BÖLÜM 2

1836 Words
Yazar ’ ın Anlatımıyla Karadere köyü aslın da yıllarca yaşamadığı bir huzursuzluk ile uyanmıştı. Normal de güneş tepelerine vurur iken herkes bunun neşesini yaşardı. Hayvanlar bile güzel havanın tadını çıkartırlardı. Ama nedense bugün onlar için garip bir gündü. Kimse farkın da değil ama bazı şeyler değişir iken aslın da Karadere belki de son günlerini yaşıyordu. Kader onlara bir yol çizmişti ve çizdiği bu yol ile de onlar için başka yollar açacaktı. Sadece bu yolun iyi mi kötü mü olacağına karar verecek iken aslın da onlar için kader yolunu çevirmiş ve ne yaşamaları gerekiyorsa seneler önce yaşamayan bu köy için artık adalet vaktinin geldiğini gösteriyordu. Birkaç kişi hariç diğerleri çoktan unutsa da unutmayan kişiler artık adaletin yerine bulması için çaba sarf edecekler ve bu çaba ile gerçekler gün yüzüne çıkarak her şey ortaya serilecekti. Sadece birazcık zaman vardı. Senelerce beklenilen sabır birkaç hafta için çok küçük bir miktar olarak kalacaktı. O gün tüm köy de yaşayanlar gökyüzünün kapalı olmasından ötürü bugün bir uğursuzluğun meydana geleceğini hissedebiliyordu. Sanki rüzgâr köyün üstün de bir süredir aynı fısıltıyla dolanıyordu. “ Ormana gitme. ” gibi fısıltı duyuyor gibiydiler. Daha sonra ise köyün ileri gelenleri ise o gün saat öğleden sonra beşten sonra evden çıkılmaması için uyardı. “ Ey ahali! Belli ki bugün bir uğursuzluk bizim köy de meydana gelecek ve o yüzden işi olan herkes öğlenden sonra saat beşten sonra dışarıya çıkmasın. İşi olmayan kişiler ise hiç evden çıkmasın. Biliyorsunuz ki lanetli varlıklar her yer de ve sizi sakın lanetlemesine izin vermeyin o yüzden dediklerime kulak verin. ” demesi ile herkes onu onaylayarak tüm işlerini o saate kadar yapmaya başladı. Ama bazı kaderler, uyarılara aldırmazdı. Tıpkı bugün olacak olanları gibi kader bir kere yolunu çizmiş ve o kader de sizleri farklı yerlere götürecekti. Aysu, sabahın ilk ışıkları ile uyanmıştı. Büyük annesi Zühre ateşi sabaha kadar düşmemişti. Ev de ağır bir ot kokusu ve yanık yağın keskinliği vardı. Yatakta yatan yaşlı kadının dudakları bembeyazdı. “ Ormana gitmelisin, sadece oradaki otlar bu ateşi indirir. ” dedi Zühre sesi titreyerek. Aysu ise başını olumsuzca yaşlı kadına sallayarak “ Ama nene bugün dışarı çıkılmasını istemiyorlar. ” dediğin de umutsuzca konuşmuştu. Zaten köy de kimse ormana gitmezdi. Çocuklar bile oyunlarını onun sınırına yaklaşmadan oynardı. Çünkü orman, yaşayan bir şeydi. Kökleri toprağın altına değil, insanların korkularına uzanırdı. Zühre Hanım ise öksürerek “ Haklısın kızım çıkma sen dışarıya hem bir şey olmaz bir gün daha dayanırım ben. ” dese de dayanacağı da meçhuldü. Aysu annesi ve babasının vefatından sonra tek ailesi olarak büyük annesi kalmıştı. Onun ile küçüklükten beri onun elin de yetişmişti. Şimdi ise büyük annesinin bu kadar hasta olmasından kaynaklı hem kötü hissediyor hem de onun nasıl bu kadar hastalandığını anlamıyordu. Çünkü o bu köyün şifacısıydı, aynı zaman da ise kaderi tahmin eden en iyi kişiydi. Tabii çoğu kadınlar ona kahve falına baktırmak için gelse de o kimseye bakmazdı. Görmesi gereken şeyi bir an da görür ona göre hareket ederdi. Normal de büyük annesi kendine iyi de bakardı. İşte o yüzden nasıl böyle yataklara düşen bir hastalığı olmuştu bunu anlamıyordu. Aysu ise büyük annesinin onu yetiştirdiği gibi biri olarak belki de ondan sonra bu köyün şifacısı olacak tek kişiydi. Şimdi ise büyük annesinin ona söylediği bitkileri ormana yakın ama ormanın içine girmen de toplayabilirdi. Aysu başını sallayarak “ Nene ormana girmeme gerek yok ben sana ormana yakın bir yerde de yetişiyor o otlar, onu bulur getiririm. Ben gelene kadar kendine iyi bak olur mu? ” diyerek ayaklanıp kapının önün de yer alan kırmızı pelerini üstüne atarak başını da kapatarak evden çıkmadan önce sepetini koluna takarak büyük annesinin yüzüne bakarken belki de son kez baktığının farkın da değildi. Sepetine biraz ekmek, bir şişe su ve birkaç bez parçası koydu. Kapıdan çıkarken büyükannesi ona fısıldayarak “ Kızım... Eğer orman da biri sana seslenirse, sakın arkana dönme. ” dediğin de aslın da bu köy de çocuklara anlatılan eski bir öğüttü. Ve Zühre Hanım ise normal de yapmaması gerekir iken istemsizce ağzından çıkan cümleler bu olmuştu. Biliyordu ki Aysu çocuk değildi artık ve bazen merak korkudan daha güçlüydü. Aysu dışarıya çıktığın da karşısına en yakın arkadaşı çıkmıştı. Meltem ile resmen bebeklikten beri yakın arkadaştı ve Meltem ona hızla gelirken bir yandan da nefes nefese ve korkmuş bir şekildeydi. “ Nereye gidiyorsun Aysu? ” diye sorduğun da ellerini dizine koymuş ve nefesleniyordu. Aysu ise derin bir iç çekerek “ Zühre nenem rahatsız Meltem onun için ot bulmam lazım bu yüzden ormana yakın yere gitmem lazım. ” dediğin de Meltem hemen onu kolundan yakalayarak durdurdu. “ Saçmalama kızım bugün dışarıya çıkmayın diye bas bas bağırıyorlar bir de sen ormana yakın bir yere mi gideceksin. Aysu kızım sen kafayı yedin, ha gülüm, ha arkadaşım? ” dediğin de Aysu derin bir üzüntü ile en yakın arkadaşına bakıyordu. “ Meltem yapabileceğim bir şey yok nenem çok hasta bugün gitmez isem yarına bile çıkamayabilir. Hem saat beş olmadan önce döneceğim sadece sen de beni burada tutarak bu vakti uzatma arkadaşım. ” dediğin de Meltem bu sefer derin bir nefes çekti. “ Of be kızım ben de geleyim senin ile seni yalnız bırakamam. Başına bir şey gelir ise vallahi her şeyi yıkarım. ” dediğin de Aysu onun bu söylemine gülmüştü. “ Abart biraz daha kızım abart gidip geleceğim hem sen nenemin yanın da kal ben hemen gidip geleceğim söz veriyorum. ” dediğin de Meltem ise arkadaşına sarıldı. “ Bana bak eğer gelmezsen vallahi tüm köyü ayaklandırır ve seni aramaya çıkarız. ” dediğin de daha fazla arkadaşını tutmamak için bırakmıştı. Karadere köyü dağın yamacına kurulmuştu. Evler taş, çatıları samandı. Son zamanlar da ise her sokak aynı kokuyu taşırdı, tütsü ile karışmış korku. Kadınlar sabahları dua eder, erkekler ormana sırtlarını dönerdi. Çünkü orman da bir zamanlar bir adam yakılmıştı. Ve o günden beri hiçbir şey eskisi gibi olmamıştı. Aysu bunu biliyordu ama hikayelere inanmıyordu. İnsanların korkusu bazen uydurdukları efsanelerden büyüktü. Yine de ormanın eşiğine vardığın da adımlarını hafifletti. Güneş ağaçların üstüne dokunduğun da bile ormanın içi karanlıktı. Kuşlar ötmezdi sadece uzaklardan gelen bir uluma duyuldu. Ağaçların gövdeleri simsiyah görünüyordu. Kökler yerin üstüne kıvrılmış sanki bir şeyleri saklamak ister gibiydi. Aysu ellerini iki yana açarak yürür iken aynı zaman da kendini etkin edecek sözler söylüyordu. Hissettiği korku ile bedeni gerilse de “ Ben sadece ot toplayacağım. ” diye fısıldayarak bu durumu kendine hatırlatıyordu. Aradan saatler geçmiş ve Aysu ise saatin kaç olduğunun farkın da bile değildi. Çoktan akşam olmuştu ve akşam çöker iken bir an rüzgâr durdu, orman onu duydu ve bir an da sessizlik çöktü. Ne kuş sesi kaldı ne de yaprak hışırtısı. Sanki dünya nefesini tutmuştu. Aysu ise kalbinin atışını duyabiliyordu. Bir adım daha attı… Ve o an gölgelerin arasından bir çift göz belirdi. Kızıl. Kan kadar kırmızı. Aysu korkudan kalbi o kadar hızlı atıyordu ki geri çekilmek istedi ama ayakları kök salmıştı. Gözler yavaşça yaklaştı. Ay ışığı gölgelerin içinden bir şekli ortaya çıkardı. Bu bir kurttu ama sıradan bir kurt değildi. O kadar büyük ve iri bir kurttu ki Aysu nefesini tutarken kurt durdu. Ve o an ayaklarının sanki bağı çözülmüş gibi Aysu koşmaya başladı. Öyle bir koşuyordu ki onun da peşine bir süre sonra kurt takıldı. Aysu nereye bile gittiğini bilmeden koşar iken en sonun da kendini bir ağacın ardına attığın da gökyüzün de oluşan dolunay ile bir sürü kurt ’ un uluma sesini duyarken korkuyu iliklerine kadar hissetmişti. Köyüne dönmek istiyordu fakat etrafına baktığın da nerede olduğunu çıkartamıyordu. Kulağının arkasın da gelen nefes sesi ile korku ile arkasını döndüğün de o kan kırmızı gözleri görmüştü. Ama bu sefer karşısın da bir kurt yoktu fakat şimdi olan yüz ne insan yüzüydü ne de kurt yüzüydü. Aysu korkudan titrer iken ikisinin arasın da sadece sessizlik vardı. En sonun da ise Aysu şiddetle aldığı nefesler karşısın da saçının bir tutamı ağzının kenarın da nefesini kontrol etmeye çalışır iken daha fazla sessiz kalamayarak “ Kimsin sen? Ne istiyorsun benden? ” derken sesi kısılmış bir fısıltı ile bunu dile getirmişti. Üstü çıplak karşısın da ki adam aslın da köylülerin ne kadar haklı olduğunu ortaya çıkartıyordu. Çünkü karşısın da yer alan kişi biraz önce gördüğü kurt gibi değildi. Şu an da insan olsa da vücudunun heybetinden bile bir terslik olduğunu anlayabilirdi. Çünkü Aysu bu zamana kadar böyle uzun boylu ve resmen iki üç erkeğin birleşip de elde ettiği bir vücudu kimse de görmemişti. Genç adam bir adım attı ve ilk önce genç kızın ağzının kenarın da ki saç tutamını eli ile düzeltir iken genç kızın nefes alışları daha sıklaşarak göğsü adamın çıplak göğsüne değer iken bu genç adımın çok hoşuna gitmişti. Bir adım daha yaklaşıp genç kıza iyice yaklaşarak nefesini yüzün de hisseder iken bundan duyduğu haz ile tok ve oldukça güçlü bir ses “ Seni bekliyordum güzelim, sonun da geldin? ” dediğin de sesi neredeyse insan gibiydi. O an inanamamıştı Aysu sesi nasıl insan gibi olabilirdi. Gerçi şu an da görüntüsü insana benziyordu sanki az önce gördüğü o hayvan şu an da karşısın da olan o değilmiş gibiydi. Ama Aysu da çok iyi biliyordu ki o hayvan bu adamdı. Sadece bazı şeyleri anlamıyordu farklı şeyler vardı ve tekrar “ Sana kimsin ve benden ne istiyorsun diye sordum. ” tekrar söyler iken karşısın da genç adam bir adım daha yaklaşıp hafifçe üst dudağının bir kısmı yukarıya kıvrılmıştı. “ Ben Karael ’ im ve sen Aysu sonun da geldin. Beni çok beklettin ama sonun da geldin. ” dediğin de Aysu ne dediğini anlamıyordu. Ama Aysu ’ nun kalbi bir an durdu. Titrek bir ses ile “ Ben seni tanımıyorum. ” dediğin de karşısın da olan kişi Karael bir adım yaklaştı. Ay ışığı yüzüne vurduğun da gözlerin de hem acı hem merhamet vardı. “ Tanımaman önemli değil ben seni hatırlıyorum ve biliyorum sonun da beklediğim gün geldi. ” dediğin de ne olduğunu anlamıyordu. Aysu geri adım attı. O an rüzgâr birden esti yapraklar hışırdadı. Ama ağaçların sesi bile yabancıydı sanki fısıldıyorlardı. “ Lanet başladı… ” Karael elini uzattı Aysu ’ nun bileğine dokunduğu an derisin de sıcak bir yanma hissetti. Tenin de ay ışığıyla parlayan bir iz belirdi ince bir kurt dişi gibi. Karael “ Artık benimsin. Ve ben de seninim. Çünkü senin kanın da onların hatası var. Ama merak etme çok az kaldı artık hep yanım da olacaksın. ” dediğin de Aysu ne demek istediğini bile soramadı. Sadece bir adım geri çekildi ve dünya karardı. ***** Zühre ise Aysu ’ yu göndermekten başka çaresi yoktu. Bunu yapmak istemese de belirtiler artık kendini göstermişti. Onun için gitmesi gerekiyordu. Yaşlı kadının yüreği bunu istemese de yine de yapması gerektiğini çok iyi biliyordu. Buna o karşı koyamazdı, yapılan şeylerden sonra olacakları bilirken bunu engelleyemezdi. Yaptıklarından çok utansa da yine de onun yaşlı kalbi artık torunun mutlu olmasından başka bir şey istemiyordu. Ona bu hayatı yaşattığı için üzgün olsa da duaların da hep mutlu olması için ediyordu. Zühre başını kaldırdığın da gökyüzün de gördüğü kızıllık ile gözlerinden bir damla yaş düşmüştü. Kader artık işlemeye başlamıştı. Gökyüzün de oluşan kızıllık ise her şeyin başlangıcının olduğunu ve aslın da kaderin onlara yön verdiğini gösteriyordu. Karadere için artık her şey baştan başlıyordu. Ve bu saatten sonra onları pek de iyi bir şey beklemiyordu. Sadece şimdilik bunu bilmeyen bir köy halkı vardı ve onlar da çok geçmeden her şeyi öğreneceklerdi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD