Bölüm:3
Yeni Boktan Hayatına Hoşgeldin!
- Vivienne -
Uğursuz sözler zihnimde dönüp duruyordu:
Hayatın boyunca ilk kez bir işe yarayacaksın, bu sefer şımarıklık kabul etmiyorum!
Bu kadar zaman varlığımı yok saymış ve üzerimde dünyaya gelmemdeki katkısı dışında herhangi bir hakkı olduğunu iddia dahi edemeyecek bu adam şimdi gelmiş, boynuma gerçek bir zincir bağlamak istiyordu...
Şu ana dek görünmez bir pranganın ağırlığını bileklerimde taşımamışım gibi... İstediği sanki sözünü etmeye dahi değmez bir ricaymış gibi...
Kafamın içinde dönüp duran hararetli konuşmayı Fabrizio'nun sözleri böldü:
-Hava kararmadan malikanede olmamız gerekiyor, büyük patron artık geç saatlere kadar dışarıda kalmanı onaylamıyor.
Umursamaz bir hareketle omuz silktim, lanet büyük patronun onaylamadığı birçok şeyi pek ala da yaptığımı bilecek kadar uzun süredir yanımda değil miydi? Şimdi birden bire bu kul köle haller de ne oluyordu?! Öfke ve boşvermişlikle gözlerimi Fabrizio'dan yana devirerek:
-Lanet patronunun emirleri sikimde gibi mi duruyor?
Alttan almak için büyük bir çaba gösterdiğinin alameti genişleyen burun delikleri öfkenin habercisi gibi gözükse de Fabrizio'nun bana öfkelenmeyeceğini biliyordum, yıllar boyunca bir kez bile bana sesini yükseltmemişti...
Ufak oyunlarım bazen neredeyse canına mal oluyor olsa bile her daim soğuk kanlılığını koruyan taraftı ama bu sefer sakinliğini korumak gibi bir niyetinin olduğunu sanmıyordum, öfkeli bir yanardağ gibi püskürdü:
-Hiç bir şeyin farkında değilsin değil mi, her şeyi lanet bir oyun sanıyorsun ama bil bakalım ne oldu:Toz pembe gözlüklerinin arkasından dünyaya baktığın zamanın sonunda geldin küçük şımarık prenses! Seni kurbanlık hayvan gibi sikik bir kartele sattılar, uyan artık!
Sözlerinin üzerimde yarattığı etkiyi görmek ister gibi bir anlığına duraksadı, belki de hala son birkaç saatte gerçekleşen olayların şokunu üzerimden atamamıştım... çünkü verdiğim tek tepki göğsümden istemsiz yükselen sessiz bir hırıltıdan ibaretti, Fabrizio bir hışımla devam etti:
-Gözlüklerinin camlarını kana bulanmadan kendin temizlesen iyi edersin ama acele et çünkü evlilik yarın bu saatlerde çoktan gerçekleşmiş olacak ve sen de boktan yeni hayatının içine hapsolacaksın!
Hiçbir tepki veremedim, ufak bir fısıltı bile dökülemedi dudaklarımdan. Her daim söyleyecek bir sözü olan ben sanki kelimelerimi kaybetmiştim... Bir anda bağırması mıydı beni şoka sokan, hayır hayır...Şoktaydım çünkü koruyucu meleğimin daha önce bana sesini yükselttiği bile olmamıştı, şu an ise...
Şu an ise bir şeyler değişmişti, o değişmişti..
Farklıydı, bambaşkaydı ve öfkeden alnındaki damarlar patlayacakmış gibi atıp duruyordu, bugattinin gazına basarken sözler ağzından ardısıra döküldü:
-Kaderine seni terk edeceğimi sanıyorsan yanılıyorsun küçük prenses. Büyük patron istediğini alacak ve karanlık çökmeden evde olacaksın ama...
Gözlerindeki kararlı bakışın ardında güçlü bir karanlık vardı, birden onun gözlerine hiç uzun zaman bakmadığımı fark ettim belki de görünmez bir güç engel olmuştu buna bilemiyordum ama emin olduğum bir şey vardı: Bu karanlık güçlü bir çekime sahipti ve kapılmak işten bile değildi...
Ne dediği hakkında hiçbir fikrim yoktu, "ama"dan sonrası benim için duyulmaz olmuştu. Ev demişti sanki...Doğru ya biz nereye gidiyorduk? Yol ezberlediğim tanıdık izini kaybetmişti ve Fabrizio hiç yapmadığı kadar hız yapıyordu ama o güven sınırlarını hiç geçmezdi ki(!)
Bir kaplumbağanın bizi rahatlıkla geçebileceği bir hızın gerekliliğini ölümüne
savunurdu, peki şimdi ne değişmişti? Aslında belki de sormam gereken doğru soru şu olmalıydı:
Fabrizio'ya ne olmuştu?