8- ATEŞ'LE DÖVÜŞ

1771 Words
Duraksadığımı fark eden Can "Bir şey mi oldu?" diye sordu. Gözlerim Ateş'in gözlerindeyken "Hayır." diye cevap verdim. Ateş beni görünce şaşırmıştı. O Can'a bakmaya başlayınca ben de kafamı eğip topuklu ayakkabılarıma bakarak masaya doğru ilerledim. ''Gecikmedim değil mi?'' Elimi uzatarak Barış'a sorduğum soruya Barış tebessümle yanıt vermişti. ''Sorun değil, hoş geldin. Seni bizimkilerle tanıştırayım. Bu Orkun.'' Sarışın zayıf bir çocuk bana elini uzattığında bende elimi uzattım. ''Bu Gökhan. Zaten biliyorsun.'' Gökhan küçük bir baş selamı vermişti. Sıra rüşvetçi Cenk'e gelmişti. Birazdan olacakları tahmin edebiliyordum. Kesin kavga çıkacaktı. Barış "Bu..." deyip Cenk'i gösterdiği sırada Can kolumdan tuttu ve "Seninle dans etmeden buradan gitmem." deyip beni dans edenlerin olduğu alana sürükledi. Bu sayede kavga ihtimali yerle bir olmuştu. Durduğumuzda Can elini belime koydu. ''Bu o rüşvetçi çocuk değil mi?'' Ellerimi omuzlarına çıkarıp onun bedenine yaklaştım. ''Maalesef.'' Bulunduğum yerden Berra'ya bakarken çaktırmadan Ateş'e de bakıyordum. O da bana bakıyordu ama suratı ifadesizdi. O sırada Cenk masadan ayrıldı. Ateş bana bakmayı bırakıp Cenk'i kolundan yakaladı. Ona bir şeyler söylüyordu ama Cenk dinlemeden kolunu çekip gitti. Ateş Barış'ın yanına dönüp bir şeyler söyledikten sonra ikisi birden Cenk'in peşinden gittiler. Can'la bir süre daha dans ettikten sonra Can'ı çıkışa kadar bıraktım. Arabasının önüne geldiğimizde "Beni buraya kadar getirdiğin için teşekkür ederim Can.'' dedim. Bana yaklaşıp yanağıma bir öpücük kondurduktan sonra "Ne demek tatlım. Her zaman." deyip arabasına bindi ve gaza aniden yüklenerek yanımdan ışık hızıyla (!) uzaklaştı. Tam içeri dönecekken Ateş ve Cenk'in arabalarına yaslanmış halde beni izlediklerini fark ettim. Önüme bakarak tekrar girişe doğru yürüdüm. Laf atmasalardı hiçbir şey demeden önlerinden geçip gidecektim. Ama laf attıklarında cevap vermesem olmazdı. ''Özür dilemeyen kız da buradaymış. Bak sen şu işe.'' ''Rüşvetciler de buradaymış.'' diye cevabı yapıştırdım. Cenk bir kahkaha attı. ''Özür dilemezsen sonuçlarına katlanırsın küçük hanım.'' Ateş olaya dahil olup "Yapma, şununla uğraşma." gibi bir şeyler zırvaladı. ''Uğraşacağım.'' dedi ve bana doğru gelmeye başladı. ''Özür dileyecek misin yoksa hayatını zindan etmeye devam mı edelim?'' ''Elinden geleni ardına koyma.'' dedim ve Ateş'e döndüm ''Sende aynı şekilde. Sizden özür dileyeceğime ölürüm daha iyi.'' ''İnat etmeye devam edersen o da olur merak etme.'' Arkamı dönüp söylediği cümleye aldırmadan ilerledim. Berra ve Barış gayet iyi anlaşıyordu. İleride ne olacaklarını bilmek için müneccim olmaya gerek yoktu. Aysu her zamanki soğukluğuyla masada hiç kimseyle muhabbet etmeden duruyordu. Yanına gittiğimde "Nihayet yanıma gelebildin." diye sitemlerde bulundu. Ağır içki içtiğini biliyordum. Gözümle içkisini işaret edip "Aynısından bana da söyle." dedim. Garsonu yanına çağırıp bir şeyler söylediğinde garson birkaç dakika içinde içkiyle beraber geri dönmüştü. Onun içkisine nazaran benimkinin daha açık renkte olduğunu fark ettim. ''Ama bu seninkinin aynısı değil.'' Sanırım sesim biraz yüksek çıkmıştı. Orkun ve Gökhan aynı anda bana döndüklerinde mahcup bir gülümseme yolladım. Gökhan hiçbir şey olmamış gibi önüne dönerken Orkun "Olur böyle vakalar." deyip sırıttı. Bu sefer içten bir şekilde güldüm. Bu çocukla iyi anlaşacaktık. Ays kulağıma eğildi. ''Güzelim, bayılmak istiyorsan kafana vurmak gibi daha eğlenceli yöntemlerim var.'' Boğazını temizleyip etrafa bakınmaya devam etti. Ona kızgınlıkla baktım ama o görmediği için önüme dönüp içkimi tek dikişte bitirdim. Orkun: ''Harikasın. Onu ben bile tek dikişte içemiyorum.'' dediğinde Ays baktı. ''Ne yani birayı tek dikişte içemiyor musun? Ben konyak içiyorum.'' deyip gülerek önüne döndü. Orkun ona kötü kötü bakıyordu. Onun yanına doğru ilerledim. ''Herkes senin gibi psikopat mı?'' Onun duyamayacağı bir ses tonuyla söylemişti bunu. Ondan korktuğu açık açık ortadaydı. ''Olur böyle vakalar.'' dedim yanına gidip. Güldü. ''Neden bu kadar aksi olmak zorunda?'' ''Onu anlamak zor. O biraz değişiktir.'' ''Belli oluyor. Gökhan'ın yan versiyonu gibi mübarek.'' Gökhan bize döndüğünde Orkun konuyu 'sonic' hızıyla değiştirdi. ''Napıyon kanka?'' Gökhan ensesinden tutup masaya yaklaştırdı. ''Kafanı bardağa sokmamam için bir sebep söyle Orkun.'' Orkun biraz düşündü. ''Kafam o bardağa girmez.'' ''Bu sebep beni tatmin etmedi.'' Orkun biraz daha düşündü. Yaklaşık 30 saniye sonra cevapladı. ''Bardak kafama girmez.'' Gökhan dua edermiş gibi sitemle yukarı baktıktan sonra Orkun'u bırakıp "Ben korku odasına gidiyorum." deyip yanımızdan ayrıldı. Duydukları ilgisini çekmiş olmalı ki Aysu ilk kez bize döndü. O gittikten birkaç dakika sonra Orkun'a doğru yürüdüğünde Orkun bir adım geri gidip yutkunmuştu. ''Bana bak çelimsiz. Korku odası mı dedi o?'' ''E..evet.'' ''Nerede orası?'' ''Eve gir ve merdivenlerden aşağı in. Soldan ikinci kapı.'' Aysu bana 'ben gidiyorum' gibi hiçbir açıklama yapma gereği duymadan gitmişti. Orkun ile beraber partiye gelinin kız kardeşi gibi giyinip gelen kızları eleştirdik. Şaka maka modadan anlıyordu. Bunu ona söylediğimde "Tabi kızım. Az mı Nurella izledik?" diye karşılık vermişti. Birkaç saat sonra parti bittiğinde Barış üçümüzü eve bırakmıştı. O gün öyle sona erdi. ¤¤¤¤¤ BERRA'DAN ¤¤¤¤¤ Telefonumun ekranındaki saate baktığımda zile 1 dakika kalmıştı. Aysu ve Alev her fizik dersinde yaptıkları gibi uyuyorlardı. Ekranı kapattığım sırada gelen mesaj bildirimi kilit tuşuna tekrar basmama sebep oldu. Mesaj Barış'tan gelmişti. Ah, yakışıklı prensim! Kalbim küt küt atarken mesajı açtım. Bu çocuk bende farklı bir heyecan dalgası yaratıyordu. Tanıştığımızdan beri bana hep iyi davranmış ve tatlı diliyle kalbimi çalıvermişti. "Kantine gel. Seni bekliyorum." Salak salak sırıtmaya başladım. Birazdan onu görecektim. Acaba bugün ne giymişti? Beni görünce ilk ne yapacaktı? Yalnız mıydı? Yanında kim vardı? Hangi kız şuan kantindeki yakışıklımı kesmekteydi? O kıza hangi işkenceyi yapmalıydım? Çin işkencesi mi Japon işkencesi mi? Japon işkencesi diye bir şey var mıydı yoksa harakiri nasıl....? Sınıftakiler dağılmaya başladığında zilin çaldığını idrak edebilmiştim. Aptallığımdan zilin sesini bile duymamıştım. Apar topar aşağı indiğimde onu arkadaşlarıyla otururken buldum. Cenk hariç hepsi oradaydı. Gözlerim Barış'ın gözleriyle buluştuğunda tüm düşünme yeteneğimi yitirmiştim. Bana doğru gelip elini omzuma koyduğunda ise olduğum yerde kalakaldım. Kulağıma eğilip "Ne duruyorsun? Hadi oturalım." dedi. Dediğini idrak edemeden yürümeye başladım. Oturduğumda dediklerini henüz daha yeni idrak edebilmiştim. Beynim yeni yeni açılıyordu. Orkun adlı şahıs üç hamburger söylemiş ve kimseye dokundurmadan hepsini kendisi yemişti. Ateş arada ona takılıyor, gülüşüyorlardı. Muhabbet çok güzel bir şekilde ilerliyordu. Orkun kantine tekrar gideceği sırada Ateş onu ensesinden tutmuş ve kesin bir dille kantini ona yasaklamıştı. Orkun sitem eder, Gökhan etrafa bakar, Ateş güler, Barış sinsi bakışlar atarken gelen Alev tüm dikkatleri üzerine toplamıştı. ''Vay be, demek bizi satıp buralara geliyorsun ha?'' ''Ne alakası var canım kankam? Ben hiç öyle bir şey yapar mıyım?'' diye savunmaya geçtim. ''Hiç yapar mı şuan âlasını yapıyor Alevciğim. '' deyip lafa atlayan Orkun'u cimciklediğimde kız gibi çığlık attı. Ateş kulağını tutup "Sesini sikeyim Orkun." diye sitem etmişti. Yanımıza oturduğunda Orkun Alev'le muhabbet etmeye başladı. ''N'aber?'' ''İyidir senden n'aber?'' ''İyi değilim kanka. Açlıktan gebereceğim.'' ''Dedi, az önce 3 hamburgeri tek başına yiyen çocuk.'' diye araya girdiğimde Orkun "Onlar sayılmaz bir kere." diye çirkefleşmişti. Barış lafa atladı. ''Haklısın kanka. Hatta ondan önce yediğin 1 kaşarlı, 2 sucuklu tost ve 2 sosisli de sayılmaz.'' ''Çüşşş!'' dedi Alev. Tepkisine şaşırmamak lazımdı aslında. ''Lokmalarımı mı sayıyorsunuz siz benim?'' ''Ne münasebet Orkuncum. Sana yetişebilmek mümkün mü? Kim bilir daha neler yemişsindir sen.'' Sırıttı. ''Alev'in kalbi dayanmaz diye anlatmıyorum.'' ''Beni düşündüğün için teşekkür ederim ama sen neymişsin be Orkun?'' Alev'in bu söylediğine herkes gülmüştü. Tabi Ateş hariç. Ateş bütün gün sessiz kalıp Alev geldikten sonraki muhabbete katılmamış, işim var diyerek erkenden çıkıp gitmişti. Bizde Ays'ıda alıp okuldan erken çıkmış ve bir kafeye gitmiştik. Şuan Orkun tarafından şişirilmiş hesabı kimin ödeyeceğini düşünüyordum. Bir tost 25 tl olur mu Allah aşkına ya? Orkun ağzı doluyken garsonu yanına çağırdığında bir tost daha söyleyeceğini düşünüp korkuya kapılmıştım ama neyse ki meyveli soda söylemişti. Ays içeceğinden bir yudum daha aldıktan sonra saate bakıp "Geç kalacağım. Lanet olsun." deyip ayaklandı. ''Gökhan seni arabayla...'' diye söze başlayan Barış Gökhan'ın bakışlarına maruz kalınca sustu. Gökhan sadece bakıyordu aslında. Yüzünde hiçbir mimik oynamamış olmasına rağmen Barış bu dik bakışların söylediği şeyi onaylamadığını anlamıştı. Gökhan ayaklanıp gitmekte olan Aysu'ya çevirdi bakışlarını. ''Acele etmezsen kalacaksın.'' deyip tekrar önüne döndü. Aysu göz devirerek kalktı ve çıkışa doğru ilerledi. Birkaç dakika sonra Alev de Can'la buluşacağını söyleyip gitmişti. Gökhan telefonu çalınca ayaklanıp bizden biraz uzaklaştı. Dakikalar sonra geri döndüğünde Orkun'u ensesinden tutup kaldırdı. ''Gidiyoruz.'' ''Ama daha sodam bitmedi.'' ''Başlatma sodana şimdi, gidiyoruz dedim. İşimiz var. Barış, sen de biraz sonra gelirsin. Biz gidiyoruz. Düş lan önüme.'' Onlar mekandan çıktığında Barış'la yalnız kalmıştık ama işleri olduğunu göz önünde bulundurursak bu yalnızlığımız pek de uzun sürmeyecekti. ''Ee, sen ne yapacaksın?'' ''Eve gideceğim. Bir planım yok.'' ''O zaman seni eve bırakayım.'' Barış hesabı fazlasıyla ödedikten sonra ne marka olduğunu bilmediğim kırmızı lüks arabasına binmiştik. Şarkılar söyleyerek geçirilen 15 dakikanın ardından evin önüne gelmiştik. ''Her şey için teşekkür ederim. Sonra görüşürüz.'' ''Görüşürüz.'' Arabadan indim. Evin önüne doğru yürürken bir yandan da çantamı karıştırıyordum. Heyecandan anahtarımı bulmakta zorlanıyordum. Kapının önüne gelip anahtarımı bulduğum sırada seslendi. ''Berra!'' Onun sesini duymamla elimdeki anahtar yeniden çantamın derinliklerinde kayboldu. Ona döndüğüm sırada arabadan inmiş koşarak yanıma geliyordu. Bana yaklaştığında kalbim güm güm atıyordu. Yüzünü yüzüme yaklaştırdığında ise heyecandan bayılmamak için kendimi zor tutuyordum. ¤¤¤¤¤ ALEV'DEN ¤¤¤¤¤ Akşam 5'te spor salonuna Can'la beraber gitmiştik. Kız dövüşlerine katılacağımı söylediğimde hiç şaşırmamış, Selim Hocanın bundan bahsettiğini söylemişti. Tamer Hocanın en iyi öğrencisinin de bugün geleceğini biliyordu, izlemek te istiyordu ama antrenmanı olduğu için diğer boks salonuna gitmişti. Kıyafet tercihim yine rahatlıktan yanaydı. Siyah mini bir şort üzerine yine siyah sporcu atlet giymiştim. Bizim her zamanki çalıştığımız salona indiğimde etrafta kimse görünmüyordu. Selim Hoca geç mi gelecekti acaba? ''Merhaba, sen Alev olmalısın.'' Arkamı döndüğümde orta yaşlı hafif çekik gözlü kumral bir adam bana doğru geliyordu. ''Evet de siz?'' ''Ben Tamer. Tanıştığıma memnun oldum.'' Demek Selim Hocanın bahsettiği kişi buydu. ''Ben de memnun oldum Tamer Hocam.'' Uzattığı elini sıkıp gülümseyerek onunla tokalaştım. ''Şey, acaba Selim Hoca gecikecek mi?'' ''Selim Hocan bugün aramıza katılamayacak. Kendisi önemli işleri olduğu için yurt dışına çıktı. İşleri bitene kadar seninle ben ve en iyi öğrencim ilgileneceğiz.'' ''Anladım. Bundan haberim yoktu. İlgileneceğiniz için şimdiden teşekkür ederim.'' ''Rica ederim küçük hanım. Bu arada en iyi öğrencimle antrenman yapacağından haberin var değil mi?'' ''Evet, Selim Hoca bahsetmişti. Bu arada öğrenciniz kim?'' ''İşte, orada.'' Eliyle işaret ettiği yere döndüğümde Ateş şaşkın bir ifadeyle bize doğru yürüyordu. Yanımıza geldiğinde "Yine mi sen?" diye sormuştum. Bana tuhaf bakışlarla baktı. Sanırım o da böyle bir şey beklemiyordu. ''Siz tanışıyorsunuz galiba?'' ''Aynı sınıftayız maalesef. Kendisi ben olmadan yaşayamıyor. Her yerde karşıma çıkıyor.'' dedim. Alayla bana baktı. ''Ben mi sen mi?'' ''Tartışmayı kesin çocuklar. Bundan sonra bu alan içerisine girdiğinizde her şeyi unutuyorsunuz. Burada birbirine yardımcı olan iki insan olacaksınız, anlaştık mı?'' İkimizden de ses çıkmamıştı. Birbirimize kötü kötü bakıyorduk. ''Anlaştık mı, yoksa ikinizin de boks kariyerini hemen şu anda bitireyim mi?'' İkimizde aynı anda "Anlaştık." dedik ve sonra birbirimize döndük. İkimizin suratında da halinden memnun olmayan bir ifade vardı. Boks eldivenlerimizi taktık. Hocanın yönlendirmesiyle ringe çıktık. Başlamamı bildiren o düdük çaldığında ona doğru gittim ve sol kroşemi suratına geçirdim. ''Oha, yuh!'' deyip yüzünü tuttu. Sırıttım. Tamer hoca kahkahalarının arasından "Aferin. Çok iyiydi." gibi şeyler söylüyordu. Ateş sinirlenip tekrar yerine geçtiğinde gözleri kısıldı. ''Sen bittin kızım!'' SİZCE KİM KAZANIR? YORUMLARI BEKLİYORUM!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD