4- İNTİKAM

1725 Words
Sonic hızıyla koştuğuma göre önümde iki seçenek vardı. Ya kavgaya gidiyordum yada birinden kaçıyordum. Birinci ihtimalin olmasını çok çok istesem de maalesef ikinci ihtimal şuan daha ağır basıyordu. Ays'tan kaçıyordum. Okulun merdivenlerinden aşağı yardırırken "İmdat!" diye bağırdım. Ays beni yakalarsa, daha önce onun korku filmlerinin kapağında gördüğüm kanlı karakterlere hayat vermiş olurdu. Tabi benim üzerimde. Kızlar tuvaletine girip kapıyı kilitledim. Böylece bana dokunamazdı. Kendimi zeki zannediyordum. Oraya girerken oradan nasıl çıkacağımı hiç düşünmemiştim. Aptal kafam. Birkaç saniye sonra Aysu da kızlar tuvaletine girip "Alev dışarı çık!" diye gürledi. "Çıkmayacağım!" diye bağırdım içerden. Ama sesim neden yavru kedi gibi çıktı ki şimdi? "Sen çıkmazsan onlar çıkar. Çıkın dışarı!" Herhalde içerideki diğer kızlara bağırıyordu. Allah'ım kesin beni testereyle doğrayacak. "Ne bakıyorsun kızım? Anlamadın mı? Dur anladığın dilden konuşayım. Siktirgit!" Kapının kapanma sesi geldi. Ardından telefonla konuştu ve telefondaki kişiye yanına gelmezse başına gelecekleri anlattı. Anlattıkları pek iç açıcı değildi. Konuşmasını "Çabuk gel!" diyerek bitirdi. Bir tek onun sesini duyuyordum. Sanırım bütün kızlar dışarı çıkmıştı. Niye çıkıyorsunuz ya? Burada beni testereyle doğrayacak! "Seni testereyle doğramayacağım Alev." Oha artık düşüncelerimi mi okuyor? "Hayır düşüncelerini okumuyorum. Sesli düşünüyorsun gerizekalı." Elimle ağzımı kapattım. Salaklığım bana Berra'dan geçmiş olabilirdi. Ayakları kapımın önünde durduğunda artık bendeki de nasıl bir korkuysa geri geri giderek sırtımı duvara yasladım. "Merak etme bana su attığın için sana bir şey yapmayacağım." "Ciddi misin?" "Evet." So, what? "O zaman niye peşimden sinirli sinirli koşturuyordun?" diyip kapıyı açtım ve biraz ürkek adımlarla dışarı çıktım. O sırada Berra içeri girdi. "Bu mal yüzünden. Sesiyle bir tek benim değil bütün apartmanın kulağını sikti. Senin malca intikamın yüzünden ben kaç tane apartman sakinine karşı sakin olamadım biliyor musun? Sağır Nuri amca bile duymuş, kapımıza geldi. Adam %75 sağır anasını satıyım." Oha! Kendi yaptıklarım için kendime sövdüm. İntikamı kesin çok ağır olacaktı. O değil de Nuri amca nasıl duydu acaba? Adam iki kat üstümüzde oturuyor. Yuh Berra. Megafon mu yuttun be gülüm? "Her neyse. Bana su attığın için bir şey yapmayacağım. Ama Berra'nın desibeli aşkına bir şeyler yapmam gerekiyor bence. Oyun başlasın. " Son cümleyi söylerkenki bakışları anlatılmaz, yaşanırdı. Aklında hangi psikopatça şeytani planın olduğunu düşünüyordum. Şuan yalvarıp ayaklarına kapansam bile asla intikamından vazgeçmezdi. Boynumu büküp kaderime razı oldum. "Al beni döv ya. Tamam karşılık vermeyeceğim. Haketmişim cidden. Hadi kır ağzımı burnumu, bekliyorum." "Aslında dövecektim de az kalır diye düşündüm. Daha güzel planlarım var." Berra'ya döndü, cebinden oyuncak bir böcek çıkardı ve böceği Berra'ya fırlatıp hızla dışarı kaçtı. Berra ise çığlık atmaya başladı. Ama ne çığlık! Ellerimi hemen kulaklarıma götürdüm. Megafon bunun sesinin yanında halt etmişti. Kulaklarımı kapattığım halde çok yüksek bir şekilde etkisini hissediyordum. Ulan bu ses bunun neresinden, nasıl çıkıyor? Yaklaşık 2 dakika boyunca aralıksız çığlık attı. Bense ellerimi kulaklarımdan çekersem sağır olabileceğimi düşünüyordum. Bir yandanda Berra'ya saydırıyordum. Tabi onun acayip yüksek desibelli sesi benimkini bastırdığı için Berra beni hiç duymuyordu. Bana sarılıp çığlık atmaya devam ettiğinde kulaklarım çınlamaya başladı. Allah'ım nolur sussun söz bir daha yapmayacağım çok söz lütfen! İçeri birkaç tane öğretmen girdi. Berra'yı tutup yanımdan uzaklaştırdılar. Derin bir nefes aldım. Kurtulmuştum. Ellerimi kulaklarımdan yavaşça çektim. Ama hala çınlıyordu. Bizi tuvaletten dışarı çıkarttıklarında Berra'ya "Ne oldu?" diye sordular. O da kekeleyerek orada bir böcek olduğunu söyledi. Buna karşılık hocalar ona 'Dalga mı geçiyon?' bakışı atmışlardı. Hatta içlerinden biri bunu dışa vurup sesli bir şekilde sormuştu. Ays'ın intikam oyunu başarıyla sonuçlanmıştı. Dövseydi daha iyiydi gerçekten. İçimden Ays'a bütün küfürleri ettim. Dışımdan da edebilirdim ama yemiyordu. Ays çok pis tehdit ederdi ve dediği olmazsa mutlaka bu tehditleri gerçek olurdu. Canım oyun oynamak istiyordu ve ben de intikam oyunlarına devam edecektim. Pes etmek yoktu. Bu çığlık cezası şu ana kadar alınmış en büyük intikamdı. Hızla sınıfım olan 12/D'ye çıktım. En arka sıraya yerleşip gözlerimi kapattım. Kulaklarımın ebesi öpülmüştü. Hala çınlıyordu. Yanımda kimse oturmadığı için şanslı sayılırdım. Rahatça uyuyabiliyordum. Kendimi uykunun şefkatli kollarına bıraktım. Canım uyku. İki ders aralıksız uyuduktan sonra uyanıp ders dinlemeye karar verdim. Dinlediğim derse bakın Fizik. Allah belamı veriyordu. Aysu'yla Berra önümde oturuyordu. Uyandığımı fark etmemişlerdi. Elimi çeneme yaslayıp Fizik hocamızı dinlemeye devam ettim. Ama sadece dinliyordum. Birşey anladığım yoktu. Dersin sonlarına doğru kapı çalındı. İçeri giren kişiyi ayaklarından yukarı doğru süzmeye başladım. Ayakkabılar Lumberjack. Kesin zengin tiki. Pantolon siyah kot. İyi tercih. Üzerindeki tişört Calvin Klein ve vücudunu sarmış. Üçgen kaslı vücut en sevdiğim. Meteor diye dudaklarımı oynattım. Üzerine geçirdiği salaş hırka Ralph Lauren olmalı. Tamam zengin. Gözlerimi yüzüne çıkardığımda gördüğüm tanıdık sima donup kalmamı sağladı. Ateş? Meteor lafımı geri alıyım lütfen. Hala bana bakarken hafifçe gülümsedi. Fizik hocamıza döndü. "Merhaba. Artık bu sınıfta okuyorum hocam. Dersi bölmeyeyim ben yerime geçeyim hemen." dedikten sonra hocanın tepki vermesinini veya onu herhangi bir sıraya yönlendirmesini beklemeden gözüne kestirdiği boş sıraya doğru yürüdü. Benim yanıma. Fizik hocası onu pek takmayıp ders anlatmaya kaldığı yerden devam etti. Sınıftaki tüm kızların Ateş'e yiyecekmiş gibi bakması gözümden kaçmamıştı. "Meteor ha? Çok sıradan beğenmedim. Bana kısaca ultra yakışıklı veya havalı çocuk diye hitap edebilirsin." Al işte, ne dediğimi duymuştu. Dudaklarıma vurmak istedim ama bana deli muamelesi yapmasını istemediğimden kendimi durdurdum. "Senin ne işin var burada ya?" "Senin içinde bulunduğun bir sınıfın başı derttedir diye düşünüp günü kurtarmaya geldim." "Niye sen süper kahraman mısın?" "Sorunlu olduğunu kabul ediyorsun yani?" "Hayır ben onun için deme... Sen ne kadar gerizekalısın ya? Yürü git buradan, bir de bu sınıfta okuyacağım diyorsun." Küçük bir kahkaha attı. Hadi ama sen öyle gülme, çok tatlı oluyorsun! Allah'ım bende istiyorum. Bana da bundan nasip et. Ama öküz olmasın lütfen. "Merak etme. Sana, Cenk ve benden özür dilettirdikten sonra zaten buradan gideceğim." Bu sefer kahkahayı atan bendim. Tam cevap verecektim ki fizikçinin bakışlarını üzerimde görünce sustum. "Alev. Kalk şu soruyu çöz kızım." Ne sorusu hocam ne ara soru yazdın sen? Mecbur ayağa kalkıp tahtaya yürüdüm. Tahtada acayip bir şekil vardı. Sanırım sıvıların basıncı konusundaydık. Fizikten gerçekten nefret ediyorum. Tahta kalemini elime alıp bir süre soruya baktım. Soruyu tam 4 kere okumam beynime bir şimşek çakıp bir mucizeyle cevabı bulacağım anlamına maalesef gelmiyordu. "Dinlemezsen tabi yapamazsın. Geç yerine." Aslında dinlemiştim. Ne yani? Niye çıktım şimdi ben bu tahtaya? What is the amaç b***h? What's the f**k you? Bunları içimden söylerken dışımdan yerine geçen terbiyeli bir öğrenciydim. Ama istisnalar vardı. Bazı gerizekalı kızların gülmesi sinirlerimi bozuyordu. Geçerken bir tanesinin kulağına doğru eğildim. "Fazla gülme. Ağzına sinek yada benim yumruğum kaçar, Allah korumasın." "Ateş yanına oturdu diye havalanma canım. Alırlar havanı." Sınıfa girerken ismini söylememişti. Bu kız Ateş'in adını da nereden biliyordu? Cevap verme isteğiyle dolup taşıyordum ama hocamızın ismimi bastırarak söylemesi üzerine yerime geçip ona kötü kötü bakmaya başladım. Hoca cevap hakkımı ikinci kez elimden alıyordu. Yapma hoca yapma! En önemli hakkım o benim. Tabi dövmekten sonra. Aysu ve Berra sırıtıyorlardı. Arkadan onları dürttüm ve bana bakmalarını sağladım. "Sırıtmayın ağzınıza kürekle vururum." Söylediklerimi takmayıp önlerine döndüler. Ateş dikkatle beni izliyordu. "Kürek mi? Ne tür bir manyaksın sen ya?" "Sanane be. Zaten sıramı işgal ettin. Git bu sınıftan istemiyorum seni." "Ödeşme olmadan olmaz." "Nasıl olacakmış o?" "Bekle ve gör." Daha fazla muhattap olmak istemediğim için cevap vermedim. Acaba beni neler bekliyordu? ######## Yetimhanenin duvarları üzerime üzerime gelirken o karşıma çıktı. Korkuyordum ondan. Daha 9 yaşındaydım. Hayatımı karartan kadın çoktan bana bağırmaya başlamıştı. "Sana bir daha kavga yok demedim mi? Hemen odaya gir. Seni içeri kilitliyimde aklın başına gelsin." "Hayır kilitleme lütfen! Orası... orası çok karanlık abla ben korkuyorum, lütfen yapma. Yalvarırım!" "Gir içeri dedim." Beni odaya itip kapıyı üzerime kapattı. Ve ben yine onunla yalnız kalmıştım. Karanlık. Dizlerimi karnıma çekip yerde ağlamaya başladım. Gözüm açık olsa da hiçbir şey göremiyordum. Karanlıktan onun yüzünden çok korkuyordum. Deli gibi titriyordum ve nefesim daralıyordu. Aniden uyandığımda kucağımdaki oyuncak ayımı yere fırlattım. Sağa sola bakarak nerede olduğumu algılamaya çalıştım. Evimizdeydim. Kabus görmüş olmalıydım. Elimi kalbime götürdüm. Çok hızlı atıyordu. Yanımdaki yatakta Berra yoktu. Saate baktığımda 6' yı gösteriyordu. Sıradışı bir şekilde erken kalkmıştım. Komodinin üzerindeki suyumdan birkaç yudum aldım. Odadan çıkıp salona girdim. Berra televizyonun karşısında uyuyakalmıştı. Televizyon hala çalışıyordu. Elektrik fabrikan mı vardı gülüm? Televizyonu kapattığım an elektroşok vemişim gibi uyandı. Bir gözü kapalı bir gözü açıktı. Onun bu haline gülmeden edemedim. Üçümüzde 18 yaşını geçtiğimiz için yurttan ayrılmıştık. Aslında şu an üniversitede olmamız gerekiyordu ama sınıfta kaldığımız için hala 12'ye gidiyorduk.Yurttan ayrıldığımızda buraya yerleşmiştik. Bu eve kira ödemiyorduk. Gülnur teyze Berra'yla beni yetimhanenin bahçesinde ağlarken gördüğünden beri bize sahip çıkıyordu. Belki annemiz babamız yoktu ama Gülnur teyzemiz vardı. Bizimle çok ilgilenmişti. Burası da onun evlerinden sadece biriydi. Rahat okuyabilmemiz için bize burayı vermişti. Çok iyi birisiydi, hatta bazı cumartesileri yanımıza gelip nasıl olduğumuzu falan sorardı. Kendisinin bir oğlu vardı. Canımı yakan ilk aşkım da o oluyordu. Emre. Namıdeğer öküzümüz. 16 yaşındayken aklımı çelmişti. Kendisi benden 5 yaş büyüktü. Beni sevdiğine öyle bir inanmıştım ki onsuz yapamaz olmuştum. Benden ayrıldıktan iki hafta sonra evlenmesi onu insan yerine koymamı zorlaştırıyordu. Düğününe bile gitmiştim. Kendime acı çektirmeyi çok severdim. O gece sabaha kadar uyumamış, sabah saatlerinde uyuyakalıp yine ceza yemiştim. O bunu bilmiyordu. Onunla yazışmak için bilgisayar sırasındaki kızları tehdit edip ceza yerdim ama onun bunlardan haberi olmazdı. Kalbimi esir almış ve benimle oynamıştı. Benim tek suçum ise onu kendimden bile çok sevmemdi. Onu çok sıkıyormuşum. Benimle yapamazmış. Ayrılmamız gerekiyormuş. O beni hiç sevmemiş. Benim ölümüne sevdiğim adam beni hiçbir zaman sevmemiş ve duygularımla oynamıştı. O günden beri erkeklere güvenim hiç kalmamıştı. Can ayrıcalıktı. O yetimhanedendi ve bana zararı dokunmazdı. Beraber boksa gidiyorduk, hatta bu akşam da gidecektik. Yüzümü yıkayıp kuruladım. Banyonun kapısında duran Berra'ya kötü kötü baktım. Kulağım şuan çınlamıyor olsa bile dün akşam kulaklıkla müzik dinleyememiştim. Bir böcek yüzünden bana bu yapılır mı Berra? "Özür dilerim Alev. Gerçekten istemeden oldu, biliyorsun. Böceklerden acayip korkuyorum. Beni affet, lütfen." "Öncelikle şu hastası olduğun dizinin ismini söylemezsen sevinirim." "Tamam bir daha söylemem, söz. Lütfen beni affet." Ona metagronmuş gibi baktım. O da anlamayıp kafasını ne var anlamında salladı. Gözlerimi devirdim. Banyodan çıkıp mutfağa girdim. Kahvaltıyı hazırlarken Ays'ın insanı katil edebilecek türden olan alarmının sesini duydum. Böyle sinir bozucu bir ses yoktu. Şarkı çalmaya devam ettiğine göre demek ki henüz Ays uyanmamıştı. Oysa ki Bülent Ersoy oralarda 'Kor!' diye bağırıyordu. İşimi gücümü bırakıp odasının kapısına kadar gittim. "Lan kapat şunu sabah sabah Bülent Ersoy nedir ya? Bak buzlu suyla dejavu yaşatırım, kapat şunu." "Aynı dejavu senin için de geçerli canım." Müzik sesi kesilmişti. Berra'nın bir daha kulağımın dibinde bağırdığını hayal ettim. "Vallahi ağzını japon yapıştırıcısıyla yapıştırırım. Beni teşvik etme." deyip mutfağa geri döndüm. Okula üçümüz aynı anda geldik. Ama bu Ays'la oyunlarımı bitirip barış antlaşması yaptığımı göstermiyordu. Okula geldiğimde beni Ateş'in ödeşme oyunlarından biri bekliyordu. Sanırım Ays'tan önce Ateş'le oynamam gereken bir ödeşme oyunum vardı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD