KEYİFLİ OKUMALARR!
"Tabaklar bende." dedim elimdeki sepetin içine bir şeyler daha tıkıştırmaya çalışırken.
Berra da "Bardaklar bende." diye ekledi.
"Bıçaklar bende."
Aysu'nun garip bir ses tonuyla söylediği şeye gözlerimi devirdim.
"Al işte seri katile bak. Tam malzemesini vermişsin." dedim.
"Aysucuğum kaşık çatal ve bıçaklar demek istedin herhalde."
"Evet."
"O zaman niye öyle söylemiyorsun da korkutucu ses tonuyla sadece "bıçaklar" diyorsun?"
"Çünkü "bıçaklar" demek daha havalı."
Berra'ya döndüm.
"Tövbe estağfurullah."
"Feshupanallah."
"Allah akıl fikir versin."
"Allah ıslah etsin."
"Allah tuttuğunu altın....."
"Amin. Hadi artık gidiyor muyuz?" diye çığırdı Aysu. Sonra da kendi kendine konuştu. "Ah, gelmeyi asla kabul etmemeliydim."
Kimden çıktığını bilmediğim piknik planı katil olmama sebep olabilirdi. Pazar günlerinde yapılan her türlü faaliyetten nefret ediyorum. Hangi kaçık, yatakta uzanıp bütün gün öyle durmak yerine pikniğe gider ki?
İki gündür havalara uçup bir saniye yerinde oturmayan Berra'ya ne olduğunu sorduğumda çığlık atarak "Barış bana sarıldı! Çok iyi hissettirdiğimi söyledi. Allah'ım mutluluktan öleceğim." demişti. Bu çocukların gelecekleri çok parlaktı. Ama Barış'a hemen güvenmesi iyi birşey miydi?
Emin değildim.
Barış'ın arabasına bineceğim sırada Berra "Sen Ateş'in arabasına geç burada yer kalmadı." dedi. Aracın içine baktığımda önde Gökhan oturuyor, arkada Orkun Berra ve Aysu arabada yer kalmadığını belli eder gibi suratıma bakıyordu. Orkun'a bakarak şeytanice gülümsedim.
"Orkun, kalk git Ateş'in arabasına geç."
"What dedin gülüm? Hiçte bile. Geçmem."
"Orkun beni sinir etme. Hadi kalk ya."
"Valla yerim rahat. Cam kenarı falan, eser de. Ateş'le oturup sıkıcı bir yolculuk çekmek istemiyorum."
Anladım ki ondan da bana hayır yoktu. Orkun hayırsızsa bende çok güzel tehdit ederdim.
"Ona Orkun senin züppe ve sıkıcı bir pislik olduğunu söyledi, diyeceğim."
Arkadaki siyah BMW 'ye doğru ilerlerken Orkun arabadan inip "Hayır." demişti. Ateş'e bakıp beni gösterdi ve "Yalan söylüyor, inanma." diye bağırdı. Ona dil çıkarıp arabanın ön koltuğuna oturdum.
"Ne diyor bu gerizekalı?"
"Senin züppe ve aynı zamanda sıkıcı bir pislik olduğunu söyledi."
Sırıtıp gaza bastı ve saniyeler içerisinde Barış'ın arabasının önüne geçti. Aniden hareket ettiği için sırtım arabanın koltuğuyla aşk yaşamıştı.
"Bunu bana söylebilecek cesareti olduğunu da nereden çıkardın?"
"Olmadığını nereden çıkardın?"
"Onu 6 yıldır tanıyan sen değilsin. Bunca zaman içinde bir kere bile hakaret edemediyse şimdi neden etsin?"
"Öküz olduğun için olabilir mi acaba?"
Tekrar sırıttı.
Senin o sırıtınca kısılan gözlerini yerimmmm yaa.
Şişşşşt! Heey! Hooo! Çüşş! İç ses yavşama, beğen geç.
"Bana hakaret edebilen tek varlıksın. Ama seni sinir etmek eğlenceli. Bu yüzden dediklerine aldırmayacağım."
"Çok pisliksin biliyor musun?"
Kollarımı birleştirip bir çocuk gibi önüme dönmüştüm. O kahkahalarla gülüyordu.
"Noldu küstün mü?"
Cevap vermedim. Vermemeye de niyetliydim.
"Yaşın kaç 12 mi?"
"Ah evet çocuk olduğunu biliyordum. Biraz büyümelisin ufaklık."
"Hadi ama bütün yol boyunca susacak mısın? Benim gibi yakışıklıyla muhabbeti kaçırıyorsun haberin var mı?"
"Sonra ağlama benimle konuşamadığın için ama. Ağlayanlardan nefret ederim."
"Pekala küçük kız şeker ister misin? Yoksa evden oyuncak bebeklerini getirmediğin için mi bu kadar üzgünsün? Çok yazık. Ben sana barbie bebek alacağım anlaştık mı?"
"Süt getirmemi ister misin? Seni küçük afacan. Yaramazlık yapma tamam mı?"
O sırıtmaya bende susmaya devam ediyordum. Resmen bana çocuk muamelesi yapıyordu. Biraz daha konuşursa bende yumruklarımı konuşturacaktım.
"Bana değer verdiğini biliyordum." dedi şak diye. Afalladım.
"Ne?"
Konuşmayacaktım ama söylediği şey beni şaşırtmıştı. Bu arada ormana giriş yapmıştık.
"Ne saçmalıyorsun? Sana değer verdiğimi de nereden çıkardın?"
"Çünkü bana kızıyorsun. Sinir oluyorsun."
"Bununla ne ilgisi var?"
"İnsan sadece değer verdiğine bu kadar kızar ve sinir olur. Ve ancak değer verdiği birisine küser."
Arabayı durdurup el frenini çekti. Sırıtarak aşağıya inip bagaja doğru ilerledi. Birkaç saniye sonra bende inip piknik yapacağımız alana gittim. Ateş'e değer vermek mi?
########
Dumandan gebermek üzereyken Orkun beni ayağa kaldırıp dumanın ulaşamayacağı taraflara götürdü.
"Gerizekalı mısın kızım sen? Ne duruyorsun iki saattir dumanın önünde?"
Öksürme krizine girdiğimde sırtıma bir iki tane geçirdi. Berra'nın uzattığı suyu alıp bana içirdi.
"Dalmışım ya."
"Kaç kere seslendim Alev ordan kalk diye."
"Duymadım ki."
"Artık ne düşünüyorsan. Her neyse, iyi misin?"
"İyiyim."
Ateşin söylediği şeyleri düşünürken dalmıştım ve dumanın önünde oturduğum için onu solumak zorunda kalmıştım. Beni umursayan yoktu ki zaten. Ays ölsem dönüp bakmazdı. Berra desen, gözü Barış'tan başkasını görmüyordu. Orkun da tesadüf eseri fark etmiş olmalıydı çünkü genelde etraftaki kızları kesiyordu.
Ateş'e gelince, o da iki saattir mangalın ateşini çakmak veya kibrit olmadan yakmaya çalışıyordu. Odunları en az 100 kere birbirine sürtmüş ama en ufak bir kıvılcım bile elde edememişti. Gökhan en sonunda dayanamamış "Neresi burası kamp mı?" deyip Ateş'i mangaldan uzaklaştırmıştı. Gökhan'ın yaktığı mangalda ben boğulurken Ateş hala odunları birbirine sürtüyordu. Etler pişince Orkun hariç hepimiz dört adet yemiştik.
"Neden herkese dört bana iki tane et? Wer is dı Adalet?"
"Her zaman sen 7 tost biz 1 tost yerken neden adaletin peşinde değildin?"
"Çünkü..şeyy.."
"Çünkü ne?"
"Bilmiyorum."
"O zaman kes sesini ve zıkkımlan."
Ateş bunları söyledikten sonra yemeye kaldığı yerden devam etti. Orkun sırıtarak yerinden kalktı. Ensesini kaşıyıp "Şey, ben biraz tur atayım." diyip koşarak arabaların olduğu alana ilerledi. Berra gözlerini kocaman açıp "Eyvah börekler!" diye bağırdı ve kalkıp Orkun'un peşinden koşarak gitti. Ben kahkaha atarken Barış'ta kalkıp peşlerinden gitmişti. Ateş kolumdan tutup beni kaldırdı ve "Koş büyük olay var." diye sürükleyerek götürdü. Gökhan ve Aysu orada yalnız kalmışlardı.
"Yaklaşma yoksa hepsini ağzıma sokarım."
"O senin ağzına sığmaz ki." deyip güldü Barış.
"Bir daha düşün istersen."
"Düşündüm ve evet söz konusu sensen ve açsan ağzına bir kamyonu bile sokabilirsin."
Orkun börekleri rehin almıştı. Berra hepsini yememesi için ona neredeyse yalvarıyordu. Ateş kulağıma eğilip "Onlara bir planım olduğunu söyle." dediğinde ben de Berra ile Barış'ın kulağına fısıldayarak söyledim.
"Orkuncuğum, eğer böreklerin hepsini yersen yolda gelirken aldığımız orta boy pizzalardan bir tanesine bile dokunamazsın."
"Neeeeeeğy, pizza mı?"
"Anırma hemen. Evet pizza. Yani en sevdiğin şey olduğunu biliyorum ama bir parça bile yersen elini kırarım."
Orkun bir böreğe bir de Berra'ya baktıktan sonra böreği rehinlikten çıkardı ve sahibine teslim etti. Berra kendi elleriyle 72 saat uğraşıp yaptığı börekten Barış yiyemezse kıyameti koparırdı. Biliyordum.
Asıl kıyameti pizza almadığımızı öğrenen Orkun koparmıştı. Ama Ateş bu sorunu çözmüştü. Pizzacıyı arayıp konum atarak pizza söylemişti.
Yemekten sonra hep birlikte saklambaç oynamaya karar verdik. Hep birlikte derken Aysu ve Gökhan'ı saymıyorum çünkü bizi umursamadıkları gibi yaptığımız faaliyetleri de umursamıyorlardı. Berra bizi bulacaktı. On saniye içinde bir yere saklanmamız gerekiyordu. Kalın bir ağacı gözüme kestirdim ve koşarak arkasına geçtiğimde bir öküzle çarpıştım.
"Ne arıyorsun burada? Benim yerim burası, defol!"
"Ne demek senin yerin? İlk önce ben gördüm bir kere."
Gitmesi için onu ittiriyordum ki Berra on demişti. Ona acıyıp ittirmeyi bıraktım. İkimizde yan yana duruyorduk ve ağaç o kadar da kalın değildi.
"Önüme geç bari. Görecek bizi."
"Ne oldu acıdın mı?"
"Evet, hayvanlara acırım ben."
"Spor salonunda yumruk atarken hiç acımıyordun ama?"
Sol kroşemi suratına geçirdiğimde "Oha yuh!" deyip yanağını tutmuştu. Sonra da "Sen bittin kızım!" deyip üzerime gelmeye başladı. Yumruk attığında eğilip kolunun altından geçtim ve sırtına yumruk attım. "Seni küçük.." deyip yumruk atmaya çalıştığında kollarımı yüzüme siper ettim. Bu şekilde bana vuramıyordu. Ben atağa geçtiğimde o da kollarını yüzüne siper ediyordu ama ben karnına çok güçlü yumruklar atıyordum. En son Tamer Hoca birkaç dakikalığına dışarı çıktığında beni ringin köşesine sıkıştırdı. Ellerim hala yüzümdeydi.
"Ne oldu, korkuyor musun yoksa?"
"Sen korkmuyor musun?"
"Ne?"
Ellerimi yavaşça yüzümden indirip masum bir ifadeyle dudaklarımı büktüm. Hiçbir şey anlamamış, öylece bana bakıyordu. Gözlerini dudaklarıma indirdiğinde ona sağ kroşeyle bir koydum. Ama ne koydum. Yumruğum öyle güçlüydü ki, Ateş yeri boyladı. Haykırarak ringden inip kaçmaya başladım.
Gülmeye başladığımda ağzımı eliyle kapattı. Bunu beklemediğim için gözlerimi irice açtım ve susup ona baktım. O da kendinden böyle bir şey beklemiyor olmalıydı çünkü o da şaşırmıştı. Sonra yutkunup "Sessiz ol yoksa yakalanacağız." dedi ve elini yavaşça indirdi. Kafamla onayladım.
"Geliyor mu?"
Ellerini iki yanımdan ağaca yasladı ve bana yaklaştı. Sonra sağ yapıp ağacın arkasından Berra'nın bulunduğu yere baktı. Burası çok mu sıcak oldu ne?
Dönüp dudaklarıma baktığında yumruğumu sıktım. Biri öyle bakınca heyecanlanıyordum ve refleks olarak yumruğumu sıkıyordum.
"İnanamıyorum." dedi.
"Neye?"
"Bir insan birini sevince neden böyle yapmayı ister ki? Çok anlamsız."
"Ne anlamsız?"
Elleriyle yüzümü kavradı. Vereceği her türlü cevaptan korkuyordum.