"Tarih"

1125 Words
Velora: Sarayın bahçesinde durmuş uçuklayan dudaklarıma bakıyordum. Rüyalarımda bile böyle bir güzellik hayal edemezdim sanırım. Dört kanattan oluşan kuleleri vardı. En üst kulelerde gözetmen savaşçılar olduğu bile belliydi. Ama bir kuş misali o kadar küçük kalmışlardı ki. Tabiki ön kapıdan girecek halimiz yoktu. Arka kapılardan birinde olmalıydık. Çünkü fark ettiğim üzere sürekli bir hizmetçi sirkülasyonu vardı. Demekki burası çalışanlar için ayrılmış kısımdı. "Efendi Dorian." diye koşarak geldi birisi. Bu da bir kurtadamdı ama kurtadamlara göre biraz zayıf ve tıknaz kalmıştı. "Yaklaşan balo için sana yeni hizmetçiler getirdim."; danışmanın adının Dorian olduğunu öğrenmiştim sonunda. "Teşekkürler efendim." dedi başını eğerek. Her ne kadar kurtadamlar hiyerarşiye önem verseler de yine de istedikleri işleri yapabilirlerdi. Bu adam bir omega olarak doğmuş olsa da istese bir şirkette yönetici olabilirdi. İşte aramızdaki fark tam olarak buydu. İnsan krallığında biz ne yaparsak yapalım paranız yoksa hiç bir şey olamazdınız. Danışman gittikten sonra hizmetçilerin şefi olduğunu düşündüğüm adam bize döndü. "Üff leş gibisiniz. Önce temiz kıyafetler alarak, yıkanıp temizlenin. Sonrasında size iş alanınızı gösterecek birisini göndereceğim. Benim adım Zale. Ama siz bana efendi Zale diyeceksiniz." Adamdaki egoya bakın siz. Ama gene de sessiz kaldım çünkü yapacak bir şeyim yoktu. Tek şansımı saçma sapan gülerek ya da laf sokarak heba edemezdim. Hem istersem bir ay sonra buradaki kimseyi görmek zorunda bile değildim. Bana verilen kıyafetleri aldım ve sesimi çıkarmadan gösterilen ortak banyoda yıkanmaya başladım. Burası biraz kadınlar hamamı gibiydi. Küçük bölmeli mermer alanlarda her kurnanın başında havluya sarılmış kadınlar vardı. Hepsi insandı. Ama kimse kimseyle ilgilenmiyordu. Bir kurnanın başına geçerek yavaş yavaş üzerime su dökünmeye başladım. Orada bulunan sabunlardan birisini alıp üzerimdeki pis kokudan arınmaya çalıştım. Demekki izinli olan çalışanlar burada yıkanıp keyif yapıyorlardı. Ortak olması garip gelse de benim için yine de lükstü. Çok fazla elektrik harcamamak için genelde soğuk su ile yıkanırdık. Böyle bir sıcak banyoda hemen mayışmıştım. Üzerimi değiştirdikten sonra bir kadın beni gelip aldı. Sonra Zale ile bir şeyler konuştu ne olduğunu anlamasam da yorum yapmadım. "Normalde bu odada tek kişi kalır yanına kimseyi istemez ama birkaç gün kal bakalım. Şimdilik başka boş oda yok dedi." pek anlamasamda başımla onayladım. Oda sade ama aydınlıktı. Zemin kattaydı ve o uçsuz bucaksız ormana bakıyordu. Odada iki tane tek kişilik yatak vardı. Birisinin üzerinde yayılı çarşaftan o yatağın diğer kişiye ait olduğunu anladım. Hemen diğer yatağa geçtim. Kimseyle boş kavga aramıyordum sonuçta. Odadaki dolaptan bir nevresim takımı ve yastık buldum. Üzerine de pike. Sonra kendi yatağımı yaptım. Yatak gerçekten çok rahattı. Yastığa kafamı koyar koymaz içim geçmişti. Hani sanki birisinin sizi izlediğini anlarsınız da uyanırsiniz ya. Ben de aynen öyle olmuştum. Gözlerimi açmam ile çığlık atmam aynı anda oldu. "Ne bağırıyorsun be!" "Asıl sen üzerime eğilmiş ne yapıyorsun?" dedim kıza. Gerçekten bir insanın uyurken yüzüne neden eğilirsinki. " Nefes alamıyor gibiydin anlamaya çalıştım." "Bir dahakine seslen." dedim huysuzca. "Neyse hadi kalk sana işini göstereceğim. Ayrıca oda arkadaşın da benim." "Tamam." dedim. Kalkıp ama hala aynı korkuyu içimde yaşıyordum resmen. Aynaya gidip baktım. Kestane rengi dalgalı saçlarım birbirine girmişti. Ellerimle biraz düzelttip tekrar topladım. Bal rengi gözlerim yorgun görünüyordu. Ten rengim ne çok beyazdı ne de çok koyu. Sadece yaz aylarında esmerleşirdim. "Ben Miraya bu arada?." dedi kız. O ise benden kat ve kat daha güzeldi. Kumral rengi saçları ve renkli olduğunu düşündüğüm ama tam rengini kestiremediğim gözleri vardı. Benden ise en az beş santim daha uzundu. "Prenses Miraya gibi mi?" dedim aniden. Prens Sebastianin bir kız kardeşi vardı. Ancak genelde ekranlardan uzak tutulduğu için hiç görmemiştim. "Ya ne demezsin. Prenses Miraya da hizmetçilik yapardı zaten." dedi gülerek. "Velora." dedim. Sonra bu sefer ben onun dibine girdim. "Ama sen bir kurtsun." "Evet." "Neden çalışıyorsun?" "Benim de işim bu." " O nedenle mi odanda insan istemiyorsun?" "Evet. İnsanlar çok gürültülü. Yani bizim için en azından. Ama kurt çalışan Yok en azından kadın olarak." "Anladım." "Hadi gel senin katını göstereyim." dedi. Tam çıkacakken Zale bize yetişti. "Normalde prensesin katında olacaktı ancak Prens Sebastian balo için kendi misafirleri ile gelecekmiş onun katına ekstra eleman gerek. Prensin kanadına götür. Sonra değişiklik yaparız." "Tamam." dedi Miraya ama çok bozulmuştu. "Ne oldu?" "Benimle prensesin katında çalısırsın diye ummuştum." "Olsun arada sana yardıma da gelirim." dedim gülerek. Nedense Miraya'yı sevmiştim. Normalde hiç kimseye böyle kolay ısınmazdım. "Prenses nasıl biri? Ben hiç görmedim." diye sordum. "Normal." "Neye normal dediğine göre değişir." Koskoca sarayda yürürken hayli yol kat etmiştik. Kaybolmamam için bana bir harita falan vermeleri gerekiyordu sanırım. Bir yerden bir yere gitmek belki yarım saatimizi almıştı. Üçüncü kattaki ana hole çıktığımızda karşılaştığım tabloya bakakalmıştım. Prensesin kanadı sağ taraf iken prensinki sol taraftı. Bu tablonun iki tarafındaki merdivenler ile çıkılıyordu sanırım. "Kraliçe Aya. Çok güzel değil mi? dedi Miraya. "Gerçekten çok güzel. Hiç böyle güzel tasvirini görmemiştim. Bizim için efsanelerde kaldı." "İnsanlar ve doğaüstüler için zaman aynı geçmiyor. Ama bizim için hala kraliçe." Kraliçe Aya ardında iki eşi ile resmedilmişti. Prens Hector ve Prens Akhilleus (Aşil). Prens Hector kurtadamların prensi iken Prens Akhilleus vampirlerin prensiydi. Doğaüstülerin ve dahi insanların bir sürü kralı olmuş olabilirdi ancak tek bir kraliçeleri olmuştu. Kraliçe Aya. Tüm kadim dünyaya barış getiren kraliçe olarak bilinirdi. Kurtadamlar ve vampirler efsaneye göre insan türünden evrimleşen canlılardı. Her ne kadar çok güçlü olsalar da insanlara ihtiyaç duyuyorlardı. Ki vampirler zaten insan kanı ile beslenen yaratıklardı. Ancak birbirleri ile anlaşmayan bu iki tür sürekli savaş halindeymiş. Zamanla şu an olduğu gibi insanlarında soyu tükenme noktasına gelmiş. Ancak insanlarda cadılar gibi büyü geliştiremeselerde bir şekilde evrimleşmişler. Kan hükmediciler denilen insanlar doğaüstüler için felaket olsa da insan ırkını yok olmakta kurtarmışlar. Bir kan hükmedici doğaüstülerin kanlarına hükmederek onları kendisine boyun eğmesini sağlayabilirmiş. Böylelikle savaşlara insanlarda dahil olmuş. Ta ki kraliçe Aya'ya kadar. Aya bir kan hükmediciymiş ancak her iki Tanrıçanın kutsaması ile ona iki kader eşi verilmiş. Kurtadamların Tanrıçası ay tanrıçası olarak bilinen Tanrıça Selene ve Vampirlerin Tanrıçası Gece Tanrıçası Nyx. Hector ve Akhilleus'i, Aya'nın kader eşi yapmışlar. Eşleşmeler gerçekleştikten sonra ise Kadim Dünya tek bir krallık ile birleşmiş. Kraliçe Aya' nın krallığı altında. Karşı gelenlere acımadığı için Kan Kraliçesi olarak ün salmış. Ya da kana hükmettiği için kimbilir. Barış, huzur ve mutluluk dolu tam 3000 yıl hüküm sürmüş Kraliçe Aya. Tüm ırklar huzur içinde yaşamış. İnsanların da uzunca yıllar yaşadığı söylenir. Ama yerine geçecek bir veliahttı olmamış Aya'nın. Üç eş aynı zamanlı olarak öldüğünde, bu huzur dolu ortam da son bulmuş. Vampir Krallardan birisi tüm kan hükmedicileri öldürtmüş. Sonra savaşlar gene başlamış ve İnsanlar alt ırk olmuş. Kraliçe Aya'nın sarayının kalıntıları hala insan bölgesinde duruyordu. Bir kere önünden geçmiştik. Sarayın kalıntıları dursa bile insanlar için kraliçe ya da kan hükmediciler efsanelerde kalmış hayal ürünleriydiler. Zaten aç karınını doyurma derdinde olan insanoğlu en az 2000 yıl önce yaşamış bir kraliçeyi de düşünecek değildi ya. Tarih bilgim bu kadarla sınırlıydı.. Bunları da lisedeki kütüphaneden aldığım tarih kitapları sayesinde öğrenebilmiştim. "Hadi." diyerek beni çekeledi Miraya. Keşke ben de Kraliçe Aya'nın hüküm sürdüğü zamanlarda yaşayabilseydim diye geçirdim içimden.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD