15. Bölüm: “Damla Çikolatalı Kurabiye”

1452 Words
15. Bölüm: “Damla Çikolatalı Kurabiye” Hanzade Ulubey ​Yemekten sonra şöminenin olduğu oturma alanına geçtik. Gümüş tepsideki çaylar içilirken Yılmaz, halamın o mesafeli tavrını tamamen kırmış gibiydi. Konu dönüp dolaşıp tatlılara geldiğinde Yılmaz, “Benim için en özel lezzet, damla çikolatalı kurabiyedir Havva Hanım,” dedi. “Ama öylesi her yerde bulunmaz.” ​ Havva Hala bir anda canlandı, gözlerini bana dikti. “Hanzade! Kalk bakalım hadi, sözlüne bir kurabiye yap da ellerinin lezzetini görsün. Boşuna mı öğrettik sana o kadar mutfak sırlarını?” ​Şaşkınlıkla halama baktım. “Hala, şimdi mi?” ​“Şimdi ya! Hadi mutfağa, bekletme çocuğu.” ​Mecburen mutfağa geçtim. Mahinur çoktan tezgâhı hazırlamış, un ve şekerle oynamaya başlamıştı. Ben malzemeleri karıştırırken Mahinur arkamdan dolanıp, “Hanımım, ben biraz daha lezzet katalım diyorum,” diyerek elindeki küçük bir kavanozdan tozları harca boca etti. ​“Mahinur, ne koyuyorsun içine?” diye sordum şüpheyle. ​“Aman hanımım, sadece doğal baharatlar... Zararlı katkı maddesi falan değil, yani öyle şifa niyetine!” diye geçiştirdi. Oysa içine kattığı o özel karışım ve heyecan verici ilacın etkisinden benim haberim yoktu. ​ Mahinur ben kurabiyeleri hazırlarken ne olur ne olmaz diye oda bir tepsi yapmıştı. ​Kurabiyeler fırından çıktığında mis gibi bir koku yayıldı. Ben kurabiyeleri sunum tabağına alıp servis etmek için , içeri girerken Mahinur arkamdan geliyordu. Tam masaya yaklaşırken Mahinur, büyük bir ustalıkla ve tamamen kasten ayağı takılmış gibi yapıp diğerleri için hazırladığım sunum tepsisi ile yere kapakladı. ​“Tüh! Nazar çıktı, nazar!” diye bağırdı Mahinur. Havva Hala ve babamın yemesini engellemek için hemen mutfaktan kendi yaptığı "katkısız" kurabiyeleri getirdi. Benim yaptıklarım ise sadece Yılmaz ve benim önümde kaldı. ​Yılmaz kurabiyeden bir ısırık aldı, gözleri parladı. “Hanzade... Bu hayatımda yediğim en güzel şey,” dedi. Ben de bir tane yedim. Tadı gerçekten de büyüleyiciydi. Havva Hala, Yılmaz’ın bu hayranlığına tam puan verdi. “Gördün mü bak, benim yeğenim her işin en iyisini yapar!” diyerek Yılmaz’la sohbetini koyulaştırdı. ​Annem Şehnaz Sultan ise köşeden bizi sesizce ve hayranlıkla izliyordu. İçinden kesin dua ediyordur: “İnşallah bu oyun gerçek olur da kızım hak ettiği mutluluğu bu adamda bulur. ​On dakika geçmişti ki içimi bir ateş basmaya başladı. Yılmaz’ın da yüzü kızarmış, yakasını gevşetmişti. Göz göze geldik; ikimizin de bakışları buğulanmıştı. ​“Hanzade, çok sıcak olmadı mı? Biraz hava mı alsak?” diye fısıldadı Yılmaz. ​Kendimi dışarı, havuzun kenarına zor attım. Gece esintisi yüzüme çarpsa da içimdeki yangın sönmüyordu. Yılmaz yanıma geldi, elini belime koyduğunda elektrik çarpmış gibi sarsıldım. ​“Bu gece... sadece bir oyun için fazla gerçek değil mi?” diye sordu Yılmaz, sesi her zamankinden daha derin ve boğuk çıkıyordu. ​Cevap vermeme fırsat kalmadan, yüzümü ellerinin arasına aldı. Dudakları dudaklarıma kapandığında dünya durdu. Yılmaz, karşılık alamayacağından korkarak bir an duraksadı; ama ben, içimdeki o dizginlenemez duyguyla ona daha sıkı sarılarak karşılık verdim. Havuzun suyundaki yakamozlar, bu ilk gerçek yakınlaşmamıza şahitlik ediyordu. Yılmaz Özçınar ​Dudaklarım Hanzade’ninkilerle buluştuğu o ilk saniye, zihnimdeki tüm o gürültülü intikam çığlıkları bıçak gibi kesildi. Yıllardır içimde büyüttüğüm o karanlık orman, tek bir kıvılcımla kül oldu. ​Daha önce hiç kimseyi böyle öpmemiştim. Bu bir kavuşma değildi; bu, onca yalanın ortasında bulduğum tek gerçekti. Dudaklarından sızan o sıcaklık, damarlarımda donmuş olan kanı harekete geçirdi. Karşılık verdiğinde ise... İşte o an ruhumun diz çöktüğünü hissettim. ​“Yapma,” dedi mantığımın cılız sesi. “O, senin yıkmaya yemin ettiğin kalenin kraliçesi.” Ama kalbim ilk kez mantığımı susturdu. Hanzade’nin kokusu; yağmurdan hemen sonraki toprak gibi taze, biraz hırçın ama bir o kadar da sığınılacak bir liman gibiydi. Parmaklarım yüzüne dokunduğunda, cildinin kadifemsi yumuşaklığı ellerimdeki intikam kirini temizliyor gibiydi. ​ Geri çekildiğimde, ciğerlerime çektiğim hava bile artık eskisi gibi değildi. Onun o buğulu gözlerine baktığımda, orada sadece bir düşmanın kızını değil; kendi kurtuluşumu gördüm. İçimde bir yerlerde o küçük, yetim çocuk ağlamayı bıraktı. ​"Ben bu kadını yakmaya gelmiştim," diye itiraf ettim kendi kendime. "Ama şimdi, onun saçının tek bir teline zarar gelmemesi için dünyayı yakmaya hazırım." ​O an anladım ki, intikam soğuk yenen bir yemek değildi. İntikam, sevdiğin kadının dudaklarında eriyip giden bir buz parçasıydı. Ve ben o buzun eriyişini, hayatım boyunca hiçbir zafer anına değişmezdim. Artık planlarımın rengi değişmişti. Annemin vasiyeti hâlâ omuzlarımdaydı ama Hanzade artık kalbimdeydi. Ve hiçbir intikam, bu aşkın yarattığı enkazdan daha ağır olmayacaktı. ​O sırada Mahinur, mutfak penceresinin arkasından gizlice eserini izliyordu. Elindeki boş ilaç şişesine bakıp kendi kendine mırıldandı: ​“Vay vay vay... İlacın etkisi mi bu, yoksa gerçekten birbirlerine mi yandılar? Neyse, Mahinur yaptıysa en iyisini yapmıştır!” Yılmaz Özçınar ​Havuzun yüzeyindeki yakamozlar, Hanzade’nin gözlerindeki o derin ve şaşkın ışıltıyla yarışıyordu. Onu öptüğümde, içimdeki o yıllanmış nefret duvarının sarsıldığını hissettim. Karşılık verdiğinde ise o duvar tamamen yıkıldı. ​Geri çekildiğimde nefes nefeseydik. Hanzade’nin o her zaman dik duran omuzları bu kez hafifçe sarsılıyordu. Parmaklarımı elmacık kemiklerinde gezdirdim. ​“Hanzade,” dedim, sesim her zamankinden daha boğuk ve titrek çıkarak. “Bu... Bu artık bir oyun değil. Ben seni sadece o masada etkilemek için oturmamışım. Ben sana, hiç planlamadığım bir şekilde, en savunmasız anımda aşık oldum.” ​Hanzade bir an duraksadı, dudakları hafifçe aralandı. O otoriter Hanımağa gitmiş, yerine kalbi yeni uyanmış bir kadın gelmişti. ​“Yılmaz... Eminmisin daha birbirimizi doğru düzgün tanımıyoruz,” diye fısıldadı. ​“Seni her hücrenlentanımak istiyorum,” dedim onu kendime daha çok çekerek. “Ama korkma. Seni bu saatten sonra bırakmayacağım.” Ama Hanzade’nin kokusu ciğerlerime doldukça kendime hakim olmayıda bıraktım . Onu korkutmadan incitmeden o dudaklardan tekrar ttmk istiyordum. Onu kendime iyice yaklaştırdım ,aramızdan hva bile geçmeyecek kadr sıkı sarılıyordum . Yüzüne gelen bir tutam saçı çekip dudklarına masum öpücükler kondurmaya başladım. Hanzade’ye doyamıyordum ,her küçük öpücükte birazdaha lezzetli gelmeye başlıyordu. Masum öpücükler yerini daha hırçın öpücüklere bırakmaya başladı. Ondan nasıl ayrılacaktım, onu bir saniye bırakmak istemediğini farkettim. Boynunu öpmeye başladığımda teninin kokusu beyazlığı ve pürüzsüzlüğü beni kendisine köle yapmaya yeterdi. ​Yılmaz ​ Ondan istemeyerekte olsa ayrıldım. Beni eve uğurlayıp içeri girmesini izledim. Kendi kaleme çekildiğimde, o gizli odanın kapısını açtım. Duvarlardaki Rıza Ulubey fotoğrafları, yolsuzluk belgeleri ve dayımın o kederli vesikalığı bana bakıyordu. Ama bu gece her şey farklıydı. ​ Masaya oturdum ve önümdeki o devasa intikam şemasını izlemeye başladım. İlk planım basitti: Ulubey İmparatorluğu’nu yerle bir edecek, Rıza Bey’i hapse attıracak ve kızını da bu enkazın altında bırakacaktım. Ama şimdi... Şimdi Hanzade bu enkazın bir parçası olamazdı. O artık benim bir parçam olmuştu. ​“Seni bu pisliğin dışında tutacağım Hanzade,” dedim kendi kendime. ​Elime kalemi aldım. Şemanın üzerindeki bazı okları sildim, bazı yolları değiştirdim. Artık hedefim sadece Rıza Bey’in geçmişteki o karanlık günahlarıydı. Holdingin yapısını Hanzade’nin üzerine devredecek şekilde gizli bir fon oluşturmaya karar verdim. Eğer babası devrilecekse, Hanzade bu düşüşten yara almadan çıkmalı, aksine daha güçlü bir şekilde tahtında kalmalıydı. ​ Planım artık bir "yıkım" değil, bir "cerrahi müdahale"ydi. Babasını söküp alacak ama Hanzade’nin dünyasını koruyacaktım. ​“Affet beni dayım,” diye mırıldandım fotoğrafına bakarak. “İntikamını alacağım. Ama senin canını yakanların kızı, benim canım oldu. Onu kurban edemem.” ​Kütüphanenin arkasındaki o gizli odadan çıkarken, üzerimdeki o ağır yük biraz olsun hafiflemişti. Artık sevdiğim kadını koruyarak savaşacaktım. Ama Hanzade, benim asıl kimliğimi öğrendiğinde bu öpücüğün hesabını nasıl soracaktı? İşte asıl korkum buydu. Yılmaz’ın o her zaman tetikte olan zihni, bu gece ilk kez teslim bayrağını çekmişti. Odanın sessizliğinde, Hanzade’nin dudaklarının sıcaklığı hâlâ kendi dudaklarındaymış gibi bir sızı duyuyordu. Ceketini bir kenara fırlatıp kendini yatağa bıraktığında, tavanın karanlığında sadece onun buğulu gözlerini görüyordu. Yatağa uzandığımda, odanın serinliği bile içimdeki o yangını söndürmeye yetmedi. Gözlerimi kapattığım an, havuz başındaki o esinti tekrar tenimi yaladı. Ama bu kez hayalimde daha fazlası vardı. ​Onu yanımda hayal ettim. O sert, tavizsiz gri elbisesinden kurtulmuş; sadece Hanzade olarak, tüm savunma mekanizmalarını kapının dışında bırakmış haliyle... Saçlarının yastığma dağıldığını, o her zaman gururla taşıdığı başının göğsüme yaslandığını düşledim. Parmaklarımın onun bel kıvrımında, bu kez hiçbir oyunun gölgesi olmadan gezindiğini hissettim. ​"Benimsin," diye fısıldadım karanlığa. "Sadece bu gecelik değil, tüm o geçmişin ve geleceğin kirinden arınmış bir hayatta... Sadece benim." ​Onun o hırçın ama teslimiyet dolu nefesini boynumda duyar gibi oldum. Hayalimde, intikam planlarımın olduğu o gizli oda yoktu; sadece biz vardık. Rıza Ulubey’in gölgesi aramızdan çekilmiş, sadece iki ruhun birbirine çarpan ritmi kalmıştı. Hanzade’nin o mesafeli duruşunun altında yatan o sıcak kadını kollarımın arasında, bana tamamen güvenmiş bir halde uyurken düşlemek... İşte bu, elde edebileceğim tüm servetlerden, alabileceğim tüm intikamlardan daha kutsaldı. ​Gözlerimi tekrar açtığımda oda hâlâ karanlık ve boştu. Ama kalbim, hayatımda ilk kez bu kadar doluydu. ​"Hanzade," diye mırıldandım uykunun kollarına teslim olurken. "Seni bu hayalden daha gerçek bir mutluluğa taşıyana kadar durmayacağım. Bedeli ne olursa olsun." ​Gece, Yılmaz’ın bu büyük yeminiyle derinleşirken; dışarıda fırtına öncesi sessizlik, yerini huzurlu ama tehlikeli bir rüyaya bırakıyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD