KABUL

1579 Words
Mine'den Bu sabah, her zamanki gibi kabuslarla uyandım. İki hafta önce doktorun dediği şeyler yüzünden uyku ilacı da alamadığımdan durum beni iyice zorlamaya başlamıştı. Uykuya ihtiyacım vardı. Sadece uyku olsa yine iyi... Mide bulantılarım, baş dönmelerim, bir yandan karnımda büyüyen küçük canavara alışmaya çalışırken diğer yandan hayatımın normal akışını sürdürme çabam… Evet maalesef bebeğim içimde uslu bir şekilde büyümektense beni zorlamayı tercih ediyordu. Sabah bulantılarım kabuslarımla birleşerek adeta kombo yapıyordu. Bugün iş yerinde öğleden sonra önemli bir toplantım olmasa kesinlikle gitmezdim. Evden çıkmak, işe gitmek, günlük rutinlerimi sürdürmek bu aralar bana büyük bir mücadele gibi geliyordu. Yatakta kalkıp hazırlanıp kahvaltımı yapmam 12 yi bulmuştu ve ben erkenden uyanan biri olarak bu duruma hayret etmiştim. İşin kötü tarafı yediklerimi midemde bile tutamamıştım. Apar topar lavaboya koşup kustuğumda artık dayanamayıp karnıma doğru "Yapma ama!!! Seninde, benimde beslenmeye ihtiyacımız var.’’ diye isyan etmiştim. Bu kusma işi hamileliğin en kötü tarafı olabilirdi. Sonunda kalkıp giyindim ve evden çıktım. Göztepe’edeki evimden çıkıp Levent’teki şirketime gitmek için arabamın direksiyonuna geçtim. Motoru çalıştırdığımda derin bir nefes aldım. Şehrin geniş caddeleri boyunca ilerlerken, aklımda bin bir türlü düşünce vardı. Pars’a hamile olduğumu nasıl söyleyecektim? Söylesem bebeği kabul edecek miydi? Ve en önemlisi, iyi bir anne olabilecek miydim? Kafamda deli sorular uçuşuyordu. Boğaziçi köprüsünden geçip ana caddeye doğru yaklaşırken, aniden yolun sağ tarafında büyük bir bebek mağazası gözüme çarptı. Işıklarda durup vitrindeki minik kıyafetler, renkli oyuncaklar ve bebek arabaları daha dikkatli incelediğimde bir andan oraya gidip her şeyi inceleme dürtüme engel olamadım. Galiba hamilelik bu tür şeyleri alma isteğini beraberinde getiriyordu. Su anda hamileliğimin 10 haftasındaydım ve bebeğim bezelye tanesi kadar bile değilken benim bebek eşyası aşermem hiç mantıklı değildi çünkü. Arabayı kenara çektim ve mağazaya doğru adımlarımı hızlandırdım. Kapıdan içeri girdiğimde, beni saran yumuşak müzik ve vanilya kokusu bir anda bütün duyularımı uyandırdı. Raflar, özenle yerleştirilmiş bebek eşyalarıyla doluydu. Küçücük tulumlar, yumuşacık battaniyeler, rengarenk oyuncaklar... Hepsi o kadar güzel, o kadar tatlı görünüyordu ki. Mağazanın içinde dolaşırken, gözlerim her köşeye takılıyordu. Sanki birisi içindeki annelik butonuna basmış gibiydi. Belki de burada olmak, bu eşyaları görmek, içimdeki bebeği varlığına ilk defa bu kadar gerçeklik katıyordu. Ben bütün bu bebek eşyalarının arasında kaybolmuşken birden bire karşıdan mağaza çalışanı olduğu kıyafetlerinden belli olan bir kadın bana doğru yaklaştı. "Merhaba, size nasıl yardımcı olabilirim?" diye sordu, nazik bir ses tonuyla. Bir an duraksadım. Kendimi burada, bu mağazada ne yaptığımı sorgularken buldum. Ben sanki derin bir uykudan uyanırcasına etrafıma baktım. Sonra, gözlerimi yere indirip hafifçe gülümsedim. "Aslında... Sadece bakıyorum." dedim. Sesim biraz titremişti. Bir hüzün kaplamıştı beni aniden. Kadın, yüzümdeki ifadeyi anlamış gibi, "İlk hamileliğiniz mi?" diye sordu. Başımı yavaşça salladım. "Evet," dedim. "İlk defa bir bebek mağazasına giriyorum. Her şey çok yeni ve biraz ürkütücü." Gözlerim vitrindeki o minik kıyafetlere kaydı. Bu kadar küçük, bu kadar narin bir varlık benim içimde mi büyüyordu gerçekten? Kadın, sıcak bir gülümsemeyle devam etti. "Bu hisler çok normal, merak etmeyin. Her anne adayı benzer duygular yaşar. Bir bebek beklemek, hayatınızın en büyük haberi olsada aynı zamanda en büyük mutluluğu aynı zamanda. Buradaki her şey bebeğinizi ve sizi mutlu etmek için var sonuçta." Etrafıma yeniden baktım. Elim ister istemez daha şişmeye başlamamış karnıma gitti. Sanki onu okşasam hissedecek gibiydim. Bu küçük eşyalardan bazıları, bir gün benim çocuğumun da kullanacağı şeyler olacaktı. Elime pembe bir tulum aldım. O kadar tatlı ve minnacıktı ki, kendimi mavi gözlü bir kız çocuğu hayal ederken buldum. Sanki içimden geçenleri okurcasına cevap verdi kadın. "Bir gün bebeğiniz bu kıyafetleri giyecek, bu oyuncaklarla oynayacak. Şu anda her şey çok belirsiz gibi görünebilir. Ama zamanla her şey yerine oturacak. Ve ben dışarıdan bir göz olarak söyleyebilirim ki siz, onun için en iyisini yapmaya çalışan bir anne olacaksınız." Bu son sözler beni çok duygulandırmıştı. Hamilelik beni sulu göz biri haline de getirmişti galiba. Aynı anda o kadar çok duyguyu yaşıyordum ki hangisini hissedeceğimi bilemiyordum. Bir an bebeğim olacağı için seviniyor, sonra bebeğime bakamamaktan korkuyor veya onun yaşayabilecekleri için üzülüyordum. "Sanırım... Tam olarak ne hissetmem gerektiğini bilmiyorum." dedim, gözlerimdeki yaşları tutmaya çalışarak. "Hem çok korkuyorum hem de sabırsızlanıyorum. Onun için en iyisini yapmak istiyorum ama aynı zamanda kendimi çok yetersiz hissediyorum." dedim iki haftadır içimde biriktirdiğim korkularımı nihayet -yabancı biri de olsa- birine anlatırken. Bana anlatmak o kadar iyi gelmiştiki omuzlarım hafiflemişti. Kadın, omzuma hafifçe dokunarak beni sakinleştirmeye çalıştı. "Kendinizi yetersiz hissetmeyin. Bu süreçte birçok insan sizinle aynı duyguları yaşıyor. Hissettiğiniz her şey bu yolculuğun bir parçası. Zamanla her şeyin yoluna gireceğine eminim." Kadının bu sözleriyle biraz olsun yalnız olmadığımı hissettirmişti. Sonrasında gözlerim ufak beyaz patiklere takıldı. Hemen uzanıp elime aldım, o kadar minik ve sevimliydi ki. Parmaklarımın arasında yavaşça okşadım. "Bu, benim minik bebeğim için güzel bir başlangıç olabilir." dedim hafifçe gülümseyerek. Sonrasında reyonlar arasında ufak bir alışveriş çılgınlığı yaşamış olabilirdim. Hayatımda alışveriş yapmaktan hiç bu kadar zevk almamıştım. Galiba doğmamış çocuğa don biçmek deyimini birebir deneyimlemiştim. Mağazadan çıkarken, elimde kolum doluydu. Bu alışveriş seansı çocuğumla aramdaki bağımın kuvvetlenmesini sağlamıştı. Belki de bu hamilelik, düşündüğümden daha eğlenceli olacaktı. Arabaya bindiğimde, daha iyi olduğumu hissettim. Bu yeni başlangıç zorlayıcı olabilirdi, ama aynı zamanda yaşayacaklarım için umut doluydum. işyerine ulaştığımda saat ikiydi ve ben toplantıma kıl payı yetişmiştim. Asistanım Duygu beni toplantı odasının kapısının önünde elinde dosyalarla bekliyordu. Duygu benim hem asistanın hemde sayılı arkadaşlarımdan biriydi. Aramızda hiçbir zaman patron-çalışan ilişkisi olamamıştı. Telaşla "Nerede kaldın az daha toplantıyı kaçırıyordun." dedi. Bense kapı koluna elimi koymuş küstah bir gülümsemeyle "Ama kaçırmadım." dedim. Toplantı gayet güzel geçmişti. Bu iş büyük bir bankanın siber güvenlik ağıyla ilgiliydi ve bu konuyla ilgili benim şirketimden daha iyisini bulamazlardı. Odama geçtiğimde Aklımda yazılması gereken kodlar ve algoritmalar fink atarken telefonum çaldı. Ekranıma "Aslı - Terapist Asistanı" yazısı düştü. Derin bir nefes alarak, biraz tereddütle telefonu açtım. Aslı’nın neşeli sesi hemen duyuldu, "Merhaba Mine Hanım, ben Aslı. Bugünkü terapi randevunuzu hatırlatmak için aramıştım." Hafifçe gülümsedim. "Merhaba Aslı, teşekkür ederim hatırlattığın için aklımdan tamamen çıkmıştı." dedim, telefonu kapatırken. Apar topar eşyalarımı alıp Duygu'ya da haber verdikten sonra şirketten çıktım. Arabama bindiğimde terapi seansımın bana iyi gelmesini umuyordum. Genellikle günlük hayatımdan ve şirketin kuruluş aşamasında gösterdiğim efordan bahsederdim. Birde Pars’tan… O bambaşka bir konuydu. Ama hiçbir zaman o karanlık anları gün yüzüne çıkaramadım. Benim için çok zordu ve doktorum Elif hanımda buna saygı duyuyordu. Üstüne üstlük son zamanlarda yaşadığım içimdeki karmaşa, zihnimde büyük bir fırtınalar kopmasına neden olmuştu. Bu yüzden bu seansın benim için vazgeçilmezdi. Terapistimin ofisine vardığımda, içimde yeni haberleri vermenin sabırsızlığı vardı. Ofisin atmosferi, yumuşak pastel renklerle dekore edilmişti ve bu sakinleştirici enerjisi vardı. Hafif bir tütsü kokusu ve arka planda çalan yavaş tempolu piyano melodisi, tüm gerginliğimi bir anda alıp götürmüştü. Bu detaylar, stres dolu dünyamdan bir an olsun kaçmama yardımcı oluyordu. Belki de tam olarak buna ihtiyacım vardı. Kaçmaya... Elif hanım, her zamanki gibi kapıda gülümseyerek karşıladı beni. Orta yaşlarında, sevecen ve anaç bir yüz ifadesine sahipti. Onun bu sıcak karşılaması ilk günden bu yana çok hoşuma gidiyordu. Bana bir hasta değilde aileden biri olduğumu hissettiriyordu. "Hoşgeldin Mine. Bugün nasılsın?" diye sordu, beni içeri davet ederken. Rahat bir koltuğa yerleştim ve birkaç saniye boyunca ne söyleyeceğimi düşündüm. Derin bir nefes aldım. "Bugün biraz... karmaşık hissediyorum." dedim, sesim hafifçe titreyerek. Gözlerimi yere indirmiştim. Sanki duygularımı kelimelere dökmenin ağırlığı, omuzlarımı aşağıya çekiyordu. Elif Hanım, sesimdeki tereddüdü fark etti ve bana güven vermek için teşvik edici bir şekilde gülümsedi. "Burada rahat olabilirsin biliyorsun. Ne istersen anlat. Unutma burada kimse seni yargılayamaz." dedi. Bir an duraksadım, ne diyeceğimi toparlamaya çalışarak. Sonra başımı kaldırdım ve gözlerinin içine baktım. "Ben hamileyim. " dedim pat diye. Elif hanım benim hamilelik haberime baya şaşırmıştı ama sonra yüzünde bir gülümseme peyda oldu. Koltukta yanıma oturarak elimi tuttu. "Bu çok güzel bir haber. Peki bu bebeği istiyor musun?’’ dediğinde "Ben… Ben bu bebeği istiyorum. Hatta bu gün onun için kıyafetler bile aldım. Ama ona nasıl bakacağımı bilmiyorum." dedim sonlara doğru çatlayan sesimle. "Bebeğin babası Pars değil mi?" diye sordu. Ben hafifçe başımı salladım. "Peki bunu ona söylemeyi düşünüyor musun?’’ diye sorduğunda "Ben bebeğimin anne ve babasıyla büyümesini isterim ama Pars ister mi bilemiyorum ve bu durum beni korkutuyor açıkçası. Her şey çok hızlı gelişti. Hamile olduğumu öğrendikten sonra hissettiğim birçok duygu beni yıpratıyor." diye ekledim. Gözlerim dolmaya başlamıştı, kelimelerimi toparlamakta zorlanıyordum. Elif Hanım dikkatle dinliyordu. Bana karşı sabırlı ve anlayışlıydı. "Hissettiğin bu duyguların hepsi normal ve senin bu dönemde kendine zaman tanıman gerekiyor. Hamilelik kolay bir süreç değil, heleki senin gibi biri için. Bu süreçte ilaçlarını kullanamayacaksın biliyorsun değil mi?" dediğinde başımı salladım. "Seninle bu 4. seansımız ve bu süreçte oldukça iyi ilerliyoruz. Bence bebeğin hayatına güzellikler getirecek. Ama her çiçeğin açmadan önce köklerini salıp büyümesi gerekir. Sen bu süreci atlatacak kadar güçlü bir kadınsın." Terapistimin bu sözleri biraz olsun içimi rahatlattı. "Pars’la bir aile kurma fikri beni hem heyecanlandırıyor hem de korkutuyor." dedim, derin bir nefes alarak. "Benim daha üstesinden gelemediğim bir hikayem varken gelecekle ilgili planlar yapmam zorlaşıyor haliyle." diye devam ettim. Gözlerimde hem umut hem de endişe vardı; bu karmaşa içinde ne yapacağımı gerçekten bilmiyordum. Elif Hanım, gözlerimin içine bakarak, "Pars’la açık ve dürüst bir şekilde konuşmak, bu sürecin en önemli adımlarından biri olacak. Unutma ki, korkularını paylaşmak seni zayıf yapmaz. Aksine, bu dahada güçlenmeni sağlar." Onun bu sözleri, içimde bir şeyleri harekete geçirdi. Kendimi biraz daha güçlü ve kararlı hissetmeye başlamıştım. "Sanırım haklısınız, ona en yakın zamanda söyleyeceğim bu haberi." dedim. Sonrasında başka bir çok konudan bahsettik ve seans sona erdiğinde, kendimi daha hafif ve umut dolu hissediyordum. Elif hanımın sözleri, bana doğru yolu bulmam için cesaret vermişti. Kliniğin kapısından çıkarken, içimde hala birçok belirsizlik olsa da, aynı zamanda bir güç ve kararlılık da hissediyordum. Bu yeni başlangıç, benim için hem bir meydan okuma hem de bir fırsattı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD