6. BÖLÜM: His

3813 Words
Dün geceden beri çığlık çığlığa bağırıyor zihnimin içindeki küçük Miray. Onu dinlemek istemiyordum. Neredeyse çatlayacak olan başım beni zor duruma soksa da kendimi yatağa bırakıp karanlığa hapsetmiyordum. Dün gece bir karar vermiştim ve o kararımın arkasında duracaktım. Biliyorum en yakınlarım bu kararın acele bir karar olduğunu düşünecekler, mutsuz olacaksın diyerek beni üzecek olsalar da duyacaklarıma şimdiden kendimi hazırladım. Hiçbir şey hissetmediğim gibi hiçbir şey de düşünmek istemiyorum. Şu an evimizin salonunda annem, babam, ağabeyimle birlikte oturmama rağmen onların yüzüne bakmadan telefondan iş ilanlarına bakıyordum. Ağabeyim dün akşamdan beri benimle konuşmak istiyordu bunun farkındayım. Sanırım bana nasıl yaklaşacağını bilmiyor. Tam nasılsın diyerek konuya giriş yapacağında gözlerimdeki ifadeyi görünce duruyordu. Gözlerimde ne görüyorsun abi diye soramadığım gibi konuşmak için hazır olmadığımı da hareketlerimle belli etmeye çalışıyordum. “Verdiğin kararda ciddi misin Miray? Dün akşamdan beri sana ulaşmaya çalışıyorum, benden uzak duruyorsun. İnsanlar akşam gelecekler benimle konuşmalısın, eğer kendinden emin değilsen bu kapıdan içeri hiç girmesinler.” Sonunda konuşmuştu ağabeyim. Telefonun ekranını kapatıp kollarımı göğsümün üstünde topladım. “Evlilik ciddi bir konu, eşlerin birbirlerine karşı sorumlulukları var. Henüz Mirza’yla konuşmadım, onunla konuşmadan önce seninle konuşmak istiyorum güzelim. Sen bu evliliği yapabilecek misin? Abi diyordun ona, abi dediğin bir adamı eşin olarak görecek misin? Bak kendini üzdüğün gibi onu da üzersin, mutsuz olursan o da mutsuz olur. Bu yüzden kendinden emin ol.” Çocuk değildim. Şımarık bir kız da değildim. Hele ki birilerinin duygularıyla oynayacak karakterde hiç değildim. Mutlu olur muyum mutsuz eder miyim bilmiyorum. Şu an tek düşündüğüm sadece yaşayarak öğrenmek. “Eğer kendimden emin olmasaydım evet demezdim abi. Ne olacak ne bitecek yaşayarak görmek istiyorum.” “Bak Miray-” Konuyu uzatmaya hazırlanan ağabeyimi annem araya girerek durdurdu. “Miray’la birlikte markete gidip kâğıtta yazanları alın oğlum. Akşam gelecekler, onlar gelince konuşuruz.” Sıkıntıyla parmaklarını dağınık saçlarının arasında gezdirdi ağabeyim. Gözleri televizyon izleyen babama kısa bir an değdi. Onun bizi dinlemeyen halini görünce başını iki yana sallayıp başıyla kalkmamı istedi. İtiraz etmedim. Başım ağrımasına rağmen oturduğum yerden kalkıp kapıya ilerledim. Portmantodan aldığım montu üstüme geçirirken ağabeyimin gelmesiyle evden ayrıldık. “Akşam dedemle amcanlarda gelecek mi? Onların olmasını hiç istemiyorum.” Şapkasının montunu kapatıp çiseleyen yağmurdan kendini korudu. “Amcamlar yengemin annesine gidecekler, dedemler mutlaka gelirler. Zaten her akşam bizdeler bu akşam gelmezseler olmaz.” Onların gelmesini hiçbir şekilde istemiyordum. Biliyorum ki dedem bir köşede sessiz bir şekilde oturmayacaktı. Herkesten çok konuşacağı için babam sessiz oturacaktı. “Abi lütfen dedeme izin verme. Eminim her şeye karışıp beni mutsuz edecek bir şeyler yapacak illaki. Babamı bir bakışıyla korkutuyor.” “Sen merak etme. Konuşması gereken kişiler konuşacak. Diğerleri de sessizce oturacaklar.” Umarım öyle olur. Marketin kapısını açınca içeriye girip beyaz montumun şapkasını açtım. Annemin verdiği listeyi kontrol edip ağabeyime sebze reyonundan salatalık malzemelerini almasını söyledikten sonra şeker ve un satılan reyonlarının olduğu bölüme geçtim. Un ve şekeri alıp ağabeyime doğru ilerleyecekken diğer reyonun arasından geçen Mirza’yı gördüm. Adımlarım anında dururken kıpırdayamıyordum. Burada karşılaşmayı beklemiyordum. Kendimi akşama hazırlamıştım, burada beni görürse yanıma gelip konuşur muydu? “Dayı dondurmada alabilir miyiz?” “Olmaz, havalar ısınsın onu o zaman alırız.” “Ama dayı.” Ablası gelmiş olmalıydı. Yeğeninin uzun kıvırcık saçlarını karıştırıp onun istediği yoğurdu alırken hâlâ olduğum yerde duruyordum. Eskiden Mirza nasıl biri tarif et deselerdi heybetli, güçlü derdim. Şimdiki Mirza’yla o zamanki Mirza arasında çok fark. Herkes konuşuyordu ve bunu şimdi daha iyi anladım ki insanlar konuşmakta haklılardı. Zayıflamıştı, yüzünde yorgun ifade vardı. Bu akşam ailesiyle bizim eve gelecekti. Şaşırmış mıydı evet dememe? Kalbini yakıp küle çeviren, heybetli bedenini kibrit çöpü gibi yakıp eriten bu aşk ona eziyet verirken benim ona gitmem nasıl hissettirmişti? Reyonların arasında dalgın kafayla dolaştığına göre kafası karışıktı. Yeğeni soru sormasa nerede olduğunun farkında değil gibiydi. Şu an onunla karşı karşıya gelecek kadar kendimi iyi hissetmiyordum. Diğer reyonun arkasına geçeceğim zaman ileriye giden adımları bir anda durdu. Siyah botları sağ tarafa doğru döndüğünde bir adım geriye çekildim. Gideceğini düşünmüştüm ama bana doğru dönen bedeniyle tıpkı buzun ortasında çırılçıplak kalmış gibi hissettim. Buna hazır değildim, evet dedikten sonra onunla ilk konuşmamın burada olacağını düşünememiştim. Ne diyecektim, ne söyleyecektim? Bir kere kalbini kırmıştım sözlerimle, ikinci kez olmasına izin veremezdim. Ben kötü biri değilim... Gözlerini gözlerimden çekmiyordu. Marketin içi sıcacık olmasına rağmen donuyordum. “Dayı hadi,” diye bağıran yeğeni Ebru elinden çekiştirirken ne o bir adım atabiliyordu ne de ben geriye gidemiyordum. Şu an böyleyken akşam onunla karşı karşı gelince nasıl konuşacaktım? “Aldım ben annemin istediklerini. Sen aldın mı?” Ağabeyimin sesiyle bir anda kendime geldim. Tedirginlikle bakan gözlerim onu bulurken o direkt Mirza’ya bakıyordu. Arkadaşlardı, Mirza’nın bana olan duygularını herkes biliyorken ağabeyimin bilmemesi imkânsızdı. Araları çok samimi olmasa da aynı mahallede büyümüş iki insandı onlar. Mirza başını eğip kaldırdı. Yere düşen şekeri alan ağabeyim sepetin içine bıraktı. “Vaktin varsa konuşalım mı Mirza?” “Ebru’yu eve bırakayım konuşalım.” Başını salladı abim. Elini belime yerleştirip kasaya doğru hareket etmemi sağlarken yeğenini kucağına alan Mirza ardımızdan geliyordu. Yanlış bir şey yapıyormuşum gibi elim ayağım birbirine karışıyordu. Raflardaki yiyecekler üstüme üstüme geliyordu. Montumun fermuarını açıp derin nefes aldım. “Anneme de elma aldık mı dayı?” “Aldık kızım.” Konuşurken nefesini enseme üflüyormuş gibi hissediyordum. Oysaki rahatsız olmayayım diye uzağımda duruyordu. “Hadi gidelim.” Poşetleri eline alan ağabeyim kenara geçti. Arkama bakmadan dışarıya çıkıp temiz havayı içime çektim. Böyle hissetmemem gerekiyordu. Kalabalığın içinde yanacak gibi hissediyorsam onunla tek kaldığımda dilim tutulur, elim ayağım buz keserdi. Ben bu yaşıma kadar abi dediğim adamla evlilik yoluna giriyordum. Beni seviyordu, beni kendinden geçecek kadar çok seviyordu. Bunun şaşkınlığını yaşayamadan bu adamla sözleniyordum. Çatık kaşlı, güçlü bir polis memuru olan Mirza ağabey eşim olacaktı. Düşüncesi bir kere bile aklımdan geçmemişti. Koray’dan başka kimseyi düşünmeyen ben başka bir adamla evleniyordum. İnanması zor. Eve geldiğimde eşyaları mutfağa bırakıp odama koştum. Tülü aralayıp her ne kadar sokağı görmek için aşağı doğru eğilsem de ağabeyimle Mirza gözükmüyordu. Ne konuşuyorlardı çok merak ediyorum. Eminim ikisi de sakin konuşacaklardı, ikisi de birbirlerine karşı saygısızlık yapmayacaklardı. Yine de içimde ufak da olsa korku vardı. “Miray odasın da mı Atiye teyze?” “Odasında kızım.” Tülü kapatıp geriye çekildim. Ne olacaksa olsun bu saatten sonra. Daha fazla düşünüp ağrıdan çatlayan başıma işkence etmeye hakkım yok. İçeriye giren Aslı’ya tebessüm edip yatağa oturdum. “Hoş geldin.” Endişeli ve meraklı bakışlarını yüzünden çekmeden, “Ne oluyor?” dedi titreyen ses tonuyla. “Mesajını okur okumaz geldim. Ne demek Mirza ağabeyle evleniyorum? İyi misin Miray sen, toparlanman için sana yardımcı olmaya çalışıyorum sen beni değil yine kafanın içindekileri dinliyorsun.” Ellerini sallayarak konuşan Aslı tahmin ettiğim gibi sinirliydi. “Otursana.” Gözlerini kırpmadan yüzüme bakıyordu. Elinden tutup yanıma yatağa oturttum. “Lütfen bana ciddi olmadığını söyle. Sen Koray’ı sevmiyor musun, sırf seni seviyor diye sevmediğin biriyle evlenemezsin. Sen nasıl ki Koray dan uzak duruyorsan emin ol Mirza ağabey çıkan dedikodulara engeller olurdu. Bu evlilik ne seni ne de Mirza ağabeyi mutlu eder. İkinize de yazık edersin.” Yüzü kıpkırmızı oldu kendini sıkmaktan. Yakınımdaki olan insanlar panik ve endişe doluyken ben nasıl sakin olabiliyorum? Dün dedikodu çıktığını duyduğumda korkudan ölecek olan ben bugün abi dediğim adamla isteme günümü konuşacaktım. “Şu an hiçbir şey hissetmiyorum. Dün korkudan ölecektim Aslı, annem Mirza ağabeyin bana olan sevdasını anlattıkça korkum geçti. Dün adama dedikodulara engel ol diyerek yüzüne bağırırken bugün bize gelecekler. Eminim benim dengesiz biri olduğumu düşünüyordur. Belki inanmıyordur bu duruma.” “Ben bile inanmıyorum. Seninle arkadaştan öte kardeş gibiyiz. Sana rahat etmen için senin duyacağın cümleleri söylemeyeceğim. Senin görmediğin gerçekleri sana söyleyeceğim. Beni can kulağıyla dinle, bir kere konuşacağım bir daha bu konu hakkında tek kelime etmeyeceğim.” Gözlerim yüzünde, kulaklarım ses tonunda olmasına rağmen aklım başka yerdeydi. Ağabeyim ve Mirza ne konuşuyordu? “Dinle beni Miray.” Düşüncelerimi yorgun beynimden atıp dikkatimi ona verdim. Eğer biraz daha karşısında dinlemiyormuş gibi yaparsam çekip gidecekti. “Depresyonda olduğunu görebiliyorum. İş bulamadın, deden ve amcan seni boğuyor, içinde yaşadığın his seni sıkıştırıyor bunları inan bana tek kelime etmesen de gözlerine baktığımda görüyorum. Bu verdiğin ani karar ileride seni çok üzecek. Evet, iş bulamıyorsun ama bu böyle devam etmeyecek, elbet bir yerden başvurularına olumlu yanıt alacaksın. Akrabaların konusunda sen dedin yazın taşınacağız e şurada yaza ne kaldı da biraz olsun sabredemiyorsun? Koray meselesi ise sana içinin rahat etmesi adına gidip onunla konuşmanı kaç kez söyledim hatırlamıyorum. Bu sevgiyi tek başına içinde yaşayıp kendini yitip bitirdin. Her şeyi geçtim bununla nasıl baş edeceksin?” Dolan gözlerimdeki yaşların taşmasına izin vermeden parmaklarımı bastırdım. “Koray neredeyse bir buçuk aydır Almanya’da işi için. Yakında gelir, gelince ne olacak Miray? Yine pencere arkalarında onu gizli gizli mi izleyeceksin? Bir kere göreyim diye saatlerce bomboş parkta mı oturacaksın? Ya da o seni fark etsin diye yağmur yağarken kaldırama oturup onun işten gelmesini mi bekleyeceksin?” Tutamadığım bir damla yaş usulca süzüldü dudağımın kenarına. “Bunları yaparken parmağında başka bir adamın yüzüğünü takacaksın. Bu adam bizim çocukluğumuzdan beri tanıdığımız Mirza ağabey. Ona haksızlık olmayacak mı? Yarın bir gün bir yere gidelim dediğinde aklında Koray olmadan gidebilecek misin? Elini tutmak istediğinde tutabilecek misin? Öpmek istediğinde öpebilecek misin? Miray sen Mirza ağabeyle aynı evin içinde aynı yastığa baş koyabilecek misin aklında, kalbinde başka bir adam olmadan? Evet demenin nedeni Koray’ı unutmak mı yoksa hiç beklemediğin kişi tarafından sevildiğini hissettiğin için mi?” Az önce bir damla yaşı durdurmakta zorluk çekerken şimdi ardı ardına akan yaşları durduramıyordum. Küçük odamın beyaz duvarları üzerime geliyordu. Gözlerimi nereye çevirsem oradaki eşya suratıma çarpıyordu. “Kendinden emin misin?” Emin olduğumu hissediyordum sahiden de öyle miydim? “Ben Mirza ağabeye haksızlık yapmam Aslı, sorduğun soruların cevaplarını verecek kadar sağlıklı hissetmiyorum. Ne demem gerektiğini öyle bir an geliyor ki bilmiyorum. Tıpkı şimdi olduğu gibi. Sadece şunu söyleyebilirim, ben ne aklımda, ne kalbimle, ne de ruhumla ihanet etmem. Biliyorsun Koray’ın sözlü olduğunu duyduğum an artık ona bakmamaya çalıştım. İşten gelmesini beklemedim, beni görmesi için göz önünde bulunmadım. Unuttum mu hayır, unutur muyum, unutacağım. Hayatımda başka bir adam varken onu düşünmeyeceğim.” Gözlerindeki ifade boşuna konuşuyorsun bakışıydı. Omuzlarımı kaldırıp indirdim. “Bu yaşıma kadar hiç sevilmedim, bir erkek tarafından sevilmenin ne olduğunu bilmiyorum. Evlenmeyi çıkan dedikodular yüzünden değil sevilmek istediğim için kabul ettim.” Deminden beri tırnaklarımı batırdığım avuç içlerimi kurtarmak adına ellerimi ellerinin arasına aldı. “Akşam Mirza ağabeyle konuştuğunda bunları ona da söyle. Eğer kalbini acıtan Koray’dan hemen vazgeçemeyeceksen ona bahset bundan. Sana zaman tanımasını sağla. Onlar yakın arkadaşlar, eğer bir gün yanlış bir davranışta bulunursan o adam kendiyle birlikte bu mahalleyi yakar. Arkadaşlarını eve davet ettiğinde Koray da gelir ve senin o anki halini düşünmek dahi istemiyorum. Lütfen mantıklı düşün, biliyorum çok yıprandın ama bu gerçekleri de gör. İnan bana ilerisi için, senin ve Mirza ağabey için çok endişeleniyorum. Eğer ortada Koray olmasaydı tek kelime etmezdim. Seni seven adama şans ver, mutlu ol derdim. Bunu da neden emin bir şekilde söylerdim biliyor musun? Bir erkek bir kadına onu incitmeden bakıyorsa o erkek o kadına bilerek veya isteyerek zarar vermez. Bir kere bile dillendirmedim ama onun sana olan sevdasını görüyordum. Aklın bulanmasın diye sustum bu zamana kadar, keşke diyorum susmasaydım da sen fark etseydin. Belki şu an kalbinde Mirza ağabey olurdu.” Alt dudağımı dişlerimin arasına alp derin nefes aldım. Sadece uyusam olmuyor muydu? Kimse konuşmasın, sessizliğin içinde kaybolmak istiyorum. “Birlikte psikoloğa gidelim mi? Destek alırsan için rahatlar.” Isırarak kanattığım alt dudağımı serbest bırakıp başımı salladım. “Gel buraya.” Kollarını belime doladı. O an buna ihtiyacım olduğunu anlayıp başımı omzuna koyup kollarımı beline doladım. “Her ne olursa olsun yanındayım. Hata da yapsan, yanlış kararlarda versen ben her zaman yanında olmaya devam edeceğim. Kendini tek başına hissetme, sıkılmadan, of demeden seni saatlerce dinlerim. Söz veriyorum bu kötü günlerin geçecek. Ruhunun rahatlaması adına elimden gelenin fazlasını yapacağım.” Her zaman yanımda olarak desteklerini gösteriyorlardı. Aslı, Reyhan benim için bambaşka insanlardı. Eğer onlar yanımda olmasaydı belki daha önce düşündüğüm intiharı gerçekleştirmiştim bu zamana kadar. “Korkuyorum.” “Ben yanındayım. Vakit kaybetmeden psikologdan randevu alacağım. Bu binanın içindeki insanlardan uzak durman için her gün gidebileceğin resim kursu bulacağım sana. Kafan dağılsın diye işten geldiğimde birlikte dışarıya çıkacağız. Biliyorum son birkaç aydır babamın rahatsızlığı ve ölümü nedeniyle seni ihmal ettim. Söz veriyorum bundan sonra yanında olacağım, olacağız Reyhan’la. İş konusunu bir süre düşünme, eminim olumlu dönüş alacağın bir yer var.” Tek isteğim buydu. Bu dünyada bir şeye yaradığımı, kendi paramı, kendi sosyal güvencemi kazanmak istiyorum. Ne babamın evinde babamın parasını beklemek istemiyorum ne de kocamın evinde onun. Ben Miray olarak ayaklarımın üzerinde durmak istiyorum. Bu zamana kadar kimseye gösteremediğim gücümü göstermek istiyorum. Ağabeyim gibi aileme destek olup annemle babamın rahat yaşamasını istiyorum. Umarım, umarım istediklerimi bir gün yaparım. Ve Mirza'yı çok severim. Akşam üzeri: * Yemek masasının üstünü kontrol edip kızların yanına mutfağa geçtim. Salonda oturan dedemin yüzünü görmek dahi istemiyordum. Sadece ailemin ve arkadaşlarımın olmasını istediğim günde onun en başköşede olması gözüme batıp duruyordu. Ağabeyim sağ olsun başta her şeye karışmaması konusunda onu uyursa da ben dedeyim tabii ki karışacağım diyerek huysuzluğunu yine göstermişti. Babaannemde sağ olsun söz de çaktırmadan anneme alttan alttan laf sokuyordu. Aralarında bir şey vardı da bizden gizlediniz. Zaten kulağıma bir şeyler geldi ben Miray cesaret edemez diye inanmak istemedim ama doğruymuş diyerek konuşmaya hâlâ devam ediyordu. Mutfağa girip pencerenin önüne geçtim. Lacivert, dizlerimin altında biten pileli eteğimin kumaşını düzelten Reyhan’a sıkıntıyla baktım. “Bu Mirza ağabey benim neremi sevmiş? Kıyafetlerim çok çirkin, saçlarım neredeyse kalçama değecek. Paspal bir kızda ne görmüştü âşık olmuş?” “Tezgâhın üstündeki kepçeyi verir misin Aslı? Miray’ın ağzının ortasına vurmak istiyorum.” Tezgâhın üstüne uzanan Aslı’nın kolunu tutup yerine oturttum. “Saçma bir soruydu boş verin.” “Adama abi demesen mi artık Miray, hani evlilik yoluna giriyorsunuz ya kim evleneceği adama abi derki?” İçimden Mirza demesi kolaydı ama bunu sesli dile getiremiyordum. “Bu zamana kadar abi diyordum şimdi sadece ismini söylemeye utanıyorum. Alışmam gereken çok fazla şey var farkında mısınız?” “İlk önce ismiyle seslenmeye alış. Abi demen hoş olmaz. Sonuçta konuşmak için tek kalacaksınız adama sen konuş Mirza abi demeyeceksin her halde.” Bir de o mesele vardı. “Biz konuşurken siz de yanımızda olur musunuz? Ya da konuşmasak da olur. Aileler konuşsun yeter bence.” Başını iki yana sallayan Aslı hâlâ sinirli olduğu için ona bakmadan Reyhan’a bakmaya devam ettim. “Mutlaka konuşmanız gerekecek. Senin gerçekten emin olmanı isteyecek. Bana bak Miray, bir an da yok ben istemiyorum dersen kötü olur. Adamın içi kim bilir nasıldır şimdi.” Yerinde duramıyordur. Umarım onu üzecek bir davranışım olmazdı. Eğer kalbini kırarsam berbat olan hayatım daha da kötü olurdu. Evin içinde yankılan zilin sesiyle yerimden sıçradım. Anında dilim damağım kururken sabaha kadar mutfaktan çıkmamayı diledim. “Karnım ağrıyor benim.” “Heyecandandır.” Elimi karnıma bastırdım. Hâlâ mutfaktan çıkmak için adım atmıyordum. Elimi tutan Aslı, “Yürü,” derken dolan gözlerimi kapatıp açtım. Sakin olmalıyım, bir karar verdim, bu kararırım arkasında durmalıyım. Çocuk oyuncağı değil, insanların duygularıyla oynamak benim haddim değil. Sakin ol Miray. Mutfağın kapısına varınca derin bir nefes aldım. İçeriye giren Alaattin amcaya, “Hoş geldiniz, diyen babam onu salona yönlendirirken Nurdan teyze, Seher, Esma abla ve kızı Ebru’ya, “Hoş geldiniz,” diyerek içeriye aldı annem. En sonda bir tek o kalmıştı. Başını yerden kaldırmadan, “İyi akşamlar,” deyip ağabeyimin ardından salona girdi. O an bacaklarımın titrediğini hissettim. Elimin arasında olan tatlı poşetinin kimin verdiğinin farkında bile değilim. Dizlerimin bağı çözülürken beni mutfağa apar topar sokan kızlar mutfağın kapısını kapatıp sandalyeye oturttular. Gözlerim acıyordu. Ağlamamak adına kendimi sıktığım için göğsüm sıkışıyordu. “Göğsüm sıkışıyor, sanki nefesim kesilecek gibi oluyor. Sabahtan beri sakindim şimdi neden böyle oldu?” “Kız sen Mirza ağabeye âşık mısın? Ben de Kuzey bize gelince böyle hissediyordum.” “Yok daha neler Reyhan, benimki farklı. Hazırım diyordum ama sanırım değilmişim. Karşılarına çıkacak gücüm yok.” “İki dakika içinde toparlanıp içeriye geçiyoruz Miray. Böyle hissetmen çok normal, bu yüzden kendini kasma.” Dağınık duran saçlarımı düzelttim. Haklıydı. İnsanlar içerideydi, ben burada durmaya devam edersem yanlış anlayabilirlerdi. Nurdan teyzenin üzülmesini istemiyorum. Oksijensiz kalan ciğerlerime derin derin hava çekip ayağa kalktım. “Valla yapamayacağım.” Aynı anda gözlerini deviren iki arkadaşım bana yardımcı olmayacaklardı belli ki. Oflayıp kramplar giren karnımı hissetmemeye çalışarak kızların yanında ilerledim. İçeriden sesler geliyordu. Şu an konuşulan gündem suçlulardı. Eee Mirza ağabey polis olunca gündemin bu olması normaldi. Neyse, en azından bizim meseleyi konuşmuyorlardı. “Hoş geldiniz,” deyip kızlarla kapının yanına koyduğumuz sandalyelere oturduk. Normalde dedem kadınlar diğer odada erkekler bu odada oturacak diye diretse de annem herkesi buraya topladığına göre dedemi dinlememişti. Bu duruma bozulduğunu belli eden dedemin kırmızı yüzünden belli oluyordu. “Nasılsın Miray, var mı iş görüşmenden bir haber?” Dedemin üstünden gözlerimi çektim. Tebessüm eden Nurdan teyzeye, “Henüz olumlu cevap alamadım,” derken sesim üzgün çıkmıştı. Seher ve Esma abla yüzümü dikkatli incelerken Nurdan teyze buruk bir ifadeyle bakıyordu. Her hangi bir yanlış anlaşılmaya yol açmak istemiyordum. Bu yüzden tebessüm edip “Tecrübeli çalışan istiyorlar, şansım yok,” dedim üzgün oluşumun nedenini buna yormalarını isteyerek. “Üzülme kuzum, elbet hayırlı bir kapıdan iş bulursun. Kendini strese sokma, farkındayım son birkaç aydır zayıfladın sen.” Oldum olası böyleydim aslında. Yine onun candan tavrına tebessüm ederek karşılık verdim. “İnşallah. O hayırlı kapıyı bekliyorum bakalım ne zaman benim için açılacak.” “Sen mobilya dekorasyon bölümü mezunusun değil mi Miray?” “Evet abla.” “Neden bu bölümü seçtin ki? Genelde bu bölümü erkekler okuyor, mobilyacı da çalışamazsın e marangozhanede hiç yapamazsın. Bildiğim kadarıyla üniversite de okumadın. En azından okusaydın iç mimar olabilirdin.” Seher ablanın kelimeleri tek tek yüreğime oturdu. Siyah tespihini çeken dedem geleceğimle oynamıştı. Dudaklarından düşürmediği Allah ona kızmıyor muydu beni mutsuz ettiği için? “O zamanın şartlarıyla gidemedim. Farklı meslek dallarını deniyorum.” “Bu yaştan sonra biraz zor ama.” Yirmi dört yaşımdaydım. Hiçbir şey için geç değildi. Bir dakika, Esma abla benimle soğuk mu konuşuyordu? Dirseğiyle ablasını dürten Seher’i fark edince yanımda oturan Reyhan’ın dişlerinin arasından, “Sabır,” dediğini işittim. Sahiden Esma abla bana laf sokuyordu. İyi de neden? “Evlenince çalışmana gerek kalmayacağı için iş bulamadığına üzülme. Kardeşimin maddi durumu iyi.” Kaşlarım yükseldi. Ne diyordu bu? Öksüren Mirza onun irkilmesini sağlasa da çatılı kaşlarımı yüzünden çekmiyordum. Eğer benimle ilgili bir derdi varsa yüzüme söyleyebilirdi. Çaktırmadan laf sokması çocukça bir hareketti. “Mesleğimle ilgili iş bulamazsam eminim farklı bir meslekte iş bulacağım. Bulamıyor muyum? Vasıfsız eleman olarak fabrikalara iş başvurusu yapmaya devam edeceğim. Hiç olmadı büroların temizliğini yaparım. Sonuçta iş iştir, helal para kazandıktan sonra Allah her yerde yanımda olur.” “Tabii,” diyerek suratını başka yere çevirdi. “Kızım çorbaları dolduralım.” Annemin yumuşak sesiyle ayağa kalkıp mutfağa girdim. Peşimden gelen kızlar, “Sorunlu,” diyerek kendi kendilerine söylenirlerken onun tavırlarını düşünmeyecek kadar kafam doluydu. “Yardım edilecek bir şey var mı?” Kapının eşiğinden çekinerek bakan Seher’e, “Yok canım,” dedim. “Her şey hazır.” Etrafta koşan yeğenini annesinin yanına gönderip yanıma geldi. “Ablamın kusuruna bakma olur mu? Eniştemle kavga etmişler boşanacağım diyor.” “Niye kız?” Reyhan’ın ayağının ucunu bastım karışmaması adına. “Bilmiyorum. Ağabeyim çok sinirliydi, gerçi sadece o değil herkes sinirli. Nedenini eve gidince konuşacağız.” “Merak etme büyük bir problem yoksa düzelir araları. Bildiğim kadarıyla Esma ablayla eşi iyi anlaşıyorlardı. Nurdan teyze bir gün bile burada tek kalmasına dayanamıyor diyordu. Bakarsınız gelir bu akşam.” Ellerini iki yana açtı. “Valla sorun çıkarmaya gelmesin de. Ağabeyim patlamaya hazır bomba gibi korkuyorum sorun çıkar diye.” “Endişelenme. Ben çorbaları doldurayım kâselere soğumadan.” Yanından geçip yemek odasına girdim. Acaba ablası yüzünden mi gergindi ya da bizim bu durum yüzünden mi? Sanki aklımda sorular yokmuş gibi bir de Seher karıştırıyordu karmakarışık olan aklımı. Düşünme Miray, sağlığın için en iyisi düşünme. Kâselere çorbaları doldurup tencereyi mutfağa bıraktım. Babamın önceliğinde hep birlikte yemek masasına geçerken ağabeyime olan minnetim yine arttı. Söylediği gibi babamı ön plana sokuyordu. Canım babam temiz yürekli saf bir adamdı. Bu işleri beceremem diyerek korksa da misafirlerini çok güzel ağırlıyordu. Dedem ise ağabeyimin bakışlarından çekiniyor olacak ki geride duruyordu. Ayakta bir tek ben kaldığım için dikkat çekmemek adına Aslı’nın yanına oturdum. Çorbadan bir kaşık alırken gözlerim çaprazımda kalan Mirza’ya kaydı. Beyaz gömleğinin kollarını iki kere katlamış çorbasını babamla babasını dinleyerek içiyordu. İster istemez yine bedenine kaydı gözlerim. Gömleği hafif bol duruyordu. Zayıf olduğu mu için yoksa bilerek mi bol giymişti? Aslında abartılacak kadar da zayıf değildi. En azından ip ince durmuyordu. Adamın kolları hâlâ kaslıydı. Başını kâseden kaldırıp benim olduğum yere bakınca gözlerimi kaçırdım hemen. Onu izlediğimin farkındaydı, bunu bile bile izlemem hoş değildi. “Yedin bitirdin adamı, sen görmedin ama dudağı hafifçe kanara kaydı. Ufacık gamzesini görmeyi kaçırdın.” “Sen demi Aslı? Bunu Reyhan’dan beklerdim ama senden beklemezdim.” Omzunu silkti umurunda olmadığını göstererek. Neyse ki bu gece burada kalacaklardı o zaman onlara beni utandırdıkları için ceza verebilirdim. “Çorbalar bitmiş.” Annemin mırıldanmasını işittiğim an ayağa kalkıp kâseleri topladım. Kızlar diğer tabakları getirirken acele ederek ana yemekle pilavı yan yana koyup kızların ellerine tabakları verdim. “Mirza ağabeyin tabağını hanginiz götüreceksiniz?” “Ulan ne ağabeyi?” Dilimin ucunu ısırdım. “Aman be, ne yapayım alışmışım, şeyin tabağına fazla yemek koyalım, az yiyor diyorlar kilo alsın.” “O şeyin tabağını sen götür. Manyak mı ne?” “Hayatta olmaz.” Beni umursamadan mutfaktan çıktılar. Ayağımı yere vurdum. İki tane tabak vardı. Eminim onun önüne tabak bırakmamışlardır. Arkadaş değil de düşman mısınız? Tabağın birini normal doldururken diğerini fazla doldurdum. Bana ne, arkamdan konuşurlarsa konuşsunlar. Sonra Miray yüzünden bir deri bir kemik kaldı diyorlar. Neresi bir deri bir kemik kaldıysa, omuzları geniş, pazuları şişti, bunları görmüyorlar mı? Hemen de Miray’ı suçlayacak bir şey buluyorlar. Yemek odasına geçip masanın üzerinde göz gezdirdim. Ağabeyimle onun önü boştu. Az önce konuşan babamla Alaattin amca sustukları için odada sessizlik hâkimdi. Gerginlikten tabakları düşürecektim. Bacaklarımın titrediğini görüyorlar mıydı bilmiyorum. Kadınların hepsi film izler gibi yüzüme bakıyordu. Hiçbirine bakma, tabakları bırak yerine geç Miray. İlk önce onun tabağını sonra da ağabeyimin tabağın bıraktım. Anında yerime geçerken çaktırmamaya çalışarak yüzüne baktım. Kaşlarını kaldırmış tabağına bakıyordu. Hele bir yemesin çok beklerdi evlenmeyi. “Mirza ağabeyin bu gece kalbi doydu sayende. Bu adam bu yemeği bitirmeden asla bu masadan kalkmaz.” Fısıldayarak konuşan Reyhan’ın dediği gibi tabağını bitirmeden masadan kalkmadı. Kalkarken elini göbeğinin üstüne koyacak gibi oldu ama anında vazgeçip, “Ellerinize sağlık,” diyerek oturma odasına geçtiğinde kızlar arkasından kıkırdarken, “Susun,” dedim sinirle. “Bu akşam sabaha kadar uyutmayacağım sizi, yarın işe gitmeyin.” “Kocam bensiz uyuyamıyor. Adam hâlâ işten gelemedi de, Mirza’nın kızaran suratının fotoğrafını çekte karakoldakilerle gülelim diyor.” “Suratının kızardığını hiç fark etmedim. Adam gayet kendinden emin bir şekilde oturuyor koltukta. Sen yaz ‘herkes sen mi Kuzey de.’” “Sen benim kocamla dalga mı geçiyorsun?” Reyhan’la Aslı’nın atışmalarını dinlerken bardaklara çayları doldurdum. İkisi de susunca, “Ne oldu?” dedim gülümseyerek. “Sesiniz kesildi.” Omzumun üzerinden arkama baktım. Mutfağın girişinde duran Mirza boğazını temizlemek adına hafifçe öksürürken, “Biz çayları götürelim,” diyen Reyhan tepsiyi aldığı gibi mutfaktan çıktı. Peşinden Aslı’da gidince sadece ikimiz kaldık. Şimdi mi konuşacaktık? Hiç hazır değildim. Utançtan kıpkırmızı olurken kısa bir an bayılma numarası yapsam mı diye düşündüm. yapsa mıydım?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD