dönüp yürümeye başladı. Yumruklarımı sıktım. Öylece gidemezdi. Hemen masanın birinden şarap dolu bir bardağı aldım ve arkasını dönüp gitmekte olan kadını kendime döndürüp şarabı yüzüne fırlattım. Beyazlı kadın artık şaraplı kadın olmuştu. Kıpkırmızı, çok güzel. "Sen... sen ne yaptığını zannediyorsun?" "Evet çok beceriksizim hanımefendi bir sorun mu vardı?" Sinirden gözü seyiren kadına cadı gülüşlerimden birini yolladım. İntikamımı almıştım ve içim rahatlamıştı. Kadın çığlık atıp üzerime gelmeye kalkıştı. Olduğum yerde bana gelmesini bekledim ama onu tutan insanlar yüzünden gelemedi. Dövüşçü olduğumu bilmiyor, yazık.  Kadının yanındaki genç adam ise hem kadını tutmaya çalışıyor hem de kızgınlıkla bana bakıyordu.  "Bu yaptığının bir karşılığı olmayacağını sanıyorsan yanılıyorsun. Seni işinden attıracağım. Bunu ödeyeceksin." Kadını tutup götürmeye başladı. Arkalarından bağırdım. "Yok ya, işimden attıracakmış! Hem kendisi bana çarpıyor hem de ben işimden atılacakmışım. Çok beklersin!" Sonuç olarak işten atılmıştım. Tamam hiçbir işte 4 günden uzun bir süre kalamamış olabilirim ama ilk günümde de işten atılmamıştım ki. Ya ikinci yada üçüncü gün atılırdım. Beni kovmak istemeyen biricik canım patronuma rüşvet verdiklerinde hemen kabul etmişti. Ama adam haklıydı şimdi. Rüşvet verseler ben de kendimi işten atardım. " I love money!" düşüncesine saygım sonsuzdu.  ---------------------------------------------- İçeriye sonradan dahil olan ve beni işten attıran çocuk ilk önce şaşkınlıkla baktı. "Ne işin var senin burada?" diye tepki gösterdi. Beni hatırlamıştı.  "Asıl senin ne işin var? Ne o, buradan da mı attıracaksın beni rüşvetle?" Rüşvetle kelimesini vurgulayarak söylemiştim. Yan gözle Selim Hocaya baktım. Rüşvetten etkilenecek birine benzemiyordu. Bir 'I love money' havası yoktu ama güvenemiyordum.  Sarhoş olan çocuk -Ateş mi artık her ne ise- önce bana baktı. Birkaç kez gözlerini açıp kapadı. Sonra yanındaki çocuğa baktıp sırıttı. "Bu kim Cenk? Yoksa yeni sevgilin mi?" Bana 'bu' diye hitap etmesi hoşuma gitmediğinden ona dönüp "Sensin bu!" diyesim vardı ama sarhoş olduğundan büyük ihtimalle anlamayacaktı. Boşver. "Ne sevgilisi abi işim olmaz!" Gözleriyle baştan aşağı beni süzdü. Üzerimde beyaz uzun bir tişört, altımda ise tişörtle neredeyse aynı hizada biten siyah deri şortum vardı. Boks yaparken üzerimdekiler rahat olmalıydı. Ben birazcık rahatıma düşkündüm. "Demek tek seferlik." Tek seferlik te ne demek? Duyduklarım karşısında gözlerim faltaşı gibi açılırken Can yanıma geldi.  "Ne oluyor lan burda? Ne diyor bunlar Alev?" "Ya ne biliyim saçmalıyorlar işte! Sen ne diyorsun be?" deyip adamın üzerine yürümeye çalıştığımda Can kolumdan tuttu.  "Ateş hadi yürü gidelim. Hakan yok burada bak tongaya getirmişler seni. Hadi abi!" deyip adının Ateş olduğunu öğrendiğim çocuğu tutup çekiştirmeye başladı. Ateş son kez bana baktı. Ben de ona sinirli bakışlarımı gönderdim. Buna karşılık göz kırptığında kaşlarımı çattım.  Sonra Cenk denen beni işten attıran çocuk çekiştire çekiştire onu salondan çıkardı.  "Akıllısı bizi bulmaz ki!" diyen Selim Hocayla beraber çalışmaya devam ettik. Saat 11 gibi salondan çıktık. Yolda giderken muhabbet olsun diye küçük bir kavga çıkarıp Can'a trip attım. Sonrada Can beni eve bıraktı.  Sabah alarmın sesiyle uyandım. Daha doğrusu uyanamadım. Gözüm kapalı olduğu halde alarmı 5 dk erteledim.  Bir daha ve bir daha erteledim. Sonra Ays ile beraber kahvaltı eden Berra'nın seslerini duydum. Ays bile uyanmışsa kesin geç kalmıştım. Tek gözümü açıp saata baktığımda 7:35'i gösteriyordu.  "Hasss..." diye başlayan lafımı imana gelip "binallah" diye devam ettirdim ve yataktan fırladım. Ben üzerimi giyinene kadar onlar evden çoktan çıkmışlardı.  Evden ince bir hırkayla çıkmak, dışarıda yağmurun bastırması, sırılsıklam okula gelmek ve derse yetişmek için koşarken birine çarpmak günün devamında olan çok güzel şeylerdi. Sınıfa girdiğimde sırılsıklam olduğum için bana Nur Yerlitaş misali bakan iki kızı dövmemek için direk Berra ve Ays'ın yanına geçtim. "Bu kızlar bir gün elimde kalacak demedi demeyin." Berra gelip elini omzuma koydu. "Sakin ol kızım. Bu neyin siniri böyle?"  Bunları sırıtarak söylemesinin ağzının üstüne yapıştırma isteğimi arttırmasına gözlerimi devirdim. "İki gerizekalı yüzünden okula geç kalmak, aceleyle evden ince hırkayla çıkıp yağmura yakalanınca ıslanmak, sırılsıklam okula gelmek, okula koşarken birine çarpmak ve şuradaki mal kızların 'kuş öldü beybi' bakışlarına maruz kalmak daha sayayım mı?" "Sinirlenmekte bayağı haklıymışsın. Bir dakika ne? İki gerizekalı mı?" "Evet haklıyım kes sesini." ######## Okuldan sonra Ays işe gitmişti. Bir mağazada satış elemanı olarak işe başlamıştı. Okul günleri part time çalışıyordu. Cumartesi yarım gün, pazar günleri ise tatildi. Ben de hep işten atılan birisi olarak iş aramaktan vazgeçmiş direk Berra'yla eve geçmiştim. Bugün dövüş antremanım yoktu. Akşama kadar oyalandıktan sonra Ays işten geldi.  "Bugün sağ tarafımdan uyandığım için iyilik günümdeyim. Haftalığımı aldım ve sizi sinemaya götürmeye karar verdim." Berra sevinerek ellerini çırptıktan sonra ona sarılmak için ayağa kalktı. Ays neler olacağını anladığında odasına doğru kaçmaya başladı. Kaçıyordu çünkü sarılmaktan nefret ederdi. Berra onu yakalayamadan kapı suratına kapandı ve iki kez kilitlendi.  "Şımarma Ber. Bunu yalnızca sağımdan kalktığım için yaptım. Koala gibi yapışmana gerek yok." Ays Berra'ya Ber diye seslenirdi. Harf üşengeci olduğundan diğer iki harfi söylemek zor geliyordu. Kimin daha üşengeç olduğunu tartışmayalım isterseniz. Ays'ın kapıyı suratına kapatmasına karşılık Berra da kapıya yumruk attı. Ama mal arkadaşım elinin acıyacağını tabiki de tahmin etmemişti. Birkaç saniye sonra yeni dank eden acıyla yüzünü buruşturdu.  ######## "Ne olur aşk filmine gitmeyelim. Ben dayanamam orada ağlarım ya." Berra'nın söylediklerine Ays gözlerini devirdi.  "Sizi o saçma sapan aşk filmlerinden birine götüreceğimi mi zannediyorsun? Hah! Rüyanda bile göremezsin. Tabiki de aksiyon filmine gideceğiz." "Adamsın!" deyip omzuna vurdum. Elimin ayarını kaçırmış olmalıyım ki ikisi de bana yuh çekti. "Ulan kolumu mu kıracaksın? Oradan bakınca kum torbasına mı benziyorum ben gerizekalı?" Ondan özür dileyip 4 numaralı salona girdim. Koltuklarımız ortada bir yerlerdeydi. İnsanlar yavaş yavaş yerlerine geçiyorlardı. Birkaç dakika sonra film başlamıştı. El ele tutuşarak önümüzden bir çift geçiyordu. Ays'a baktığımda bir an el ele tutuşan çifte baktı, sonra ondan beklenecek bir davranış yaparak gözlerini devirip en büyük boy aldığı patlamış mısırına gömülmeye devam etti. Bir yandan da büyük dikkatle filmi seyrediyordu. Berra'ya baktığımda ise o çifte hüzünlü hüzünlü bakıyordu. Neredeyse ağlayacaktı. Elimle sırtını sıvazlayıp başını omzuma yatırdım.  Berra'ya rahatlaması için sessizce birşeyler söylerken arkadan birisi beni dürttü.  "Hanımefendi biraz sessiz olun lütfen filme odaklanamıyorum." Kalın bir erkek sesi. En nefret ettiğim tür. Birazdan burada katliam çıkabilirdi. Arkama dönmeden önce kendi kendime güldüm. Ays birazdan filmden daha heyecanlı bir sahne olacağını hissetmiş olmalı ki bana doğru döndü. Bir arkamdaki adama bir de bana baktı. Tam ağır çekimde arkama dönüyordum ki gözlerim biraz ötede oturmakta olan iki mala takıldı. Tesadüfe bakın! Biri beni işten attıran rüşvetçi Cenk, diğeri ise onun sarhoş arkadaşı olan Ateş'ti. Ateş gülerek sol tarafına döndüğünde orada oturan birkaç kişinin de onun arkadaşı olduğunu anladım. Işıklar kapandı.  Arkamdaki adama kısa bir bakış atıp önüme döndüm.  Ben adamla kavga etmeden önüme döndüm.  Ben? Kendime şaşırdığım kadar Aysu ve Berra da bana şaşırmış olmalılar ki ikisi birden bana bakakaldılar. Bu duruma açıklama yapmam gerektiğini hissederek "Ne var? Günümde değilim!" dedim.  "Başımıza taş değil kamyon yağabilir biliyorsun değil mi?" Ays bunları söyledikten sonra önüne dönüp filmi izlemeye devam etti. Berra hala bana bakmaya devam ediyordu. Şu anda ben de kendime inanamıyordum. Neden böyle bir şey yapmıştım?  Bir an önce kendime gelmeliydim. Ama bugünlük beni dürten adamı es geçmiştim. Birkaç dakika sonra Berra Ays'ın kamyon konusunda haklı olduğunu söylediğinde güldüm. Biraz sesli gülmüştüm. O sırada film bitmiş yazılar çıkmaya başlamıştı. Ayaklandığımızda arkadaki adamın söylediklerine kulak misafiri oldum. Benim duyabileceğim bir şekilde yanındakiyle konuşmuştu. "Önümde fısıldaşan bazı gevezeler yüzünden filmden hiçbirşey anlamadım." Hadi ama bu adam dayak mı istiyordu? Film boyunca bir kez konuşmuştum sonra o uyarınca susmuştum zaten. Gereksiz lafları yetmiyormuş gibi bir de yanındaki kıza benimle ilgili şeyler söylemişti.  Katliam çıkarmak istemiyordum gerizekalı! Ama çıkacak.  "Sen kime geveze diyorsun be! Sanane istediğim yerde susar istediğim yerde konuşurum. Filmden hiçbir şey anlamamışmış. Gel ben sana anlatayım filmdeki dayak sahnelerinden birini." Adama saydırırken birkaç yüzün bize döndüğünü hissetmiştim. Dayak sahnelerinden birini anlatmak için adama doğru gidecektim ki yanındaki kadın cırladı.  "Sen bizi mi dinliyorsuuuğn?" Suratına yaptığı bir ton makyajla nasıl konuşabilmişti? Ağzı ağrımıyor muydu bunun? Ulan konuyu nasılda çevirmişti. Bir an için afalladım.  "Ne?" "Sen kocamla beni nasıl dinlersiiiğn? Seni yolarım kızııııığm!" Konuşma özürlüsü gibi göründüğünün farkında mıydı acaba?  Bir taşla iki kuş. Döveceğim kişi sayısının artması beni mutlu ettiğinden sırıtmaya başladım. Bana doğru sinirle geliyordu ama zararlı çıkacağını bilmeliydi.  Üzerime atladığında herşey için çok geçti. Saçına yapışmıştım bir kere ve dayağımın tadına bakmak zorundaydı. Ayrıca tırnaklarımı uzattığım için çok şanslıydı. Onların da tadına bakabilirdi. Üzerine çıkıp kadını hırpalıyordum ki belimden tutup kaldırıldım. Ben hala onu dövmek için çaba sarfederken o benden kaçmaya çalışıyordu.  "Ne oldu kızıığm hani yolacaktın beni?" dedim onu taklit ederek.  Kadınla adam apar topar salondan çıkışa doğru ilerlerlerken deli olduğumla ilgili bir şeyler vızıldıyorlardı. Onlar kaçarken peşlerinden gitme isteğim bir öküz gücüyle engellendi.  Tuttu, bırakmıyordu da her kimse.  "Ya bıraksana beni!" Beni tutanın kim olduğuna bakmak için arkamı döndüğümde Ateş denen kişiyi görmemle şaşkınlık seviyem zirvelere ulaştı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD