Ormandaki adamlar karanlığın herşeyi gizlediğini düşünerek vicdanını, merhametini, kalbi gibi zifiri karanlıkta, ebediyete bırakarak ormanı terk ediyorlardı. Ali kendi kanlarında yüzüyordu. Ali'nin cansız bedeni saatlerce ormanın sessizliği içinde bulunmayı beklemeye terk edildi. Birce'nin Ali'sini beklediği gibi...
*****
Seymen ,gizli tuttuğu evde sarışın bir bayanla, sabaha kadar aynı yatakta zevki sefa ederek gecesini geçirdi. Babasına çok kızgındı. Çünkü bile isteye yapmadığı bir şey için babası demediğini bırakmamıştı. Sanki babası hiç adam öldürmemiş gibi davranınca Seymen'in öfkesi daha da artıyordu. Babasına bir şey söyleyemeyen Seymen, gece boyunca aklından bu fikirleri çıkarmak için yanındaki bu kızı kullanmıştı. En son bitiminde kendini derin bir uykuya ,yorgunluğuyla bıraktı. Seymen sarışın afetle uykunun derinlerindeyken telefon sesine gözlerini araladı. Hiç susmayan telefon bıktırana kadar çalmaya devam ediyordu. Seymen homurdanarak yataktan kalktı. Çalan telefon sesini takip ederek yerdeki pantolona ulaştı. Pantolonun cebinden telefonu çıkardı. Uyku sersemligi hâlâ üzerindeyken babam yazısını ekranda gördü.
Elinde telefon yerden kalktı. Yatağın üzerine otururken telefonu açtı.
Diladin Ağa,
"Lan dingil neredesin sen? Çabuk konağa gel!" derken gücü yettikçe bağırıyordu. Seymen duyduğu sesin yüksekliğinden uyku sersemi olan gözleri fal taşı gibi açıldı. Elindeki telefonu kulağından uzaklaştırarak sesi en aza indirgemeye çalışıyordu.
"Cevap ver lan! " derken Diladin ağa burnundan soluyordu. Seymen ,
"Birazdan konaktayım. Hemen geliyorum." dedi. Diladin ağa telefonu yüzüne kapattı. Seymen telefonu oflayarak yatağa bıraktı.
"Yine ne oldu acaba?" diye söylenirken yerdeki kıyafetlerini toplamaya başladı. Üzerine giyinirken yatakta uyuyan sarışın,
"Bu ne gürültü ya!" derken siyahın hakim olduğu yatakta ,diğer tarafına döndü. Seymen yatakta kadın olduğunu yeni yeni hatırlıyordu. Seymen o anda yatağa döndü. Siyah yastık kılıfının üzerinde sarı saçları dağılmış olan kızı gördü.
"Kalk hadi !" derken yatağa eğildi. Kızı dürtüyordu.
"Ben çıkacağım şimdi, hadi sende git." dedi. Kız, üzerindeki gri desenleri olan çarşafı açarak,
"İyi tamam," dedi. Çırıl çıplak kadın ayağa kalktı. Ayak parmaklarının ucunda yürüyordu. Sarı saçlarını Seymen'e doğru savurdu. Kalçasını sallayarak yerdeki kıyafetlerini toplamaya başladı. Yere eğilen kadını ve kalçasını Seymen gördüğü zaman, manzaranın tadını çıkarmak istedi. Dudağını ısırarak kızgın boğa gibi bakmaya başladı. Gözleri ateşe bulanmıştı. Ama babasının sert ve öfkeli sesi hâlâ kulaklarında yankılanıyordu. Kadın, Seymen'i ayartmak için herşeyi deniyordu. Ama Seymen bu ateşli kadının seks isteğine eşlik edemezdi. Seymen istemese de arkasını döndü. Pantolonunu üzerine çekti, fermuarı kapattı. Odadaki ahşap desenli gardropa doğru yürüdü. Dolabı açarak askıdan beyaz tişört aldı, üzerine giyindi. O sırada Sarışın kadın da ümidini kesmiş giyiniyordu. Seymen odadan çıkarken gözünün ucuyla giyinen kadını süzdü.
"Hızlan, kapıda bekliyorum." dedi. Kadın sinirlenmişti. Ayağına siyah stilettolarını giyinirken,
"Tamam," dedi. Sesi dişlerinin arasından tıslayarak çıktı. Seymen duymazdan gelerek odadan çıkınca sarışın ve seksi giyinimli kadın öfkesinden elini bir kaç kez yatağa sertçe vurdu. Bağırmamak için kendini sıkıyordu. Sinirini atmak için yaptığı bu hareket biraz sakinleştirdiginde, Seymen'in ardından ayağa kalktı. Odada bembeyaz halının üzerinde bulununan siyah midi boy çantasını eğilerek aldı. Odanın kapısını hafif çarparak çıktı. Koridorda elinde telefon bekleyen Seymen'e doğru yürüyordu. Yaklaştı,
"Hazırım," diyen kadın tavırlıydı. Seymen bunu umursamadan daire kapısını açtı. Eliyle yol gösterdi. Aklınca ,'çokta fifi ' diyordu.
Önden sarışın kadın, arkasından Seymen evden çıktı. Kapıyı çekti. Merdivenlerden iki kat aşağı indiklerinde kadın etrafına bakındı. Seymen,
"Benim acelem var. Sen nasıl gidersen git, uğraşamam," dedi. Seymen oralı olmadan ters yöne istikamet yürümeye başladı. Köşede bulunan aracına yaklaştı. Siyah jeepine bindi. Arabasını çalıştırarak gaza bastı.
****
Diladin ağa gece boyu canı sıkılıp durdu. Odasında, Seymen ile ilgili nerede hata yaptığını sabaha kadar düşündü. Anasının acısını taşıyamayan Seymen, günden güne çığrından çıkmıştı. Elbet düzelir diye sabretmesi ve beklemesi boşunaydı. Bunu düğünde masum bir gencin ölümüne sebep olduğunda, Diladin Ağa'nın kafasına dank etmişti. Oğlunu adam etmeliydi.
Diladin Ağa, kızının en mutlu günü zehir zemberek geçtiği için oğluna bundan dolayı ayrı bir öfke duyuyordu. Derin nefes alarak odada gece boyu eli belinde düşünüp durdu. Nasıl bir yol çizmeliydi?
Sabaha yakın yorgun düşen bedenini uykuya bıraktı. Sadece iki saat uyuyabilmişti. Uyandığında yataktan yine öfkeli uyanmıştı. O öfkeyle Seymen'in odasına doğru ilerledi, bir anda odaya daldı.
Kapıyı sert açınca kapı arka duvara çarptı. Çıkan gürültü ile odanın içindeydi Diladin Ağa. Odaya baktığında yatağı bozulmamıştı. O an Seymen'in yaptığı hatadan ders almadığını fark etmesiyle öfkesi arşa ulaştı. Nefes bile almadan odasına tekrar adımlayan Diladin Ağa komodin üzerindeki telefonunu eline aldı. Oğlunun kayıtlı numarasına bastığında burnundan soluyarak odanın içinde tur atmaya başladı. Çalan telefonu açılmıyordu. Bu Diladin Ağayı daha çok öfke komasına sokuyordu. Çalması biten telefonu tekrar tekrar aradı. Ta ki açılana dek. Diladin Ağa pes etmeden aradığı telefon açıldığında öyle yüksek sesle bağırdı ki konaktakiler korkuyla alt katta sıraya dizilmiş bekliyordu. Kimse üst kata yanına çıkmaya bile cesaret edemiyordu.
Diladin Ağanın konuşması kısa ama sertti. Her adımını belli eden eşya çarpma sesleriyle Diladin Ağa merdivenlerde gözüktü. Beti, benzi atmış hâlâ öfkesinin dumanı tepesinde tütüyordu.
Bacıları, bugün gidecek olması sebebiyle sessizliğini koruyorlardı. Acaba gitmesek mi? Bir kaç gün daha diye, bir anlık düşünselerde hemen vaz geçmişlerdi. Diladin Ağa oğlunun konağa adım atmasını ,öfkeli hâlde girişte volta atarak bekliyordu.
****
Kazan aşireti düğününün kötü şekilde, olaylı bittiği için üzgündü. Dilan sürekli ağlıyordu. Murat her şeyin böyle bitmesinden duyduğu rahatsızlığı ifade etmeden Dilan'a destek oluyordu. Dilan'ın kayınvalidesi Esime hanımın tüm hevesi kursağında kalmıştı. İlk ve tek oğlunun dillere destan olacak düğünü başka şekilde dillerdeydi. Bunun acısını içinde yaşarken gelininin ailesine bir şeyde diyemiyordu. Güçlü, soylu bir aileden gelin alması sebebiyle kimsenin çıtı çıkmıyordu. Karadağ aşiretiyle düşman olmak, akıl almaz bir son olurdu. Güç birleştirmek için koz olarak görünen bu düğün, sadece vasıfsız bir adam için bitemezdi. Bunun farkında olan aşiretin ağası Mürsel ağa gelini Dilan'ın karşısında durdu. Saçlarına dokunarak hafif okşadığı gelinine,
"Gelin kızım ağlama artık, yazık sana da. Hadi gidin odanıza dinlenin. Korkmayın hiç bir şey olmayacak! Hadi gidin oğlum, kız kahroldu." dedi. Murat'ın koluna dokundu. Dilan elinin tersiyle yanaklarını ıslatan göz yaşını siliyordu. Kayınpederinin sözleriyle biraz kendine gelen Dilan başını salladı.
"Tamam baba," diyen Dilan yanındaki eşi Murat ile el ele oturdukları yerden kalktı. Odalarına doğru ilerliyordu. Tüm kalabalık dağıldığında Mürsel ağa ve Esime hanım odalarına durgun halde geçiyordu. Tek düşündükleri ve korktukları, bu iş duyulursa milletin ağzına sakız olmalarıydı. Yoksa genç bir adam ölmüş, ailesi kahrolmuş pek umurları değildi.