bc

Hanzade Yeni Nesil Hanımağa

book_age18+
477
FOLLOW
2.8K
READ
family
HE
confident
boss
drama
tragedy
sweet
bxg
campus
city
office/work place
musclebear
like
intro-logo
Blurb

Ben Hanzade... Rıza Ulubey’in kızı.Rıza’dan olma, Şehnaz’dan doğma.​Bu topraklarda gözlerimi açtığım ilk günden beri kaderim, alnıma bir mühür gibi kazınmıştı. Babam beni hiçbir zaman sadece "bir evlat" gibi büyütmedi. En önemlisi; bana bir kız çocuğu olduğumu, o narin çiçeklerden biri olduğumu tek bir gün bile hissettirmedi. Onun bakışlarında ben, naif bir genç kız değil; yıkılmaz bir imparatorluğun tek varisiydim. Bir gün bu toprakların dizginlerini eline alacak, fırtınaya yön verecek o kişi…

chap-preview
Free preview
1.Bölüm: “ Başlangıç Noktası”
1.Bölüm: “ Başlangıç Noktası” Vahdettin Rıza Ulubey’in sesi odanın içinde yankılanırken, can dostum Tahir ile göz göze geldik. İkimizin de çehresinde aynı ifadenin donup kaldığını biliyordum: Saf bir şaşkınlık ve iliklerimize kadar işleyen o soğuk korku. Ruhumuz, birazdan başımıza geleceklerin ağırlığını şimdiden hissediyordu. ​Bugün bizim kara günümüzdü. Ya bu bataklığın dibine birlikte çökecektik… Ya da birbirimize tutunup bu kan denizinden sağ çıkacaktık. ​Az önce Tahir'in titreyen ellerinden o kanlı bıçağı çekip almıştım. O an, bu eylemin sadece bir yardım olmadığını anlamıştım. Bıçağı avucumun içine hapsettiğimde, sadece dostumu durdurmamıştım; onun işlediği günahın en büyük ortağı olmuştum. ​Yerde yatan adam artık nefes almıyordu. Patronumuz... Murat Hanoğlu. Aslında ona "patron" demek, sıfatların en masumuydu. Dünyanın üzerinde bu kadar gaddar bir ruhun gerçekten nefes aldığına inanmak güçtü. Bazen düşünürdüm; eğer şeytan denilen varlık gerçekten varsa, kesinlikle insan kılığına girip aramızda dolaşıyor olmalıydı. ​Ve Murat Hanoğlu... O, yeryüzünde yürüyen şeytanın ta kendisiydi. ​ O gece, karanlık ruhunu masum bir kızın hayatına dikmişti. Çiftlikte kendi halinde çalışan, başını yerden kaldırmayan, sessizliğiyle göze çarpmayan bir köylü kızıydı o. Reyhan uzaktan hayran olduğum kız, kimseye zararı dokunmaz ama Hanoğlu’nun avcı gözlerinde o sadece savunmasız bir kurbandı. ​Biz o iğrenç ana şahit olduğumuzda, içimizde bir şeyler koptu. İnsanlığımız, bu zulme sessiz kalmamıza izin vermedi. Onu korumak, o karanlık elden çekip almak istemiştik ama kaderin bizim için başka planları vardı. Bir anda her şey birbirine girdi; bağrışmalar, hıçkırıklar ve gecenin karanlığında parlayan o çelik... Ben Reyhan’ı o pis adamın ellerinden çekip almıştım ama almak yetmemişti… Tahir’in elindeki bıçak bir anlığına ışığı yansıttı ve her şey saniyeler içinde son buldu. ​Şimdi, bir devrin sonu yerde yatan cesetle mühürlenmişti. Masumiyetin bittiği yerde, geri dönüşü olmayan kanlı bir oyun başlıyordu. ​Ve ben o an çok iyi biliyordum: Bu oyunun kurallarını biz yazmayacaktık ama hayatta kalmak için o kurallara ne olursa olsun uymak zorundaydık. Tahir benim can dostumdu; bu hayatta kaybedecek çok şeyi vardı. Ardında bırakacağı bir oğlu, ona gözü gibi bakan bir karısı vardı... Benimse arkamdan ağlayacak, yasımı tutacak kimsem yoktu. İşte tam da bu yüzden Rıza Bey’in o tehlikeli planına itiraz etmedim. Rıza bey teyze oğluydu Murat Beyin. Oda hiç has etmezdi ondan. Defalarca uyarmasına rağmen masumlardan elini çekmemişti. Ve şimdi hepimizin kaderini değiştiren kişi Rıza bey olmuştu. ​ Suçu ben üstlenecektim. ​ Tahir’in gözlerindeki o çaresiz bakışı hâlâ hatırlıyorum. Defalarca itiraz etmek, "olmaz" demek istedi ama dudakları titrese de sustu. Biliyordu; başka çaremiz yoktu. ​“Ben dayanırım,” dedim sesimdeki titremeyi gizleyerek. “Ama sen aileni, o küçük canı bırakıp gidemezsin.” ​Rıza Bey, o zavallı kıza sahip çıkacağına dair namus sözü verdiğinde, göğsümüzdeki o daralma biraz olsun hafiflemişti. Sonra, Murat Hanoğlunun soğumaya başlayan gövdesini sürükleyerek arabaya yerleştirdik. Gece zifiri bir karanlığa bürünmüştü, sanki kainat işlediğimiz suçu örtmek istiyordu. ​Uçurumun kenarına vardığımızda rüzgâr, bir ağıt yakarmışçasına uğulduyordu. Araba boşluğa bırakıldığında, birkaç saniye boyunca sadece metalin kayalara çarpan o tüyler ürpertici sesi duyuldu. Ve sonra... ​Gökyüzünü kana bulayan bir patlama oldu. ​Alevler karanlığı bir bıçak gibi yırtarken, Murat Hanoğlu’nun bu dünyadan nasıl kirli bir şekilde göçüp gittiğini artık kimse öğrenemeyecekti. Bu sır; dördümüzün ruhuna kazınmış, mezara kadar gidecek bir mühürdü. ​Rıza Bey, alevlerin aydınlattığı yüzüyle bize dönüp o kızı koruyacağını yineledi. Hatta işi sağlama alıp onunla nikâh kıyacağını söyledi. “Başka türlü onu bu kurtlar sofrasında koruyamam,” demişti. O an, içimde tarif edilmez, tuhaf bir gurur hissetmiştim. Masum bir kızın hayatı kurtulacaktı ya, gerisi teferruattı. ​Ama o zavallının başına neler geleceğinden, kaderin ona nasıl bir ağ ördüğünden hiçbirimizin haberi yoktu. Biz Rıza Bey’i dost sanmıştık; sırtımızı yaslayacağımız bir çınar, suçumuza ortak bir yoldaş... Oysa kader çoktan zarını atmıştı ve o oyunda ikimizin de sırtına saplanacak zehirli hançerlerini hazırlamış bizim sırtımızı dönmemizi bekliyordu. … ​ Ben cezaevi yoluna, karanlık parmaklıklar ardına doğru ilk adımımı atarken Tahir bana sıkıca sarıldı. “Ne olursa olsun birbirimizi yalnız bırakmayacağız,” diye fısıldadı kulağıma. “Merak etme... O kızı sahipsiz bırakmayacağım.” Demişti. ​Tahir’in bilmediği, benimse içimde kor bir ateş gibi taşıdığım bir gerçek vardı. O kız... Sıradan biri değildi. Onun adı Reyhan’dı. ​ Ve o, benim ilk aşkımdı. Hiçbir zaman söyleyemediğim, bakmaya bile kıyamadığım, uzaktan sevmekle yetindiğim tek sığınağımdı. Rıza Bey’in nikâh meselesi içimi bir kurt gibi kemirse de başka yolu yoktu. Reyhan’ın güçlü bir ele ihtiyacı vardı ve Tahir’in gücü bu fırtınayı dindirmeye yetmezdi. ​O zamanlar öyle sanıyorduk... ​Çünkü henüz bilmiyorduk ki Reyhan’ın kaderi, o gece uçurumdan yuvarlanan arabayla birlikte geri dönüşü olmayan çıkmaz bir yola girmişti. Ve yıllar sonra bu masum köylü kızı, herkesin adını anarken nefesini tutacağı, gücüyle toprağı titretecek bir kız çocuğu dünyaya getirecekti: ​Yeni Nesil Hanımağa: Hanzade. … Ben Hanzade... Rıza Ulubey’in kızı. Rıza’dan olma, Şehnaz’dan doğma. ​Bu topraklarda gözlerimi açtığım ilk günden beri kaderim, alnıma bir mühür gibi kazınmıştı. Babam beni hiçbir zaman sadece "bir evlat" gibi büyütmedi. En önemlisi; bana bir kız çocuğu olduğumu, o narin çiçeklerden biri olduğumu tek bir gün bile hissettirmedi. Onun bakışlarında ben, naif bir genç kız değil; yıkılmaz bir imparatorluğun tek varisiydim. Bir gün bu toprakların dizginlerini eline alacak, fırtınaya yön verecek o kişi… ​Mizacım serttir; tıpkı bu coğrafyanın kışı gibi. Babam, zihnime her gün yeni bir taş döşeyerek ördü benim duvarlarımı. Daima şunu fısıldardı kulağıma: “Eğer birilerini emrin altında tutmak istiyorsan evlat, kuralların kılıçtan keskin olacak. Merhametini kimseden esirgeme; ama senden korkmayı unuttukları an, o merhamet senin celladın olur.” Babamın, odanın sessizliğini yırtan o gür sesi hâlâ kulaklarımda çınlar: ​Belki ruhumun kuytu köşelerine, gerçek mizacıma ters düşen yanları vardı bu nasihatlerin. Fakat ben, babamın sözünü bir kez olsun çiğnemedim. Zamanla o sert öğütler, tenimin üzerinde birer zırha dönüştü. Kimsenin kolay kolay aşamadığı, kimsenin boy ölçüşmeye cesaret edemediği aşılmaz duvarlar ördüm etrafıma. ​ Bu topraklarda herkes yerini, haddini ve sınırını bilir. Çünkü herkes bilir ki; güneş batarken son söz, daima Ulubey’indir. ​Babamın ardından yönetim bana devredildiğinde, çevremdeki fısıltılar artmıştı. Bir kadının omuzlarının bu ağır yükü kaldıramayacağını, toprağın bir kadına boyun eğmeyeceğini düşündüler. Ama yanıldılar. Hem de çok feci yanıldılar. ​Toprağı yönetmek benim için hiçbir zaman zor olmadı. Çünkü inanırım ki toprağın da bir ruhu, kendine has bir dili vardır. Onu bir dost gibi dinlemeyi bilirsen, senden ne istediğini sana fısıldar. İstediğini verdiğinde ise toprak sana cömert davranır, bereketini ayaklarının altına serer. İşte bu yüzden ziraat okudum. Bu toprakları sadece bir miras, bir mülk olarak değil; ilimle, anlayarak ve köklerine inerek yönetmek istedim. Bu toprakların her karışı benim nefesim, her tohumu benim imzam altındaydı. ​Toprağı sadece miras olarak değil, bilerek ve anlayarak yönetmek istedim. Bu toprakların her karışını tanırım. Hangi rüzgâr nereden eser… Hangi yağmur hangi ürünü bereketlendirir… Hangi mevsimde hangi tohum toprağa düşmeli… Hepsini bilirim. Çünkü bu topraklar benim için sadece bir toprak parçası değil; damarlarımdaki kanla mühürlenmiş kaderimdir. Ve ben kaderimi, başkalarının eline bırakacak kadar zayıf bir kadın değilim. ​Ancak hayatın bana öğrettiği, kitaplarda yazmayan bir gerçek daha vardı: Toprağı yönetmek kolaydı. İnsanları yönetmek ise... Daima, ama daima keskin bir kan kokusuyla gelirdi. … Belki de o güne kadar o gün karşılaştığım kişi, bütün hayatımı değiştirecek kişiydi. Ama o an bunun farkında değildim. Sadece yolda kalmış birine küçük bir yardım ettiğimi sanmıştım. O gün hava açık ve sakindi. Her zamanki gibi çiftliğin etrafındaki toprakları dolaşmak için atımla gezintiye çıkmıştım. Toprağın kokusunu içime çekmek, rüzgârın sesini dinlemek bana her zaman iyi gelirdi. Yolun kıvrıldığı yerde bir araba gördüm. Aracın başında bir adam durmuş, etrafa bakıyordu. Belli ki bir süredir oradaydı. Yardım beklediği her hâlinden belliydi. Atımı yavaşça yanına sürdüm. “Bir sorun mu var?” diye sordum. Adam yüzünü bana çevirdi. Üzerindeki şehirli hali bu topraklara pek ait değildi. “Araba yolda kaldı,” dedi. “Yardım çağırdım ama henüz gelen olmadı. Yakınlarda bir petrol istasyonu var mı?” Başımı hafifçe yana çevirdim. “Var,” dedim. “Ama yürüyerek gidersen biraz sürer.” Adam bir an düşündü. Sonra ben atın dizginlerini hafifçe çekip, “İstersen seni bırakabilirim,” dedim. Bir an tereddüt etti ama başka çaresi yoktu. Birlikte petrol istasyonuna doğru yola çıktık. Zaten çok uzak değildi. Yol boyunca fazla konuşmadık. Ben sadece birine yardım ettiğimi düşünüyordum. O gün ondan öğrendiğim tek şey… Adıydı Yılmaz. Ve nedense o isim, uzun süre aklımdan çıkmamıştı. Ama o an bilmiyordum ki… O gün attığım o küçük adım, kaderimin yönünü sessizce değiştirmişti.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
40.7K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
57.6K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
551.5K
bc

AŞKLA BERDEL

read
92.4K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
89.2K
bc

HÜKÜM

read
231.3K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
36.9K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook