3- KARŞILAŞMA

1382 Words
Beni tutanın kim olduğuna bakmak için arkamı döndüğümde Ateş denen kişiyi görmemle şaşkınlık seviyem zirvelere çıktı. Beni belimden tutuyor, bırakmıyordu pezevenk. Şuan hiç güzel bir pozisyonda değildik ve bana çok yakın duruyordu. "Çek ellerini üzerimden!" diyip belimdeki ellerini ittirdim ve geri çekildim. "Çok meraklıydım sanki." Bunu dediğinde kafasına bir tane vurmak için elimi savurdum ama hemen geri kaçmıştı. Refleksleri bayağı kuvvetliydi. Cenk denen çocuk beni yeni fark etmiş olmalı ki gözleri büyüdü. Biraz daha açarsa gözünün yerinden çıkma ihtimali vardı. "Arıza mısın kızım ya? Her yerde karşımıza çıkıyorsun sen hayırdır?'' "Sensin arıza gerizekalı." "Yoksa bizi takip mi ediyorsun lan?" diye sordu ciddi ciddi. Gerizekalı demiş miydim? "Evet ya seni takip ediyorum. Belgesel çekiyorum da ben. Senin doğal yaşam alanını araştırıyorum. Ne de olsa zor bulunuyor senin gibi hayvan! Türünün tek örneğisin. Tebrikler!" İkisinin yanında birkaç erkek daha vardı. Hepsi "Ooo!" "Off!" " Çok fena girdi!" gibi sesler çıkardığında zafer gülüşümü yaptım. Ateş ve Cenk bana çok sinirli bakıyorlardı. "Ne oluyor abi? Bu kız kim?" dedi az önce anıran şahıs. "Arızanın teki işte. Gidelim Ateş." deyip arkasını döndü ve yürümeye başladı. Ateş'in sinirli bakışlarına karşılık bende gözlerimi meydan okurcasına gözlerine diktim. Erkeklerin hepsi gözleriyle beni baştan aşağı süzdükten sonra gittiler. Bizim salaklarda mal mal bana bakıyorlardı. "Bu neydi şimdi?" İkiside bana öylece bakarken sinemadan çıktım. Eve varana kadar onlara her şeyi anlatmıştım. Ays hiçbir tepki vermemiş, Ber ise yeni aşka yelken ayaklarından bahsetmişti. Acıdığım için ağzına vurmaktan vazgeçmiştim ama onu aşktan bahsetmemek konusunda uyarmıştım. ######## Elimdeki buz gibi su şişesini Ays'ın odasına girerken arkama sakladım. Aniden uyanıp elimdekini gördüğünde beni cehenneme yollamasını istemezdim. Sabahın erken saatlerinde kalkıp onların alarmları çalmadan önce alarmlarını kapatmıştım. Şimdi ise yüzlerine buz gibi suyu atarak onları uyandıracak sonra da çantamı alıp evden çıkacaktım. Okul saati yaklaşıyordu. Üzerimi çoktan giyinmiştim. Salona bu yaptığımın dünün intikamı olduğunu açıklayan bir not bıraktım. Ben ıslanmışsam onlar da ıslanmalıydı. Sonuçta onlar benim kankalarımdı. Planım ilk önce Ays'ın odasına girip ona su atmak, sonra o şoktan çıkana kadar Berra ile odamıza girip ona da su atmak ve son olarak evden jet hızıyla kaçmaktı. Arkamda tuttuğum su şişesinin kapağı açıktı. Melek -aslında ölü- gibi uyuyan Ays kankama bir an acısam da intikam oyunlarımı oynamaya karar vermiştim. Acımak yok! Herşey bir anda oldu. İçimden üçe kadar sayacaktım ama kalbim bu aksiyona dayanamadı. Daha bir demiştimki su elimden kaydı ve dökülüverdi. Su dökülürken Ays sesli bir şekilde küfür etti. Şoktan çabuk ayılmaması için dua ettim ve koşarak odamıza gittim. Yatağın yanına bıraktığım suyu bu sefer Berra'nın üzerine döktüm. Dökmez olaydım. Bütün binayı ayağa kaldırabilecek kadar büyük bir çığlık kopardı. Kapıya koşup çantamı kaptığım gibi kapıdan kendimi dışarı attım. Kız hala çığlık atıyordu. Kulak sağlığım için hızla apartman merdivenlerinden yardırıp sokağa çıktım. Bugünlük minibüse binmeyip okula yürüyerek gitmeye karar verdim. Bir yere kadar yürüdüğüm yolun doğru olduğundan emindin ama bir yerden sonra yolumu şaşırmış, zengin mahallesi gibi bir yere gelmiştim. Normalde minibüsle geçerken buraları görmüyordum. Lüks villalar, dubleks evlerle dolu bir yerdi burası. Hangi akla hizmet bu sokağa giriyorum ki ben ya! Evler boş görünüyordu. Sahipleri sadece yaz aylarında buraya geliyormuş gibiydi çünkü her evde kalın perdeler çekiliydi ve önünde araba falanda yoktu. İki tarafı ağaçlarla dolu bir yoldan ilerlemeye başladım. Belki bu yolun sonunda ana yola çıkabilirdim. Kendime saydırarak ilerlerken ağaçların arasından hışırtılar duydum. Adımlarımı hızlandırdım çünkü korkmuştum. Birşey olsa yazlık evlerde beni kurtaracak kimse yoktu. Süper kahramanlar da bana pek uğramadığından imdat diye bağırsam bir Allah'ın kulu gelmezdi. Bu yüzden yusuf yusuf ilerledim. Arkama bakmaya bile cesaretim yoktu. "Pişt!" diye bir ses duydum. Adım hızlandırmayı mazide bırakıp koşmaya başladım. Araba sesleri falan duyuyordum ama nereden geldiğini çözemiyordum. Ensemden tutulmamla geriye doğru bir adım attım. "Nereye gidiyorsun bebek?" İçki kokusu miğdemi bulandırırken arkamdaki adama vurmaya çalıştım. Ama vuruşlarım işlemiyormuş gibi hiç geri adım atmıyordu. Belkide korkudan vuruş hızımı ayarlayamıyordum ve ayarlayabilsem ondan kurtulabilecektim. Beni yere attı ve elindeki içki şişesini vurmak için kaldırdı. "Bugünkü eğlencem sensin. Boşuna Çırpınma seni küçük..." Gözlerimi ellerimle kapattım. Bana vurmasını beklemiştim ama beklenmeyen bir şey oldu. Bir darbe sesi geldi ve adam ayaklarımın ucuna yığıldı. Ben yığılan adama parmaklarımın arasından bakarken göz hizamda duran iki ayak ve bir sopa dikkatimi çekti. Ayaktakinin suratına bakmadan arkamı dönüp kaçmaya başladım. Bu sefer odunlu adam beni kovalamaya başlamıştı. "Dur kaçma!" Ama kaçmaya devam ediyordum. Bana ne yapacağı belli olmazdı sonuçta. Beni bir sarhoşun elinden kurtarması onun beşinci boyuttaki beyaz saçlı dede gibi birisi olduğunu göstermiyordu. Ya da Salih gibi. Beynim bana yapabilecekleri konusunda senaryolar yazıp duruyordu. Bacaklarımı olabildiğince hızlı hareket ettiriyordum. Çantamı yakaladı. Dengemi kaybettiğimi fark ettiğimde yeri boylamıştım. Buranın eğimli bir yer olduğunu fark ettiğimde ise çoktan yuvarlanıyordum. Daha doğrusu yuvarlanıyorduk. Çünkü yuvarlanan tek kişi ben değildim. 10-15 saniye aşağıya kadar yuvarlandık. En son o üstte ben altta kalmıştım. Bacağım acıyordu. Gözlerimi açtığımda karşımda tanıdık bir sima vardı. Birkaç saniye gözlerinin içine baktım. Bu kadar tesadüf bana çok fazla geliyordu. O da şaşırmış gibiydi. "Ah bacağım!" Ateş hızla üzerimden kalktı. Bacağımı tuttum. Morarmıştı. Ama yürüyemeyecek kadar da değildi. Beni kollarımdan tutup ayağa kaldırdı. "Ne işin vardı senin burada?" diye sordu üzerindeki tozları çırparken. Ona hesap verme zorunluluğum olmadığından arkamı dönüp ilerlemeye başladım. Biraz aksıyarak yürüyordum ama onun dışında bir problemim yoktu. Kolumdan tutup beni kendine çevirdi. "Bak normalde senin gibi biriyle zaten konuşmam, işim olmaz ama ben soru sormuşsam sen de cevap vermek zorundasın." Kolumu ondan çektim ve ilerlemeye devam ettim. Kim olduğunu zannediyordu. Cevap vermek zorunda değildim. Birkaç adım ilerledim. Arkamdan gelip beni havaya kaldırdı ve omzuna attı. Çığlık atıp kaslı sırtını yumruklamaya başladım. "Napıyorsun be gerizekalı? Beni yere indir hemen!" "Demek ki dilini yutmamışsın." diye dalga geçti. Sırtına sert yumruklar atıyordum ama beni yere indirmiyordu. Bir süre yürüdükten sonra lüks siyah bir arabanın önünde durdu. Beni yere bıraktı ama bu seferde arabaya bindirdi. Tabikide o şoför koltuğuna binene kadar arabadan inebilirdim ama nasıl olsa yine beni yakalardı. Bu bacakla fazla kaçamazdım. Aksiyon yaratmayı es geçip uslu uslu onu bekledim. Arabaya bindi ve anahtarı çevirip çalıştırdı. "Anlat hadi ne işin vardı burada?" "Sana cevap vereceğimi de nerden çıkardın?" "Bu bir cevap değil mi?" Biraz düşündüm. Ona cevap vermiş olduğumu fark etsem de istifimi bozmadım. "Hayır." "Peki o zaman. Beni takip ettiğin doğrulanmış oldu. Yoksa böyle sürekli karşılaşmamız imkansız." Aslında susacaktım ama sustuğum zaman onu takip ettiğimi kabullenmiş olurdum. Ama ben onu takip etmiyordum. Hemen kendimi savunmaya geçtim. "Bak seni takip falan etmiyorum tamam mı? Bunu bir kafana sok. Sen kimsin ki seni takip edecekmişim?" "Şaka mı yapıyorsun? Benim kim olduğumu bilmiyor musun? Ciddi olamazsın." Aslında adının Ateş olduğunu biliyordum. Ama onun dışında kim olduğunu soyadını falan bilmiyordum. "Gayet ciddiyim. Seni tanımıyorum." "Tanımadığın birini neden takip ediyorsun?" "Kaç kere söylemem gerekiyor? Seni takip etmiyorum ben. Bak, okula yürüyerek gidecektim ama yolumu şaşırıp bu sokağa girmişim. Hepsi bu. Seni takip ettiğim falan yok. Anladın mı?" Bir süre birşey demedi. İnanmakta zorluk çekiyor gibiydi ama söylediklerim gerçekti. Aslında onun beni takip ettiği hakkında şüphelerim vardı. Birkaç dakika sonra bizim okulun önündeydik. Arabadan indim. "Sen nereden biliyorsun benim okulumun burası olduğunu?" "Buraya yakın olan tek okul bu. Gerizekalı değilim. Hem benim arabamda geldiğine şükretmelisin. Kızlar bu arabaya binmek için neler veriyor bir bilsen." "Gerizekalı olmadığın konusunda şüphelerim var. Ayrıca sana birazcık beyin verseler iyi olurdu aslında. Ama tabi doğru o kızlarda da beyin yok. Olsa binmek istemezlerdi." Güldü. Gülüşünün sesi ona bakma isteğimi arttırırken kendime engel olamayıp ona baktım. O da bana döndü. Mavi gözlerini gözlerime kilitledi. Sinirlenmeye başlıyor gibi bir yüz ifadesi vardı ama bu beni korkutmadı. "Hakaret ha? Sanırım benden özür dilemen gerekecek." "Sadece gerizekalı dediğim için senden özür mü dileyecekmişim? Hah! Rüyanda görürsün." "Rüyamda seni göreceğimi de nereden çıkardın?" "Çıkarmıyorum. Anca orada görürsün diyorum ama sanırım orada bile göremeyeceksin. Çünkü ben haklıysam kendimi asla ezdirmem." Ensesini kaşıyarak yine güldü. "Seninle laf yarışına girip seni ezmeyi çok isterdim ama şimdi derse girmem gerek. Cenk'i herkesin içinde küçük düşürdüğünü de, sevgilisine yaptıklarını da unutmadım. Ondan da özür dileyeceksin. Aynı okulda seninle uğraşmak eğlenceli olacak Alev." deyip göz kırptı. İsmimi unutmamış olması beni şaşırtırken o arkasını dönüp gitti. Ofladım. Aman ne yaptıysam yaptım Cenk'e de sevgilisine de. Ne güzel içki döktüm üzerine, oh olsun. Uğraşmasaydı o da benimle. Sürtük. Ateş derse girmem lazım dediğine göre demek o bizim okula yeni kaydolmuştu. İkinci dönemde nasıl gelebiliyordu ki? Ne yani ben şimdi bu ultra yakışıklı meteor... Pardon iç sesim sürştü, ben bu egoist pislikle aynı okulda mıydım? Oh my gott! Cehennem is coming! Ateş'li günler mod : on... 1381
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD