3. Bölüm: “ Ben Hanzade İstediğimi Alırım”

1530 Words
3. Bölüm: “ Ben Hanzade İstediğimi Alırım” Hanzade Okuldan ayrılıp direksiyona geçtiğimde, zihnimdeki Yılmaz fısıltısı hâlâ susmak bilmiyordu. Nedenini tam olarak kestiremediğim bir merak, içimde küçük bir huzursuzluk gibi kaşınıyordu. Sadece yardım ulaşıp ulaşmadığını bilmek istiyordum; en azından kendime söylediğim yalan buydu. ​Benzinliğe varmadan hemen önceki o küçük marketin önünde durdum. Hem çocuklar için atıştırmak için birkaç ufak tefek kırıntı alırım hem de laf arasında o yabancının akıbetini öğrenirdim. Kapıdaki çıngırak sesiyle içeri girdiğimde, rafların arasında kısa bir tur attım. Çocuklar için birkaç atıştırmalık alıp kendim içinde en sevdiğim gofretten aldım ufak kaçamağım olur kendileri, kasaya yöneldim. ​Kasiyer beni görür görmez toparlanıp saygıyla gülümsedi. “Hoş geldiniz Hanzade hanım, nasılsınız?” ​“İyiyim,” dedim, yüzümdeki o mesafeli ama nazik gülümsemeyi bozmadan. “Sen nasılsın, işler nasıl?” ​Poşetler dolarken havadan sudan birkaç cümle kurdum. Kelimeleri özenle seçiyor, asıl soruma zemin hazırlıyordum. Sonunda, sanki tesadüfen hatırlamışım gibi konuyu açtım: ​“Dün buralarda, yol kenarında bir beyefendi kalmıştı aracıyla… kendisini benzilipe bırakmamı istemişti . Merak ettim, yardım bulabildi mi acaba?” ​Kasiyer tebessüm ederek başını salladı. “Evet Hanzade hanım, neyse ki şanslıymış. Yardımına koşan oldu.” ​“Öyle mi? Kim geldi ki?” diye sordum, sesimdeki merakı sıradan bir ilgiymiş gibi maskeleyerek. ​Kasiyer bir an duraksayıp hatırlamaya çalıştı. “Burada bir tanıdığı varmış meğer. Bizim ilkokul öğretmeni Zerrin Hanım geldi yanına. Bir de çekici çağırdılar, arabayı alıp götürdüler.” ​“Zerrin Hanım mı?” dedim, kaşlarım gayriihtiyari bir milim yukarı kalkarken. “Evet, tanıyorum...” dedim. ​İçimde, adını koyamadığım o sıcaklık yerini aniden serin bir rüzgâra bıraktı. Demek öyle... Demek bizim Zerrin’in yakınıydı, belki de beklediği o "özel" kişiydi. İçimden sessiz, derin bir “neyse” çektim. O an, belimdeki o hayali sıcaklığın aslında sadece güneşin bir oyunu olduğuna kendimi inandırmaya çalıştım. ​Konu benim için kapanmıştı. Zaten açılmaması gereken, yolda kalmış bir yabancıya dair beyhude bir parantezdi sadece. Benim yolum belliydi; çocuklara, onların o tertemiz dünyasına çıkıyordu. ​Arabaya geri dönüp koltuğa yerleştiğimde yan koltuktaki hediyelere baktım. Derin bir nefes alıp aynadaki aksime sertçe baktım. ​“Boş ver Hanzade,” dedim kendi kendime. “Çocukları mutlu etmeye odaklan. Seni gerçekten iyileştiren tek şey onların gülüşleri.” ​Gaza bastığımda, arkamda bıraktığım sadece o benzinlik değil, bir günlüğüne de olsa dengemi bozan o tuhaf yabancıydı. En azından, öyle olduğunu umuyordum. … Okulun önüne vardığımda şansım yaver gitmişti; çocuklar tam da teneffüsün en coşkulu anındaydı. Arabadan hediyeleri kucağıma alıp bahçe kapısından içeri adımımı attığım anda, etrafımı neşeli bir çember sarmaya başladı bile. Bir anda, onlarca masum gülüşün ve heyecanlı bağrışmanın tam ortasında kaldım. ​“Hanımağa geldi! Hanzade Abla geldi!” diye yükselen sesler, bahçenin duvarlarında yankılanıyordu. ​Düşünmeden edemedim; çocukken bile bu kadar çok arkadaşım olmamıştı benim. Zihnim, o tozlu okul yıllarına gitti bir an. O zamanlar herkes bana karşı hep bir mesafe koyardı. Çekinirlerdi, ürkerlerdi... Sebebini o zamanlar küçük kalbimle kavrayamaz, kendimde bir kusur arardım. Yıllar sonra öğrendim ki; meğer hepsi evlerinde tembihlenmiş: ​“Ulubey’in kızıyla fazla samimi olmayın. Kazara başına bir iş gelir de suç üzerimize kalırsa, sülalece mahvoluruz!” ​Kendi çocukluğumda, yaklaşılamaz bir cam fanusun içinde büyütülmüştüm. Ama şimdi... Şimdi durum tam tersiydi. Benden kaçan değil, dizlerime sarılan, etrafımda pervane olan onlarca küçük dostum vardı. Hayatın en garip ironisiydi bu: Küçükken sahip olamadığım o saf arkadaşlığa, büyüdüğümde kavuşmuştum. ​Her biriyle tek tek ilgilendim. Hepsini adıyla çağırıyordum çünkü bir çocuğun ismini bilmek, onun kalbine giden en kestirme yoldu. Birbirleriyle yarışır gibi başarılarını anlatıyorlardı. Çünkü bizim topraklarımızda kadim bir "han kuralı" vardı: Derslerinde en yüksek başarıyı gösteren çocuk, ailesiyle birlikte gitmek istediği şehri seçer ve tüm masrafları benim tarafımdan karşılanarak oraya geziye gönderilirdi. Onların gözlerindeki o hırs ve heyecan karışımı parıltıyı görmek, ruhuma en iyi gelen ilaçtı. ​Onlarla koştururken, oyunların ve kahkahaların arasında zamanın nasıl eriyip gittiğini farketmedim bile. Ama o an bilmediğim, hissedemediğim bir gerçek vardı. ​Ben çocukların masum dünyasında kaybolmuşken, okul bahçesinin hemen ilerisindeki çitlerin arkasında biri durmuş, beni izliyordu. ​Sessizce. Nefes almayı unutur gibi, pür dikkat. ​O bakışlar sıradan bir yabancıya ait değildi. Sanki beni ilk defa görüyor gibi değil de; yıllardır kaybettiği bir hazineyi bulmuş, bir daha kaybetmemek için hafızasına kazıyor gibi bakıyordu. O bakışların ağırlığını ensemde hissettiğimde, içimdeki o çocuksu neşe yerini derin bir tekinsizliğe bıraktı. … Çocuklarla koşturmaktan yorulup kendimi bahçedeki eski banklardan birine bıraktım. Onlardaki bu tükenmek bilmeyen enerjiye yetişmek imkânsızdı. Tam o sırada gözüm, küçük adaşım Hanzade ve Ali’ye takıldı. Bizim ufaklık, karşısındaki çocuğu canından bezdirmekle meşguldü. Elindeki her neyse onu almak için kaşlarını çatmış, parmağını sallayarak bağırıyordu: ​“Ben Hanzade’yim! İstediğimi alırım. Ya seni döverek alırım ya da sen kendi rızanla verirsin!” ​Bu sözleri duyunca kendimi tutamayıp okkalı bir kahkaha attım. Kendi kendime, “Elma dalından uzağa düşmez derler ama bu kadarını da beklemiyordum,” diye mırıldandım. Sanki geçmişteki o sert, tavizsiz halim küçülüp karşıma dikilmişti. ​“Hanzade, Ali! Buraya gelin bakayım!” diye seslendim. ​İkisi de sesimi duyar duymaz kavgayı kesip koşa koşa yanıma geldiler. Küçük Hanzade sahte bir ciddiyetle baktım. “Neyi paylaşamıyorsunuz siz? Ve sen küçük Hanzade... Niye bu kadar kabasın? Benden hiç mi örnek almıyorsun?” ​Ufaklık, göğsünü gere gere cevap verdi: “Zaten seni örnek alıyorum abla! Sen demedin mi 'Ulubey istediğini alır' diye?” Kaşımı kaldırdım. “Ben ne zaman birinden zorla bir şey almışım?” Bu sözüm üzerine başını önüne eğdi. Utanmıştı. ​Öyle bir cevap vermişti ki, silahımla vurulmuşa döndüm. Başımı hafifçe öne eğip gülümsedim; çocuk haklıydı, dilimin cezasını çekiyordum. Ali’ye döndüm, “Ne istiyor senden bu Tazmanya Canavarı?” diye sordum. ​Ali, yanakları al al olmuş bir halde, “Bileklik yapmıştım abla, onu istiyor,” dedi. ​“Kimin için yaptın bu bilekliği bakayım?” dediğimde Ali iyice utandı. Belli ki gönlü birine düşmüştü. “Rica etsem bir tane de Hanzade için yapar mısın? Bak, sevdiğin kız çok şanslı Ali; senin gibi kibar bir beyefendiyi bulmuş.” ​Ali sevinçle parladı, gelip yanağımdan bir makas aldı. “Evet, çok şanslısın abla!” deyip neşeyle uzaklaştı. Ben arkasından şaşkınlıkla ve gülümseyerek bakarken, hemen arkamdan derin ve tanıdık bir kahkaha sesi yükseldi. ​“Ters köşe oldunuz, kusura bakmayın.” ​Hızla arkama döndüğümde dünkü o yabancıyı, Yılmaz’ı gördüm. Çitlerin arkasından çıkmış, yüzünde muzip bir ifadeyle bana bakıyordu. ​“İstemeden kulak misafiri oldum,” dedi, adımlarını bana doğru yaklaştırırken. “Görünüşe göre sadece toprağa değil, minik kalplere de hükmediyorsunuz. Ama küçük adaşınız dersini iyi çalışmış, kabul edin.” ​O an ne yapacağımı, ne diyeceğimi şaşırdım. Az önceki otoriter Hanımağa gitmiş, yerine yakalanmış bir çocuk gibi kalbi küt küt atan o genç kadın gelmişti. Yılmaz’ın o muzip gülüşü karşısında bir an donup kalsam da hemen kendimi toparladım. Ulubey zırhım henüz üzerimdeydi; ya da ben öyle sanıyordum. ​“Siz... Sizin burada ne işiniz var?” dedim, sesimdeki o hafif titremeyi saklamaya çalışarak. “Arabanız hallolmuş anlaşılan. Zerrin Hanım sağolsun, hızır gibi yetişmiş imdadınıza.” ​Yılmaz tek kaşını kaldırıp bana yaklaştı. “Zerrin mi? Haberiniz var demek.” ​“Haberim var tabii,” dedim, sesime yapay bir kayıtsızlık yerleştirerek. “Kasabada kuş uçsa haberim olur. Sevgilinizin pardon, öğretmenimizin sizi kurtarmasına sevindim. Güzel bir çift olmuşsunuz.” ​Yılmaz önce duraksadı, sonra öyle bir kahkaha patlattı ki o an anlam veremedim. Ben ne olduğunu anlamaya çalışırken, okulun kapısında Zerrin belirdi. Bizi yan yana görünce neşeyle el sallayıp yanımıza koştu. ​“Hanzade Hanım! Ne güzel bir tesadüf!” dedi Zerrin, sonra kolunu Yılmaz’ın omzuna atıverdi. “Görüyorum ki bizim bu yolda kalan şaşkın kuzenimle tanışmışsınız.” ​“Kuzen mi?” dedim. Kelime ağzımdan sanki bir taş parçasıymış gibi düştü. ​Zerrin kıkırdayarak devam etti. “Evet, teyzemin oğlu Yılmaz. İstanbul’da mimar kendisi. Dün yolda kalınca beni aradı, çekici gelene kadar perişan olmuş zavallı. Siz yardım etmişsiniz, çok teşekkür ederim.” ​O an başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Yer yarılsa da içine girsem, üzerine de bir miktar beton döküp üzerine Ulubey Konağı’nı kursam ancak bu kadar rahatlardım. Ben az önce adama resmen "Sevgilinle çok yakışıyorsunuz" diyerek kıskançlığımı ilan etmiştim! ​Yılmaz, eğlenen bakışlarını üzerimden ayırmadan, “Zerrin, Hanzade Hanım benim seninle ‘güzel bir çift’ olduğumuzu düşünüyordu az önce,” dedi. Sesi o kadar yumuşak ama o kadar iğneleyiciydi ki... ​Zerrin bir kahkaha daha attı. “İlahi Hanzade Hanım! Biz Yılmaz’la çocukken birbirimizin saçını çekmekten, oyuncak kırmaktan aşka vakit bulamadık. Kuzenlerin kaderidir bu.” ​Zerrin çocukların yanına doğru giderken, bahçede Yılmaz ile baş başa kaldık. Bakışlarımı kaçırıp bahçedeki çocukları çağırmaya yeltendim ama nafile; rezaletimin büyüklüğü karşısında hiçbir çocuk beni kurtaramazdı. ​“Demek güzel bir çiftiz, ha?” diye sordu Yılmaz, bana doğru bir adım daha atarak. “Sanki sesinizde küçük, minicik bir hayal kırıklığı mı vardı az önce? Yoksa ben mi yanlış duydum?” ​Gözlerimi kısıp en sert "Hanımağa" bakışımı takındım ama yanaklarımın alev alev yanmasına engel olamadım. ​“Topraklarımda her şeyin kaydını tutarım Yılmaz Bey,” dedim dik bir duruşla. “Yanlış bir kayıt girilmiş, şimdi düzelttim. Hepsi bu.” ​“Düzeltilmiş kayıtları severim,” dedi Yılmaz, göz kırparak. “Özellikle de içinde ‘sevgili’ ibaresi geçmeyenleri.” Buyur burdan yak ,o yanaklar da gördüğüm şey bir çift gamze miydi? Çoktan içine düştüğüm ama kendime bile itiraf edemediğim…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD