Hanzade Özçınar Yılmaz’ın eli elimi bir mengene gibi kavramıştı. Avuç içindeki o sıcaklık, birazdan kopacak fırtınanın habercisiydi. Şirketin cam kapılarından içeri girdiğimizde, yerdeki mermerlerin soğukluğu sanki ruhumuza sızıyordu. Bugün, yıllardır ilmik ilmik örülen o büyük ağın, Rıza Bey’in boynuna dolanacağı gündü. Geçmişi toprağın altına gömdüğünü sananlar, bugün o toprağın nasıl sarsıldığını izleyecekti. Yılmaz yanımdaydı; dimdik, sarsılmaz bir kale gibi. Ama içindeki volkanın lavları boğazına kadar yükselmişti, biliyordum. Toplantı salonunun ağır, meşe kapısı önümüzde açıldığında odadaki o kesif "güç" kokusu genzimi yaktı. Yönetim kurulu üyeleri çoktan yerlerini almış, fısıldaşmalar biz içeri girince bıçak gibi kesilmişti. Ve Rıza Bey... Odanın en karanlık köşesinde, cam k

