~Melis~
Şirket binasından dışarı adım atarken bu arayışın artık son bulmasını istiyordum. Ancak bu işin bitebilmesi için önce şartlarıma uyacak, çaresiz bir kadın bulmalıydım. Sıkıntıyla nefes verip gözüme kestirdiğim bir banka yöneldim. Elimdeki dosyayı yanıma bırakıp gözlüğümü çıkardım.
Tam gözlüğümü dosyanın üzerine koyuyordum ki, duyduğum ince bir sesle başımı çevirdim. Karşımda altı yedi yaşlarında, ürkek bakışlı bir çocuk duruyordu.
"Teyze, ben kayboldum. Halamı bulamıyorum!" demesiyle sabrım taştı. Zaten gergin olan sinirlerim iyice gerilmişti. Tüm aksilikler mıknatıs gibi beni buluyordu!
"Seni kim içeri aldı?"
Sesim beklediğimden sert çıkmış olacak ki çocuk iki adım geriledi. Gözlerini korkuyla etrafta gezdirirken sağ tarafımdan gelen telaşlı sesleri işittim. Başımı çevirdiğimde genç bir kadın, nefes nefese çocuğa doğru koşuyordu. Üzerindeki iş kıyafetinden şirketin temizlik personeli olduğu belliydi.
Hızla çocuğun yanına gelip yere diz çöktü ve ona sımsıkı sarıldı.
"Umut! Neredesin sen, aklım çıktı!"
Kadın ayağa kalkıp beni fark ettiğinde yüzü kireç gibi oldu.
"Melis Hanım!" dedi titrek bir sesle.
"Burası ne zamandan beri çocuk parkı oldu!?" diye gürledim.
Çocuk korkuyla kadının bacaklarına sarılırken, kadın başını öne eğdi.
"Kusura bakmayın efendim ama bırakacak kimsem yoktu, mecbur kaldım."
Böyle bahanelere karnım toktu.
"İnsan kaynaklarına gidip çıkışını ver!" dedim buz gibi bir sesle. "Hemen!"
Arkamı dönüp gidecekken koluma yapışan bir elle olduğum yerde kaldım. Bu cüret karşısında öfkem katlanarak arttı.
"Melis Hanım, lütfen yapmayın!"
Hızla kolumu çektim ve tiksinircesine kadına döndüm. Ellerini birbirine kenetlemiş, yalvaran gözlerle bana bakıyordu.
"Bu işe ihtiyacım var, ne olur!"
"Burada işe ihtiyacı olan bir sürü insan var!" dedim acımasızca.
Geri dönüp banktaki gözlüğümü ve dosyamı elime aldım. Tam yürümeye başlayacaktım ki çocuğun ağlamaklı sesi kulaklarıma doldu.
"Teyze n'olur halamı işten çıkarma... Yoksa kötü adamlara verecek paramız olmaz!"
Adımlarım havada asılı kaldı. Kötü adamlar... Para...
Yavaşça arkamı döndüm. Kadın çocuğu panikle kendine çekip ağzını kapatmaya çalıştı.
"Umut, ben sana ne dedim!" diye fısıldadı korkuyla. Sonra tekrar bana döndü, gözleri dolu doluydu.
"Melis Hanım, yemin ederim bir daha olmayacak. Son bir şans verin."
Gözlerimi kısıp kadını baştan aşağı süzdüm. Ayağındaki ayakkabılar bakımsızdı, duruşunda derin bir eziklik ve çaresizlik vardı. Aradığım o kriterlere uyuyor gibi duruyordu.
"Borcun mu var senin?" diye sordum, ses tonumu biraz daha alçaltarak.
Gözlerini kaçırıp yüzünü yere indirdi.
"Sana bir soru sordum!"
Titreyerek başını salladı. "Evet..."
Dudağımın kenarında belirsiz bir kıvrılma oluştu. Aradığım av ayaklarıma kadar gelmiş olabilir miydi?
"İsmin ne?"
"Zeynep... Zeynep Emek," dedi sesi titreyerek.
Dosyayı sıkıca kavradım ve ona tepeden bir bakış attım.
"İşten atılıp atılmadığını yarın öğreneceksin! Şimdi işinin başına dön, gözüm görmesin!"
Yüzünde şaşkınlıkla karışık bir rahatlama belirdi. "Çok teşekkür ederim!" dedi minnetle.
"Bugün kovulmadın ama yarın kovulmayacağının garantisi yok!" diye hatırlattım.
Yüzündeki tebessüm solarken çocuğu da alıp hızla uzaklaştı. Arkalarından bakarken dosyayı parmaklarımın arasında çevirdim. Umarım bu defa yanılmamışımdır...