bc

Karanlıkta Açan Çiçek

book_age18+
2.5K
FOLLOW
33.3K
READ
revenge
dark
contract marriage
HE
forced
opposites attract
arranged marriage
badboy
kickass heroine
mafia
bxg
enimies to lovers
lies
musclebear
friends with benefits
villain
like
intro-logo
Blurb

“Seni öpmemeliydim,” diye fısıldadı, dudaklarıma bakarken. Nefesi yüzüme çarparken gözlerim kapanıp açıldı. Nefesim kesilmesi gerekirken daha fazlasını ister gibi dudaklarım aralandı.

“Neden yoksa unutamadın mı?” diye sordum.

Emir’in gözleri dudaklarımdan ayrılmadan konuştu. “Sana ilk karşılaştığımızda da söylemiştim. Sen tehlikelisin…”

“Sen de tehlikelisin, Emir Koral…” derken yutkundu. “Kardelen beni kışkırtma!” diye fısıldarken gözlerini dudaklarımdan ayırmıyordu. “Bir şey yapmıyorum,” dedim.

“Çok şey yapıyorsun, Kardelen…” diye fısıldadı. “Bunun farkında bile değilsin.”

Nefes nefese bana bakarken “Yapma, Kardelen. Beni it…” diye fısıldadı ama onu itemedim. Ağzımdan tek kelime çıkmadı. Onun da gözleri kapanıp açıldı. Dudaklarımız arasındaki mesafe sıfırlandı. Dudağı yeniden dudaklarıma değdi.

Ve biz dönülmez bir yola girmiştik.

**

Bazı çiçekler güneşte açar. Bazıları ise karanlıkta…

Gündüzleri sıradan bir bilgisayar mühendisliği öğrencisi olan Kardelen, geceleri “Nyx” kod adıyla sistemleri çökerten hackerdır. Babasının ölümüne sebep olan adamın peşindeyken yolu, yeraltı dünyasının en tehlikeli mafyalarından biri olan Emir Koral'la kesişir. Emir iki sene hapishanede yatmış, geçmişi karanlık dolu bir adamdır. Emir'in karanlık dünyasına giren Kardelen, kalbiyle de savaşmak zorunda kalır.

Biri karanlığın içinde kaybolmuş, diğeri karanlıkta çiçek açmayı öğrenmiştir. Kardelen ve Emir'in karanlıkta çiçek açan tutku dolu aşk hikayesi...

chap-preview
Free preview
1-İlk karşılaşma
“Seni öpmemeliydim,” diye fısıldadı, dudaklarıma bakarken. Nefesi yüzüme çarparken gözlerim kapanıp açıldı. Nefesim kesilmesi gerekirken daha fazlasını ister gibi dudaklarım aralandı. “Neden yoksa unutamadın mı?” diye sordum. Emir’in gözleri dudaklarımdan ayrılmadan konuştu. “Sana ilk karşılaştığımızda da söylemiştim. Sen tehlikelisin…” “Sen de tehlikelisin, Emir Koral…” derken yutkundu. “Kardelen beni kışkırtma!” diye fısıldarken gözlerini dudaklarımdan ayırmıyordu. “Bir şey yapmıyorum,” dedim. “Çok şey yapıyorsun, Kardelen…” diye fısıldadı. “Bunun farkında bile değilsin.” Nefes nefese bana bakarken “Yapma, Kardelen. Beni it…” diye fısıldadı ama onu itemedim. Ağzımdan tek kelime çıkmadı. Onun da gözleri kapanıp açıldı. Dudaklarımız arasındaki mesafe sıfırlandı. Dudağı yeniden dudaklarıma değdi. Ve biz dönülmez bir yola girmiştik. ** Birkaç Gün Önce... Güneşte her çiçek açardı. Önemli olan karanlıkta çiçek açabilmekti. Babam hep derdi ki sen karanlıkta açan bir çiçek ol. Aynı ismim gibi hayatım boyunca karanlıkta, kışın ortasında bile çiçek açmıştım. Kardelen… İsmim buydu. Belki de babam bu yüzden ismimi Kardelen koymuştu. Her zorlukta çiçek açabilmem için… Annemin bizi terk etmesi, babamın ölmesi… Eğer yalnızsan her zorlukta çiçek açmak zorundaydın yoksa solup giderdin. Bilgisayar ekranının ışığı odamın karanlığını aydınlatıyordu. Dışarıdan bakıldığında sıradan bir geceydi. Eski bir apartman dairesinin küçük odasında, masanın başında oturan 24 yaşında bir kız… Siyah saçları dağılmış, kehribar rengi gözleri uykusuzluktan kızarmış, üzerinde pijamaları, önünde yarım kalmış bir kahve… Ama ekrandaki kodlar sıradan değildi. Ben de sıradan değildim. Yani geceleri değildim. Gündüzleri bilgisayar mühendisliği okuyan, halası ve kuzeniyle yaşayan, yetim, evin içinde varlığı bile fazlalık görülen ve aşağılanan Kardelen Alkan’dım. Geceleriyse Nyx’tim. O kimseye boyun eğmezdi. Kimse onunla baş edemezdi. Kulaklığımda Derin’in panik dolu sesi geldi. “Kardelen, yemin ederim bir gün sayende yakalanacağız.” Dudağımın kenarı kıvrıldı. Birkaç kod daha yazdım. Bugün babamı benden alan o adamın peşindeydim. Yani annemin uğruna bizi terk ettiği o adam… Tabii ki arkadaşlarım bilmiyorlardı. “Bu zamana kadar yakalanmadık. Bir şey olmaz. Bu kadar korkak olmayın ya.” Doruk hemen eğlenceli bir sesle araya girdi. O her zamanki gibi daha sakindi. İşi alaya alırdı. Derin’in erkek arkadaşıydı. Benim de en yakın arkadaşlarımdan biriydi. “Bu cümleyi ne zaman kursan başımıza daha büyük işler açılıyor. Geçen ay da iki dakikalık iş demiştin, adamı bütün Türkiye’ye rezil edip bütün hesaplarını yardım derneğine aktardın.” “Çünkü adam yetim çocuklar için toplanan bağışları çalmıştı.” Derin sert bir nefes aldı. “Tamam, orası doğru. Ama şu an girdiğin sistem kime ait farkında mısın? Bu adam çok tehlikeli biri. Bunun ortağı birkaç sene önce terörist olarak aranıyordu. Kızım sen ne yaptığını bilmiyorsun!” Kudret Keskin… Ekranda açılan dosyalara baktım. Kara para, sahte şirketler, göstermelik bağışlar, çalıntı ihale paraları… Hepsi önümdeydi. Adamın fotoğrafını görünce içimde bir şeyler kıpırdadı. Bizi bu adam uğruna terk etmişti. Çenem titredi. “Farkındayım,” derken ağlamak üzere olduğumu anlamasınlar diye sesimi düz tutmaya çalıştım. Doruk’un sesi biraz daha ciddileşti. “Kardelen, bu adamlar mahalle dolandırıcısı değil. Bu adam mafya! Derin’in söyledikleri doğru.” Omuz silktim, sanki beni görebilirlermiş gibi. “Ben de çiçek sulamıyorum zaten.” Derin ofladı. “İşte bu yüzden yakalanacağız diyorum! İnsan biraz korkar. Bu iş gittikçe tehlikeli bir hal almaya başlıyor.” Parmaklarım klavyede durdu. Gözlerimden yaşlar akıyordu. Ben korkmayı çok erken öğrenmiştim. Korkan insanlar ya diz çökerdi ya da küllerinden doğar, ayağa kalkardı. Ben de kalkmayı tercih etmiştim. “Ben korkuyorum Derin.” dedim, sessizce. Sesim artık titriyordu. Bir tek kabuğumu onlara karşı kırıyordum. “Sadece korktuğum için susmuyorum. Zorundayım. Bu adam kim biliyor musun? Annemin kaçtığı adam! Hiçbir şey bilmiyorsunuz! Babam öleli tam 10 yıl oldu. Ben onun mezarını bile bilmiyorum! Hayatımı zindan eden kişi annem ve onun sevgilisi!” Karşı tarafta uzun bir sessizlik oldu. İkisi de yaşadıklarımı en iyi bilen insanlardı. Doruk boğazını temizledi. “Kardelen, haklısın ama bu adamlar senin babanı öldürdüyse seni de bulurlar. Öldürürler. Nyx bu zamana kadar bulunmadı ama bulurlarsa iyi olmaz.” Nyx kimliğimi kimse bilmezdi. Herkes onu merak ederdi, hatta bana ulaşmaya çalışanlar vardı. “Bulamazlar. Bunca zaman bulunmadım. Ama eğer bulunursam sizi yakmam, merak etmeyin.” Derin direkt itiraz etti. “Saçmalama. Nyx sadece tek kişi değil, biz bir ekibiz. Anca beraber kanca beraber.” Her zaman yanımda olan iki kişi kesinlikle ikisiydi. Ekrandaki son klasöre tıkladım. Gördüğüm isimle donup kaldım. Hayatımın şokunu yaşadım. Babama bunu nasıl yapabilirdi? Babamı öldüren adamların yanında çalıştığını bile şimdi öğreniyordum. Yiğit Yıldırım. Muhasebe yetkilisi. Bedenim kaskatı kesildi. Halamın oğlu…Aynı evde yaşadığım kuzenim… Ellerimi boğazıma koydum. Sanki bir el beni boğuyordu. Derin hemen sordu. “Ne oldu? Sesin kesildi.” Gözlerimi ekrandan ayırmadan fısıldadım. “Yiğit’in adı var. Bunu babama nasıl yapar? Bildiğiniz bu adamın şirketinde muhasebe yetkilisi…” “Ne?” Doruk’un sesi sertleşmişti. “Emin misin? Belki babanı öldürenler olduğunu bilmiyor. Sonuçta dayısı… Bu kadarını da yapmaz.” Bunun olmasını çok istiyordum. Evet, benden nefret ediyorlardı ama bu kadarı çok fazlaydı. “Umarım, öyledir.” Derin kısık sesle küfretti. Çok nadir küfrederdi. “Ben o çocuğun suratını ilk gördüğümde anlamıştım. Böyle fazla temiz görünen erkeklerden hayır gelmez.” Doruk homurdandı. “Ben de temiz görünüyorum.” “Sen farklısın aşkım, sen ayrı bir türsün.” Normalde gülerdim. Gerçekten gülerdim. Çünkü Derin’in en güzel huyu buydu. En kötü anın ortasında bile bir espri yapar, insanın nefes almasını sağlardı. Ama o an gülemedim. Babamı düşündüm. Yiğit’i severdi. Yiğit de onu severdi. Bu çok fazlaydı. Derin konuştu. “Kardelen, çık oradan. Yeter bu kadar. Bunu fark ederlerse sonun olur. Biraz daha yaşayalım. Hemen ölmeyelim.” “Dosyaları alıyorum. Sistemleri çok karışık. Hazır girmişken bakayım. Lazım olur. Bu salak bunların maşası gibi… Hatta kendi hesaplarını bile kullandırtmış.” Derin devam etti. “Kızım dosyaları sonra da alırsın! Çık şu sistemden!” “Hayır,” dedim. “Bu dosyalar birilerini kurtarabilir.” Doruk sertçe konuştu. “Peki ya seni kim kurtaracak?” Cevabı biliyordum. Kimse… İnsanın kendinden başka kimsesi yoksa kurtarıcısı da kendisi olurdu. “Ben kendimi kurtarırım.” Derin’in sesi titredi. “İşte en çok bundan korkuyorum.” Tam cevap verecekken kapım sertçe açıldı. İrkilmedim çünkü bu evde birinin kapımı çalmadan içeri girmesi yeni bir şey değildi. Asiye halam kapının eşiğinde duruyordu. Üzerinde solmuş desenli sabahlığı, yüzünde her zamanki memnuniyetsiz ifade vardı. Gözleri önce bana sonra bilgisayar ekranına kaydı. “Yine mi o bilgisayarın başındasın?” Hızla ekranı kapattım. “Ders çalışıyorum.” Halam güldü. Küçümseyici bakışları altında ezilmedim aksine daha dik oldum. “Ders çalışıyormuş. Sen o okulu bitirip de ne olacağını sanıyorsun, Kardelen? Bu odadan çıkınca dünya sana kucak mı açacak? Okulunu bitirip bir kısmet bulacağız ve annen gibi pavyon gülü olmadan evleneceksin. Evinin kadını olursun.” Yavaşça döndüm. Her zamanki manipülasyonları… Sen oğlunun yediği haltları bilmeden beni küçümsüyorsun… “Ben dünyanın kucak açmasını beklemiyorum. Kapıyı kendim açacağım.” Yüzü gerildi. Beni en çok bu yüzden sevmezdi çünkü susmazdım. Bana biçtiği rolü hep reddederdim. Asiye halam bir adım içeri girdi. “Çok bilmişlik yapma bana. Bu evde kimin sayesinde kaldığını unutma.” Gülümsedim. “Unutmuyorum. Babamın mirası sayesinde.” Yüzündeki ifade dondu. İşte bu cümle onun en sevmediği cümleydi çünkü doğruydu. Beni babamın mirası için elinde tutuyordu. Bu ev, memleketteki tarla ve maaşı… Aslında fazla bir şeyi de yoktu ama halam için para önemliydi. İnsanlara “Yetim kızcağızı biz büyüttük.” diyordu. Babam eski askerdi. İyi bir rütbesi olduğu için maaşı da iyiydi. Sırf gitmemem için babamın mezarının yerini bile bana söylemiyordu. Bir insan babasının mezarını bilmeden büyür müydü? Ben büyümüştüm. Halam söylememişti. “Maaşı başıma kakma. Nankör, kim baktı sana bunca sene? Ben olmasam anan gibi pavyonda kontra matris olurdun.” dedi, dişlerinin arasından. Artık annemle ilgili söyledikleri acıtmıyordu. Haklıydı. Annem pavyonda kontra matrislik yapıp şarkı söylüyordu. Onu uzaktan görmüştüm. Haline acımıştım. “Ben kakmıyorum. Sadece gerçeği söylüyorum.” “Gerçek mi istiyorsun? Sen ve o anan olmasaydın abim hâlâ hayatta olurdu belki. Hâlâ yaptıklarına bak! Gencecik yaşta baban toprağın altına girdi. Sebep senin anan! Kızlar en çok annelerine benzer. Sen de bu gidişle annen gibi orospu olacaksın.” İçime bir şey saplandı. Yine de yüzümdeki gülümsemeyi silmedim. Karanlıkta açan bir çiçek ol, Kardelen… Hatta yüzümdeki gülümsemeyi biraz daha belirginleştirdim. Çünkü benim halama karşı en büyük intikamım buydu. Yıkılmamak… “Babamın ölümünün sebebi ben değilim ama senin bana bunu yıllardır söylemenin sebebi belli. Korkuyorsun.” Kaşları çatıldı. “Neyden korkacakmışım?” diye sordu. “Gitmemden korkuyorsun. Bu yüzden babamın mezarının yerini bile bana söylemedin. Yiğit’in kazancından bir halt olmuyor. Kazandığını da kumarda yiyor. Sen bana mecbursun, hala!” Oda sessizleşti. Kulaklığımın içinden Derin’in belli belirsiz fısıltısı geldi. “Helal sana kız…” Halam duymadı. Gülmemek için kendimi tuttum. Asiye halam bana birkaç saniye baktı. Sonra bakışları sertleşti. “Sen bu evden hiçbir yere gidemezsin. Abime söz verdim. Orospu olma diye uğraşıyorum. Nankör!” Ayağa kalktım. “Mezun olacağım. İş bulacağım. Sonra da gideceğim.” “Kim alacak seni işe? Okuyan herkes işsiz. Senin torpilin bile yok!” dedi. “Beni küçümseyen ilk kişi sen değilsin, hala.” “Ben seni tanıyorum, Kardelen. Sen dışarıda yapamazsın. İki güne ağlayarak geri gelirsin,” dedi, gülerek. Bu kez gerçekten güldüm. “Ben bu evde yaptıysam dışarıda her yerde yaparım.” Halamın dudakları titredi. Bana bir şey söyleyecekti ama o sırada koridordan Yiğit’in sesi geldi. Onun sesini duyunca ellerim yumruk oldu. Babama yaptığı pislik aklıma geldi. “Anne, yemek yok mu?” Asiye halam bir anda yönünü değiştirdi. “Oğlum acıkmış. Seninle sonra konuşacağız. Eskisi gibi dayak istiyorsun. Dayak arsızı!” Eskiden beni döverdi. Sonradan daha yapamamıştı çünkü büyümüştüm. Halam kapıdan çıkmadan önce son kez bana döndü. “Bilgisayarı kapat. Elektrik faturası senin yüzünden çok geliyor.” Ona bir şey söylememek için kendimi zor tuttum. Dik dik ona baktım. Kapıyı sertçe kapattı. Birkaç saniye yerimde kaldım. Sonra derin bir nefes alıp kulaklığıma dokundum. Derin hemen patladı. “Ben var ya o kadını! Hâlâ elektrik diyor. Ev senin değil mi?” diye sordu. “Derin, tamam. Boş ver. Bu ev babamın evet ama halamların da gidecek yeri yok. Ev umurumda değil, babamın mezarının yerini öğrenene kadar burada kalmak zorundayım.” Bazen her şey çok yorucu oluyordu. Vicdanımı susturmak çok zordu. “Hayır, susmayacağım! O kadının varlığı başlı başına suç dosyası. Kızım sen nasıl dayanıyorsun buna?” Omuz silktim. “Gülerek,” derken bile gülüyordum. Benim silahım buydu. Gülmek… Her şeye rağmen gülmek insana iyi geliyordu. Doruk sessizce sordu. “İyi misin?” “İyiyim,” dedim. Onlar da yalan söylediğimi biliyordu fakat susmuşlardı. Bazen sığındığın kişilikler bile seni kurtarmazdı. Yani acılarını… Onlarla vedalaşıp bilgisayarı kapatırken evin kapısı çaldı. Hem de sertçe… “Bize bu saatte kimse gelmez ki?” Odamın kapısını araladım. Halam da koridordaydı. “Ne oluyor?” diye sorguluyordu. Bana döndü. “Bana bak, başına bela mı açtın?” Göz devirdim. “Benimle ne ilgisi var? Belki oğlunun başı beladadır.” Tam konuşacakken kapıya yeniden sertçe vuruldu. “Aç kapıyı!” Sert bir erkeğin sesiydi. Daha önce bu sesi duymamıştım. Yiğit de mutfaktan koridora geldi. Rengi atmıştı. Telefonuna bakıyor sonra kapıya dönüyordu. Kesin onunla alakalı bir şeydi. En son gördüğüm belgelerden sonra bir şeyler olacağını biliyordum ama bu kadar erken olmasını beklemiyordum. Halam “Kim bu saatte?” diye sordu. “Sen tanıyor musun, Yiğit? Yine mi kumar oynadın sen? Aptal! Hani bırakmıştın!” Yiğit cevap vermedi. Kapı üçüncü kez çalındı. Bu kez ev bile sarsıldı. “Yiğit içeride olduğunu biliyorum yoksa kıracağım! Aç lan! Emir Koral’dan kaçamazsın! Bedelini ödeyeceksin!” Emir Koral… O da kimdi? Adını sanki haberlerde duymuştum. Yiğit korkudan titrerken kapı sertçe açıldı. Adam kapıyı kırmıştı. Kapı sertçe duvara çarptı. En önde esmer, sakallı, uzun boylu oldukça yakışıklı bir adam vardı. Bakışları soğuk ve karanlıktı. Emir Koral olmalıydı. Arkasında da en az 5-6 kişi vardı. Bakışlarımız birine değdi. Keskin gözleri mıknatıs gibi kendine çekiyordu. Kalbim yerinden çıkacak gibi atarken bakışlarını kaçırdı. Bakışları doğrudan Yiğit’i buldu. Halam “Ne oluyor? Siz kimsiniz?” diye bağırdı. Emir Koral, Yiğit’in karşısında durdu. “Beni tanıyor musun?” “E-Emir Koral…” Yiğit korkudan bembeyaz kesilmişti. Ben yerimde çivilendim. Halam adım atacakken korumaları bellerini işaret etti. Elimi ağzıma koydum. Halam da yerinde çivilendi. Adamların silahları vardı. Emir Koral, elini omzuna koydu. Sıktığını Yiğit’in yüzünün ifadesinden anlamıştım. “Yiğit Yıldırım…” Adını söylemesiyle Yiğit titremeye başladı. “Paralar nerede?” diye sordu. Sustum. Tek kelime bile etmedim. Yiğit de susuyordu. “Sana paralar nerede diye sordum.” Yiğit titremeye başladı. “B-bilmiyorum. Sarp Bey bilir. Ben sadece o ne derse onu yaptım. Yemin ederim, sizin paranız olduğunu bilmiyordum. Bilsem yapar mıydım?” Emir Koral’ın eli omzundan çenesine çıktı. Sertçe sıktı. “Yapardın! Uzun süre yokum diye paramı alabileceğinizi mi düşündünüz? Sarp şerefsizi ortadan kaybolurken paraların sende olduğunu söyledi. Hemen paraları bana vereceksin!” Maşa olduğunu biliyordum. Susmaya devam ederken Emir Koral yeniden konuştu. “Param nerede?” Yiğit kafasını iki yana salladı. “Yemin ederim, bilmiyorum. Siz bana biraz zaman verin, parayı geri alayım. Sizin için çalışayım.” Emir daha da sinirlendi. Yiğit’in çenesini öyle bir sıktı ki acısını ben hissettim. Yiğit kıvranıyordu. “Ben yokken herkes cesaretlenmiş. Zaman yok! Hemen istiyorum yoksa bedelini ödersin!” Yiğit’in gözleri bir an bana kaydı. İşte o an içimdeki kötü his büyüdü. “Abi para şu an yok,” dedi. “Yemin ederim, yok! İsterseniz evi arayın. Paralar bende değil.” Emir Koral sert bir nefes aldı. “O zaman bizimle geliyorsun. Para elime gelene kadar esirim olacaksın. Ailen de susacak. Polisi aramayacaklar, değil mi?” deyip omzunun üstünden bize baktı. Adamları da gözümüzü korkutmak için yeniden silahlarını gösterdi. Yutkundum. Halam korkudan yanlarına doğru gidecekken bir koruma onu tuttu. “Sakın, yaklaşmayın! Size zarar verilmeyecek!” “Emir Koral bana bak!” Halamın sesiyle ona döndü. Dik dik ona bakarken halam sözlerine devam etti. “Oğlumu bırakın! Yeğenimi alın. O sırada oğlum parayı bulsun. Parayı bulunca da Kardelen’i bize geri verirsin. Takas gibi düşün. Ne dersin?”

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

ÖTEKİNİ SEVMEK

read
1.6K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
578.4K
bc

AŞKLA BERDEL

read
95.7K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
98.0K
bc

MENZİL 🧭🧭🧭

read
4.7K
bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
75.3K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
62.3K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook