Masamune ve ustası Seth Yılan Krallığına doğru yola çıkmıştı. Masamune gördüğü en güçlü kaynak canavarlarını öldürüp kaynak kristallerini alıyordu. Bunları kullanmaya ihtiyacı yoktu. Ama Yılan Krallığında paraya ihtiyacı olacaktı. Ona göre düşük olan kaynak canavarlarına karşı büyü kullanmıyordu. Bazı güçlü olanları ise Lanetli Dokunuş büyüsüyle hemen öldürüyordu. Tabi bu durumda kaynak kristali de yok oluyordu ama zaman kaybetmemek için bu gerekliydi. Zaten yanında yeterince kaynak kristali olmuştu. Ustası ona siyah bir boyutsal yüzük vermişti. Bu boyutsal yüzükler sahibi hariç herkese düşük bir yüzük gibi görünen birden fazla boyuta sahip bir yüzüktü. İçinde 1000x1000 büyüklüğünde 7 alan vardı. Ama diğer insanlar için 10x10' luk bir yüzüktü. Masamune ustasının gösterdiği şekilde kan sözleşmesini yaptı. Sonrasında topladığı kaynak kristallerini yüzükte depolamaya başladı. Şu anda 34 tane 40. Seviye kaynak kristalleri vardı. 2 tane ise 50 seviye üstü kaynak kristaline sahipti. Bunları satarak bir süre çok iyi şartlarda yaşayabilirdi.
'Usta okula nasıl kayıt yaptıracağım?'
Bir süredir önden sessizce yürüyen Seth durdu ve Masamune' ye döndü.
'Okula hemen alınamazsın. Okul seçmeleri yaklaşık 2 ay sonra olacak. O zamana kadar şehirde kal. İstediğini yapmakta özgürsün. Seçmelerde kara büyü hariç her şeyini kullanabilirsin. Şimdilik kendini açık etme. Tahminimce kaynak kristallerini satmak için biriktiriyorsun değil mi?'
'Doğru.'
'Akıllıca. Ve unutmamanı tavsiye edeceğim bir konu var. Gücüne güvendiğin kadar zekana da güvenmelisin. Bazen gücün yapamayacağı şeylerle karşılaşırsın. Yada güç kullanamayacağın durumlarla. Zekanı kullanmaktan çekinme.'(beyin bedava :D)
'Tamam usta. Bu geçen 3 senede bana öğrettiklerin için minnettarım.'
'Daha bir şey görmedin. Başlangıç bile sayılmazdı.'
Seth tekrar yürümeye başladı. Masamune de hemen arkasından yürüyordu. Bir süre sessizce yürüdüler. Masamune gittikçe tedirgin hissetmeye başlamıştı. İçinde büyüyen tedirginlik onu çok rahatsız ediyordu.
'Fark ettin mi?'
'Evet. Ters bir şeyler var.'
'Bir kaynak canavarı. Tam 120. Seviye bir boz ayı. Hemen karşımızdaki mağarada bir av bekliyor. Biz oradan geçerken bize saldıracak.'
Seth çok rahat konuşuyordu. Ama 120. Seviye bir kaynak canavarı tek başına küçük çaplı bir orduyu temizleyebilirdi. Derileri ok geçirmez kılıçlardan da neredeyse hasar almazdı. Büyü konusunda da oldukça dayanıklı olurlardı. Bazı kaynak tekniklerini kullanabilirlerdi. Bu da onların normal hallerinden çok daha tehlikeli olmasına sebep olurdu. Ustası ise sanki yollarının üzerinde bir tarihi eser varmış gibi rahattı. Bu rahatlığı garip geliyordu Masamune' ye. 2 dakika boyunca yürüdükten sonra bir mağaranın önünden geçiyorlardı. Bu Seth' in bahsettiği mağaraydı.
Roarrr!!!
Kükreme sesiyle Masamune olduğu yerde durdu ama Seth hala yürüyordu. Masamune gelecek saldırıya hazırlanıyordu. Mağaranın içinden 3 metre boyunda bir ayı çıktı. Ağır adımlarla onlara doğru yürümeye başladı. Seth durdu. Başını çevirip ayıya baktı. Ayı iki ayağının üstüne kalkarak tekrar kükredi.
Seth ise bir ayağını kaldırıp yere vurdu. Vurduğu yerden yayılan bir enerji dalgası etrafa yayıldı. Enerji dalgası ayıya çarptıktan sonra hala iki ayağı üstündeki ayı kükremeyi kesti. Masamune şaşkınlıkla bir ayıya bir ustasına bakıyordu. Seth ile 3 senedir beraberdi ama hiçbir şeye saldırdığını görmemişti. Şimdi ise bu ayıya karşı gücünü kullanıyordu. Kükremeyi kesen ayı hareketsiz kaldı. Sonrasında ağzından yavaşca duman çıkmaya başladı. Gittikçe artan duman ayının göğsünün patlamasıyla sona ermişti. İçinden çıkan kaynak kristali doğrudan Mas' a doğru gidiyordu. Kristali havada yakalayan Masamune kristalden yayılan yoğun enerjiyi hissedebiliyordu. Bu enerji kristalini satmayı düşünmüyordu.
'Hadi devam edelim.'
Seth sanki hiçbir şey olmamış gibi organları etrafa saçılmış olan ayının yanından geçerek yola devam etti. Masamune ilk kez ustasının gücünü görme şansı yakalamıştı ve bu da 120. Seviye bir kaynak canavarına karşıydı. Masamune ustasına bir kez daha hayran oldu. Böyle bir saldırı yaptıktan sonra bile hiç yorulmadan yoluna devam ediyordu. Böyle bir canavarı öldürecek saldırıyı kendisi yapsa belkide şu anda baygın olurdu. Lanetli Dokunuş her şeyi yok edebiliyordu ama uygulanan şeyin gücüne göre enerji harcıyordu. Bir taşı yok etmekle bir hayvanı yok etmek bir değildi.
Masamune neden kasabadan çıkarken kullandıkları yarığı kullanmak yerine yürüdüklerini merak ediyordu. Bunu ustasına sormaya karar verdi.
'Usta. Neden yarık büyüsüyle iki saniyede gidebileceğimiz yere yürüyerek gidiyoruz?'
'Eğer yarıkla gitseydik elindeki kaynak kristallerinin hiçbiri olmazdı. Ayrıca yarık çok enerji isteyen bir büyü. Benim için sorun değil ama o çevrede böyle bir büyüyü sezen insanlar hemen askerlere söylerdi. Herkesin yapabileceği bir büyü değil.'
'En azından şehre biraz uzak bir yere gidebilirdik diye düşünüyorum.'
'Artık düşüncelerini bir kenara bırak. Neredeyse geldik. O şehirdeki bütün öğrencilerden güçlüsün. Bunu belli et. Sana gelen düello tekliflerini geri çevirme ve rakibini aşağılamayı da unutma. Kendi gücünü belli edersen yükselmen kolaylaşır. Ama önemli kişiler şu anki durumundan daha güçlüler. Onlara fazla sataşma.'
'Usta bana o şehirdeki okul hakkında biraz daha bilgi verebilir misin?'
'O okulda da yine rütbe sistemi işliyor. Rütben ne kadar yüksekse o kadar çok kişiden üstünsündür. Okuldaki en yüksek rütbe 1 büyük yıldız. O rütbeye kadar 10 yıldız kazanman ve büyük yıldızlı kişiyi yenmen gerekir. Savaşçı olarakta çalışmalısın. Senin kas gücünün savaşçı sınıfından geldiğini fark ettim. Bu sınıfta da gelişmelisin. Henüz sadece 30. Seviyesin. Okulda grup kurarak yükselebilirsin. Ya da bir grubun içine katılıp lideri düelloya davet edersin ve kaybederse liderliği sana bırakmasını söylersin. Bu kolay ve hızlı yoldur ama gruptakiler sana sadık olmayabilirler. Benim tavsiyem kendi grubunu kurman. Şehir turnuvalarında kendini gösterirsen hükümdarın dikkatini çekersin. Okuldan mezun olmadan öğrenebildiğin kadar şey öğrenip güçlen. O zamana kadar bende konseyle ilgileneceğim.'
'Konsey mi?'
'Onlar beni mühürlemeyi akıl etmeden ortadan kaldırmalıyım.'
'Anladım.'
Sessizce yürümeye devam ettiler. Birkaç dakika sonra Yılan Krallığı' nın başkenti olan Hoktus Şehri gözlerinin önündeydi. Kralın sarayı bütün ihtişamıyla görülebiliyordu. Şehir muhafızları şehre girenleri kontrol ediyor bazılarını şehre almıyorlardı. Şehre alınmayanlardan itiraz edip muhafızlara saldıranlarda hemencecik öldürülüyordu. İnsanlar sokaklarda, pazarlarda dolaşıyor birbirleriyle sohbet ediyorlardı. Şehrin içinde her şey yolunda gibiydi. Masamune saraya bakmaya başladı. Beyaz boyası, kuleleri ve davetsiz misafirleri gözleyen muhafızları vardı. Ama sanki muhafızlara gerek yok gibiydi.
'Artık ben gidiyorum.'
Masamune birden arkasına döndü. Ustasının söylediği şeyleri beklese de gitmesini istemiyordu. Beraber geçirdikleri 3 sene boyunca kendisine bildiği her şeyi bu adam öğretmişti. Masamune ustasıyla olmaya alışmıştı. Ustası da bunun farkındaydı.
'Sen intikamını aldın. Ama bu seni güçsüzleştirdi mi? 3 sene önceki Masamune güçlenmek istiyordu. Ama sanki sen ağlayacak gibisin. Yine görüşeceğiz. O zamana kadar daha da güçlen. Senin farkında olmadığın ama alman gereken bir intikam daha var. Yeterince güçlendiğinde yeniden buluşacağız ve beraber intikam alacağız.'
'Kimden?'
Ustası Masamune' nin sorusunu duymazdan geldi ve arkasını dönüp yürümeye başladı. Bir hız büyüsü kullanmıstı. Masamune tüm gücüyle koşsa bile onu yakalayamazdı. Ustasının gittiği yönde doğru bir süre baktıktan sonra tekrar şehre doğru döndü. Artık yalnızdı. Yanında hep ustasının olmasına alışmıştı. Biraz üzgündü ama ustasının söylediklerinden sonra bu üzüntüsü isteğe dönüşmüştü. Güçlenme isteği... Ustasının söylediği gibi güçlenecek ve onu gururlandıracaktı. Bu düşünceyle şehre doğru yürümeye başladı. Etrafından çektiği enerjiler sayesinde oldukça güçlüydü. Bu gücü muhafızların onu şehre almaları için yeterli olmalıydı. Yavaş adımlarla şehre doğru yürürken olay çıkaran birini öldüren bir muhafızı izliyordu. Adam şehre girmek istemiş, alınmayınca da muhafıza saldırmıştı. Muhafız ise 20. Seviye savaşçıydı. Tek hamlede kendine saldıran adamın kılıcını kırmış ve adamı öldürmüştü. Masamune eğer şehre alınmazsa bu muhafızların ikisini de kolayca öldürebilirdi. Şehir kapısının önüne geldiğinde muhafızlar onu izlemeye başladı. Kapıya doğru yürürken muhafızlardan biri Masamune' nin önünü kesti. Anlaşılan üstündeki kıyafetlerden dolayı onun zayıf biri olduğunu düsünüyordu. Masamune 3 senedir aynı paçavrayı giyiyordu. Nehirde yıkadığı paçavrayı her hafta temizliyordu. Tabii bu bir paçavra olduğu gerçeğini değiştirmezdi.
Muhafız elini Masamune' nin göğsüne koyarak onu durdurdu ve konuştu.
'Bekle bakalım. Buraya giremezsin.'
Masamune cevap vermekle uğraşmadı. Sadece aurasını saldı. Onun gücünü hisseden askerler geri çekildi. Ona karşı bir şanslarının olmadığını biliyorlardı. Ama dilenci gibi görünen birinin bu kadar güçlü olması onları şaşırtmıştı. Bu kişi kılık değiştirmiş bir soylu olmalıydı. Bu yüzden hemen önünden çekildiler.
'Az önceki kabalığımı bağışlayın efendim. Lütfen buyrun.'
Az önce onu durduran muhafız şimdi onu şehre buyur ediyordu. Masamune bu şehir ile ilgili ilk izlenimlerini oluşturmuştu. Bu şehirde bu muhafızlar gibi birçok insanla karşılaşacağını düşünüyordu. Bu rahatsız edici bir durumdu. Böyle insanlar sinir bozucuydu. Masamune kafasındaki bu düşüncelerle muhafızların yanından geçerek şehre girdi. Etrafına bakmaya başladı. Şehre girdiği sokak insanlarla doluydu. Herkes birbiriyle konuşuyor bazıları ticaret yapıyordu. Masamune ilk yapması gerekenin kristalleri satmak ve bir handa kalacak yer ayarlamak olduğunu düşünüyordu. Bu düşüncelerle pazar olduğunu düşündüğü sokağa doğru yürümeye başladı. İnsanların onu izlemesini umursamıyordu.
Bir an önce güçlenmeye başlamalıydı...