"Prens Sebastian"

1198 Words
Velora: "Velora hadi uyan." diye duyan sese karşı gözlerimi zor bela aralamıştım. Sarayda olmak iyi hoştu ama burasının işi hiç bitmiyordu. Gerçi bu kadar büyük saraya gayet normaldi. Sürekli yeni elamana ihtiyaç duymaları da gayet normaldi. Çünkü insanlar daha çabuk yoruluyorlardı ve uzun süre aynı işi yapmaları imkansızdı ayrıca hız olarakta yavaştılar. "Günaydın." dedim Miraya' ya sesim boğuk ve çatallanmiş çıkmıştı. "Uykucu. Çok uyuyorsun. Üstelik horultundan eminim tüm saraydaki kurtadamları uyandırmışsındır." dedi gülerek. Kafamın altındaki yastığı attım ona ama tabiki kaçtı. "Bizim senin gibi süper güçlerimiz yok." "Süper güçler mi? Onlar bizde de yok. Sen bizi vampirler ile karıştırdın sanırım " "Rüyamda çok güzel bir bahçedeydim. Yanımda da birisi vardı ama yüzünü bir türlü göremedim." "Acaba kader eşin falan mı?" "Beni kurtlarla karıştırma. İnsanların kader eşi olmaz." "Olur. Yani tamam çok nadirde olsa oluyor ama. Bu sarayda bile var." "Gerçekten mi?" "Umut etmeli miyim o zaman?" "Bilmem. Ama bir kurtadam eşin olsaydı o seni şimdiye kadar bulurdu." "Hadi bugün büyük gün." "Doğru yüce prens Sebastian Devereux misafirleri ile geliyor." "Misafiri derken haremi ile sanırım." dedi Miraya yüzünü buruşturup. "Çok mu kadını var?" "Sarayda tutmaz genellikle sadece birkaç gece kalanlar oluyor. Onlar da kendilerini hemen kraliçe ilan ediyorlar haliyle." "Ne hünerler sergiliyorlardır kimbilir. Ne yapsınlar." dedim gülerek. Miraya'da güldü. " Prens, hala kader eşini bulamamış." "Onun gibi züppeyi kim ne yapsın. Ama tanrıça bence onu cezalandırıyor." "Neden?" "İnsanları küçük görür. Gerçi hepimiz biraz öyleyiz ama biliyorsun Luna gerçek kraliçe bir insandı. İnsanlara göre hayli uzun yaşamasına rağmen öldü. Bu da prens için travma yaratmış sözde." "Nasıl yani şu anki kraliçe prensin annesi değil mi?" "Hayır sonradan seçilmiş eş. O nedenle Luna ünvanını kullanamıyor. Sadece kraliçe denir." "İlginç bunu ilk defa duydum." "Normal. Prens 200 yaşında neredeyde. İnsanlar için çoktan unuttuldu. " "Neyse göz önünde olmadan işleri halletsem iyi olur. Dairesini o koca odayı tum gün tek başıma temizletti Zale bana. İnsafsız adam." "Konuşmana dikkat et. Seni duyabilir " "Peki." Giyinip dışarı çıktığımızda önce toplu kahvaltı ettik. Sonrasında tüm hizmetçiler sırayla görevlerini alıp işlerine başlamak için yola koyuluyorlardı. "Velora." "Evet efendim." "Prensin odası güzel olmuş. Bugün sen mutfağa yardım et. Prens gündüz yoldan geleceği için ortalıkta dolanma. Ben sana yeni temizlik saatlerini daha sonraki günler belirtirim." "Tamam efendim." "Bugün ayrı yollardan gideceğiz desene." dedi Miraya. "Evet. Bu kadar çok kurtadama yemek pişirmek hayli zor olmalı." "Kurtlar kalabalık yaşamayı sever. Her ne kadar saray bize özel olsa da gördüğün gibi kalabalık aileleriz." " Yaklaşan baloda ne olacak? Televizyonda prens için düzenlendiğini falan izlemiştim." "200 yaş bir kurtadam için geç. Yani eşini çoktan bulmuş olmalıydı. Haliyle evlenmeden Alfa Kralı olamaz." "Yani?" Evet kurtadamların bu kuralı çok katıydı. Çünkü genellikle eşini bulmadan evlenen krallar zalim ve acımasız oluyorlardı. O nedenle genellikle kader eşi ile birlikte tahta geçerlerdi. Ancak yaşı geçmiş bir veliaht prens seçilmiş eş alarak tahta geçme hakkına sahipti. "Peki ya bulamaz ise.?" "Seçilmiş eş alacak " "Ya evlendikten sonra eşini bulursa." "O zaman durumlar vahim. Dua edelimki tanrıça prensten bu kadar nefret ediyor olmasın." "Peki eğer kader eşini istemez ise.?" Öyle bir hakkı yok. Zaten eşini bulan bir kurtadam onsuz yapamaz." "Neyse azar işitmeden ben işimin başına döneyim." dedim ve hızlıca mutfağa doğru yol aldım. Kimsenin gözüne batma gibi bir huyum yoktu. Prensin geldiğini savaşçıların artmasından ve yapılacak yemek sayısının her geçen dakika artmasından anlamıştım. Kralın ordusu ayrıydı ancak prense ait de bir grup yakın korumaları olan asker birligi vardı. Ara ara tabakları koyarken görüyordum hayli yakışıklıydılar. Hepsinden yüksek rütbe aurası yayılıyordu zaten. Bense ne mi yapıyordum. Bir yandan biberleri doğrar iken önüme gelen boş tabakları dolduruyor ya da bazen bulaşıkları yıkıyordum. Bazende doldurduğum tabakaları raflara dizmek için masalara bakan bölmeye geçiyordum. Bir ara koca bir