7- PARTİ

1536 Words
Onun peşinden mekandan çıktığımda acayip sinirliydim. Hayatımda bunca olumsuzluk varken bir de bu çocuklarla uğraşmayacaktım. Arabasına doğru ilerlediği sırada arkasından bağırdım. "Hey, dursana sen!" Bana bakmadan ilerlemeye devam etti. Arabanın kapısına tam ulaşmıştı ki kolundan tutup kendime çevirdim. Önce koluna sonra sonra ağır çekimde bana baktı. "Tamam ama sadece iki dakika. İşim var, bir yere yetişmem gerekiyor." "Sen yaptın değil mi?" Büyük bir kahkaha patlattı. Gülerken deniz mavisi gözleri kısılmıştı. Ağzının ortasına yapıştırasım geldi ama cevabını bekleyebilirdim. "Bunu sormak için mi buraya kadar peşimden geldin?" "Cevap versene sen. " dedim kızgınca suratına bakarken. Gözlerini kısıp boyuma gelmek için aşağı eğildi. "Evet ben yaptım asi kız. Benden ve Cenk'ten özür dilemediğin sürece de yapmaya devam edeceğim. Gerekirse hayatı sana zindan ederim ama yinede o özrü dilettiririm. Yeterli bir açıklama oldu mu?" "Niye özür dileyecekmişim ben sizden?" "Cenk ile dalga geçtiğin ve bana hakaret ettiğin için." Sinirden resmen gözüm seğiriyordu. Onu arabasına doğru hızla ittirdim. Sırtı çarptığında yüksek bir ses çıkmıştı. Şaşkınlıkla bana bakıyordu. Böyle bir gücü benden beklemiyor olmalıydı. "Hak etmeseydiniz bu dediklerinizi yapmazdım. Ama hak ettiniz. Cenk beni işten kovdurdu. Sende onun yolundan ilerliyorsun. Parayla herkesi satın alabileceğini sanan zengin piçlersiniz işte. Sonuna kadar bu hakaretleri hak ediyorsun." Gözleri sinirle parladığında alnındaki damar belirginleşmeye başladı. Arkamı döndüm. Bir iki adım henüz atmamışken o da beni kolumdan yakaladı. "Kim olursan ol, seni hangi düşmanım tutmuş olursa olsun. Bana piç diyemezsin. Lafını geri al. Hemen!" O kadar çok bağırmıştı ki kulaklarım çınlamıştı. Kolumu hala tutuyor ve inanılmaz derecede sıkıyordu. Gözlerinden korktum. İlk defa birinin bakışlarından bu denli korkmuştum. Dünyayı her an başıma yıkabilirmiş gibi duruyordu. "Anne!" diye bir ses duyduğumda kaldırıma baktım. Bir kadının yanında duran küçük bir kız sevinçle söylemişti bunu. Vitrindeki oyuncağı gösteriyordu annesine. Benim oraya baktığımı gören Ateş te arkasını döndü ve onlara baktı. Daha önce hiç söyleyemediğim bir kelime olduğu için iç çektim. Gözlerim dolmuştu. Ama şimdi duygusallık zamanı değildi. Ateş tekrar bana döndüğünde yutkundu ve gözlerime baktı. Benim açık mavi gözlerim şimdi onun az öncekine göre yumuşamış, lacivert gözlerine bakıyordu. Biliyor gibiydi. Kimsesiz olduğumu biliyor gibi. Ben de az önce ona piç demiştim değil mi? Ama o, öyle değildi. - Lafımı geri alırım evet. Ama şu konuda uzlaşalım. Beni senin düşmanlarından herhangi birisi tutmadı. Para için kendimi kullandırtmam ben. Kolumu sıkmayı bıraktığında eski haline geri dönmüştü. Bir süre öylece baktıktan sonra arabaya bindi. Gaza yüklendi ve uzaklaştı. Bu çocuğun amacını anlayamıyordum. Bir özür için bu kadar uzatması bana saçma geliyordu. Sinirlerim tepemdeydi. Bu işten de kovulmuştum. Ne bok yiyecektim şimdi? Evin kapısını açıp anahtarları anahtarlığa fırlattım. İçeri girdiğimde Berra dünyadan kopmuş, televizyondaki Beni Affet dizisine kilitlenmişti. Arkadan gelip kafasına hafifçe bir tane geçirdim ve yanına oturdum. Gözlerini televizyondan hiç ayırmadan konuştu. "Sen mi geldin Aysu?" Bu kız gerçekten gerizekalıydı. Kafasına bir kez daha hafifçe vurdum. "Ama şiddet konusunda bir konuşma yapmıştık." Yine bana bakmadan konuşmuştu. Kafasını kendime doğru çevirdiğimde şaşırdı. "Aaa, Alev." "Yaa Alev. Kızım şu diziyi izleyince gerçekten dünyadan kopuyorsun sen." Berra beni takmadan diziyi izlemeye devam etti. Onu dizisiyle baş başa bırakıp mutfağa gittim. Gerizekalı kız benim işten eve erken geldiğimi fark etmemişti bile. O dizi bittiğinde neler olacaktı çok merak ediyordum. Akşam Ays eve geldiğinde sinirliydi ve bunun nedeninin erkek bir müşteri olduğunu söylüyordu. Adam Ays para üstü olan 10 kuruşu vermeyi unutunca Ays'ı hırsızlıkla suçlamış, Ays'ta sessiz kalmayınca bir tartışma başlamış. Bir de bunun sonucunda patrondan müşterilere karşı saygılı olmak konusunda ikaz almış. Ne kadar saçma. Sinirlerimizi yatıştırmak ve biraz rahatlamak için bu akşam biraz dağıtmalıydık. Üzerime siyah deri ceketimi giydikten sonra anahtarları alıp cebime attım. Telefonuma biraz göz gezdireyim dedim ama Turkcell'den başka mesaj atanım yoktu. Can hayırsızı da iyice arayıp sormaz olmuştu. Ama işi düşünce köpek gibi gelirdi. Çarşamba ve cuma günleri boks antrenmanımız vardı. Bugün günlerden ne diye düşündüm ama muhtemelen hatırlamayacağım için fazla beynimi yormadan telefonu açıp baktım. Salı günüymüş. Telefonu tekrar cebime attım. Kızlarla beraber dışarı çıktık. Önümüze ilk gelen bara girip içki içmeye karar vermiştik. Tabii ki abartmadan. Mekana girdiğimizde boş bir masa bulup oturduk. Ays üç farklı içki ismi söylemişti. "Neden üçümüze de farklı söyledin?" "Berra'ya ağır içki söyleyip başımıza bela alamam. Sen de benim kadar ağır içemezsin. Yani adamına göre muamele." diyip göz kırptı. Önümüze gelen içkilere bir göz attım. Berranınki çok açık bir sarıydı. Bir yudum aldığında yüzünü buruşturmuştu. Gülümsedim. Kendi önümdeki pembemsi içkiyi kafama diktim. Tadı hafif acımsıydı. Boş bardağa bakıp yine gülümsedim. Bardağı masaya bıraktığım anda bir erkek Berra'nın omzuna dokundu. Ays ve ben ona dik dik bakarken Berra gülerek ayağa fırladı ve çocuğa sarıldı. Ays'la birbirimize 'ne iş' der gibi baktık. Ayrıldıklarında Berra'nın yüzü biraz kızarmıştı. Ama hiç bozuntuya vermeden konuştu. "Ne işin var senin burada?" "Arkadaşımla -arkasındaki baştan aşağıya siyah giyinmiş olan çocuğu gösterdi-takılıyoruz öyle." Siyahlı çocuk başıyla küçük bir selam verdi. Bizi pek umursamıyormuş gibi gözüküyordu. Arkadaşı bizim masaya oturduğunda o da oturmak zorunda kaldı. "Kendimi tanıtayım. Ben Barış. Bu da arkadaşım Gökhan." Elini bana uzattığında elini sıkıp "Alev." dedim ve biraz gülümsedim. Bu çocuk bana bir yerden tanıdık geliyordu, ama nereden? Sinemada mı görmüştüm acaba? Barış elini Ays'a uzattığında Ays elini uzatmadan "Aysu." dedi. Çocuk elini geri çekti. Gökhan gözlerini Ays'a çevirdi. İçkisine bakıp "Konyak mı içiyorsun?" diye sordu. Ays kafasıyla onu onayladıktan sonra gözlerini başka yere çevirdi. Berra ortamı yumuşatmak için Barış'a eğilip "O biraz soğuktur." diye açıklama yaptı. Barış anladım dercesine kafasıyla onayladı. "Nereden tanışıyorsunuz?" diye sordum ifadesiz bir şekilde. "O da bizim okuldan. Serkan beni okulda sıkıştırdığında beni onun elinden kurtardı. O sayede tanışmış olduk. Ona bir iyilik borcum var." Barış Berra'ya döndü. "İşte bu borcunu ödemen için bir yol var." "Neymiş bakalım?" "Yarın benim partime gel. Hatta sizler de gelin." dedi bize bakıp. "Ne partisi?" diye sordum. "Yeni aldığım evimin şerefine bir parti düzenliyorum." Berrayla birbirimize baktık. "Bilemiyorum. Saat kaçta?" "Rahat bir saatte yani akşam sekiz gibi başlatmayı düşünüyorum. Ama saatle ilgili bir probleminiz olursa erkene çekebilirim." "Hayır, sekiz iyi bence." "Peki tamamdır." Berra'yı çekip kulağına "Gerçekten gidecek miyiz?" diye fısıldadığımda ikimiz de Ays'a baktık. Ays etraftaki insanları boş gözlerle izliyor, bizi dinlemiyormuş gibi gözüküyordu. O sırada telefon sesi geldi. Barış cebinden telefonunu çıkardı. "Alo. Kimle gelmiş? Ne alaka lan? Çok mu acil? Gökhan var. Tamam geliyoruz." İkisi birden ayağa kalktı. İşlerinin çıktığını anlamıştım. Barış bize baktı. "Çok üzgünüm ufak bir işimiz çıktı. Kusura bakmayın acilen gitmemiz lazım. -Cebinden bir davetiye çıkardı ve Berra'ya uzattı.- Kartın üzerinde numaram var. Beni arayıp adresini söyle sizi evden özel bir araçla aldıracağım. Yarın görüşürüz. " Gözlerim faltaşı gibi açılırken Berra gülümsedi. Diğer siyahlı çocuk bize hiç dönüp bakmadan gitti. Barış ise arada bir dönüp dönüp bakıyordu. Şimdi yarın ne giyecektim ben? ######## Tam 1 saat 33 dakika 56 saniye süren Ays'ı parti için ikna etme çabalarım başarıyla sonuçlanmıştı. Mal kız masada biz konuşurken bizi hiç tınlamamış, "Partide ne giyeceksin?" diye sorduğumda ise "Ne partisi gerizekalı?" diye tepki göstermişti. En sonunda ondan 58. hakareti işittiğimde "Tamam Alev, tamam ama siyahtan başka renk giymem." deyip kabul etmişti. Şu an neredeyim bilin. Tabii ki de Can'la beraber boksta. Klasik çarşamba akşamları işte. Parti saatine denk gelmemesi için boks saatini erkene almıştık. Bu yüzden başka kızlarla maç yapmak zorunda kalmıştım ama hepsini de yenmiş olmak çok havalı bir durumdu. Minyon tipimi görüp bu bizi yenemez diyen kızlar ağzının payını aldığında kötü kız kahkahası atmıştım. Aynen şöyle: Nihahahahahahahah! Karşımdaki yelloza -ama sarışın değildi- bir sağ kroşe daha geçirdiğimde yeri boylamıştı. Benden uzun olmasına rağmen bayağı çelimsizdi. "5-4-3-2-1 Nakavt." Kazanmıştım. Boks eldivenlerimi çıkarmadan köşeme gittim. Nefes nefese kalmışken Selim Hoca'nın bana uzattığı suyu içtim. "Aferin." Ona gülümseyerek karşılık verdim. Uzattığı havluyu boynuma asıp ringden aşağıya indim. "Cuma günü de bu saatte bekliyorum. Kız dövüşleri için artık hazırsın. Antrenman için bir süre karşı cinsle dövüşeceksin. Erkeklerin en iyisiyle başlayacaksın." Can "Benimle mi yani?" deyip zevzekçe sırıttı. Selim Hoca gözlerini devirdi. "Elbette ki seninle değil. İstanbul'un ringlerini sallayan biriyle." Kaşlarım havaya kalktı. Kim olduğunu çok merak etmiştim. "Arkadaşım Tamer'in öğrencisi gelecek. 5te burada ol." Kafamla onayladıktan sonra yavaş adımlarla soyunma odasına girdim. Kısa süren bir duşun ardından parti için kiraladığım elbiseyi giydim. Bir seferlik için satın alacak değildim ya. Çıktığımda Can kapıda beni bekliyordu. Üzerinde siyah bir pantolon ve beyaz v yaka bir tişört vardı. Beni görünce baştan aşağı süzdü ve ıslık çalarak bana doğru gelmeye başladı. "Sana topuklu ayakkabı giydirebildiklerine göre bayağı önemli bir yere gideceksin." Gülerek ona doğru bir adım attım. Daha doğrusu atamadım. Ayağım burkulduğunda yeri boylayacakken Can beni yakaladı. Sırıttığında "Gülme!" diyip ona kızdım. Gülmesini durdurmak için dudaklarını birbirine bastırdı. Onu arkamda bırakıp ilerlemeye çalıştım. "Bensiz ilerleyebileceğini mi sanıyorsun?" Malesef ki haklıydı. Onsuz bu topuklu ayakkabılarla yürüyemezdim. Oflayarak olduğum yerde durdum. Arkadan gelip koluma girdi ve beni çekiştirerek arabasına götürdü. Yaklaşık yarım saat süren yolun ardından partinin olduğu eve gelmiştik. Bizim kızlar özel arabayla gitmişlerdi. Kapımı açmasını beklemeden -çünkü zaten açmaz öküz- arabadan indim. Gelip koluma girdiğinde girişe doğru beraber yürüdük. Dans şarkısı çalıyor, herkes oldukça büyük olan havuzun etrafında dans ediyordu. Ara sıra masaların bulunduğu büyük yerde garsonlar elinde içecek tepsileriyle dolaşıyordu. Etrafa baktığımda Berra'yı Barış'la dans ederken gördüm. Aysu da bir masada duruyordu. Yanında Gökhan denen çocuk ve birkaç erkek vardı. Hepsini bir yerden hatırlıyor gibiydim. Kesinlikle onları bir yerde görmüştüm. Aysu telaşlı gözlerle etrafa bakıyordu. Barış ve Berra masaya döndüler. Berra beni fark edip baktığında hepsi birden bana döndü. Can'ın kolunda masaya doğru ilerliyordum. Bana bakan kişilerden birinin Ateş olduğunu görmemle olduğum yerde kaldım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD