Ben sensem sen de bensin

1749 Words
BAŞAK Anneme söyleyeyim de artık bu yumuşatıcıdan alsın hep. Oh limonlu limonlu ferah kokuyor nevresimler. O gül  kokusundan fenalık gelmişti. Yastığımı da değiştirmiş anlaşılan. Yumuşacık bu yeni yastık. Hımm çok güzel, mentollü bir koku geliyor. Yağmur sonrası toprak kokusu da var hafiften. Bayılırım o kokuya.?  Burnumu gömüp, derin derin içime çekerken,  kapı açılmıştı. " Ohooo uyuyor daha dana gibi bu, anneeee. " diye benimle dalga geçen tanıdık bir ses duyarak, gözlerim açıldı. Üzerimdeki pikeyi çekip, almıştı sesin sahibi. " Kalksana, hey üsküdarda sabah oldu. Hissst sana diyorum. Kahvaltı hazır. Seni bekliyoruz aşağıda.  " deyip, sarstı beni. Bir anda gülmeye başlamıştı. " Yastığı mı kokluyorsun sen gerizekalı ?  " Korkarak ve kafam karmakarışık gözlerimi açtım. Kafamı çevirip,  yatağın yanıbaşında duran sesin sahibine baktım. Bakmamla beraber , yatakta zıplayarak doğrulmam bir olmuştu. " Cansu?  " Cankat' ın kız kardeşinin benim odamda ne işi vardı sabah sabah? Beni neden kahvaltıya kaldırıyor? Cansu tepkimi görüp, şok içinde ona ve odaya baktığımı görünce, cep telefonundan kafasını kaldırmıştı. " Çok gıcıksın abi ya. O kadar mı kötü olmuş kıyafetim, saçım?” " Ha?” demişim. Abi mi dedi o bana?  Cansu neden abisi sanıyor beni? " Ee bana bakıp, yerinden zıpladın. Çok mu kötü olmuş kıyafetim? Makyajım mı olmamış?" Cansu boy aynasına gidip, kendini incelerken ben de odayı inceliyordum. Yani Cankat'ın  odasını. Kafam allak bullak olmuştu. Ben ne ara buraya gelmiştim?  Gelip, bir de Cankat'ın odasında mı kalmıştım?? Niye hatırlamıyordum hiçbir şeyi? En son kendi odamda, kendi yatağımda kitabımı okuyordum. Sonra uyuya kalmıştım. Ee sabah nasıl Cankat'ın yatağından çıkmıştım? " Kendine gel kızım Başak " deyip, yüzümü tokatlayıp, kolumu çimdikledim. Elim de baya ağırmış yahu. Canım yandı. Ee o zaman uyanığım ben ve.. sakalım mı var ! Tokatladığım sırada elime gelen şeyler kıl olamaz değil mi?  Yataktan fırlayıp, boy aynasına gittim. Cansu'ya çarpıp, kızı yana savurmuştum. " Yuh yani geçirdin resmen ama " diye homurdandı. Tek kelime edemiyordum. Aynadan bana bakan Cankat embesilinin yüzüne bakıyordum. Onun saçları, yüzü, gözleri, burnu, azıcık da olsa çıkmaya başlayan sakalları aynadaki yüzümdeydi. Yani onun yüzündeydi. Aynada baktığım onun yüzüyse benim yüzüm onun yüzü müydü şimdi? Beynim error verdi yaaa. Aynada bir sorun vardır belki. Şaka aynası var mı ki?  Hani böyle sizi başkası gibi gösteren ayna?   Parmağım aynanın içine girip, o gerizekalı ya dokunacak kesin. Eşek şakalarından birini yaptı bana gene yaaa.. Ama yok, parmağım küt diye aynanın üstüne çarpmıştı. Cansu beni,  aklımı kaçırmışım gibi aynanın önünü, arkasını kontrol ederken ve yüzümü milim milim incelerken  kenardan izlemeye koyulmuştu. Maske olduğuna kanaat getirdiğim suratımı çekip çıkarmaya çalıştığımı görünce dayanamadı. " Abi, napıyorsun?" Ona baktım " Cansu bende bir tuhaflık görmüyor musun sen?” Cansu beni baştan ayağa süzmüştü " Yok, her zamanki gibisin. " Değilim ama. Hiç değilim. Ben ben değilim. Ben.. Ben.. O embesilim. Kafayı yiyeceğim ya?  Bu nasıl olur? Her bir tarafımı inceliyorum. Valla da erkeğim. Her tarafım şüphe götürmez şekilde doğruluyor. Aptal sakallar, kolumda, bacağımda olan kıllar,  neyse ki , her tarafında yok dağ adamı gibi, boğazımdaki adem elması,  boru gibi sesim ve.. bu ne şimdi ya?   Şortumu açıp, göz atmamla utanç ve panik içinde  geri kapatmam bir olmuştu. Benim.. ondan da var işte.. sabah sabah hep böyle mi uyanıyor bunlar?  Bedenlerinden önce uyanıyor demek bu.. bu.. pek sevdikleri, dünyalarının ve egolarının merkezi olan o şey... Kendi başına buyruk ve edepsiz de galiba... çok tuhaf bir şey bu ya.. napmam gerek ki? " Abi iyi misin sen?  Napıyorsun orada?  Iyyk, iğrençsin. Kendine mi bakıyorsun?  " Cansu'yu ittirerek odadan çıkarttım. " Iyiyim, iyi. Hadi git sen, geliyorum birazdan " " Iyi be. Ittirmesene beni ya. " Suratına kapıyı kapatmıştım. Kafayı yiyeceğim ya. Bu nasıl olur?  Çok saçma bir şey? Ne yapmam lazım? Kafamda milyon soru, deli gibi volta atarken gözüm karşı evin  tam benim odamın karşısına düşen odasının penceresinden bana el kol sallayarak dikkatimi çekmeye çalışan,  panik içindeki kendime ilişti. Resmen kendime bakıyorum şu an. Geleceğini işaret edip, bahçeye inmemi söylemeye çalışıyordu ve suratından benim de, yani onun da panik atak krizi geçirdiğini görebiliyordum. Yavaşça odadan çıkıp, hızlı ve sessiz adimlarla ön kapıya gittim. Bahçeye çıktığımda caddeyi kafası kesik tavuk gibi geçen kendimi bahçeye girerken gördüm. Beni köşeye, büyük elma ağacının dibine çekmiştim. " Bana bak çırpıbacak noluyor?  Uyandım sen olmuşum !" diye panikle çıkıştı. " Ben de sen olarak kalktım. Hiç bir halt anlamadım ki?” diye geveledim. " Ben de... nasıl oldu ki bu?  Yani niye senim ben şu anda?” " Bilmiyorum. " Kafası karışmıştı. En az benim kadar şok içindeydi. " Ya kafayı yiyeceğim Başak. Bu.... bu nasıl olur? Imkansız böyle bir şey. Yani olamaz ki?  Bir uyandım kız olmuşum. Kız. Baya kız ama. Tamamen. Şeylerim var. Şeyler.. " Lafının devamını getiremiyordu. Boş bulunup sorma gafletinde bulundum " Neler?” " Şeyler.. " deyip, ellerini sımsıkı kenetlendiği göğsünden çekip, işaret etti " Bunlar " Kıpkırmızı olmuştum. " Baktın mı bir de?" deyip, çıkıştım. " Uyanırken elime denk geldi. Birden böyle yumuşak iki çıkıntı elime gelince  noluyor deyip, dumur oldum. " Sinir ve utançla viyakladım. " IYUVV.. kes şunu sapık sapık anlatmayı.. " " Ya isteyerek olmadı ki?  Uyku sersemi, elim dokununca.. birşey çıkmış vücudumda sandım... ne bileyim iki tane memem olduğunu " Kulaklarımı tıkamıştım. " Kapa çeneni Cankat. " " Bilerek mi yaptım ya. Meraklısı değilim senin... şeylerinin.. öyle normal bir olay değil ki başımıza gelen. Kim erkek olarak uyuyup, kız olarak uyanır ki?  O kız da sensin yani. En azından sen şanslısın, ben oldun. " Sinir olmuştum " Ya çok şanslıyım ben. Sen oldum. Sanki sen çok matah bir şeysin. " " Çırpıbacak bir benim uyandığım vücuda bak, bir de seninkine. Kim şanslı tartışmaya açmayalım şimdi. Bende senin bedenin ve bu.. bu.. Şeyler var. Göründüğünden büyükmüş bu arada. Bol giyiyorsun ya, anlaşılmıyordu hiç " Koluna hışımla vurdum. " Kes şunu. Beni dikizlemeyi de bırak. Hiç utanman yok mu senin? Yasak bakmayacaksın. " Omuz silkti. " Al senin olsunlar. Asıl sen dikizleme beni. " " Ben senin gibi sapık değilim. " dedim. Şortun içine kontrol amaçlı baktığımı asla söyleyemezdim. Zaten durum tuhaftı. Birbirimizin yerinde olmamız absürt bir kozmik şakaydı. Bir de, tüm ayrıntıları ve çıplaklığı ile her bir tarafımızı görmemiz... utançtan yer yarılsa da dibine girsem, şuracıkta ölsem diyordum. " Neyse ya, onu bunu boş ver de nasıl kurtulacağız bundan. Sen olmak istemiyorum ben. " dedi. " Ben de sana meraklı değilim. Ama bilmiyorum ki napılır. Böyle şeyler sadece filmlerde filan olur. "  " Yani.... Başak ya.. Kafayı yiyeceğim. " Içeriden Emel teyzenin Cankat'ı çağıran sesini duyduk. " Şimdilik gidip, kahvaltı edeceğiz. Sonra buluşur konuşuruz. Araştırırız bir. " " Ha, tamam.. iyi fikir, öyle yapalım " deyip, eve yürüdü. " Napıyorsun?" deyip, kolunu tuttum. " Annem çağırıyor, kahvaltıya. " " Seni değil beni çağırıyor. Sen gibi görünen benim unuttun mu?” Iç geçirmişti.  " Ne mümkün. " deyip, geri döndü. " Çabuk zıkkımlan da buluşalım bir an önce. Bu beladan ne kadar çabuk kurtulmanın yolunu buluruz, o kadar iyi " deyip, bahçe kapısına gitti. " Unutma, dikizlemek yok " dedim arkasından. Homurdanıp, uzaklaşmıştı küçükbaş mal. Derin bir nefes alıp, içeri girdim. Mutfağa giderken nabzım tavan yapmıştı. Erdal amca ve Emel teyzeye bir şey çaktırmamak için rol kesmem gerekiyordu. Cankat olmadığını anlamaları riskine giremezdim. Gazetesine göz atan Erdal amcaya ve kahvaltı eden Emel teyzeye kısacık bir günaydın deyip, masaya geçtim. Onlar da bana keyifle karşılık vermişlerdi. Ilk on saniye için fena sayılmazdı. Şimdi onlar işe gidene kadar Cankat gibi davranmalıydım ama nasıl? Nasıl yiyordu ki o?  Ne kadar yiyordu?  Nasıl davranıyordu? Emel teyze tabağıma pancake yığıp, yanına omlet koyarken sadece gülümsedim ama sosis ekleyince midem bulanarak, suratımı buruşturdum. Besbelli danacığım  etoburdu, benim gibi vejetaryen değil. " Sosis yemeden, pas geçsem " dedim içim kaldırmayarak. Emel teyze, hastalanmışım gibi yüzüne baktı. " Başka bir şey pişirsinler sana. Sucuk mesela?” " Yok, et almayayım hiç.. canım istemiyor da bugün. " Cansu gülmeye başlamıştı. " Senin?  Canın et istemiyor?  Hasta oldun kesin sen bence. " " Değişiklik iyidir " deyip, tabağımdaki dağa yumuldum. En iyisi ağzımın dolu olması, pot kırmam böylelikle. Neyse ki Emel teyze ve Erdal amca işleriyle alakalı çene çalmaya, Cansu da cep telefonuna dalmıştı da beni rahat bırakmışlardı. Çabucak kahvaltımı bitirip, benim yanıma gitmeliydim. " Eee napacaksiniz bugün? Bir plan var mı?" dedi Emel teyze. Cansu ekrandan başını kaldırmamıştı. " Kızlarla buluşup, takılacağız " diye geçiştirdi. " Sen?  " deyip, bana baktı Emel teyze. " Her zamanki gibi. Bizimkilerle takılacağım " deyip, tabağımı alıp kalktım " Size afiyet olsun. " Tabağımı ve çatal bıçağımı suya tutup, bulaşık makinasına yerleştirirken Cansu şaşkın gülmeye başlamıştı. " Ayy bunu ölümsüzleştirmek lazım benim abicim" deyip, resmimi çekmeye başlamıştı. Hiçbir şey anlamadan ona baktım " Napıyorsun sen?" " Bulaşığını kaldırıyorsun. " dedi. " Eee?” " Eeesi bu bir dönüm noktası. Parmağının ucunu değdirmezsin de. " Bu kadarcık birşeyi bile yapmıyordu demek tembel teneke. Erdal amca da şaşkındı " Cidden Cankat, gözlerim yaşaracak oğlum şu anda. " Emel teyze duygulanmıştı. " Aa laf etmeyin oğluma. Içinden geldi demek ki " deyip, mutlu bir şekilde gülümsedi bana. " Kafamıza taş yağacak kesin " deyip, gülmeye devam etti Cansu. " Eh keyfini çıkarın. Bir daha olmaz " deyip, çıktım. Herhalde burda olsa böyle mal bir cevap verirdi. Odasına çıktım tekrar. Emel teyzeler ve  Cansu gidene kadar orada oyalansam iyi olurdu. Bana son derece normal gelen şeyleri yapmıyordu demek ki. Kimseyi şüphelendirmenin bir alemi yoktu. Ayrıca bulunmaz fırsattı benim için. Odasını istediğim gibi karıştırabilirdim. Kim ne diyecekti ki bana. Ne mi buldum?  Şöyle alıcı gözüyle odasına bakınca beni şaşırtacak kadar derli toplu olduğunu fark ettim Gri ve sarı ağırlıklı, sade bir odaydı. Çekmeceleri ve dolapları da düzgündü. Yardımcı kadının sayesinde böyleydi bence. Şaşırtmayan şey ise bir an kütüphanesinde görüp, umut varmış, kitap okuyormuş, hem de klasikler derken arkalarında bulduğum edepsiz +18 dergiler oldu. Iyykk, ne anlıyorlar böyle açık saçık şeylere bakmaktan. Mikrop kapabilirim yani elimde tutarsam. Bir de romanlarının arkasına saklamış. Hiç oluyor mu koskoca yazar Tolstoy'u, Dostoyevski'yi pis dergilerine kamuflaj olarak kullanmak. Ben bu oyunu bozarım arkadaş. Bu çer çöpü barındırmam orada. Sonuçta benim odam değil  mi  burası, benim kurallarım söker. O pis şeyler çöpe bir güzel gider. Daha dip köşe temizlerdim de cep telefonu çaldı. Bizim evin numarasıydı. Açar açmaz höykürdü. " Hayırdır çırpıbacak, çok mu sevdin odamı?” " Hıı, bayıldım ne demezsin. " " Ayılıp, bir tarafını kaldır da gel. Farkındaysan bir sorunumuz var. Gelirken cep telefonumu da getir. " Kapatmıştı bile. Sinir olmuştum " Emredersiniz. " Gıcık şey ya. Emir veriyor bir de.  Ne sanıyorsa kendini. Bu başımıza gelen eblek durum kesin onun hödüklüğünden geldi. Bir an önce bir çözüm yolu bulmalıyım. O olarak kalamam. Neden onca insanın arasında o oldum ki ben yaaa? NEDEN O YA  
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD