Yazım tarihi : Eylül 2023
Yayımlanma tarihi: Ağustos 2024
17 kasım 2020
Belki dışarıdan bakıldığında ben yirmi dört yaşında hayatının baharında bir genç kızdım, insanlar bana bakınca bundan fazlasını görmüyordu ancak her insan gibi ben de bundan daha fazlasıydım. Küçük yaşında kaybettiği ailesinden sonra babaannesi ile kalmış, bunlar yetmezmiş gibi senelerce karşılıksız ve belki de imkansız bir aşkın pençesine düşmüş, dışarıdan hayat dolu duran fakat içinde fırtınalar kopan, yaşadığı üzüntüler geçti diye kendini avutan ancak hiç bir zaman bu üzüntüleri atlatamayan, belki defalarca hayatın sillesini yemiş bir genç kızdım. İşte insanların dışarıda gördüğü Feride ile benim içimdeki Feridenin farkı buydu.
Bir sonbahar sabahıydı. Soğuktan korunmak için kalınca giyinmiş, atkımı ve beremi takmış çalıştığım büroya doğru ilerliyordum. Hava oldukça soğuktu fakat bugün benim için soğuğu algılayamayacak kadar heyecanlı bir gündü. Bugün yirmi dört yıllık hayatımda asla yapmam dediğim bir şey yapacaktım. Ve bu yapacağım şey beni heyecanlandırmanın yanında korkutuyordu da çünkü alacağım karşılık bundan sonraki hayatımı şekillendirecekti.
Düşüncelerimin arasında büroya geldiğimi farkettim, soğuktan kaçmak için zemin kattaki kapıyı açıp kendimi içeriye attım, kendi odama ilerlerken aynı zamanda atkımdanda kurtulmaya çalışıyordum.Üstümdekileri çıkartırken hala dışarıdaki soğuğun etkisiyle her nefes almamda ağzımdan dumanlar çıkıyordu. Üstümdeki montu bereyi ve atkıyı içeride klimanın çalışıyor olmasının rahatlığıyla hızlıca çıkardım. Üstümdekileri çıkartırken aynı zamanda etrafa bakınıyordum normalde bu saatlerde patronum aynı zamanda aile dostum olan Önder ağabey ofiste olmazdı, ofisimizin yardımcı ablası ofisimizi açar, biz gelmeden önce etrafı temizlerdi, ancak bugün Önder ağabeyin de ofiste olduğunu odasının kapısının kapalı olmasından anlamıştım. Odasına doğru yürürken seslenmeyi de ihmal etmedim.
"Önder ağabey ben geldim, odanda mısın?" Ofiste olduğunu anlamış olmama rağmen geldiğimi belli etmek için seslenmiştim.
" Feride odamdayım." Odasında olduğunu duyunca daha emin adımlarla odaya yürüdüm ve kapıyı açıp içeriye adımladım.
" Günaydın Önder Ağabey, bugün erkencisin , normalde bu kadar erken gelmezsin umarım bir sıkıntı yoktur?" Önder ağabey masasının önündeki sandalyeyi göstererek içli bir nefes çekti.
" Günaydın Feride otursana ben de senin gelmeni bekliyordum. İşler bugün yoğunlaşmadan seninle önemli bir konu hakkında konuşmak istedim.." Tedirgin bir şekilde gösterdiği sandalyeye oturdum.
"Hayırdır inşallah ağabey korkutma beni kötü bir şey olmadı değil mi?" Önder ağabey benim tedirginliğimi anlamış olacak ki sakinleşmem için hafif bir şekilde gülümseyip beni sakinleştirmeye çalıştı.
" Yok kötü bir şey sakin ol , kötü bir şey olmadı fakat önemli bir gelişme oldu seninle onu konuşmam gerekiyor." Biraz rahatlayarak derin bir nefes aldım,
"Tabi ağabey konuşalım." Önder ağabey önünde duran kupadan bir yudum alarak konuşmaya başladı,
"Feride, biliyorsun ki bu hafta sonu düğünüm var." anlamayarak gözlerimi kırpıştırdım.
" Evet ağabey biliyorum"
" Dün akşam işten sonra Evrimle biraz konuştuk, daha önce aklımızda olmayan bir konuda konuştuk ve hayatımızın devamı hakkında önemli bir karar verdik. Tabi sen şimdi seninle bizim hayatımızla ilgili konuyu neden konuştuğumu düşünüyorsun ama bu konu bizim kadar seni de ilgilendiriyor çünkü bu konu ofisle ilgili." Ofisin adını duymamla yerimde dikleştim. Beni kovmak mı istiyordu acaba? Onun hazırlığını mı yapıyordu? Ben kafamda kurmaya devam ederken Önder ağabey konuşmaya devam etti.
" Feride , biliyorsun seni çok severim benim için çok değerlisin bana bağlı olarak çalışan bir avukat olsan da Ahmet ağabeyimin bize emanetisin bu yüzden diğer avukat arkadaşlarla konuşmadığım şekilde seninle konuşuyorum, şu an bunları söylemek bana çok zor geliyor fakat kararı verirken inan seni de düşünerek adım attık." Söylediği sözlerden sonra kısa bir es verdi, ben hala pür dikkat dinliyordum.
"Biliyorsun bizimkiler Bursada yaşıyor, tek benim değil Evrimin ailesi de öyle. Dün düşündük evlendikten sonra biz de Ankaradan taşınıp Bursaya yerleşmeye karar verdik. Artık orada yaşayacağımız için de bizim büroyu de Bursaya taşıyacağı." Duyduklarımla omuzlarım çöktü ve gözlerim dolmaya başladı. Ailemi kaybettikten sonra hayatımda olan sayılı insanlardandı Önder ağabey. Önder Ağabeyin babası Mehmet amcayla rahmetli babam çok eskiden arkadaş oldukları için babamı ve annemi malum günde kaybedince beni ve benim tek ailem olan babannemi yalnız bırakmamışlar bize aile olmuşlardı.
Ben de Mehmet amcanın oğlu Önder ağabey gibi hukuk fakültesini bitirip avukat olunca Önder ağabey okulun bitmesiyle stajyer avukat olarak beni ofisinde işe almıştı. Yanında stajımı bitirmiş yakın zamanda avukatlık ruhsatımı almıştım fakat beni bırakmamış belirli bir süre daha ona bağlı bir avukat olarak çalışmam konusunda teklifte bulunmuştu. Hoş avukat olarak çalışmaya başladığım süre çok üzün bir süre değildi fakat şu an hem sevdiğim insanlar hem de işimi kaybetme korkusuyla karşı karşıya kalmıştım. Duyduklarımın yoğunluğuyla akmak için hazırda bekleyen göz yaşlarıma titreyen çenem de eşlik etti. Ama ben susmadım,
"Önder ağabey, nas..." üzüldüğümü farkeden Önder ağabey hemen konuşmaya devam etti.
" Feride ,dur dinle bir beni. Ben seni de düşündüm tabii ki sen bana, bize emanetsin seni düşünmeden ne ben ne Evrim bir adım atmayız. Bizimle Bursaya gelin hem Huriye teyze de annanemlerin yanında daha mutlu olur. Orada bir ev tutarız size, hem işimiz sıkıntı olmaz hem yan yana oluruz sizlerde aklımız kalmaz. Ha dersen ki ağabey benim bursada ne işim var, onu da düşündüm. Burada bizim Canerin bürosu var Kızılayda hatta arayıp konuştum durumu anlattım eğer kalmak istersen benim referansımla onun yanında istediğin kadar çalışabileceğini söyledi." Daha fazla tutamadığım göz yaşlarım akmaya başladı. Gidemezdim ki sevdiğim adam canımın diğer yanı Ankaradayken bugün ona sevdiğimi söyleyecekken hayatımda belki yeni bir sayfa açacağım derken nasıl başka bir şehire gidebilirdim? Hıçkırarak cevap verdim,
" Ağabey ben gelemem" Önder ağabey ağladığımı görünce yerinden kalkıp tam önümde iki sandaliyenin ortasında ve masasına paralel duran sehpaya oturarak bana döndü aramızda bir kişinin sığabileceği kadar uzaklık vardı.
" Abicim ağlama böyle. Kendimi çok kötü hissediyorum" burnumu çektim masada duran peçetelikten bir peçete alarak yüzümüde sildim. Önder ağabeye bakarak cevap verdim,
" Kusuruma bakma ağabey bir an sizlerden uzak olacağımı düşününce kendimi tutamadım, benim için de bir sürü şey düşünmüşsünüz sizlerin hakkını nasıl öderim bilemiyorum. Babamların vefatından sonra sürekli yanımızdaydınız. Beni kardeşinden ayırmadığının farkındayım. Sen benimle ilgili planlarını söyledikçe çok mahçup oluyorum ağabey. Hakkını helal et. Hakkınızı helal edin. Çok değerlisiniz benim için, sizi çok özleyeceğim." Önder ağabey beni kendine çekerek sıkıca sarıldı.
" Sana hissettiklerimi hissettirebildiysem ne mutlu bana, sen benim kardeşimden farklı değilsin Feride her zaman kapım, kapımız hem sana hem Huriye teyzeye açık, fikrini ne zaman değiştirirsen o zaman gelebilirsin sizi hep bekleyeceğiz." Ben de sımsıkı Önder ağabeye sarılarak,
" Sağ ol ağabey iyi ki varsınız." Önder ağabey benden ayrılarak ayaklandı.
" Bu kadar duygusallık yeter kalk bakalım bugün ve kalan tüm günler benden izinlisin, ay başına kadar işe gelmene gerek yok ben de zaten ofisteki bir kaç ıvır zıvırı, dava dosyalarını toplamaya başlayacağım, işle ilgili küçük nüanslar hakkında daha sonra detaylı konuşuruz, malum şu an hala açık ve senin avukatı olduğun dosyalar var, bir kaç gün içinde Bursadaki ofisi açacağız, oraya geçmeden önce hem size veda etmek için hem de bu işleri detaylıca konuşmak için uğrarız size. Diğer ayın başında Canerin ofisinde işe başlayabilirsin galiba , ben sana telefonunu ileteceğim detaylıca konuşun, işe başlayana kadar da güzelce dinlen. Bu ay sonuna kadar biraz kafanı dinle olur mu abicim." Ayaklandım,
" Yardım edeyim sana ağabey, birlikte hemen toplayalım."
"Büyük sözü dinle Feride, şimdi eve git ve dinlen bir kaç gün içinde zaten görüşürüz vedalaşmak için size uğrayacağız Huriye teyzeyi görmeden gitmek olmaz." Gülümsedim,
" Peki ağabey bekliyoruz o zaman kolay gelsin sana." Tekrar önder ağabeyle vedalaşarak ofisten hızlı bir şekilde çıktım kah ağlayarak ,kah hıçkırarak ,kah burnumu çeker eve vardım. Bahçemize girip anahtarla kapıyı açtım babannem yaşlı olduğu için ve sürekli kapıya kadar gelip açmasını istemediğim için sürekli evin anahtarını yanımda bulundururdum. Eve girip ayakkabılarımı çıkarırken babaanneme seslendim
" Babaanne ben geldim!"
" Feride, bu saate ne işin var evde, hem de ağladın mı o sesinin hali ne?" Salona gittiğimde televizyondan bir günlük dizi açmış izlediğini gördüm. Sakince yanına gidip oturdum ve tüm olanları baştan sona anlattım. Babannemde benim gibi çok üzülmüştü. Ama bu yaşından sonra Ankarayı bırakıp gitmeyeceğini zaten şunun şurasında kaç senelik ömrü kaldığını, ömrünün kalanını da gurbette değil kendi memleketinde yaşamak istediğini söylemişti.
" Ay babanne o nasıl laf ya ağzından yel alsın! Ölmek falan duymak istemiyorum bir daha. Bizim daha birlikte yaşayacağımız çok güzel günler var" biraz daha konuştuktan sonra odama geçmiş ve yatağıma uzanarak biraz dinlenmiştim. Bir iki saat kestirdikten sonra telefona gelen mesaj sesiyle uykumdan sıçradım.
" Bu kim ve benim telefonum neden seslide ya" kendi kendime söylenirken telefonu alıp gruptan gelen mesaja baktım.
İpeğim: Feride nerdesin ya, bugün büyük gün kızım hiç sesin soluğun çıkmıyor. Şimdi abim çocuklara konuşurken duydum, bizim ara sıra takıldığımız canlı müzik var ya o mekana gideceklermiş. Hazırlanıyorsunuz biz de oraya gidiyoruz, Feride sen planladığımız gibi açılıyorsun ve bu mevzu da burada kapanıyor.
İpeğin yazdıklarını okuyunca kalbim heyecanla çarpmaya başladı.
Feride: İpek yapamayacağım ben , yaparım dedim ama bunu yapabilecek gücü şu an bulamıyorum kendimde. Mahirin beni sevmediğini söylemesi şu an kaldırabileceğim bir şey değil.
İpeğim: kızım ağabeyim önce kendi kıçını açsın da ona sevmediğini söylesin kim köpek o senden iyisini mi bulacak.
Bozuk olan moralime rağmen yazdıklarına kahkaha attım. İşte bizim arkadaşlığımız böyleydi, ağabeyi ve ben mevzusu açıldığında her zaman benim tarafımı tutar ve sanki ben öz kardeşiymişim gibi davranırdı.
Hilal: Feride, hazırlan kaçarın yok akşam gidiyoruz. Açılmayacak olsan bile Mahir ağabeyler ne yapıyor görmüş oluruz.
Hilalin yazdıklarıyla gözlerimi devridim, bu da az fena değildi benim açılmam bahanesiyle kendi platonik sevdiceğini görecekti,
Feride: Tamam be ne uzattınız gideriz de neler oldu bugün bir bilseniz.
Kızlara bugün olanları anlattıktan sonra mutfağa gidip akşam yemek için bir şeyler hazırladım babanneme akşam çıkacağımı da arada söylemiştim. Yemeklerimizi yedikten sonra odama çıkıp siyah mevsimine uygun bir triko kazak ve dolabımda sayamadığım kadar çok olan kumaş pantolonlarımdan en kalınlarından birini seçip giydim. Saç makyaj derken oldukça sade ve akşam için uygun olmuştum. Heyecanla hazırlanıp çıktığını babanneme haber verince kızlardan gelen mesajla ayakkabılarını giyip bahçeye çıktım. İpek geçen sene rahmetli olan babası Hüseyin amcanın arabasını almıştı sürücü koltuğunda otururken Hilal de yanındaki koltukta oturmuş beni bekliyorlardı siyah topuklu botlarımın fermuarlarını çekip koşarak arabanın arka koltuğuna kendimi attım. Giydiklerim düşündüğümden daha çok üşümeme neden olmuştu. Ellerimi birbirine sürterek ısınmaya çalışırken kızlarla konuşmayı da ihmal etmemiştim,
" Ay ne bu soğuk dondum, dondum!" Bu halim kızları güldürmüştü. İpek arabayı çalıştırıken Hilal cevap verdi
" Kızım Ankara burası ayazı sert olur kaç yıldır Ankaralısın hala alışamadın mı?"
" Alıştım alışmasına da her soğuk gün beni daha çok şaşırtıyor, ondan bu tepkim." Kızlarla konuşarak canlı müziğin olduğu kafeye gelmiştik. İpek arabayı sağlam bir yere parkedince hepimiz sırayla arabadan indik . Bugün şanslı günümüz ilan etmiştim çünkü kafenin girişine çok yakın bir yerde park alanı bulmuştuk. Oyalanmadan hızlıca kafeye girdik. Mahiri günlerdir görmediğim için çok heyecanlıydım, belki bugün kendimde o cesareti bulup açılamayacaktım fakat onu görecek olmak bile bugün oldukça bozulan moralimi yerine getirmeye yeterdi. Gözlerim etrafı taradı ve tam odağında durdu. Mahir ve mahallenin ağabeyleri yani mahirin arkadaşları hep beraber bir masada oturmuş sohbet ediyorlardı. Kızlar da görmüş olacak ki, onları görmemiş gibi onları çok rahat görebileceğimiz fakat onlara bir o kadar da uzak bir masa seçip masaya doğru ilerlediler. Masaya otururken İpek konuşmaya başladı,
" Bana bakın bugün aklınızdaki her türlü olumsuzluğu her türlü üzüntüyü atıyorsunuz ,ağabeyimi falan da şimdilik boş veriyorsun çiçeğim. Bugün kafa dağıtıp eğleniyoruz, daha sonra kendini hazır hissedersen sana ağabeyimle konuşabileceğin bir ortam ayarlarız ve konuşursun. Anlaştık mı?" Hilal ile ben onaylayıp kurulduk masaya. Tabi ben dünden razıydım, çünkü her ne kadar duygularımı açıklamak istesem de o gücü henüz kendimde bulamıyordum.
Kızlarla birer alkolsüz kokteyl sipariş ederek sohbet etmeye ve canlı olarak söylenen müziklere eşlik etmeye başladık. Her ne kadar İpeki onaylamış olsam da gözüm Mahirlerin masasından ayrılmıyordu. O kadar derin bir mevzuya dalmışlardı ki bizi hiç biri fark etmemişti. Bir müddet hem şarkıya eşlik etmeye hem de kokteyllerimizi içmeye dalmıştık ve gelme nedenimizi unutmuştuk ki, masada bir hareketlilik oldu,
" İpek ne işiniz var burada?" Duyduğum sesle daldığım solistten gözlerimi alarak sıçradım ve masamıza kadar gelen Mahire döndüm. Onu görmemle kalbim yine saatte kilometrelerce hızla koşmuşum gibi atmaya başladı. Esmer tenini, okyanus gözlerini uzun zamandır bu kadar yakınımda görmüyordum, görmememin yanı sıra aşık olduğum sesini de duymuyordum. Yani kısacası bir kaç gündür Mahire hasrettim.
İpek de duyduğu sesle titreyerek Mahire döndü, korkmasına bakılırsa o da benim gibi Mahirin buraya geldiğini daha yeni farketmişti. Sağ elinin baş parmağını üst damağına koyarak yukarı doğru iterken sol elini kalbine koyarak abisine cevap verdi.
" İlahi ağabey! Ne sinsi sinsi gelip zebani gibi başımıza dikiliyorsun!Aklım çıktı aniden bağırınca." Mahir İpekin tepkisine gözlerini devirirken, ben bozuk moralime ve şu anki heyecanıma rağmen İpekin tepkisine gülmemek için kendini frenledim.
Mahirin gözleri hepimizin üstünde tek tek gezdi, sanki önemsiz bir şeyi izliyormuş gibi bizlere baktı ve en son tekrar bakışlarını benim can dostum kendinin ise kardeşi olan İpekte durdurdu.
" Bana bak İpek, düzgün konuş karşında ağabeyin var . Sorduğum soruya cevap ver, ne işiniz var burada?" İpeğe gerek kalmadan Hilal söze atladı sinirlenmişe benziyordu, bense dilim tutulmuş gibi olanları izliyordum,
"Ne işimiz var gibi duruyor Mahir ağabey,müzik dinleyip kafa dağıtıyoruz. Yani tam olarak sizin yaptığınız şeyi yapıyoruz, sormanı gerektirecek kadar yabancı gelmemesi lazım bu fiilin sana?"
Mahir aldığı cevaptan dolayı sinirlenmişe benziyordu boynunu kıtlatıp cevap verdi,
" Kızım beni delirtmeyin, kafa dağıtmayın mı diyorum ben size, adam gibi ne işiniz var diyorum. Ayrıca ortada kabak gibi oturuyoruz sizi görmezsem yanımıza geleceğiniz yok neden burada yalnız oturuyorsunuz? Gelsenize bizim masaya, etraf it kopuk dolu." Bunları söylerken etraftaki erkekleri de göz hapsine almayı ihmal etmemişti. Şu an bu ortamda görünmez gibi hissetmem ve Mahirin tavırlarının etkisiyle sinirim heyecanımın önüne geçti ve çenemi tutamayıp cevap verdim.
" Biz itten, kopuktan kendimizi koruyamıyor muyuz Mahir ağabey? Sizin yanınıza neden gelmediğimizin cevabı çok basit aslında. Gelmedik çünkü gelmek istemedik." Duyduklarıyla gözlerini bana dikip derin bir nefes aldı iyice sinirlenmişti.
" Ya sabır allahım, ya sabır! Bir taneydi üç tane oldular " kendi kendini telkin eden hali komik gelmişti bu haline içten içe güldüm.
" Peki, kendini koruyabilen, bizim masamıza gelmek istemeyen Feride, Hilal, İpek hanım efendiler masamıza teşrif etmek isterler mi acaba?" Cevap vermemizi beklemeden tehtit edercesine devam etti.
" Ederler bence, bu kadar lak lak yeter kalkın doğruca bizim masaya." Söyledikleriyle eğer masaya gitmezsek kötü şeyler olacağını farkettiğimizde ayaklandık, işime de gelmişti aslında yakından biraz daha sesini duyar öyle bitirirdim günü. Biz masaya kurulurken Mahir de garsondan masanın hesabının kendi masalarına eklenmesini ve diğer masanın hesabının kapatılmasını istedi.
Bizi gören Tuğrul ağabey, Mete ağabey ve Yavuz ağabey hoşgeldiğimize dair bir şeyler söylerken ben diken üstünde bir şekilde Mahirin karşısındaki sandalyede oturmuştum ve onu göz hapsine almıştım. Fakat Mahir hiç oralı değildi arkadaşlarıyla muhabbet içindeydi bu durum biraz moralimin bozulmasına neden oldu, ben ona her ne kadar derin duygular hissediyor olsam da Mahir pek oralı değildi. Beni İpekten ayırmıyordu işte bu halleri ve hareketleri akabinde aklıma oluşan bu düşüncelerden dolayı şu yaşıma kadar ona karşı duygularımı açmaktan sürekli kaçınmıştım. Bu cesaretsiz hallerim de bir süre daha devam edecek gibi duruyordu. Ben düşüncelerimin arasında boğuşurken çaprazımda oturan Yavuz ağabeyin bakışları arkama takılınca herkes o tarafa döndü ben de dönme gafletinde bulundum keşke dönmeseydim ve görmeseydim...
Ben daha ne olduğunu anlamadan Mahir masadan kalkıp arkamdaki esmer kızın yanına yürümüş kıza sarılmış ve oturduğumuz masaya yönlendirmişti, dikkatimi çeken bir nokta da bizi masadan kaldırırken takındığı tavırla, bu kadını masasına davet ederkenki tavrı arasındaki farktı. Olaylar o kadar hızlı ilerlemişti ki bir ara rüyada olduğumu falan bile düşünmüştüm. Hala ne olduğunu çözememiş bir şekilde olayları takip ederken Mahir ağabey esmer kadının belindeki eliyle yönlendirerek masaya getirmiş ve masanın başında durarak hepimizde gözlerini gezdirmişti. Üstümüzde gezdirdiği bakışlarından onun da şu an şaşkın olduğunu anlayabiliyordum çünkü yirmi dört yıllık hayatımda her zaman onu izler ve gözlemlerdim, ben onun için her hangi bir ses veya nefesten ibaretken o benim için tekti. Onun sesi, nefesi, hareketleri, mimikleri, olaylara verdiği tepkileri, kısacası her şeyi belleğimde kayıtlı ve büyükçe bir yer kaplıyordu. Şu an belleğimden çekip çıkardığım anılarla mevcut halini kıyasladığımda onun da oldukça şaşkın bir durumda olduğunu anlıyordum. Ben onun düşüncelerini çözmeye dalmışken o konuşmaya başladı,
" Şimdilik aklımda böyle bir düşünce olmazsa da, fırsat ayağıma gelmişken fırsatı tepmek olmaz. Sizi Yeşimle tanıştırıyım. Yeşim masada gördüğün kişiler benim için çok değerli insanlar hepsi çocukluğum, arkadaşlarım. Arkadaşlar bu da Yeşim sevgilim." Duyduğum o son sözle kalbimde ince bir sızı oluştu, sızıyı geçirme ümidiyle sağ elim sol yanıma gitti bir kaç kez ovuşturdum fakat hiç bir etkisi olmamıştı. Bir kez daha mı ölüyordum acaba, bir kez daha mı kayıp yaşıyordum, benim olmayan bir şeyi yine mi kaybediyordum.
Hep böyle olmamış mıydı? yedi yaşındayken gelip sana "annenler bir daha gelmeyecek Feride"dediklerinde, on yaşında "vah ne yazık hem yetim hem öksüz Feride" diye acıdıklarında, on sekiz yaşındayken" tek ailen babaannen, o da hastalandı feride" diyerek seni korkuttuklarında ölmemiş miydin sen Feride? Seni bu kadar öldürdükleri yetmedi, doymadılar Feride, yirmi dört yaşına geldin gelip sana "sevgilisi var unut onu Feride" dediler. Ah Feride vah Feride onlar gitti hep sen kaldım Feride. Aile kavramını henüz öğrenemeden bir ailenin oldunu henüz anlayamadan kaybettin, yetmedi büyüdün serpildin ailem babaannem dedin tek aileni de kaybetme tehlikesi yaşadın, geldin yirmi dört yaşına kocaman kadın oldun yıllarca kendi içinde kurduğun hayalleri de kaybettin be Feride. Yine mi öldün Feride?
Sen kaldıkça her şey senden gidiyor, acaba senin mi gitmen lazım Feride?
Bilmem benim gitmem lazımdır belki ...
Ben kaldıkça onlar gitti belki bu sefer de onların kalması için benim gitmem gerekiyordur. Ben kendi içimde hesaplaşma yaşarken kızların endişeli bir şekilde bana baktığını farkettim. Gözlerim dolmuştu kimseye belli etmeden derhal kendimi toparladım. Zaten masada patlayan bombadan sonra kimsenin de beni göreceğini sanmıyordum. İpekin ağzını oynatarak sessiz bir şekilde. " Yapma, kendine gel." Dediğini seçebildim. Masadakiler kendi arasında konuşurken iki kere yalandan öksürerek dikkatleri üstüme çektim ve konuşmaya başladım, konuşurken aynı zamanda ayaklanmıştım da,
" Kusura bakmayın babaannem aramış görmemişim şimdi mesajını gördüm derhal eve gitmem gerekiyor. Bugünlük beni mazur görün." Herkesin bakışları pür dikkat bana döndü, birden bire ne olduğunu çözmeye çalılıyorlardı. Mete ağabey hemen atladı lafa,
" Feride kötü bir şey yok değil mi?, istersen bırakabilirim eve?" Burnumu çekerek yüzüme samimiyetten uzak yapmacık bir gülüş yerleştirdim.
" Teşekkür ederim Mete ağabey siz keyfinize bakın önemli bir şey yok babannem arayınca aklım kaldı, hem de yarın erkenden işe gitmem gerekiyor, biraz erken ayrılsam benim için daha iyi olur." Sözlerim bittikten sonra Mahir ve Yeşim dediği kadına döndüm,
"Bu arada memnun oldum ben Feride, tebrik ederim. Daha detaylı tanışmak isterdim fakat başka zaman artık." Kız samimi şekilde elimi sıkarak gülümsedi ve teşekkürlerini iletti. Daha fazla kendimi tutamıyordum gözlerim dolu dolu kimsenin anlamamasını ümit ederek Mahire döndüm. İstemesem de sesim hafif çatallaşmıştı,
" Hayırlı olsun Mahir ağabey, çok mutlu olun" Mahir ağabey gözlerime bakarak ne olduğunu çözmeye çalılıyordu bir terslik olduğunun farkındaydı fakat ne olduğunu anlayamamış gibiydi.
İpek de ayaklandı o ara benimle gelecekti galiba. Mahir cevap vermekte gecikmedi,
" Mutluyuz, daha da mutlu olacağız. İyi temennilerin için teşekkürler Kardeşim." Duyduklarım ile daha fazla tutamadım hemen gözlerimi kaçırdım kafamı eğdiğimde gözümden bir damla düşmüştü ve o an çalan şarkının nakaratı kulaklarımı dolmuştu.
"Sevme beni, senin sevmelerine kalmadım." Duyduklarımla daha fazla oyalanmadan kabanımı giyip masadakilere gözlerimi gezdirdim. Hepsine son kez görüyormuş gibi baktım aslında gibisi fazlaydı, aniden verdiğim kararla sabah hiç düşünmeden reddettiğim o teklifi şimdi ise hiç düşünmeden kabul ettim. Onlar bilmese de onları son kez gördüm, ya da sadece ben son kez gördüğümü sandım...
"Hoşçakalın, hepiniz benim için çok değerlisiniz,kendinize çok dikkat edin." Son söylediğim sözler bunlar olmuştu onlar anlamamıştı ancak hepsine bu gece veda etmiştim. Son kez, başkasını seven, gözlerimin içine bakarak bunu söyleyen ve beni kardeşinden ayrı görmeyen adama gözlerim değdi ve çıkışa doğru yürüdüm arkamı döndüğümde tutamadığım gözyaşlarım akmaya başladı.
Kafeden çıktım. O kafeyle hepsinin hayatlarından da çıktım. Her şey bitti sandım kaçarım sandım. Ama her kaçışın bir başlangıç olduğunu unuttum. İşte benim hikayem kaçış olarak adlandırdığım bu terk edişle başladı. Ben kaldığımda benden gidenler, ben gittiğimde oldukları yerde kalırlar sandım fakat öncekiler gibi bu da benim düşündüğüm gibi olmadı. Ben gittim onlar hayatlarına devam etti, birbirinden ayrılan hayatlarımız yazılan kaderle tekrar birleşti ve işte benim hikayem orada başladı...