Okula girdiğimde ikisi sarışın biri kızıl ve biride kumral saçlı 4 kız aniden etrafımı sarmıştı. Berra tuvalete gittiği için sadece Ays yanımdaydı. Kızların hepsi bana dövecekmiş gibi bakıyordu. Kendileri kaşınıyorsa yapacak bir şeyim yoktu. Zevkle kaşırdım.
Boynuma 'İTİNAYLA KAŞINIR' diye bir yazı asıp okulda dolaşma fikri bana çok cazip geliyordu. Parmaklarımı kütlettim. Ays 'vur de canını okuyayım bitches' modundaydı.
"Bir sorun mu var?" diye sordum önümdeki boya küplerine. Bir sorun olsun lütfen ellerimde kaşınıyor zaten. Nihahaha!
Kızıl soruma soruyla karşılık verdi.
"Sen Alev misin?"
"Evet, ne vardı?"
"Gel bakayım şöyle." diyip kolumdan tutacakken kendimi geri çektim.
"Çek patilerini üzerimden."
Ben kendim yürüyebiliyordum ama birazdan onların kendi kendine yürüyebileceklerinin garantisini veremeyecektim. Yaşasın kavgalar!
En sevdiğim!
Ays da beni yalnız bırakmayıp peşimizden geliyordu. Benim kadar eğitim almamıştı olmasına rağmen o da iyi dövüşürdü. Ben çok rahattım ama görünüşe bakılırsa bu kızlara rahat batmıştı. Çünkü bulaşmaması gereken birine bulaşarak başlarına bela almışlardı. Şu an bizi okulun dışına götürmeleri iyiye işaretti. Çünkü okulda dövdüğümde birde disiplin kuruluyla uğraşmak istemiyordum.
Okuldan çıktığımızda hemen sol tarafımızda kalan çıkmaz sokağa girdik. Sarışın kızlardan biri sokağa girer girmez beni duvara doğru ittirdi.
"Cenk'ten ve Ateş'ten özür dileyeceksin kızım. İkisine de saygıda kusur etmeyeceksin. Yoksa çok pis yolarım seni!"
Ays kumralı ve diğer sarışın kızı omuzlarından tutup kendine çevirdi ve ağır abi edasıyla "Yavaş gelin!" diye ikazda bulundu.
Kız haklı be abi! Gözlerime bakıyor, benden bir işaret bekliyordu.
"İkisinden de özür dileyeceksin! Anladın mı beni?"
Sarışın yakama yapışmıştı. Ays'a bakıp kafamı aşağı yukarı hareket ettirdiğimde önce kumrala sonrada sarışına yumruk attı. Sarışın direk yeri boylarken kumral kız tekrar ayağa kalkıp Ays'a doğru bir hamle yapmıştı. Coming to adventure modundaydım. Bende beni duvara iten sarışının karnına tekme atmış, diğerinin de saçından tutuyordum.
"Siz kim oluyorsunuz da bana özür dilettireceksiniz?"
Tekmemle yere savrulan sarışının da saçından tuttum. Ays bi kızın boynunu koluyla kilitlemişti. Kızlar Berra gibi çığlık atmaya başladılar. Neyse ki Berra'nın ses seviyesine ulaşabilen yoktu çünkü katil olmak istemiyordum.
"Siz benim kim olduğumu bilmiyor musunuz? Bu yaptığınızı size çok ağır ödeteceğim sürtükler!"
Elimdeki iki kızı hırpalamaya başladım. İçlerinden biri vurmamam için yalvardığı için ona vurmadım. Diğeri ise bana karşılık vermenin bedelini ağır bir şekilde ödüyordu. Ellerimin kaşıntısı geçince soru sordum.
"Kim gönderdi sizi?"
Ays'ın yanındaki kız onları Ateş'in gönderdiğini itiraf etti. Sonra da onları bir daha karşıma çıkmamaları konusunda uyardım ve yanlarından ayrılıp Ays'la birlikte okula geçtik.
Kim oluyorlar onlar?
Dersin ortasında kapıyı açıp sınıfa girdiğimde Ateş'in yerinde olmadığını fark ettim. Hocadan özür dileyip yerime oturdum. Ateş'in ilk dersten sonra geleceğini düşünmüştüm ama öyle olmamıştı. Gelseydi bağırıp çağırmaktan başka bir şey yapmayacaktım gerçi ama o hangi cürretle beni dövmek için kız yollayabiliyordu? Çakma meteor!
Elimde müzik projesiyle en alt kattaki müzik odasına gidiyordum. Hoca beni ödevi getirmem için çağırmıştı. Evet, müzikten proje ödevi alan tek mal bendim.
Bilgisayar odalarının önünden geçerken bir el beni odaya doğru çekti ve sesimi çıkarmamam için ağzımı kapattı. Geriye tekme savurup kolunu ters çevirdikten sonra bu kişinin Ateş olduğunu görünce nedenini bilmiyorum, ama rahatlamıştım.
"Ah, bacağım! Lan! Napıyorsun sen kızım?"
Mavi gözlerini kocaman açmıştı. Tekmem bacağına geldiği için bacağını tutuyordu. Keşke daha yukarı taraflarına gelseydi be.
"Asıl sen napıyorsun gerizekalı? Ne ekşın yaşatıyorsun bana?"
"Suratında neden morlukların olmadığını şimdi anladım."
O sırada rüzgar vurduğundan olsa gerek saçlarım havalandı bir coolum bir coolum. Şaka sadece elimle saçlarımı geriye attım.
"Beni dövmeleri için kız mı ayarladın bir de sen? Dövüşçü olduğumdan haberin yok sanırım. Yüz tane kız gönder istersen (göz kırptım) hallederiz."
Şaşkınlıkla suratıma baktı. Sanırım boks salonunda beni gördüğünü hatırlıyordu.
"Senin de benim dövüşçü olduğumdan haberin yok sanırım. Eninde sonunda özür dileyeceksin, sıkıntı yok (o da göz kırptı) hallederiz."
Gözlerimi kısıp ona baktım. Meydan okuyordu demek.
"Nah özür dilerim." dedikten sonra koridora yardırmaya başladım. Yani sonuçta ben haklıydım. Ateş'e hakaret etmekte de, Cenk'i küçük düşürmekte de, sevgilisinin üzerine içki dökmekte de. Ne diye o iki öküzden özür dileyecekmişim ki?
Peşimden gelip gelmediğini tahmin edebilirsiniz. Tabiki de gelmedi.
Hızlı hızlı koştuktan sonra önüme müzik hocası çıkınca proje ödevini teslim ettim.
########
Akşam Can'la buluştuk. Spor salonuna doğru yürüyorduk. Salona yaklaşmışken üzerinde ışıklı bir tabela olan bir kapıdan Ateş'in çıktığını gördüm. Sanırım burası bir bardı. Masmavi gözleriyle 2 saniyelik bakışmanın ardından kafamı çevirdim. Her yerde karşıma çıkıyor bu da.
Kum torbasının başına geçip Selim Hocanın vur emriyle bir yumruk attım. "Çok güzel, bir daha." dediğinde tekrar, daha sert bir şekilde vurdum. Birkaç kez daha vurduktan sonra aklıma mavi gözleri gelince afalladım. Hızlı gelen boks torbasına yavaş vurunca sendeledim ve yere düştüm. Ne oluyor lan?
"Ne oluyor lan?" diyerek yanıma geldi Can. Ben de aynı soruyu kendime soruyordum zaten.
"Dikkatim dağıldı bir an. Bir şey yok."
Can'ın uzattığı elini kavrayıp beni yukarı çekmesine izin verdim. Güçlü çektiği için bedenlerimiz birbiriyle çarpıştı. "Pardon." deyip ona bakmıştım ama onun gözleri nedense çenemdeydi.
Çeneme niye baksın lan bir şey mi var acaba? Çeneme dokunduğumda gözlerini hala ayırmadığını fark ettim elimi dudaklarıma götürdüğümde transtan çıkmış gibi olup metagronmuş gibi suratıma baktı. Demek dudaklarıma bakıyordu.
Bir şey demeden ikimiz de kum torbalarımızın başına geçtik ve Selim Hocanın düdüğüyle çalışmalara devam ettik.
"Gözünü hedeften ayırmamalısın. Dövüş sırasında aklına başka bir şey getirme. Hedefe odaklan. Rakibinin gözlerinden bir sonraki hamlesini anlayabilirsin. Tekme atmak için rakibinin yumruk hamlesini bekle. Yumruk atarken bütün gücü kolunda olacağı için tekmene fazla karşılık veremeyecektir."
Eve yorgun geldiğim için hemen uyumayı planlıyordum. Ama Berra hiç uyumama yardımcı olmuyor, başımda adımı sayıklayıp duruyordu.
"Alev! Kalk bir şey söyleyeceğim uyan. Ya Alev!"
"Ne var ya ne var?" sesimin biraz yüksek çıkmasıyla irkilen Berra şaşkınlıkla bana bakıyordu. Sıkkınlıkla nefes verip daha alçak bir tonda ne olduğunu sordum.
"Yarın okulca kampa gidilecekmiş. Bende diyorum ki biz de gitsek mi acaba? Hem biraz değişiklik olur."
"Bunun için mi iki saattir başımda ötüp duruyorsun Berra?"
"Alev lütfen gidelim. Ama çadır, çarşaf falan almak için para lazım. Burs param bitti benim."
- Ben ne yapayım Berra, para mı yaratayım? Tövbe estağfurullah.
Gözleriyle yan duvarı işaret etti. İlk başta ne olduğunu anlamayıp mal mal suratına baktım. İşaret ettiği yerin zengin kankamız Ays'ın odası olduğunu anladığımda gülümsedim.
"Jeton köşeli galiba."
"Kes be tamam. Gel benimle."
İkimiz de kalkıp bu saatte tabiki de uyumamış olan Ays'ın yanına gittik. O bizden zengindi çünkü yarı zamanlı bir işte çalışıyordu.
Onu ikna etmem tam 1 saat 25 dakikamı alsa da Berra mutlu görünüyordu. Sabah erkenden malzemeleri alıp okulun bizi kamp yerine götüreceği servise bindik. Yolda Ateş'in neden kamp yerine gelmediğini düşünüyordum. Onu düşündüğümü fark edince kafamı iki yana sallayıp kendime kızdım.
########
Yanan ateşin başında sevgililer birbirlerine sarılmışlardı. Gitar çalıp şarkı söyleyen ve onların şarkılarına eşlik eden klasik insanlar oturuyorlardı. Müzik bittiğinde saat çok geç olmuştu.
"Evet şimdi gecenin en heyecanlı bölümüne geldik. Korku hikayesi." dedi bir erkek.
Berra ayağa fırladı. Benim de tuvaletim geldiği için bende ayağa kalktım. Ays hiç istifini bozmadan oturduğu yerden kafasını bize çevirdi.
"Korkaklar."
Berra durumu kabullenip çadırımıza doğru yürüdü. Bense korkak olmadığımı biliyordum. Ays'ın kafasına geçirdiğimde sessizce bir küfür savurdu. Ağaçların arasında bir yerde tahtadan yapılmış tuvalete doğru yürümeye başladım. Önce tuvalete gidip daha sonra da uyuyacaktım.
Tuvaletten çıktıktan sonra kamp alanına doğru yürürken bir el ağzıma kapandı ve beni ormanın içine doğru sürüklemeye başladı. Elini ağzıma o kadar sert kapamıştı ki ısıramıyordum bile. Beni çekerken geriye tekme falan attım vurmaya çalıştım ama etkilenmedi. Bir süre çırpındıktan sonra beni çok karanlık bir alana çekti.
Eli hala ağzımdayken kulağıma eğilip bağırma dedi. Ses tonundan kim olduğunu anladım. Elini çektiğinde ona döndüm ve bu kadar karanlık olan alanda bile parlayan masmavi gözleriyle karşılaştım. Şaşkınlıktan birkaç saniye konuşamadım. Gözlerine kilitlenmişken elini gözümün önünde sallayıp "İyi misin lan?" diye sordu. Yumruk atmaya başladım.
"Ya sen napıyorsun ? Napıyorsun ya sen? Naptığını sanıyosun?"
Ellerimi bileklerimden tuttu.
"Bana bak şimdi özür dilemezsen seni burada bırakıp giderim. Anladın mı? Özür dile yoksa bütün geceni burada geçirirsin."
"Hayır ya bırak ellerimi."
Ellerimi kurtarmaya çalışırken geri geri gittim. Ama orada bir taş olabileceğini hesaplayamamıştım. Ayağıma takılan taş sendelememe yol açmıştı. Beni çekerken Ateş te dengesini kaybetmişti. Sonuç;
Beraber yere kapaklanan iki mal.
O üstte ben alttaydım. Her zaman böyle durumlara düşüyorduk.
"Özür dile. Bak senin gibi biriyle işim olmaz kızım. Ama özür dileme takıntım var ve sen bana küfür ettin. Özür dilemezsen hayatını zindana çeviririm. Özür dile."
"Dilemeyeceğim. Kalk üstümden, seni pis sapık."
Hala bileklerimi tuttuğu için kalkamıyordum. Üzerimde olduğu için tekme atma şansım da yoktu.
"Kızım bak, bir daha karşına bile çıkmayacağım. Özür dile de gideyim."
"Hayır. Asla!"
Neden bu kadar inatçı kesildiğimi bilmiyordum. Asıl böyle 'ekşınlı' anlar yaşattığı için o özür dilemeliydi.
Bir kez daha özür dile dediğinde yerden yükselip tişörtünün açıkta bıraktığı yeri ısırdım. Ama hafif değil oldukça sert ısırmıştım.
Mavi gözleri gözlerime kilitlendi. O an korkuyla gözlerimi kırpıştırdım. İç sesim bana sövdü. Şimdi ne dediğin söyleyemeyeceğim.
Ayvayı yemiştim.
Hala öylece bakıyordu. Elleriyle bileklerimi daha sert sıkmaya başladı. Kafamın sol tarafından omzuma doğru inmeye başladı. Çırpındım. Omzumda bir diş izi istemiyordum.
"Dur!"