"İnsan"

1347 Words
Velora; Kulaklarıma inanamıyordum şu an gerçekten. Eşim mi demişti o? Ben bir insan Prens Sebastianin kader eşi miydim yani? Şokla kendi düşüncelerime dalmıştım. Ne yapacaktım ki şimdi. Ama Ares'in bana baktığını her bir tavrımı ezberlediğini anlamıştım. Sol bileğimde hissettiğim yanma ile prensin bileğimi tutan bileğinde oluşan eş işareti ise şüpheye yer bırakmıyordu. Mirayanin bahsettiği işaret işte buydu. Küçük bir ben gibi küçük bir nokta. Eğer beni işaretler ise boynumdan başlayan ve bileğime inen bir dövme saracaktı kolumu. Dövmeler hem eş işaretlerini hem de gücü temsil ederdi. Çünkü tanrıça tarafından kutsanmış olurdunuz. Evet kader eşimdi o benim. Buraya ne ara nereden gelmiştik. İşte kaderin bizi bir yerden bir yere sürükleme nedeni her zaman vardı. İnsanlar kurtadamlar ve vampirler ile aynı tanrı ve tanrıçalars inanırdı. Herksin favori bir tanrısı var mı bilinmez. Ama benim favori tanrım her zaman Aresti. Ares cezbedici bir güzellikti. Prensin kurdunun ds öyle olduğunu söylerlerdi. Muhteşem bir güzelliğe sahipmiş. Ben hiç görmemiştim. Şimdi ise bana baktığını hissediyordum. Nasıl oluyor bilmiyordum. Onlar iki ruh parçasının bir bedende birleşmiş halleriydiler sanki. Bir kurt ve bir insan. Ama sonunda birbirlerini tamamlıyorlardı. "Lanet olası bir insan mı?" demesiyle kendime geldim. Sesindeki bariz bir tiksinmeyi gizlemeye zahmet bile etmemişti. Sonra tanrıçaya saydırdı. İlk defa tanrıçaya böyle saygısızlık eden bir kurtadam görüyordum. Normalde saygıda kusur etmezlerdi. "Evet lanet bir insanım." dedim sinirle. Bileğimi çekmeye çalıştım ama kurtaramadım. Zaten ona gücümün yetmesi imkansızdı. "Bırak." dedim. "Sen bir insansın." "Sen de züppenin tekisin." dedim sinirle. Öyle dediğim anda gözleri parladı. Ares ona karşı gelmemden hoşlanmamıştı. Gerçi hiç bir kurt kendisine karşı gelişmesinden hoşlanmazdı. Özellikle o kişi bir insansa. "Dediklerine dikkat et insan." "Bırak." dedim elimi tekrar çekerek sonunda kurtardım kendimi. "Zavallı ve zayıf bir insan benim eşim olamaz." "Tanrıça öyle düşünmemiş olacakki beni kader eşin yapmış." "Sen asla benim eşim olmayacaksın. Kraliçe Luna olmaya layık değilsin." "O zaman sorun yok. Lanet eşin ya da kraliçen olmak istemiyorum." dedim. "Sen kimsin ki beni istemeyeceksin." "Senin de demen gibi zavallı bir insan." "Yapma küçük kurt her kadının rüyalarını süsleyen adam benim." dedi kulağıma eğilerek. Kahretsin fazla yakındı. Çam ağacı ve yağmurdan sonraki o toprağın baştan çıkarıcı kokusuna sahipti. Burun deliklerime dolan kokusu benim için bile fazla çekiciydi. Ama sanırım eşim olduğu için de onun kokusu bana böyle çekici geliyordu. "Pislik." dememle hırladı. Saygı mı görmek istiyordun önce saygı duyacaktın pislik herif. "Haddini aşıyorsun." "O zaman yapacak bir şey yok. Nasıl olsa zayıf bir insanım değil mi?" "Öyle. Eşim olmayacaksın. Asla." "Sorun yok öyleyse." dedim. Sonra arkamı dönüp hızla oradan kaçtım. Kalbim milyon kere atıyordu sanki. Odama geldiğimde ancak durabildim. Çok korkmuştum. Kapıya sırtımı dayayıp bezgince sırtımı yasladım. Sonra da gözlerimden yaşlar boşaldı. Hayatımda hiç bu kadar kırıldığımı hatırlamıyordum. Kalbim acımıştı resmen. Evet her zaman hor görülmüş zaman zamanda aşağılanmıştım. Ama her zaman başım dik durmuştum. Bu sefer ise bambaşkaydı. Kader eşim benden resmen tiksiniyordu. Beni istemediğini gözlerinde görmüştüm. Beni bulduğu için heyecanlanan bedeni insan olduğumu anlaması ile yerini gerginliğe bırakmıştı. Ne kadar olduğunu anlamadığım bir süre boyunca ağladım. En son aynada kendime baktığımda burnum kızarmış gözlerim şişmişti. İyi ki Miraya burda değildi. Bir de ona laf anlatmak istemiyordum. Sol bileğimde oluşan izle baktım. Şu an için küçük bir leke şeklindeydi. Sonra sağ bileğimdeki ile karşılaştırdım. Sağdaki daha küçüktü ve eşleşme işareti değildi bence. Ama o zaman düşündüğüm şey başıma gelmişti işte. Gerçekten beni reddeden ve istemeyen bir eşim olmasındansa hiç eşim olmamasını tercih ederdim. Keşke yatıp uyusaydım da hiç o odaya gitmeseydim. Ya da o lanet hapishaneden buraya hiç gelmeseydim. Sözde derlerdi ki kurtadamlar eşlerinden asla vazgeçmezler onlarsız yapamazlardı. Hatta ilk görüşte eşlerini izinsiz işaretleyen kurtadamlar bile vardı. Anlaşılan Tanrıça gerçekten bu pisliği sevmiyorduki benim gibi bir insala eşleştirmişti. Gerçi keşke tanrıça biraz da beni düşünseydi. Saatlerce yatakta döndüm durdum ve uyuyamadım. Sanırım eş bağı beni gerçektende etkilemişti. Çünkü şimdiden onun varlığını bedenim ve ruhum istiyordu. İnsan tanımadığı birisine nasıl özlem duyabilirdiki. Artık dayanamaz gibi olduğumda yataktan kalkıp camdan ormanı izlemeye başladım. Pislik herif adımı sorma zahmetine bile girmedi. Camı açtım ve ormanın o güzel kokusunu içime çektim. Hava bugün sakindi. Hava yazdı. Ama akşam serinliğini hissettirir şekilde hafif bir meltem esiyordu. İçimdeki sıkıntı geçmek bilmiyordu bir türlü ama yapacak bir şeyim yoktu. Zaten ne bekliyordumki. Veliaht prensin beni kabul edip kraliçesi yapmasını falan mı? Camın kenarına dayadığım koluma başımın düşmesi ile uyandım. Dışarıyı izlerken içim geçmiş olmalıydı. Uykuku gözlerim bir an altın gözlerle buluştu. Ormanın kıyısında bir çift göz beni izliyordu. Tekrar baktığımda gitmişti. Hayal görmüş olmalıydım. Bugün için çok şey yaşamıştım. Gidip yatağıma geri yattım. Yarı uykulu yarı uyanık geçen bir gecenin sonunda sonunda sabah olmuştu. Olmuştu olmasına ama ben ne yapacağımı bilmiyordum. Bu lanet yerden bir sn önce gitmem gerekiyordu. Tam üzerimi giyinmişken Miraya içeriye girdi. Hayli huysuz ve bıkkın görünüyordu. "Birilerinin gecesi kötü geçmiş galiba." dedim. "Sorma çok içmişim." "Kimle sabahladın bakalım?" diye sormamla kızardı. "Boşver " Odadan çıkıp Zale buldum. Bakalım bana ne işler verecekti. Artık mutfakta olmayı o pisliğin dairesini temizlemeye yeğlerdim. "Velora sen mutfaktasın. Bir daha prensin dairesine girmeyeceksin. Kesin emri var." Şerefsize bak. Sanki ben de çok meraklıyım sana piç kurusu. "Peki efendim." "Ne olduki aniden seni istemedi. Normalde dünya umrunda değildir ve hizmetçilere takmaz." dedi Miraya Zale gidince. "Sonra anlatırım." dedim hemen. Burada kimin duyacağından emin olmadan bir şey anlatamazdım. İdam edilmeye ya da alay konusu olmaya niyetim yoktu. Sonra mutfağa gittim. Saatlerce kendimi işe verdim. Yüksek ateşten ve bıçaklardan kaçmak hayli yorucuydu. Mutfağın sanıldığının aksine tehlikeli bi yer olduğunu öğrenmiştim. Bir ara sol elimi yaktım. Gerçekten canım çok yanmıştı. Elimi soğuk suya tuttum. Ama acısı geçmiyordu. Şef biraz dışarıda dinlenmemi söyledi. Elime buz torbası alıp koymaya başladım. Mutfağın arka bahçeye açılan kapısında oturuyordum. Saçlarım kafamdaki boneden tel tel taşmış yüzüme yapışmıştı. Yaz sıcağında mutfakta çalışmak çok zordu. Tam o sırada bana doğru gelen pisliği gördüm yanında birkaç adamı vardı. Tabiki ona ve adamına yaltaklanan dişiler. Neden buraya gelmek zorundaydı ki. Beni görmemesi imkansızdı. Bir an gözleri elime kaydı ama o kadar kısa bir andiki yine hayal gördüğümü sanmıştım. "Hizmetçi su getir. " diye emretti dişilerden birisi. Sarışın ve güzeldi. Oldukça fit duruyordu. Yılların alışkanlığı ile hemen ayaklandım. "Tamam efendim." diyerek içeri yöneldim. Bir tepsiye birkaç bardak ve bir sürahi soğuk su alarak hemen geri döndüm. Sularını ikram ettim. Pislik prens içmedi. "Eline ne oldu." diye sordu adamlardan birisi. "Yandı efendim." "Şifacıya git bir şeyler versin." "Ama şef.." "Şefe beta Dragon'un söylediğini belirt." "Tamam efendim." dedim. "Senin ismin ne?" diye sordu tam arkamı dönmüş giderken. "Velora." dedim. "Basit bir insana niye isim soruyorsunki?" dedi su isteyen dişi. "Sen kafanı benim işlerime yorma. Haddini de aşma." dedi Dragon. Sinirle söylediği için dişi hemen boynunu eğdi. Bense öylece kalmıştım. "Danışman, Dorian'ın Velorası mı?" dedi. "Bilmiyorum efendim ama başka Velora ile tanışmadım." dedim hafif gülümseyerek. Dragon ise bana göz kırptı. O ana kadar oldukça sessiz olan ve varlığını belli etmeyen pislik Dragona hırladı. Evet bildiğiniz hırladı. Diğerleri biraz geri çekilirken ben hemen uzaklaştım. Kimseye rezil olma gibi bir niyetim yoktu. Zaten onlar da kesin bana iyi davrandığı için hırladığını falan düşünmüştür. Şifacıya giderken oyalandım. Bana bir merhem verdi ve sürdükten sonra giymek için de bir eldiven verdi. Böylelikle daha çabuk iyileşirmiş elim. Keşke bizim de yaralarımız doğaüstüler gibi hemen iyilesseydi. Bilerek oyalandığım için geri döndüğümde mesai saati çoktan bitmişti. Zaten onlar orada olmasa bile mutfağa dönmek istemiyordum. Miraya geldiğinde elime krem sürüyordum. "Eline ne oldu?" "Yaktım." "Bileğindeki ne?" dedi.. kahretsin gene saklayamamıştım. "Velora bu eş işareti. Sen bir kurtadamla eşleşmeşsin." dedi sevinçten çığlık atarak. "Sus. Birisi duyacak." dedim. "Sorun ne?" dedi hemen. Kaşlarını çattı. "Beni istemiyor." "Saçmalama hangi kurtadam kader eşini istemezki!" dedikten sonra biraz düşündü. "Lanet olsun. O mu? Prens mi?" "Maalesef?" "Anlat hadi!" demesiyle her şeyi başından anlattım. Dün geceden bugün olanlara kadar. " Ne yapacağım şimdi Miraya. Bir ay burada kalmak zorundayım." "Şu piç." dedi ama çok kızgındı. Kurdu ön plana çıkmıştı. "Boşver. Nasıl olsa dayanamaz. Senden ayrı kalamaz Velora. Eş bağı basit bir bağ ya da evlilikte değildir. Her şeyden daha güçlüdür. Hem seni kıskanmış!" "Nasıl?" "Kendi betasına hırlamış baksana. Başka ne olacak." "Sanmıyorum." "Sen beni dinle." "O piç sonunda ayaklarına kapanıp sana yalvarıcak. Al işte buraya yazıyorum." dedi. Hayatım belirsiz bir yola doğru girmek üzereydi. Kendimi bir tepeden aşağıya yuvarlanmak üzereymiş gibi hissediyordum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD