BÖLÜM 1

2705 Words
~ Günümüz ~ Ormanların arasına gizlenmiş bir köy vardı. Bu köy korku r******rına bile ilham verirken aslın da herkesi kendine hayran bırakan yapısının ardından için de barındırdığı gizemli yapısı ile de kendine bambaşka bir yol açardı. Burada yaşayan insanlar bile ürpererek bu köy de yaşamını sürerdi. Hele ki kırmızı başlıklı kız hikayesini duyan herkes onun ne kadar masalsı ve güzel olarak düşünse de aslın da gerçek tamamen bambaşkaydı. “ Nene hadi ama bize kırmızı başlıklı kız masalını anlatacaktın anlatsana, artık anlat da duyalım, hem herkes de geldi? ” diyen küçük kız aslın da Rukiye Hanımın anlatmasını bekliyordu. Rukiye hanım ise bir an da sırf torununun isteğini kırmadığı için pişmandı. Çünkü bu masal o da büyük büyük annesinden çocukken öğrenmişti ve neden ise bunun doğru olduğuna dair için de bir şüphe hep olsa aslın da hep belirsizdi. Kalbi bir nokta da ona inanıyordu fakat bir noktada da insanların yalan söylemeyeceğini dile getiriyordu. Sonuçta bu masal öyle bir masal değildi ki bu masal herkesin dilden dile dolaşan masalıydı. O yine de bu masalı anlatmazdı da o da aslın da büyük büyük annesi gibi hatırlanmak istiyordu. Bu yüzden torununun ricasını kırmamıştı ama yaşlı kadın nereden bilebilirdi ki aslın da torunun tüm çocukları örgütleyip kendi yanına getirecekti. Hele ki bunların için de başını kaldırıp baktığın da büyükleri de görmesi ile şok oluyordu. “ Anne artık şok olmayı bırakır mısın? Ne var yani bizler de merak etti bu kırmızı başlıklı kız masalını zaten Masal ’ a aslın da bu masalın yanlış anlattığını duyunca ne yapalım bizler de merak için de dinlemeye geldik. Hadi ama anlat da biz de duyalım orijinal masalı. ” diyen kızına bakan yaşlı kadın derin bir nefes alarak dudaklarını aralayarak konuşmaya başladı. “ İyi o zaman dinleyin fakat lafımı kesen olur ise anlatmaktan vazgeçerim ha kimse lafımı kesmeyecek ben ne zaman susarsam o zaman konuşursunuz, bir de yalan falan dediğiniz an yine hikayeyi keserim bilginiz olsun, anlaştık mı? ” diyen yaşlı kadın ile salon da adeta herkesten “ TAMAM. ” diye bağırıldığın da yaşlı kadın gülümsemişti. “ O zaman başlıyorum, bu hikayeyi bana büyük büyük annem anlattı. Tabii ona da ondan önceleri aslın da bu herkese anlatılmazmış çünkü insan normal de inanmaz ve farklı bir şey olarak görürmüş ama şimdi siz buradasınız ve beni dinlemek istiyorsunuz. Ama baştan şunu söyleyeyim dinlemek istemeyen kişiler sessizce odadan çıkmaları yeterli olur, sakın beni kızdırmayın. Şimdi bildiğiniz gibi kırmızı başlıklı kız aslın da bu köy de yankı bulan bir hikayeymiş. Çok uzun zaman önce bazı cadılar kendi ülkelerin de ölmemek için kaçarmış bunun için ise farklı farklı yerlere göç eder ve saklanırlarmış. İşte Karadere köyümüz de böylece ortaya çıktım. Cadılık eylemi sadece gavur memleketlerin de değil buralarda da varmış. Ve onu yakaladıkların da aslın da o memleketler de olan gibi buralar da yakılıp, kötü kötü işkencelere maruz kalırlarmış. Bu yüzden cadılar her zaman kendilerini şehirden uzak da yerleşkesini kurarmış. Bu köye de gavur memleketinden gelen bir cadı varmış. Ama bu öyle bir cadı değilmiş, hem çok güzel insanı aklını başından alırmış hem de biraz karanlık bir tarafı varmış. Aslın da o kadın böyle olmasını istememiş ama insanlar onu bırakmadığı için karanlık tarafa biraz istemeye istemeye geçmiş. Yüzyıllar boyunca insanoğlu her zaman böyleydi, yakıp yıkmaya hep meraklıydı. Ölümden son an da kurtulan o genç kız bir yolunu bularak buralara gelmiş. Bu köye o can vermiş, ilk başlar da baharın güzelliğine kapılıp burada yaşarken her şeyden uzaklaşmış, özellikle de büyülü şeylerden ama bu onun kanın da olan bir şeymiş. Ve tam her şey yerine oturdu artık her şey istediği gibi olacakken karşısına çıkmış. Bu kişi o gavur memleketin de olan ve resmen köpek gibi onun peşini bırakmayan biriymiş. O tam cadının karşısına çıkmak için en müsait daha doğrusu en can alıcı yerinden vurmak istemiş ve bunun için de birkaç yıl beklemiş. Bu güzeller güzeli cadı onu göreni mest ettiği için aslın da kimse ile beraber olmazmış. Herkesten uzak da yaşadığı için bunu çok da kolay yaparken bir gün karşısına bir adam çıkmış. Bu adam öyle bir heybeti varmış ki sadece o da değil bakışları ile adeta insanı kendine hipnoz edermiş. Bu cadı da dayanamayıp o adama aşık olmuş. Zaten güzelliği ile etkilenen adam da cadının aşkına karşılık vermiş. Ama bu aşk öyle çok uzun sürmemiş, o kötü adam cadıyı öldürmeden rahat edemeyecekti ve bunun için sonun da hayatının fırsatını yakalamıştı. Cadı birisine aşık olduğu için etrafına ördüğü o kalkanı her gün güçlendirirken zaman ile o kalkan gözünden kaçmaya başladı. Avcı ona bir adım yaklaştığın da cadı bunu normal de hemen hissedip onu farklı yönlendirebilecek iken tam tersine artık hissedemeye başladı. Ve avcı istediği fırsat cadı evlendikten sonra gerçekleşti. Cadı aşktan ayakları yere basmazken aylar sonra avcı tarafından sevdiği adamın acımasızca öldürüldüğü bedeni evinin için de buldu. İşte o an cadı öyle bir feryat etmişti ki o zamanlar her yer bahar olan bu yer kasvetli bir yere dönüşmüştü. Hava birden kararmış ve rüzgar şiddeti ile esmeye başlamıştı. Cadının gözünün içine baktığın da avcı aslın da ne kadar yanlış bir şey yaptığını öylece anlamıştı ama artık her şey için çok geçti. Cadı ise gözlerinden sızan kan ile avcı tek bir el hareketi ile hareketsiz hale getirdiği avcıyı canlanamaz hale getirmiş. Cadı günlerce kocasının ölü bedenin yanın da onu canlandıracak şeyler yapmaya çalışmış. O kadar yorulsa da yine de vazgeçmeden ne kocasının bedenin çürümesine izin vermiş ne de onun öylece ölmesine ve birkaç hafta sonra istediğini nihayet bulmuş. Bu yol karanlık bir yoldu ve o bunu umursamadan yapmaya karar vermiş. Ritüelleri gerçekleştirmek için aradığı bitkileri, hayvanları sonun da bulup evinin etrafın da her şeyi uygun bir şekil de yerleştirdikten sonra kocasının o koca çemberinin içine aldı. Kocasının başının üzerin de bir kurt başı ve etrafın da ise kurt ’ un kanı ile çevrelemişti. Avcıyı ise bacaklarından ve kollarının gerdirerek bağladığı ipler ile kocasının hemen altına bağlamış ve kocasını ise ağaçlardan yaptığı avcının üstüne yer alan sedir de yatırmıştı. Artık onun için her şey hazırdı ve sonun da istediği şeyi yapabilecekti. Avcı ise yaptığı şeyin pişmanlığın da kavrulsa da maalesef artık her şey için çok geçti. Cadı ise bitkin ve darmadağın olan hali ile avcının gözlerinin içine bakarak konuşmaya başladı. “ Madem sen beni öldürmek için bu kadar bekleyip sadık bir köpek gibiydin o zaman şimdi ise o sadık köpekliğinin hakkını vereceksin. ” dediğin de avcının gözlerin de yer alan korku cadının çok hoşuna gitmişti. “ Yapma cadı eğer beni öldürürsen sen de ölürsün bunu iyi biliyorsun değil mi? Hem sanıyor musun ki kocan yaşayacak o da bu lanet ile var olacak hayatı boyunca insan olamayacak çünkü sen şu an kadim bilgi ile karanlık büyüyü karıştırıyorsun. Bir masumun canına karşılık can alıyorsun. Ona ne yapmak istediğini bilmediğimi sanıyorsun ama biliyorum, sen ise sonuçlarını bilmiyorsun? O yaşayan ölü olacak senin o taptığın adam olmayacak bir kurt ’ a dönüştüreceksin ve onu lanetli bir yaratığa dönüştüreceksin. Kimse için o adam olamayacak herkesten uzak bir hayatı olacak ve belki de seni sevdiği için lanet edecek. Sen onun huzurla ölmemesine izin vermiyorsun, tıpkı her şeyi yanlış anladığın gibi cadı onu ben öldürmedim. Ama sen onu lanetleyerek asıl öldüren sensin. ” dediğin de biraz da korkusundan kaynaklı yalan söylüyordu. “ Öyle mi avcı onu sen öldürmedin, yalanının kokusunu ise ta buradan alıyorum biliyor musun? Ama artık her şey önemsiz olacak ne benim yaşamam ne de onun laneti o yaşasın gerekir ise laneti ile var olsun ama yaşasın, nefe alsın. Onun için kendimi de yakarım umurum da bile değil. Diğerinin peşimi bıraktığı gibi sen de benim peşime bırakacaktın ama bu sonu sen istedin. Hatta sana son bir şey söyleyeyim mi avcı? Sence beni neden öldürmediler biliyor musun? Aslın da sizlere çok büyük bir oyun oynandı sizler de onlara inandınız. Onlar geçekten de masum ya da güçsüz cadıların öldürüyorlardı ama güçlü olanları yakalayıp onları kendilerine tutsak ederlerdi. Her şeyleri yapabilsinler diye bu yüzden bizler bir başkası ile evlenemez ya da ilişkiye giremezdik. Çünkü saf olduğumuz sürece büyülerimiz yücelirdi ve onlar ise akıl oyunları ile bizi ele geçirirlerdi. Beni de öyle sandılar ve sana öldürmeden getir dediler ama ben çoktan kocam ile birleştim şimdi ise onun tohumlarını taşıyorum. Benden sonra daha da büyük bir büyücü soyumdan kanımdan gelecek ve ben onun ne zaman geleceğini ve adına kadar her şeyi biliyorum. ” dediğin de avcı şok ile cadının yüzüne bakıyordu. Böyle bir şey yapamazlardı çünkü bu inandığı her şeye tersti ama düşündükçe cadının hakkı olduğu zihnin de resmen parça parça can buluyordu. Son bir umut ile “ O zaman senin gücün de son buldu? İşte şimdi kendi vatanına dönebilirsin yaşama hakkın olur cadı senin için gerekirse şahit olurum senin ölmemen için her şeyi yaparım yalnızca beni serbest bırak. ” dediğin de cadı bir kahkaha atmıştı. “ Seni serbest bırakmayacağım kocam yaşamadan ben yaşasam ne olur sanıyorsun? Hem ben gücüm yok demedim avcı gücüm şu an da doruklar da içim de yer alan canlılar yani bebeklerim ile her şey üst seviye de şimdi artık susmalısın çünkü kutlu vakit yaklaştı. ” diyerek çemberin etrafını ateş ile yaktıktan sonra ağzından sözcükler çıkmaya başladı. Her sözcük ile avcı acılar için de bağırırken sabaha kadar süren bu büyü en sonun da harlı bir ateş ile büyürken sabahın ilk ışıkları ile sonlandığın da avcının kemikleri bile kül olmuştu ve kocasının bedeni eski heybeti ile karşısındaydı. Tek fark gözlerini açmıyordu, cadı sedirin üzerinden kocasının bedeni zorlanarak da olsa içeriye taşıdıktan sonra onu temizleyerek yatağa yatırdı. Onun kurt olup olmadığını anlayamıyordu. Bedeni kocasının bedeniydi ama yanmadığından ötürü bu işlemi başarı ile tamamladığını biliyordu. Ya da buna inanmak istiyordu. Cadı birkaç ay boyunca uyanmayan kocasının yanın da karnı daha da büyümüştü. İkiz bebekleri olduğu için bazı şeyleri daha net kavrıyordu. Her gün özen ile kocasının bedenine bakıyordu. Aynı zaman da kocasının uyanırken güç kaybetmemesi için ona şifalı bitkilerden içecek yapıp veriyordu. Ağzından aynı zaman da kocasının uyanması için bazı sözcükler ve dualar da ediyordu. Zaman geçtikçe cadı ölümün onun yanın da kol gezdiğini hissedebiliyordu. Çocuklarını doğurduktan yaşamayacağının da farkındaydı. Yaptığı büyü onun da kanını da içeriyordu ve yaptığı şey ile ölüm onun da yakasına yapışmıştı. Karnın da büyüyen bebekleri olmasa o gün orada ölecekti bunu çok net de biliyordu. Şimdi ise bebekleri doğduktan sonra ölüm onu bulurken gözleri de dolu doluydu. Bebeklerini belki kucağına bile alamadan bu dünyadan göçüp gidecekti. Onlar için de bir şey bulması gerekiyordu. Kocası uyandığın da nasıl davranacağını bilmiyordu ve eğer o öldükten sonra uyanır ise işte o zaman bebeklerinin ölüm tehlikesi bile olacaktı. Çünkü onun kocası artık kurt sezgilerine sahip belki de onun iç güdüsü ile yaşayacağı için bebeklerinin ölüm tehlikesi olacaktı. Ya da en basitinden öyle olmasa bile kocası uyanmadığı için bebekler açlıktan, soğuktan da hayatını kaybedebilirdi. Bir şeyler yapmalıydı doğumu yaklaşıyordu, artık şimdi bebeklerini düşünmesi gerekiyordu. Kocasının dudaklarına bir öpücük bırakarak yanına aldığı erzak ile yaşadığı yerden ayrıldı. Günlerce yol gitti herkesi gözlemledi ve bebekleri için güvenli bir alan bulamadı. Tam umudunu kaybedip artık her şeyin son bulacağını düşünse de işte o zaman bir ışık gözüne çarptı. Bir kadın ağlıyordu ve öyle ağlıyordu ki hıçkırıkları cadının bile içini yakmaya yetmişti. Kadının yanına yaklaştığın da bir elini omuzuna koyarak konuşmaya başladı. “ Yardım edebileceğim bir şey varsa yardım edebilirim. ” dediğin de genç kadın başını kaldırıp kendisine seslenen kadına baktı. “ Bana kimse yardım edemez. Kimse. ” dediğin de aslın da cadı o genç kadının ne kadar zor bir durum da olduğunu biliyordu. “ Emin ol yardım edeceğim bir şey vardır. Çünkü boşuna benim karşıma çıkmadın anlat ki derdine derman olabilirim. ” dediğin de genç kadın ağlayarak cadının kolların da ağlamayarak anlatmaya başladı. “ Bebeğim öldü karnım da olan bebeğimi koruyamadım. Ben ne yapacağım belki de hayatım da olan tek dalım son buldu. Buraya çok uzaklardan geldim. Sevdim ve evlendim şimdi ise kocamdan tek hatıram vardı. Birkaç hafta sonra doğacaktı ve artık üzülmeyecektim. Hayatım güzel olacaktı, kendi şehrime dönüp her şeye en başından başlayacaktım. Ama artık elim de olan tüm şeyler son buldu, mutluluğum da onun ile beraber uçtu gitti. Bebeğim de beni bıraktı. Sence yaşamanın bir anlamı kalır mı? ” dediğin de aslın da cadı için bir fırsat doğmuştu. Bu kadar bebek hasreti ile yanan bir kanın onun kanına iyi bakardı. Onlara sahip çıkardı. “ Zengin misin?” diye soran cadı ile genç kadın ne olduğunu anlamadan, düşünmeden konuştu. “ Evet, ben İngiltere ’ den geliyorum ve orada inan bana asil bir soydan geliyorum. Yani çok zenginim ama param olsa ne fayda mutluluğum ellerimden uçup gitti. ” demişti. Cadı gülerek genç kadının başını kaldırıp “ Hamileyim ve doğumdan sonra yaşamam bir mucize eğer bebeklerime iyi bakacaksan onları sana vermek istiyorum. Onları da al kendi memleketine dön ve onları çok sev, onları koru tek istediğim senden bu, yapabilir misin? ” dediğin de genç kadın şaşkınlık ile cadının yüzüne bakıyordu. Genç kadın “ Dalga geçmiyorsun değil mi? Benim ile oynamıyorsun? ” dediğin de cadının yüzün de hüzünlü bir tebessüm vardı. “ Hayır, sadece sen bunu kabul ediyor musun söyle yoksa başka çözümler bulacağım? ” dediğin de genç kadın hemen kabul etti. Daha sonra ise doğuma kadar genç kadın cadının yanın da bir saniye bile ayrılmadı. Cadı ise en sonun da bulduğu çözüm ile köyüne döndüğün de kocasının olmadığını fark etmişti. Etrafta onu endişe ile arasa da bir iz bir türlü rastlayamamıştı. Onun üzüntüsü ile cadı eken doğum yaparak kaderinin ona biçtiği kaderi yaşamaya başladı. Genç kadın birkaç haftadır yanın da olduğu kadının ölümü ile sarsılsa da bebeklerini alarak oradan ayrıldığın da kendi bebekleri diyerek şehrine İngiltere ’ ye gitmişti. Orada ailesi ile güzel ağırlanarak bebekleri ile mutlu bir hayat sürerken cadının söylediği gibi artık orada daha büyük bir büyücü var mı yok mu meçhule karışmıştı. Cadının ölümü ardından o eve dönen biri daha vardı. Kendisine ne olduğunu anlamaya çalışan adam sabahları kurt formuna bürünürken geceleri ile insan formuna dönebiliyordu. Hafızasın da geçmişe dair bir iz bulunmamasına rağmen evden içeriye girdiğin de bulduğu ceset kalbin de büyük bir sızıya sebep olurken ceset başın da göz yaşlarını akıtmıştı. Kurt iç güdüleri ile onu parçalamak isterken bir yandan da buna engel olarak ceset için derin bir çukur kazdı sonra da cesedi o çukura gömdü. Ve böylece her akşam kendini o mezarın başın da kendi ağlayarak buldu. İş bu ya o ağlarken ise bir yandan da soyun devamını sağlamaya başlamıştı. Böylece kurt adam soyu devam sağlanarak çoğaldı. Karadere köyü kendi haklını toplarken sabahları kimseyi görmese de karanlık çöktüğün de korkarak evlerden çıkmazlardı. Çünkü geceleri boyları uzun, gözleri kan kırmızı, büyük bir heybete sahip ve yüz olarak ne insan ne de hayvan hatlara sahip kişiler gördüğü için korkarak saklandılar. Köylerini ormandan olabildiğince uzak da kurarken bu görülen şeyler herkese anlatılmaya başlatılmıştı. Üzerinden geçen yüzyıllar boyunca da bu varlıkların adı konularak kurt adam olarak anılmaya başlandı. İşte bu lanetli varlık diye adlandırılırken kimsenin de ormana gitmemesi istendi. Çünkü kurt adamlar ya da kadınlar insanlar ile bağ kurabilir hatta onları kendilerine eş yapabilirlerdi. Ancak bu bağ hem aşkı hem de ölümü beraberin de getirirdi. Bu yüzden herkes ormandan uzaklaşırken bir gün biri çıkar ve iblisin gelini olarak anılmaya başlar. ” diye son cümlesine yer veren yaşlı kadın ile salondan homurtu sesleri yükselir. İlk başlar da ilgilerini çekmeyen bu hikaye artık herkesi resmen bu masala bağlamış gibi pür dikkat dinlemeye başlamışlardı. “ Anne hadi devam et ne oldu? ” diye sorduğun da yaşlı kadın gülerek konuşmaya başladı. “ Yeter evladım daha sonra devam ederiz artık ben yaşlı bir kadınım bu kadar çok ayak da kalmam iyi değil yarın devamını anlatırım. ” diyerek odadan ayrıldığın da arkasından homurtu sesleri duysa da gülerek odadan ayrılıp yatağına geçtiğin de mışıl mışıl uyumaya başlamıştı. Yarını ise sabırsızlık ile bekleyen kişiler bir an önce günün aydınlanmasını bekleyip bir an önce hikayeyi dinlemek için sabırsızlık ile bekleyerek günü gün edip akşam olduğun da bu sefer yemekten sonra hemen salona geçilmiş ve sobanın etrafın da toplanan herkes sıcaklık ile mayışarak onları dinlemeye başladı. Yaşlı kadın gülümseyerek “ İşte şimdi size kırmızı başlıklı kızın hikayesinin asıl olanını anlatacağım. Dün kurt adamın nasıl olduğunu anladığımıza göre şimdi gerçek kırmızı başlıklı kızın hikayesini dinlemeye hazır mısınız? Söylenilene göre o zamanlar da seyyah olan kişiler bu hikayeyi asıl halini hiç bilmemişler. İnsanlar yaşadığı utancı, haksızlığı veya yaptıkları cahil hareketleri saklamak için burada suçlu olarak kurt ’ u gösterir iken suçsuz ve masum olan kırmızı başlıklı kızı yine aynı şekil de tasvir etmiş. Ama tabii bu hikaye seyyahın kulağına gittiğin de masala birkaç şey daha ekleyerek bunların sanki kendi hikayesi olarak geçer iken asıl her şey bizim hikayemiz idi. Daha doğrusu Anadolu çıkan diğer hikayelerimiz gibiydi. ” diyerek anlatmaya başladı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD