Velora:
Ben Velora. Velora Aurelian. Bu kadim dünyada bir insan. İnsanlığın yüz karası. Kurtadamların hizmetçisi. Vampirlerin yemeği. İnsanlık ne zaman bu kadar yerlere düşmüştü bilmiyordum. Ama kendimi bildim bileli bu dünyada hep yer edinmeye çalışmıştım.
Sizden üstün iki ölümsüz ırk olunca insan hayatı da çok önemli olmuyordu doğal olarak. Gerçi ölümsüz degillerdi ancak insan ömrüne göre hayli uzun yaşıyorlardı. Ah bir de yarı üstün ırk olarak cadılar vardı. Her ne kadar cadılar da insanlar gibi zayıf görülselerde onlar da sonuçta insanlardan daha güçlüydüler. Ne de olsa büyüleri vardı.
Olayların ne ara değiştiğini bilmiyordum. İnsanların üniversiteye gitmesi ya da tarih bilmesi çok nadir olurdu. Daha doğrusu zengin insanlar için geçerlidir. Bense kendimi bildim bileli babamla birlikte kurtadamlar için çalışıyorduk. Babam her zaman bunun için şanslı olduğumuzu söylerdi. Evet şanslı sayılırdık.
Şanslı derken aç kalmamaktan bahsediyorum. İnsanların bu dünyada soyu tükenmek üzereydi. Buna dur demek ise kimsenin umrunda değildi. Ölecek insanlardan birisi de birazdan ben olacaktım. Çünkü bir kurtadama karşı gelmiştim az önce. Şu an ellerim bağlı bir şekilde mahkum gibi kralın ya da onların demesiyle Alfa Kralının evine götürülüyordum. Yanlış anlaşılmasın evi derken mahkumları koydukları bir zindana.
Büyük arazinin kapısından zaten geçmiştik. Yol bitmek bilmiyordu. Ancak tüm kurtadamların kralı tabiki de dev bir sarayda yaşayacak ve muhteşem büyük bir arazisi olacaktı.
Bizim dünyamızda ırklar üçe ayrılmıştı. Vampirler, kurtadamlar ve insanlar. Vampir Krallığı ve Kurtadam Krallığının tam ortasında İnsan krallığı yer alırdı ya da geriye ne kaldıysa. İnsanlar hem düşman iki ırk arasında tampon bölge görevi görüyordu hem de iki ırkta köleleri olan insanlara rahatça ulaşabiliyordu.
Cadılar da vardı tabiki. Ancak cadılar ayrı ırk kabul edilmek yerine sadece büyü yapabilen insanlar olarak görüldüğü için insan krallığında yaşıyorlardı. Gene de kendilerine ait bir bölgeleri olduğu da gerçekti.
Biz ise kurtadamların bölgesinde çalışmak için yaşayan nadir ailelerden biriydik. Ee üstün ırkların temizlik yapacak hali yoktu. Genellikle insan çalışanlardan oluşan hizmetçileri vardı. insan krallığı sınırının yakınında yaşarlardı. Babamla biz de böyleydik. Söylediğine göre annem beni doğururken ölmüştü o nedenle onu hiç tanımamiştım.
Gün ise benim için oldukça normal başlamıştı. Her zamanki gibi otelde temizliğimi yapıyordum. Ama her zamanki gibi bir kalktak tüm günümü rezil etti. Beni odanın temiz olmadığı konusunda şikayet etti. Ben de gayet temiz olduğunu söyledim. Sonra insan olduğum için bana hakaret etti. Kurdunu gösterip beni korkutmaya çalışınca kafasına vazo fırlattım. Meğerse üst düzey birisinin karısıymış.
Beni şikayet edince apar topar Kurtadam savaşçılar tarafından tutuklandım. Biraz haşin olduğum içinde beni bağladılar. Ben sakin bir kadındım ancak 22 yıllık hayatım boyunca hiç kimseye boyun eğmemiştim. Kimseden de korkmuyordum. Bunun için birkaç kez başım belaya girse de babam beni kurtarmıştı. Öleceğimi bilsem hakkımı savunurdum. Bu kez gerçekten ölebilirdim tabi.
Alfa Kralı tüm alfaların ve Kurtadamların kralı sayılıyordu. Kurtadamlarda hiyerarşi çok katıydı. Alfa, beta, gama ve delta gibi adlandırılan kendi kast sistemleri vardı. Sürüler halinde tüm krallığa yayılmışlardı. Toplamda 12 sürü olsa da hepsinin alfası tek bir alfaya yani krala bağlıydı.
Biraz kafa karıştırıcı bir durum olsa da ben onları kafamda krallığın eyaletleri gibi düşünüyordum. Sonuçta her eyaletin bir yöneticisi olurdu. O yöneticilerde sonuç olarak bir krala bağlı olurlardı. Böyle düşününce daha az karışıktı.
Merkez krallık kralın yaşadığı yerdi. Bizim bulunduğumuz yere bir saat kadar uzaktaydı. Evet ellerim bağlı şekilde bir saattir yol alıyordum. Hatta saraya girmek bile bir saat daha sürmüş olabilirdi. Neden böyle bir yol izlendiğini anlamasam da sonuçta onların kuralları böyleydi. Ah ben insan olarak bir alt ırktım bu nedenle kurtadam bölgesinde sözde suç işlediğim için onların kanunlarına göre yargılancaktım.
Hapishane dedikleri yer saray arazisini ucunda olsada yine de saraya yakındı. Hayatımda ilk kez saray arazisine, bir mahkum olarak gireceğim aklımın ucundan dahi geçmezdi. Arabadan beni itekleyerek indirdiklerinde sinirlendim. Birkaç tekme savurdum ama kendi ayağımı kırmak istemiyorumdum sonuçta. Çünkü bu canavarın en güçsüzü bile benim on katımdan daha güçlüdür eminim.
"Yürü."
"İttirme be. Sizin gibi koca bacaklarımız yok." dediğimde güldü. Kahretsin oldukça yakışıklıydı. Kesinlikle kurt savaşçılar görmeye değer bir manzara oluşturuyorlardı.
" Belki seninle eğleniriz." diyip göz kırptı. Kurtadamlar gerçekten seks konusunda arsızdılar. Çünkü onların doğası böyleydi. Yani şu an bana sapıklık yapmak için böyle söylemiyordu. Onlar dönüşmeye başladıkları zamanlardan beri çıplak olmaya ve birbirlerini çıplak görmeye alışıktilar.
Kadın erkek farketmezdi. Erken yaşlardan itibarende özellikle kadınların dolunayda şehvet dönemi dedikleri ya da yavrulama dönemlerinde kızgınlığa girerlerdi. Gerçek kurtlar gibi sürekli çiftleşirlerdi. Çiftleşmekten kast ettiğim tabiki seks yapmaktı.
Kurtadamlar insanlardan farklı olarak 16 yaşında reşit görülmeye başlarlar ve bu yaşlardan itibaren çiftleşirlerdi. Tanrıçanın vermiş olduğu kader eşlerini bulana kadarda bu dönemlerde başkaları ile birlikte olmak gayet normaldi.
Üniversiteye gitme şansım olmamıştı ama liseye gitmiştim. Babam okul masraflarını karşılamak için çok çalışmıştı. Tarih okumak isterdim ama bu imkansızdı. Çünkü yüz yıl çalışsam o parayı kazanamazdım.
Lisedeki kızlar sürekli dolunayda kendilerini kurtadamlara vermek için ölüp biterlerdi. Onlarla yatmak bir insanla yatmaktan on kat daha iyiymiş. Bana bakmayın ben bu yaşımda hala bakireydim. Beni cezbeden bir adamla henüz tanışmamıştım. Çünkü ömrüm çalışarak geçiyordu.
"Velora Aurelian geç bakalım." dedi daha sert görünümlü ve yaşlı bir adam.
Sorgulama için ayrı bir odaya alındım. Evet her ne kadar insanlar alt sınıf olarak görülseler de en azından kral bu konuda adildi. Yani suçlu bir insan dahi olsa en azından sorgulama yapılıyor ve dinleniyordu. Benim gibi.
" İşini düzgün yapmadığın için şikâyet edilmişsin. Sonra şikayet edene kurtadama saldırmışsın."
"Efendim işimi düzgün yapmıştım. Tamamen haksız yere suçladı. Üstüne bana çeşitli hakaretler edince kendimi savunmak durumunda kaldım."
"Şahidin var mı?"
"Var. Ama korktukları için beni savunamazlar." diğer çalışma arkadaşlarımda o kadının bana yaptıklarını görmüş ve duymuşlardı. Ancak bana şahit olmalarını isteyip kimsenin başını yakamaz ve işinden edemezdim. Eminim o pislik patronum çoktan yerime birisini bulmuştur bile.
" Bu şartlar altında seni salamam. Kuralları biliyorsun. Ceza olarak bir ay burada kalacaksın."
"Yapmayın efendim. Ne olur. Çalışmaz isem kirayı ödeyemeyiz." dedim gözlerim dolmuştu. Kendim için değil babam için endişe ediyordum. Artık sağlığı eskisi gibi iyi değildi ve yaşlanmıştı.
"Kurallar açık." dedi acımasızca.
"Haber vermek istediğin birisi var mı?"
"Evet." dedim.
Babamı arayıp tabiki de yalan söyledim. Ona mahkum olduğumu söyleseydim kalbine inmekle kalmaz beni aramak için buraya gelirdi. Bir de onun hapse girdiğini görmek istemiyordum.
Babama Merkez krallıkta yaklaşan balo için ekstra hizmetçi gerektiğini öğrendiğimi ve iş bulmak için geldiğimi söyledim. Hemen de iş bulduğumu ve iki katı kadar maaş alacağımı ve sarayda kalmam gerektiğini güzelce anlattım. Gerçekten hayal gücüm ne kadar da yüksekti. Ama bu babamın gidip eski iş yerimde beni aramasına engel olurdu.
"Gel bakalım mahkum." dedi bir kurtadam.
İçimden türlü küfürler ederek küçük hücreme doğru ilerledim. Umarım zaman çabuk geçerdi.