~ÖLÜM İLE YAŞAM~

1978 Words
16 haziran 2023 Sıcak bir Bursa gününde havaya uygun bir şekilde giyindim hemen evimden çıkarak çalıştığım büroya doğru yola çıktım. Normalde olmadığı kadar trafik vardı. Oflayarak önümdeki araba ilerledikçe ilerliyordum. Sıkıntımı biraz yatıştırır düşüncesiyle arabamın radyosunu açtım birkaç kanal ilerledikten sonra sürekli dinlediğim radyo kanalında durdum. Reklam vardı fakat şimdi sevdiğim bir parça başlar ümidiyle tekrar trafiğe odaklandım. Hafif hafif ilerlerken radyoda çalan şarkıyla gözlerim olduğu yerde takılı kaldı. "Yok, anlamadım Farkına varmam çok zaman aldı" duyduğum şarkıyla aklım üç sene önceki o geceye gitti. "Sevme beni, senin sevmelerine kalmadım" O gece yaşadığım duygusallık sanki daha dün yaşamışcasına tekrar üzerime çöktü. Gözlerim doldu, o gece o kafeden çıktıktan sonra İpek ve Hilal arkamdan gelmiş beraber eve dönmüştük, eve döndükten sonra onlara Önder ağabeyin sabah sunduğu teklifi anlatmış ve ani bir kararla teklifini kabul ettiğimi söylemiştim oysaki henüz Önder ağabey ile konuşmamıştım bile. Çokça karşı çıkmış olsalar da yaşadıklarımı ve yaşayacaklarımı göz önünde bulundurduklarında bana karışmamışlardı. O gece babannemle konuşmam aklıma geldi, o da gideceğim için çok ağlamıştı ancak bana engel olmamıştı, ne kadar zorlasam da sabahki konuşmasını tekrar etmiş ve Ankaradan başka bir yerde hayatının kalanını devam ettirmek istemediğini söyleyerek burada kalmak istediğini üstüne basarak belirtmişti. Babaannem gelmeyince elimde tek seçenek kalmıştı, yeni hayatıma yalnız başlayacaktım. O da bir sıkıntım ve üzüntüm olduğunun farkındaydı yoksa bu teklifi kabul etmeyeceğimi biliyordu, belki de sıkıntımı atlatınca veya orada tek başıma hayatımı sürdüremeyince onun tanına geri döneceğimi düşünüyordu bu yüzden pek fazla karşı çıkmadan beni kendi halime bırakmıştı fakat pek de düşündüğü gibi olmamıştı. Babaannemi kızlara ve İpek ile Mahirin annesi aynı zamanda benim de anne gibi gördüğüm ve yan komşumuz olan Asiye teyzeye emanet etmiş ve o gece Önder ağabeye haber vererek sonraki sabah kimseyi beklemeden ve vedalaşmadan bir daha dönmemek üzere Ankaradan ayrılmıştım, planladığım gibi ayrıldıktan sonraki üç sene içinde dönmemiş, dönmeyi bırak dönme fikrini aklımdan dahi geçirmemiştim. Kızlarla hala irtibat halindeydim İpek bir kaç ayda bir babaannemi alıp beni ziyarete geliyordu. Hilal de müsait oldukça arıyordu İpek kadar olmasa da o da bir kaç kez gelmişti. Onun dışında hiç kimse ile konuşup görüşmüyordum. Onlar da bu fikrime saygı duyup Ankara ve oradaki insanlarla ilgili bana hiç bir şey anlatmıyordu, aslında anlatıyorlardı fakat onun evlendiğini duyduktan sonra onun hakkında bir daha bilgi almamak üzere Mahir sayfasını kapatmıştım. Evlenmişti... Evlendiği gün yaşadığım acı hayatım boyunca unutamayacağım bir acıydı. Çok üzülmüş çok ağlamıştım, atlattım diye etrafımdakileri kandırsam da hala atlatamamıştım. Sadece bazen mış gibi yapmak gerekiyordu, ben de mış gibi yaşıyordum. Yani unutmuş gibi, üzülmüyormuş gibi... Ankara’dakiler hakkında haber almamam da tam o gün başlamıştı, artık belli durumları kaldıramayacağımı fark ettiğimde onun aklımda son bıraktığım gibi kalmasını istemiş ve kızlardan asla bilgi vermemelerini rica etmiştim. Sağ olsunlar onlar da beni kırmamışlardı. Yani Mahir ve diğerlerinin ne yaptığı konusunda uzun zamandır hiç bir fikrim ve bilgim yoktu. Üç sene içinde burada kendime yeni bir hayat kurmuştum hala Önder ağabeyin bürosunda avukat olarak çalışıyordum. Geçen süre içinde kendimi mesleğimde geliştirebileceğim kadar geliştirmiştim hatta bu aralar yaptığım birikimle kendime bir avukatlık bürosu açıp serbest olarak çalışmak gibi düşüncelerim vardı. Fakat tam emin olamadığım için bu konuda bir adım atmıyordum. Şarkı bitince göz yaşlarımı sildim ve hiçbir şey olmamış gibi arabamla ilerlemeye devam ettim. Üç yıldır böyleydim işte, hatırla, ağla, unutuyormuş gibi davran, hayatına devam et döngüsüyle devam ediyordum. Fakat ne unutabilmiştim ne de hayatıma çok içten bir şekilde devam ediyordum. Şu an hayatımda her şey kendi akışında ilerliyordu. Hayat bana bir şeyler getiriyordu ve ben yaşıyordum. Ağlamanın etkisiyle akan burnumu silmek için torpidodan bir peçete çıkarıp burnumu ve gözlerimi sildim. Babaannemle bugün henüz konuşamamıştık işe gidince aramayı aklımın bir köşesine yazdım. Yavaş yavaş da olsa yol açılınca çalıştığım sokağa girebilmiştim tam park edecek bir yer bulup arabamı park edecekken telefonum çaldı. Boş olan yan koltuğa bıraktığım telefonuma göz ucuyla baktığımda İpek’in aradığını gördüm. Arabayı park edene kadar telefon susunca park ettikten sonra ararım düşüncesi ile tekrar aramaya dair herhangi bir harekette bulunmadım, biraz zor da olsa bulduğum dar yere arabamı park ettikten sonra inmeden İpek’i aradım. Telefonun açılma sesini duyunca onun konuşmasına fırsat vermeden hemen konuşmaya başladım. "Alo, İpeğim kusura bakma arabayı park ediyordum. Açamadım" karşıdan konuşma yerine bir hıçkırık sesi gelince oturduğum yerde dikleştim. Bir şey olmuştu, korku hissi ile mideme bir ağırlık çökerken cevap beklercesine konuştum, " İpek, ne oldu neden ağlıyorsun?" "Feride, hemen Ankara’ya gelmen gerekiyor." Ağlıyordu, ben de ağlamaya başladım, kesin babaanneme bir şey olmuştu, " Ne oldu ipek? Düzgün bir şeyler söyle birine bir şey mi oldu bak kalbime inecek" " Feride... Huriye teyze bu sabah fenalaştı apar topar hastaneye kaldırdık." Duyduklarımla arabayı çalıştırırken bilincimi kaybetmiş gibi ağlıyordum. " Ne diyorsun İpek babaannem iyi mi ne oldu neden fenalaştı. Ahhh! Kafayı yiyeceğim!" " Sakin ol Feride, dikkatli gel! Bir de aklım sende kalmasın şu an yoğun bakıma aldılar şükürler olsun ki yaşıyor. Ama gelip babaanneni gör, gözleri sürekli seni arıyor, sen gittikten sonra özleminden sürekli seni sayıklıyor.Bir şey olmaz ancak olur da bir şey olursa yanında ol" duyduklarımla derin bir nefes aldım yaşıyordu babaannem. " Tamam, ben şimdi yola çıktım, geliyorum. Beni gelişmelerden haberdar et" " Tamam çiçeğim ama dikkatli gel, lütfen aklım bir de sende kalmasın" telefonu kapatıp Önder ağabeye haber verdikten sonra Ankara yoluna girdim. Aşağı yukarı beş saatlik bir yolum vardı. Kendimi telkin ederek, bir daha asla dönmem dediğim o şehire sürdüm arabamı. Üç yıl sonunda böyle bir şey için dönmek beni çok kötü etkilemişti aynı zamanda babaannemi yalnız bıraktığım için de vicdan azabı çekiyordum. Beş saatlik yolu ağlayarak bitirdikten sonra İpeğin söylediği hastaneye vardım. Danışmadan yoğun bakımın katını öğrenip o kata çıktığımda senelerdir görmediğim yüzler karşıladı beni. Fakat hiçbirini görebilecek durumda değildim, şu an ilgilendiğim tek bir şey vardı o da tek ailem olan babaannemdi. İpek beni görünce ağlayarak ve adımı söyleyerek bana koştu, içime çok kötü bir his doğdu. Yine mi kaybettik Feride? Gittin ama yine de lanetini kendinle götüremedin mi ? Durduğum yerde İpeği beklerken gelip bana sarıldı ve beni yıkan o cümleyi söyledi. " Çok üzgünüm, Huriye teyzeyi kaybettik başımız sağ olsun kardeşim" her kaçış bir başlangıçtı. Peki ya her bitiş de bir başlangıç mıydı? Ben hayata nasıl tekrar başlayacaktım, nasıl tekrar dönecektim. O an her kaçışın bir başlangıç olduğunu söyleyen ben her bitişin de bir son olduğuna kendimi inandırdım. Bu benim sonumdu. Fakat hayatın bana getirecekleri aslında bununda bir son olmadığını ve hikayemin başlangıcı olduğunu öğretecekti. Hayatım yüz seksen derece değiştiğinde her şeyin farkına varacaktım. — Senelerdir gelmediğim evimin salonunda babaannemle televizyon izlediğimiz o koltukta oturuyordum. Ev çok kalabalıktı fakat sanki tek gibiydim etrafımda olan biten hiçbir şeyin farkında değildim. Sürekli birileri ağlıyor, arada yanıma gelip baş sağlığı diliyorlardı. Babaannem için kavurulan ve dağıtılan helvayı yiyor sonra oturup yanlarındaki kişilerle sohbet ediyorlardı. Sözde herkes acı çekiyordu, herkes yanımdaydı ancak sanki sadece tek ben varmışım yalnızca karanlık bir odada oturup boş bir duvarı seyrediyormuşum gibi hissediyordum. Kafamın içi bomboştu, düşünme yetimi kaybetmiş gibi hissediyordum, sadece bakıyordum ancak bir şey görmüyordum ve ağlıyordum. Babaannemin cenazesi gömüldüğünden beri tek yaptığım buydu. Asiye ablalar sürekli yanımdaydı bir şeyler yemem için uğraşıyorlardı, biraz dinlenmem için ısrar ediyorlardı fakat hiç kimseyi duyup görmüyordum. Boş boş etrafı izlerken ağlamaktan başım zonkluyordu. O sırada bir çocuğun ağlama sesini duydum o ağlama sesi beni sanki dünyaya tekrar döndürdü. Hani tam uykuya dalacağın sırada bir yerden düşersin de uykundan sıçrayarak uyanırsın ya, işte o ağlama sesiyle sanki kocaman bir uçurumdan düşerek uyanmıştım. Ağlayan çocuğun sesi tam yanımdan geliyordu başımı eğince çocuğun bir eliyle bacağıma tutunduğu diğer elini ise bana uzatarak kapatıp açtığını ve aynı zamanda ağladığını fark ettim. Etrafımda insanlar bir şeyler söylüyordu fakat başımın ağrısından ve bana tutunan çocuğa olan odaklanmamdan kaynaklı hiçbirini duymuyordum. Bir süre çocuğa öylece baktım ve üç gündür ilk kez ağlamak ve uzaklara bakmaktan farklı bir şey yaptım. Daha yeni yürümeye başladığı belli olan ve bana tutunarak bu kadar uzun süre ayakta durmayı başardığını anladığım kız çocuğunu iki koltuğunun altından tutup yan bir şekilde kucağıma oturttum. Çocuk kucağıma aldığım an ağlamayı kesmişti. O an etraftaki insanların konuşmalarından, bakışlarından bir haber başını göğsüme yaslamış bir eliyle sağ göğsümü tutarak "ma ma ma ma ma" diye sayıklayan çocuğun ne istediğini çözmeye çalışıyordum. Muhtemelen acıkmıştı, fakat bende onun istediği mama yoktu maalesef. Saçlarını okşayarak, " Bende istediğinden yok maalesef küçük" sesimi duyunca sayıklamayı bırakan çocuğun ne yaptığına bakmak için eğildiğimde gözlerini kapatmıştı ve tam o an göğsümü tutan eli uyumanın etkisiyle yanına düşmüştü. Bu hali içimin sıcacık olmasına neden olurken. Yanıma biri oturdu , baktığımda İpek olduğunu gördüm. İpek yanıma oturmuş gözleri dolu dolu içli bir şekilde ben ve kucağımdaki çocuğa bakıyordu. " Bu bebeğin annesi kim İpek, çağır da gelsin. Acıkmıştı galiba ağlıyordu, sonra kucağıma alınca ağlamanın yorgunluğu ile uyudu garibim" dediklerim İpeğin gözlerinden yaşlar akmasına neden oldu. Bu hali beni şaşırtmıştı ama üç gündür sürekli ağlamamın etkisinden olsa gerek çok duygusuzlaşmıştım. "İpeğim neden ağlıyorsun? nerde bu çocukcağızın annesi? Çağır da gelsin yatırsın çocuğu güvenli bir yere ya da sen götür istersen uyanmadan yatır bir yere annesine söylersin" İpek tam ağzını açıp konuşacakken Asiye teyze başımda belirdi. " Feride, kusura bakma kızım ben gelen, gidenle ilgileneyim derken çocukla ilgilenemedim ver ben yatırayım onu uyumuş kucağında garibim" Asiye teyzenin söyledikleriyle kaşlarım çatıldı. " Asiye teyze olur mu ne kusuru, asıl sen kusura bakma sana yardım edemiyorum. Acıkmıştı çocuk, mama diye sayıklayarak uyuyuverdi kucağımda, istersen yatırmadan önce annesine götür karnını doyursun “Asiye teyze vah vah dercesine cevap verdi, " Bana da yazıklar olsun, nasıl dikkat etmedim. Acıkır tabi yavrucak, ver kızım ben yatırıyım kalkınca karnını doyururum" hiçbir şey anlamıyordum ve Asiye teyzenin gösterdiği her bir hareket de beni şaşırtıyordu, bu çocuk onun neyiydi de bu kadar peşine düşmüştü meraklanmıştım, anlamak için sordum, " Kim ki bu çocuk, sen niye bakıyorsun Asiye teyze, annesi nerde bu çocuğun?" Başsağlığı için gelen birkaç insanın ben soruyu sorduktan sonra üzgün gözlerle bana ve kucağımdaki çocuğa baktıklarını fark ettim sanki acıyor gibileridi. Asiye teyze içli bir nefes alarak cevap verdi, " Kızım Mahir ile Yeşimin kızı Ela bu çocuk, senin bilmemen normal sen buralardan gittikten sonra dünyaya geldi çocuğum. Ama kaderi kendi kadar güzel olamadı yavrumun. Mahir ile o cadı kadın anlaşamayınca boşandılar çocuk da Mahirde kaldı, hep birlikte yavrumu büyütmeye çalışıyoruz işte" duyduklarımla beynimden vurulmuşa döndüm, daha ne yaşayabilirim ne duyabilirim nasıl üzülebilirdim, beni daha fazla ne üzebilir ki? Kızlar bana hiç söylememişti, kızları bırak babaannem bile bir kez olsun Mahir veya ailesi ile ilgili herhangi bir mevzuyu ağzından kaçırmamıştı. Kucağımdaki çocuğa şaşırmam o kadar normaldi ki, şaşkınlığımı üstümden atamadan konuşmaya başladım ya da başlamaya çalıştım desem daha doğru olur. "N-ne, m-mahirin çocuğu mu dedin?" Sorumla İpek ile Asiye teyze daha çok ağlamaya başladı. İpek bana ağlıyordu, Asiye teyze ise kucağımdaki çocuğun annesizliğine, ne hissetmem gerektiğini bilmiyordum, duygu yoğunluğuyla kucağımdaki çocuktan kurtulup kafamı toplamak için Asiye teyzeye uzattım fakat çocuk elini tişörtüme sıkıca sarmış bırakmıyordu. Ben ondan kurtulmak istesem de o benden kurtulmak istemiyordu galiba. Ağladı ağlayacak halimle ayağa kalktım tabi kucağımda Elayla " Nereye yatırayım asiye teyze sen söyle ben götürürüm." Asiye teyze minnetle gülümseyerek üst kattaki misafir odasına yatırırsam iyi olacağını söyledi ve beni oraya yönlendirdi. Söylediği yere geldim Elayı yatağa yatırmaya çalıştım fakat çocuğu yatağa bırakmak için uğraştıkça bana daha çok yapışıyordu. Bu durum artık kendimi tutamayıp ağlamama neden oldu. Evlenmişti, çocuğu olmuştu, boşanmıştı ve benim hiçbirinden haberim yoktu. Kucağımda uğruna tek ailemi bıraktığım, şehir değiştirdiğim adamın çocuğunu taşıyordum. Hem kendime hem de bu günahsız çocuğa ağlıyordum. Tekrar bırakmak için hamle yaptığımda beni bırakmayınca daha fazla bu haline dayanamayarak yanına uzandım o sırada kapı açıldı, kapının ardında Asiye teyze ve İpek göründü bu halimize bakarak içli içli nefeslendiklerini duydum hiçbir şey söylemeden öylece birbirimize baktık. Kalkmayıp burada uyuyacağımı anladıklarında kapıyı kapatıp gittiler, ben ise yüreğimdeki sırra ait en değerli varlığa sarılıp onu inceleyerek uykuya daldım. İlk başta hissetmemiştim fakat çocuğu da kendisi gibi kokuyordu, bu fark edişle Elanın boynuna iyice burnumu yaklaştırdım, bu koku günler sonra ilk defa huzurlu bir şekilde gözlerimi kapatmama neden oldu. O gece iki öksüz birlikte uyuduk o bana kokusuyla şifa olurken tek temennim benim de ona sarılışımla, kokumla veya başka herhangi bir özelliğimle şifa olmamdı…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD