♫ Karşılaşma ♫
Üç yıl önce, İstanbul
Raoul, Matthew ve Luciano hayatlarında ilk defa İstanbul'a gelmişlerdi.
Bu üç pop opera sanatçısı İtalyan genç, kızların o cilveli bakışlarından son derece memnunlardı. Bu ülkede okul popüler değillerdi.
Hatta neredeyse hiç tanınmıyorlardı. Ama tüm biletleri tükendiğine göre durum o kadar da kötü değildi.
Oturdukları restorantta insanların pizzaya ketçap döktüğüne her şahit oluşlarında kalplerine inme iniyordu.
Yine de sustular.
Menajerleri yanlarına gelerek,"Bonjourno beyler!"diye haykırdı ve sandalyeyi çekerek oturdu. "Hazır mısınız yarın ki büyük İstanbul konserine?"
İçlerinden en uzun boylu ve tenor sese sahip olan Matthew,"Hiç sorma dostum, soğuk su içmekten iflahımız kurudu."diyerek homurdandı. Raoul,"Ben yarın için değil de akşamında yatağıma atacağım kız için heyecanlıyım."dedi ve elini saçlarından geçirip çapkınca sırıttı. "İstanbul kızları cayır cayır yanıyor."
Luciano,"Bu iki sersem," derin bir nefes aldı. "Onların önüne geçeceğimden korkmuyorlarsa adım da Luciano değil."dedi.
Matthew göz devirdi. "Gören de sanacak oktavı en yüksek olan sensin."
Raoul,"Ben boritonum. Tenorler gibi sidik yarıştıramayacağım."diyerek gülümsedi. Sandalyesini yavaşça geriye iterek "Neyse ben şu sürekli bana bakan kızıl kıza bir selam vermeye gidiyorum, size başarılar." Dedi ve ayağa kalktı. "Isınma turları başlasın, bakalım Türk kızları ingilizce biliyor mu?"
Matthew oflayarak,"Ben de san-" sözünü restoranta giren küçük bir çocuğun çığlığı kesti. Ardından genç bir kadın,"Teyzeciğim!"diye kızıp koşuyordu.
Küçük çocuk kahkahalarla Matthew'in ayaklarına gitti ve adamın kucağına atlayınca Matthew şaşkın bir şekilde,"Ne oluyor ya?"diye konuştu.
Genç kız,"Çok özür dilerim efendim,"diyerek çocuğu kucakladı.
Matthew kafasını kaldırıp az önce dibine girip veledi alan kıza baktı. Yavaşça gülümsedi. Kızın ne dediğini anlamasa da az çok tahmin ettiğinden İtalyanca,"Nessun problema."dedi. Küçük çocuğun yanağına uzanarak bir makas aldı.
Ilgın adamın cümlesiyle ingilizce,"Siz Türk değilsiniz."dedi. Matthew hafif bir kahkahayla kafasını salladı. "Evet değiliz," arkadaşlarını elleriyle işaret etti. "İtalyanız."
Ilgın şaşkınlıkla,"AA!"dedi. "Ben İtalya'yı çok severim."
Luciano,"Öyle mi?"diyerek sohbete katıldı. "Hiç geldiniz mi İtalya'ya."
Ilgın kafasını iki yana sallayarak,"Maalesef."dedi. "Ekonomik şartlar, vize problemleri falan filan. Türk olmak güzel ama zor zanaat."
"Oğlun mu?"diye sordu genç adamların menajeri.
Ilgın kıkırdayarak,"Hayır tanrı aşkına, o kadar yaşlı mı duruyorum?"dedi. "Yeğenim. Ablamın oğlu." Kucağındaki yeğeni çığlık atarak yere inmek isteyince,"Tanıştığıma memnun-" çocuğu durdurmaya çalışıp ıkındı. "Kadir dur artık!"diye kızdı küçük çocuğa. O sesini yükseltince masada ki üç erkek gülümseyerek şaşırdı.
"Memnun oldum." Cümlesini bitirip adamlara zoraki gülümsedi.
Matthew,"Ben de."dedi. Kız arkasını dönüp gidince fısıldadı. "Ben de memnun oldum."
Luciano kahkaha attı. "Sen bu kızdan etkilendin mi?"
Matthew kızın ardından daldığı için arkadaşını duymadı.
Menajer Alex güldü. "Evet, etkilendi."
Matthew derin bir nefes alarak,"Güzel kız."diye mırıldandı.
Luciano,"Yok be oğlum,"dedi. "Sıradan bir tip, sempatikti sadece. Kara kaş, kara göz, normal bir Türk kızı."
Menajer Alex,"Hakkını yeme kızın Luciano."dedi. "Gözleri kocaman kocamandı. Tatlı bir yüz ifadesi var."
Matthew arkasına iyice yaslandı. "Neyse, gördük göz banyosu yaptık bitti. Bir daha görür müyüz kutsal ruh bilir."
Luciano kafasını salladı. "Keşke konsere çağırsaydık. Kız bizi tanımıyor belli ki."
Matthew içinden,'Niye akıl edemedim.'diye homurdandı. Sonra önündeki filtre kahveye uzanarak kafaya dikti. "Evet gençler size doyum olmaz, ben otele gideceğim." Yan sandalyeden ceketini alarak ayağa kalktı. "Ciao."
Yavaş yavaş çıkışa ilerlerken az önce duyduğu çığlık sesi tekrar kulağına gelince sesin yönüne döndü. Az önceki kız yeğenini sokağın kenarına çekilmiş küçük arabaya bindirmeye çalışıyordu. Gülümseyerek kızın yanına ilerledi. Yanına vardığında genç kız çocuğu arabanın arkasına oturtup kapıyı hızla kapatmıştı. "Üç yaşındasın ama yedi insan gücü var, yordun beni ya!"diye ciyaklayarak arkasını döndü ki dibine girmiş adamla irkilerek geriye sendeledi.
Matthew kızı korkuttuğu için mahcup bir halde,"Özür dilerim signora."diye çıkıştı. Ilgın gülümseyerek elini göğsüne koydu. "Sorun değil."
Matthew,"Aslında sizi görmüşken ben şeye davet-" diye söze girmiş az önce akıl edemediğini teklif edecekti ki bir adam,"Ilgın!"diye bağırdı.
Ilgın arkasını dönerek sürücü koltuğundan çıkmış ağabeyine baktı. "Hadi kızım!"diye kızdı ağabeyi. "Çocuk emanet, ablam aradı elli kere!"
Ilgın kafasını sallayarak,"Geldim."dedi. Önündeki adama döndü. "Üzgünüm, gitmem lazım. Ben tekrar tanıştığımıza çok memnun oldum, iyi akşamlar."Hızla arabanın kapısını açarak yakışıklı adama gülümsedi. "Tanıştığım ilk İtalyansınız, tekrar iyi akşamlar."
Arabaya binip kapıyı kapattı. Matthew cümlesini tamamlayamadığından sinir olmuş elini yumruk yaparak dişlerini sıktı.
Kız camdan ona bakıp el sallayınca yumruk yaptığı eli yavaşça açarak kaldırdı ve ağır bir şekilde karşılık verdi.
"Buonasera."diye fısıldadı giden arabanın ardından.
**
Matthew otel odasında çift kişilik son derece rahat ve beyazın en keskin tonundaki yatağında sırt üstü uzanmış tavanı seyrederken aklında o kız vardı.
Niye vardı, neden onu düşünüp duruyordu bilmiyordu.
Yirmi dört yaşındaydı. Daha önce onlarca sevgilisi olmuştu ki şu an da da hali hazırda bir sevgilisi daha vardı.
Ama o kızı unutamıyordu.
"Hay sikeyim."diye homurdandı.
Arabadaki adam kimdi acaba? Sevgilisi miydi? Ya da ağabeyi? Ah! Bilmiyordu!
Hem ona neydi?
"Ilgın,"diye konuştu ama emindi ki telaffuzu rezaleti.
Derin bir nefes alarak tekrar fısıldadı bu ilk defa duyduğu ismi. "Ilgın,"dedi. "Tanrım aklımı koru." Gözlerini yumdu ve iç çekti. Telefonu çaldığında umursamadı. Büyük ihtimalle sevgilisi Ana arıyordu.
**
Günümüz, İtalya-Roma
Matthew kulisteki kız arkadaşının dudaklarına minik bir öpücük kondurdu ve grup arkadaşlarına döndü. "Hadi şu lanet sahneyi dağıtalım!"
Luciano,"Tamamdır!"diye bağırdı. Raoul,"Salondaki kendini sanatçı sanan herkese gerçek sanat ne gösterelim adamım."diyerek ceketini düzeltti.
Göğsünü öyle bir kabartmıştı ki endamı kulisteki herkesin dikkatini çekti.
Üçü ellerini ortada birleştirerek gruplarının ismini heceleyerek bağırdılar. "Li-Be-Ro!"
Sahneye çıktıkları gibi yer yer yuvarlak yemek masaları konulmuş koca salondan büyük bir alkış koptu.
Matthew, Raoul ve Luciano elleriyle takım elbise ceketlerinin bir düğmesini bağlayarak hafif öne eğilip selam verdiler.
Luciano keyifle bağırdı. "Hepinize merhaba Roma!"
Ilgın şaşkınlıkla sahnedeki adama baktı. Yakışıklı üç adam birkaç ufak espiriden sonra güzel müzikaline başlarken tedirgince yutkundu. Yanındaki sevgilisine dönerek,"Canım, be-ben bir lavaboya gideceğim."
Matthew salonda büyük masalarda oturan tanıdık kızı fark ettiği gibi keyifli yüz ifadesi yavaşça söndü ve dona kaldı.
O.
Buradaydı.
Neden buradaydı?
Ya da daha mühim olan.
Nasıl buradaydı?
Gabriel kafasını sallayarak sevgilisinin dudaklarına minik bir öpücük bıraktı.
Tam o sırada şarkı sırası Matthew'e gelmişti.
Gördüğü manzarayla sinirle başladı söylemeye.
O kadar yüksek ve gür aynı zamanda bir o kadar öfkeli söylemişti ki Raoul ve Luciano şaşkınlıkla arkadaşlarına baktılar.
Açıkçası çok etkileyici söylemişti Matthew ve Luciano onun altında kalmamak için daha gür, daha şiddetli devam etti.
Matthew kendi sırası bittiğinde aniden arkasını dönerek kulise yürüdü ve kulağındaki kulaklığı çıkararak,"Ben yokum."diye bağırdı.
Menajeri ve sevgilisi, açıkçası kulisteki herkes şaşkınlıkla,"Ne!"diye bağırdılar.
Ilgın da koşarak salondan dışarı çıktı.
**