tavada patates bile kızarttım. Elim ve kolum birkaç yerinden yanmıştı üstelik. Mutfağı sevmemiştim bana göre değildi. İki kişiye yemek hazırlamakla bir sürü insana, ki sürü derken gerçek sürülerden bahsediyordum, aynı şey değilmiş. Gün bittiğinde ben de bitmiştim. Miraya çoktan odaya gelmiş neşeli şekilde müzik dinliyordu. Bense ona bakıp kendimi duşa attım. Evet toplu hamam gibi yerde yıkanmak daha cazip olabilirdi ama küçük banyoda yapılan duşta şimdilik yeterliydi sanırım. Miraya telefonunun istediğinde, ki neden kurtadamların telefona ihtiyaç duyduğunu anlayabilmişte değildim, komodinden alıp ona uzattığımda aniden sağ bileğimi tuttu. "Elini mi yaktın?" dedi sağ bileğimdeki bir beni göstererek. "Yaktım ama orasını değil. O bir ben." "Emin misin?" "Niyeki?" "Bu bir çiftleşme işareti." dediğinde güldüm. Hadi ama. "Saçmalama." "Saçmalamıyorum. Bizim de olur eşleşmek için çiftleşirken eşler birbirini boyunlarından işaretlerler biliyorsun. Ama ilk belirti bilekteki bu tarz işarettir." "İlk defa duydum. Benim kurt eşim mi var şimdi?" "Hayır vampir." "Ne?" "Kurtların işareti sol bilekte oluşur Vampirlerin ki sağda. Tanrıçaların kararı." "O sadece bir ben Miraya. Ben hayatımda hiç vampir görmedim." "Ya da hatırlamıyorsun!." "Eşim olan vampirle karşılaştım ve o da benim hafızamı mı sildi. İyi hikâye." dedim. Ama bir yandan aklım rüyalarıma da gitmişti tabiki. "Neden olmasın." "İmkansız çünkü. Çok yorgunum yatıcam." dedim. Kendimi kandırmanın ya da hayal aleminde yaşamanın bir anlamı yoktu. Böyle bir şey olması imkansızdı. Öyle bile olsa eşimin beni bırakıp gittiği anlamına gelirdi ki bu daha da kötüydü benim için. Bir eşin hiç varolmaması bir şeydi ama seni eş olarak istememesi ise olabilecek en kötüsüydü. Ertesi sabah uyandığımda Miraya odada değildi. Ben de sessizlik içinde hazırlanıp Zale buldum. Prens birliği ile antrenman yapmaya gittiği için onun kanadını temizleyecektim bugün. Tek başıma tüm katı temizledim. Daire şeklindeki katta birkaç oda, bir çalışma odası, birkaç tuvalet banyo, bir eğlence odası falan vardı. Hepsinin de içinden geçilmiş gibiydi. Anlaşılan prens eğlenmeyi seven birisiydi. Ama asıl ilginç olan kendi odasının tertemiz olmasıydı. Anlaşılan kendi özel katına kimseyi almıyordu ya da herhangi bir kadını. Kadınları misafir odalarında ağırlayip kendi odasına gelmiş gibiydi. Yatak bozulmuş ve banyo kullanılmiştı ama tek bir kadın eşyası yoktu. Neyse beni ilgilendirmezdi zaten. İşimi halledip bir an önce çıktım. Sabahtan beri canım çıkmıştı. Tüm kanadı ben temizlemiştim hem de tek başıma. Prensin odasından çıktığımda mesai saatini çoktan geçmiş olduğunu görmüştüm. Odama geldiğimde Mirayanin hala olmadığını gördüm. Dışarı çıktığına dair bir not bırakmıştı. Tam duş alıp kendimi yatağa bırakmıştım ki kapım çalındı. "Velora." dedi bu saatte Zale kapımda ne arıyordu acaba. "Evet efendim." "Prens dönmüş. Odasına atıştırmalık istedi. Mutfakta hazır. Götür." "Ama efendim ben." "Sen ne?" "Başka birisi götürse. Prensi kızdırmak istemiyorum." " Sorun olmaz. Diğerleri dinleniyor. Üstelik sen mahkumsun ne denilirse onu yap. Tabi cezanı o pis hücrelerde geçirmek istiyorsan başka." Şerefsiz piç kurusu. Neyse ne bir tabak bırakıp gelebilirdim değil mi? Hafif nemli saçlarımı toplayarak odamdan çıktım. Üzerime bir hırka aldım. Bir de üşütüp hasta olmak istemiyordum. İnşallah kurda kuşa yem olmadan gider gelirdim. Kanatta kimde yoktu. Herkes kendi odalarına çekilmiş olmalıydı. Prensin odasının kapısını çaldım ama ne bir ses vardı ne başka bir şey. Fırsatta istifade hemen odaya girip yatağın önündeki masaya bıraktım. Tam geri dönerken bir el bileğimi yakaladı. Ben ise çığlık attım. Tam önümde duruyordu. Saçları açıktı. Koyu kahverengi saçlarını genelde ufak bir topuzla yukarıda toplardı. Saçlarının alt kısmı kısa kesilmişti. İlk defa saçları açık görmüştüm. Şu an belki de ölümüme bakıyordum. "Prens Sebastian." dedim. Ama onun Kehribar gözleri gözlerime odaklanmıştı. O an altın harelerinden anladım ki kurdu Ares de bana bakıyordu. Zamanın içinde kayboldum. Televizyondan görmek başka bir şeydi. Ama böyle bir güzellik bu dünyaya fazla olmalıydı. Beni kendine çekerek koklamaya başladı. Sonra kulaklarımdan şüphe ettiğim o kelimeyi söyledi. "Eşim."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD