41 Bölüm Part:3

3859 Words
"Bey amca babamdan yaşlısın be sen birde utanmadan karınla istemeye mi geldin," diye bağırdı Fisun. Bana dönerek kulağıma yaklaştı. "Gönder şunları Gece!" Diye uyarır şekilde konuştu. Onu duymamazlıktan geldim. "Siz kusuruna bakmayın kızımızın kendisi heyecandan yapıyor hep." Diye açıkladım ortamı yumuşatmak için. "Mustafa'ya haber verdim birazdan burada olacak bu yaptığını ona da açıklarsın istediğin kadar ver sen bu kızı." Diye tehdit edercesine konuşan yengeme baktım bu sefer. "Sen baksana şu oturan kadına," diyerek babaannemi gösterdim. "O bir şey yapamamış senin oğlun mu yapacak. Güzel ümitlenmeye devam et sen." Dedim. Hayalleri sarsılmış gibi bakakaldı. "Fisun kalk kahveleri yap." Dedim. Yerinde kalkmayıp öfkeyle Şehmuz Ağa'ya bakmaya devam etti. "Kocan olacak adamı bu kadar süzmen doğru değil hadi kalk kahveleri hazırla." Dediğimde bana inanamayarak bir hışımla çıktı salondan. Bir süre kimse konuşmadı, yengem dizini sallayıp durdu babaannem ne yapacağını bilmez hâlde bana bakıp durdu. Yavaşça kalktım ayağa. Bakışların odağı oldum anında. "Gidip kontrol edeyim heyecandan yapamaz şimdi kahveleri sizde sohbet edin lütfen." Diye gülümseyerek onları başbaşa bıraktım. Mutfağa inip girdiğim vakit gördüğüm gorüntü çok tanıdıktı. Fisun başını elleri arasına almış öylece dururken şoka girmiş gibi, Semra abla da kahveleri pişirmeye çalışıyordu. Bende zamanında aynı durumdaydım. "Ama ayıp olmuyor mu Fisun? Nerede görülmüş kahveleri başkasının yaptığı. En azından damadın kahvesini sen yapsaydın." Diye alayla konuşarak karşındaki sandalyeye ben oturdum. "Bundan zevk mi alıyorsun Gece, hata yaptım tamam ama yapma." Dedi ihtiyaçla. "Seni uyarmıştım Fisun." Dedim net bir tavırla. Sandalyeden kalktı ve hızla yanıma geldi. Önümde diz çöküp elimi tutması hayrete düşürdü. "Canını yaktım biliyorum," Semra abla kaçak bakışlarla şaşkınca bakıp önüne döndü hızla. "Ayağa kalk Fisun boşa nefesini tüketme." Basını hızla salladı. Ağlamaya başladı. "Semra abla dışarı çık sen!" Dediğimde hızla çıktı mutfaktan. "Bu kadar kötü olamazsın sen bu olamazsın göz göre göre yakmazsın kimseyi. Hak ettim canını çok yaktım ama isteyerek yapmadım hiçbirini yemin ederim. Ben kendimi bildim bileli sana karşı hep dolduruldum babaannemin sana olan ilgisini hep kıskandım annemin aklına uydum yanlış kararlar aldım. İnan bana pişmanım, sen beni evlendiriceğim dediğin için değil... Sadece bilmiyorum pişmanım işte, lütfen affet." Sandalyeyi iterek ayağa kalktım. "Kahveleri al yukarı gel seni bekliyoruz!" Diye ifadesizce konuştum. Onca dediğine verdiğim karşılık onu yıkarken başını iki yana salladı sadece inanamazca. Dakikalar sonra yukarıda otururken Fisun kahvelerle girdi içeri kaçarı olmadığını farketmişti. Kahveleri dağıtırken eğdiği başı hâlâ iç çekerek ağladığını gizlemiyordu. Herkese dağıtıp yanıma oturdu, tepsiyi kucağında tutarken parmakları deli gibi titriyordu. Buna rağmen net bir tavırla durmaya devam ettim. "Şehmuz Ağa sana kim önerdi Fisun'u nasıl öğrendin evleneceğini bir de hele." Diye soran babaanneme sırıtmamak için zor tuttum kendimi. Bir şeyler bulmanın peşindeydi durdurabileceğini zannediyordu. "Gece hanımağam haber salmış Urfa'ya ben dedim hanımağa münasip bulmuş ki evlendiriyor kaçırmamak gerek." Diye gülerek konuştuğunda yengem öfkeyle söylendi yanımda. Hâlâ Mustafa oğlunu bekliyordu galiba. Beklesindi istediği kadar. Şehmuz Ağa'yla göz göze geldiğimde artık sadede gel dediğimi anlamış hâlde oturuşunu düzeltti. "Gece lütfen... Yemin ederim konaktan dışarı adımımı dahi atmam, nolur verme bak bu moruğa lütfen." Dediğinde herkes duymuştu. "Kes sesini!" Dedim uyarır bir tavırla. "Yeter ama bu kadar ha kalkın gidin kız mız yok size hadi!" Diye bu sefer yengem misafirlere yükseldiğinde gözlerimi sabırla yumdum. "Ayıp oluyor ama hanımağam biz buraya kadar onca yolu kızı alacağız diye geldik aile kavgalarınızı izlemek için değil." Dedi o genç adamlardan biri. "Haklısınız," dediğimde babaannem bile hayretle izliyordu beni. "Kısa keselim o vakit, siz kızı istediniz bende verdim gitti." Sözlerim odadaki herkesin yüreğine oturmuştu şüphesiz. Fisun koluma yapışıp deli gibi aynı kelimeleri tekrarlamaya başladı yengem ne dediği belli olmaz şekilde ayağa kalktı ve öfkeyle karşıdaki millete söylenip duruyordu. "Yeter artık, otur gelin sende!" Diye ortamı bastırdı gür sesiyle babaannem. Kolumu Fisun'un elinden çekip uzaklaşmaya çalıştım ondan. "Torunum," diyerek bana odaklandı. "Bilirim canının acısından öfkeyle hareket edersin ama yapma sonra yine en çok sen üzüleceksin." Ona manidar bir gülüş gönderdim, gözlerimdeki kırgınlığı belli eden. "Hayatım başlı başına acı, birde Fisun'un ki eklensin hiçbir şey olmaz. Ben senin deyiminle bana uzanan elleri kökünden koparıyorum sadece; ister yanlış olsun, ister doğru Gece Riva Asparşah'ın doğrusu da bu diyelim sesimizi keselim." Gözümdeki kararmışlık ve netlik onu tamamıyla bozguna uğrattı ve yerine sinerek başını çevirdi bizden. Bu artık tek kelime etmeyeceğim anlamına geliyordu. Yengem de farkettiğinde bakışları daha da irileşti dehşetle. Oturduğum koltuktan ağırca kalktım, "Kız sizindir artık, alın ve gidin şimdi dini nikahı kendi evinizde kıyarsınız burada olacak iş değil." Dedim soğuk bir sesle. "Ama Mardin'e adımını dahi atmayacak, telefonu olmayacak evini burayı belli gün ve saatlerde arayacak onda da yanlış şeyler söylenmemesi için yanında biri olacak." Herkes donmuş bir vaziyette beni izlerken Fisun'u gösterdim elimle. "Gelinimiz sizindir artık. De hayde uğur be." "Başımız gözümüz üstüne." Diyerek beni onayladıklarında yüzümde gülümsememle salondan yavaşça çıktım arkamdaki çıkan kıyameti umursamadan. İlk katın korkuluklarına tutunarak aşağı bakarken sesler yükselmeye başladı. "Bırak kızımı! Ana bir şeyler yap götürüyorlar görmüyor musun?!" Diye yırtınan yengem cevapsız kaldı. Bağırışlar yükselirken Şehmuz Ağa'nın karısı, yengesi ve kızı önden apar topar çıktılar ve inmeye başladılar. İki genç adam deli gibi çırpınan Fisun'un kollarına girmiş zorla götürürken yengemi durdurmaya çalışan Şehmuz Ağa onu iterek bıraktığında hızla diğerlerinin ardından gitti. Yengem güçsüzce yere çöktüğünde öylece baktı ağlayarak kızının arkasından. "Bu çok fazla olmadı mı, acımasız bir hanımı kim ne yapsın buralarda." Diyen kişi yanıma gelen Kiraz'dı. Kollarımı göğsümde birleştirerek ona döndüm hafifçe. "Acımasız olupta sözünü geçirebilen tek kişi göstersene bana." Dediğimde duraksadı. "Senin Rus kökenli annen bile ailenizin içine edip halanı bile bile baraja atmadı mı?" Sertçe yutkundu beti benzi attı. "Üstelik kadın hamileyken. Peki neden? Ben söyleyeyim çünkü halanda onun canını yakmıştı doğmamış kardeşinin ölmesine neden olmuştu." Gözleri doldu ağlayacak kıvama geldi, göz devirip önüme döndüm. "Yani diyeceğim şu, acımasız dediğiniz kişiler her zaman canı en çok yanan kişidir; en kötüleri de en iyi ve merhameti bol olan kişilerden çıkar." Aşağıdaki hengameye baktım tekrar. Konak kapısını açıp dışarı zor bela 'anne' diye bağıran Fisun'u çıkardıkları zaman Mustafa abimin arabası durdu sokakta. "Oğlum geldi, gör bak neler oluyor şimdi!" Diye tehdit savurarak kalkan yengem merdivenlere yönelmeden hezeyana uğradı, çünkü Mustafa abimi daha yaklaşamadan tuttu korumalar. Boran Ağa iyi tembihlemiş olmalı ki adamı arabadan çıkar çıkmaz tutmuşlardı. Başını debelenerek kaldırdığında benimle karşılaştı. "Gece! Ne saçmalıyorsun sen durdur şunları!" Diye bağırdı sokağı doldurucak bir sesle. Kiraz gerildi anında, bunu hissettim. Neyseki buradaki evler pek yan yana değildi ve öyle pek kişi yaşamadığından çıkmamış çıkanlarda neler oluyor anlamamıştı. "Gece Allah rızası için dur nolur..." Diyen Fisun'un son sözleriydi bu. Arabaya tıkılıp kapıları kapattığında adamlar saniyeler içinde gittiler. Yengem baygınlık geçirdi, Kiraz ve Semra abla yardımına koştu. Onları es geçerek salona girdiğimde Babaannem aynı haldeydi. Çantamı aldım koltuğun üstünden, "Babaannecim konaktaki üç parça eşyanı göndertirim akşam, buradan evine dönersin sende malûm misafirliğin kısası makbuldür." Kara gözleri durgun bir ifadeyle süzdü beni, onunda beti benzi atmış solmuştu. Salondan da çıkıp herkesi arkamda bıraktığım da yengem bana beddualar ediyordu ölmem için. Sanki senin duanla yaşadım da bedduanla ölecektim. Konaktan dışarı adımımı attığım gibi Mustafa abim bağırarak konuşmaya başladı adamların elinde. "Sen nasıl birine dönüştün böyle?! Ne olursa olsun senin merhametin aklın cesaretin hep yüceltirdi seni şimdi nasıl böyle birine dönüşebildin! Rahat edeceğini mi sanıyorsun sen herkesten çok yanacaksın! Vicdanın seni asla bırakmaz duydun mu, yapma bunu kendine!" "Önce bir haddini bil! Kararlarıma karışamazsın aklın olsaydı aileni yönetir hatalar yapmalarına izin vermezdin. Bile bile göz yumdun olanlara." Dediklerimle duruldu. "Seninle ilgili de hiç iyi kokular gelmiyor burnuma abi. Umarım bu sefer hissettiklerim yanıltır beni." Yüz ifadesi öyle bir sarsıldı ki bir şeyler olduğunu tamamen anladım ama bekleyecektim şimdi çıkmayacaktı olanlar ortaya. Buna hazır değildim. Artık gitmem gerektiğini farkettim, babamların buraya damlaması an meselesiydi. Korumanın açtığı arabanın kapısından içeri girdim. Araba hareket ettiği esnada çalan telefonuma baktım sıkıntıyla nefeslenerek deminden beri defalarca kez çalmıştı titreşimdeydi ve her göz ucuyla bakışımda babamlar ve Jiyan amcamdı ancak şimdi Boran Ağa arıyordu ve hemen açtım. "Efendim?" Diye yanıtladığımda. "Hallettin mi? Sorun var mı?" Diye sordu. "Hayır bir sorun olmadı, gayette istediğim gibi ilerledi." "Güzel," dedi keyifle. "Şimdi benim yanıma gel bakalım sen bi'." Dediğinde kaşlarımı çattım. "Niye?" "Yav gel sen. Hem daha iyi konuşuruz, hadi bak bekliyorum." Dedi ve kapattı telefonu direkt. Telefona tuhafça baktıktan sonra arabayı kullanan Ali'ye baktım. "Şirkete sür Ali." Şirketin önüne geldiğimizde indim arabadan. Bir yorgunluk çökmüştü üstüme belki içtiğim o sakinleştirici şurubun etkisiydi bilemedim ama konağa dönüp bir kaç saat uyumak istiyordu canım. İçeri girdiğimde anında lobiden bir kız fırlamış yanıma gelmişti. "Hoşgeldiniz Gece hanım! Boran beyin yanına kadar ben eşlik ediceğim size." Dedi güler yüzle. "Aslında gerek yoktu, ben tek gidebilirim." Dedim. "Olmaz, Boran beyin kesin emri var size eşlik etmek zorundayım. Lütfen buyrun." Dediğinde daha fazla zorlamadan ilerlemeye başladık. Boran Ağa'nın odasına ilerlerken bizi gören Sevgi ayaklandı. Ancak yanımdaki kıza dönüp. "Teşekkürler getirdiğin için." Diyerek. Kapısını vurmadan içeri girdim direkt. Normalde böyle bir saygısızlığı kimseye yapmazdım da niye birden bire içeri dalmıştım ben bile anlayamadım. Başını ağırca sert çehresiyle kaldırdığında odasına böyle densizce dalanın kim olduğunu görmek istemişti. Ben olduğumu görmek çatılmış kaşlarını düzeltti yavaşça. Koltuğundan kalktı hızla. "Kapıyı çalmadım ama kusura bakma." Dedim içeri tamamen adımlayarak. "Sen ne zaman izin aldın ki benden," dediğinde gülümsedi manidarca. "Kalbime girerkende çalmadın kapıyı." Sözleri ile aralanan dudaklarımı kapadım. Gözlerimi ondan kaçırırak dediklerine karşılık vermedim. Ne diyecektim ki zaten. Çantamı tekli koltuğa bıraktığımda mesafeli de olsa yanıma geldi. Bu mesafesini de anlamıyordum normalde anında dokunmuş bile olması gerekiyordu en azından sarılmış olurdu bana ama o gece yaşadıklarımızdan sonra bile bile uzak duruyordu. Nedeni kendi değil bendim ama kendimi kötü hissettiricek bir şey yapmamıştı ki hem gerçekten istemediğimi belirttiğimde bırakmıştı işte beni. Kaldı ki bana zorla dokunmaya kalksaydı direnmelerime rağmen durmasaydı ben o an istemeseydim bu birlikteliği o zaman nasıl o balkondan aşağı atacağımı iyi bilirdim. Ne zannediyordu ki savunmasız olduğumu mu, ona göre çoğu kişiye göre güçsüz olabilirdim ama kavga etmesini bir insana canım yandığında gözümü kırpmadan zarar verebilirdim. Benimde bileğimde de kadın gücü diye bir şey vardı neticede. "Nasıl geçti bakalım?" Dedi koltuğa oturup bacaklarını iki yana açıp rahatça yayılırken. Koltuğa oturmak yerine kolçağa oturdum hafifçe. "İstediğim gibi işte ayarladığın adamlar baya iyiydi ben bile kızı istemek için geldiklerini düşündüm de tereddüte düştüm bir an." Güldü ağzının ucuyla. "Ne sandın yavrum, ben varım işin içinde." Egolu hâline göz devirdim. "Babaannem bile bir şey yapamayacağını anladığında sessizce köşesine çekildi. Konağa da gelmeyecek dönmesini söyledim." Derin bir nefes aldım ferahlayamıyordum. "Rahatla," dedi öne eğilerek dirseklerini dizlerine koydu. "Arayıp çaktırmadan konuşsana duymalıyım." Dediğinde sert bir soluk bırakarak telefonunu alıp numarayı aradı sonrada sesi dışarı verip telefonu ortamızdaki sehpaya bıraktı. "Babamlar konağa gittiğinde delirirler artık." Diye sessizce konuştuğumda açılan telefonla sustum. "Buyur Ağam?" Dedi telefondaki ses. "Durum ne, ne yaptınız?" Diye sordu sert bir sesle karşımdaki adam. "Arkada oturuyorlar aradaki pencereyi kapattığımdan duyamazlar sesimi. Annem kızın ödünü koparıyor anlattıklarıyla başına gelecek olanları anlatıyor, vallahi çok debelendi hâlâ ağlıyor bayıldı bayılacak hâli var." Dediğinde dudağımın kenarını dişledim. "Bir zarar vermesinler kesinlikle!" Diye Boran Ağa'yı uyardığımda hızla başını sallayıp konuştu telefona doğru. "Size söylediğim gibi en ufak bir zarar gelmesin kıza korkutun ama dokunmayın!" "Yok asla Ağam Allah korusun." Dedi hızla adam. Telefonu kapattıklarında derince yutkundum. "Merak etme Haşim'de orada olacak, gizliden izleyecek kendini belli etmeden, zaten yarın akşama burada olur yine." İyi hissetmemi sağlamak için. "Bilmiyorum..." Dedim sessizce. "Konuştuğumuz gibi, akşama Urfa'ya konağa varmış olurlar geç gittikleri için hoca bulmadık ayağına yatacaklar ertesi güne kadar da bir odaya kapatırlar, zaten olayın ciddiyetine vardığı için o saatler ona cezadan beter olur adamlar yaklaşamayacak kadınlar korkutup mahvederler onu içten içe. Akşama kalmadan hocayı getirirler nikahı kıyacaklarken de senin onu affettiğini vazgeçtiğini söylerler sonra da Haşim bizzat alıp getirecek kimse her şeyin bir oyun olduğunu bilmeyecek senin affınla geldiğini bilirler, bu kadar." Onu onayladım sadece başımı sallayarak. Buraya geldiğimde onunla konuştuğum konu buydu işte, ona yapmak istediklerimi anlatmıştım ondan yardım istememiştim sadece bilmesini ve doğru yapıp yapmadığım hakkında bir fikir almak istemiştim. Hayran kalmıştı. Ve istemediğim hâlde yardım edeceğini söylemiş ve etmişti, bilerek babaannemin de tanıdığı yabancı olmayan birini bulmuştu. Şehmuz Ağa'mızı. Hiç kimse bilmiyordu olanları sadece Kubar amcam biliyordu o da bizzat yanıma akşam üzeri geldiğinde söylemiştim, kızı için değil benim için gelmişti ve endişelenmesin korkmasın diye sadece ona söylemiştim. Diğerleri de bilse olayın gerçekliği olmazdı, mesela şimdi nasıl müdahele bile edemeden kızı gönderdiğime şok olmuş olabilirlerdi, gündüz vakti kızı istettirmiş sonrada arabaya bindirip Şanlıurfa'ya gelin etmiştim. Serkan'ı babamı Jiyan amcamı abimi Kubar amcam çaktırmadan tutmuştu aslında yanında, bir Mustafa abim onlarla değildi annesi arayınca diğerlerine haber vermişti ama bir halta yaramamıştı. Bu kadardı, ben ne olursa olsun yaşadığım bu durumu düşmanımın bile yaşamasını istemezdim asla ama ona da hakiki bir ceza vermem gerekiyordu artık akıllanmaz durmazsa da farklı yöntemlere başvururdum artık. Doğru olanı yapmıştım biliyordum kimsenin ömrüne neden olamazdım öyle kolayca. Boran Ağa'ya aklımdaki düşüncelerden sıyrılıp baktığımda bana bakarken gördüm. Bakışları inceleyici şekilde dikkatle beni süzüp duruyordu. Dümdüz yaptığım saçlarıma fazlasıyla baktı, alnıma dökülen tutamlara da. O konuşmayıp beni süzmeye devam ettiğinde bende gözlerimi odasın da gezdirdim. Boydan boya olan camların önünde üstü beyaz bir örtüyle kaplı bir şey duruyordu ancak anlam veremedim. "Eşsiz bir tablo gibisin, ne kadar izlersem izleyeyim asla bıkmayacağım." Diye konuşunca birden nefesim hızlandı. "Şöyle konuşmayı ne zaman keseceksin acaba?!" Dedim sistemle. "İçimde tutamıyorum malesef." Dedi omuz silkerek oturduğu koltukta. "İyi o zaman niye çağırdığını söyleyecek misin, sadece bunun için miydi?" Dedim sükûnetle. "Belki söylerim bilmiyorum," dediğinde tuhafça baktım. "Dalga mı geçiyorsun." Dedim yavaşça. "Yahu belki görmek istedim sadece olamaz mı? Canını sıkacak bir şeyler yapmışlarsa kendi gözümle bir göreyim dedim." Güldüm kendi kendime. Adam bile ailemin ne cins olduğunu biliyordu işte. "Boran Ağa," dedim derin bir nefes alarak. Kaşlarını çattı yavaşça. "Sana bir şey soracağım... Hani demiştin ya ben bu evliliği durdurucaktım diye, onu nasıl yapacaktın. Neye dayanarak yapacaktın ya da?" Diye sordum. "Bu nerden çıktı şimdi?" Dedi huzursuzca. "Ne önemi var ki, sadece öğrenmek istiyorum." Çenesini sıvazladı gözlerini benden kaçırarak. "Sana yalan söylemem, bunun için çabalıyorum çünkü hoşlanmam bundan... Anlatacağım ama bildiklerimiz aramızda kalsın istiyorum kardeşinde dahil anlatmanı istemiyorum kimseye." Dediğinde başımı ağırca salladım. "Aramızda." Diyerek söz verdim. "Aslında çok büyük bir şey değildi yapacağım şey. En azından her türlü zarar göreceğine emindim ben sadece en hasarsızını seçtim... Tek pişmanlığım acı da olsa sana yardım etmeden çevirmekti bunun pişmanlığı hiç geçmeyecek, en azından sen gerçekten tekrar mutlu olana kadar." Dediğinde gerildim. "Biliyorsun bizde büyük kararlar aşiret heyetinde verilir, benim amacım o aşiret heyetinde sözü geçenlerin ağzını kapayabilmek ellerini durdurmaktı... En azından çoğunu. Çünkü çoğu zaman iki kan davalı aşiret dursa bunlar törelerine kendilerine yediremeyip kararlar verir ve cezayı keserler. Bilirsin sende kaç kişinin infazını böyle el altından kestiler..." Bilirdim tabi buralara hakim olan kim bilmezdi. "Bahoz ve Özgür onlarla birlikte yaptım planı. Bazı insanlar paraya tapar bilirsin bende paraya tapanlara güzel bir tuzak kurdum. Onları birbirinden habersiz şekilde bir bankaya yatırım yaptırttım, orası biraz detay istiyor şimdilik üstün körü bilmen yeterli. Ben bu evliliği istemediğimi söyleyeceğim zaman onların karşıma dikilmemesi ve karşımda durmaması için malları arsaları ile korkutacaktım çünkü tüm paraları yatırdıkları tüm malları bizim daha doğrusu Özgür'ün elinde. Onları durdurmayı başardıktan sonra en azından benim tarafıma geçer ve töre diye tutturamazlardı korkudan. Daha sonra tabii bir iki kişi kalıyordu dışarda Derzan iti akıllı olduğundan onu işin içine hiç sokmadım ondan korkmam çünkü, diğerleri tek başlarına bir işe yaramazdı. Onlardan kurtulduktan sonra senin aşiretin ve benim aşiretim kalıyordu başbaşa onlarada geri durmalarını söyleyecektim tehdit edecektim belki bilmiyorum. Babamı durdurmak kolay olurdu çünkü onunda hoşuna gitmezdi bu evlilik ancak dedem rahat durmuyordu onu da saf dışı bıraksam bu sefer dedemin kardeşinin oğlu durmayacaktı yani Gurbet halamın nişanlışının babası. Her türlü kan dökülecekti Gece ve bu inan bana biri ile sınırlı kalmayacaktı, onca yıl beklemelerinin öfkesini de binecekti üstlerine." Defalarca yuh dedim içimden bu nasıl bir plan dolandırıcılıktı. "Peki şimdi ne yapıcaksın bununla, anlatmayacak mısın bu işi?" "Hayır bakarsın başka bir işte yardımı olur." "Ya birlik olsaydık, o zaman bir şeyler yapamaz mıydık?" Diye sordum normal bir şekilde. "Bilmem yapabilir miydik?" Diye sordu o da anlamsızca. Omuzlarımı kaldırıp indirdim. "En azından denedik diyebilirdik, sen kolayca kestirip atmasaydın." Dediğimde yüzü sertleşti. "Gece sana daha yeni anlattım farkında mısın? Sen duymak istemiyorsun belki ama ben söyleyeyim mi sana gene bir bok yapamazdık! Odana geldiğim o gün sordum sana bana birini ver dedim birinden vazgeç ailenden. Sen ne dedin ben boş bir mezarı dolduramam dedin." Dedi sinirle. Ayağa kalkıp ellerini saçlarına geçirdi sinirle. Bende sinirlendim. "Yapamazdım zaten Allah aşkına söylesene kimi verebilirdim sana kimin katili olmamı isterdin? Abimin mi annem babam yokken kollarında uyuduğum abimi mi verseydim. Yardımı olsun olmasın her zaman yanımda olan Serkan'ımı ya da abi bildiğim Mustafa'yı mı ya Jiyan amcam? Ufacık bir kızı var karısı var diğerlerinin arkasında kahrolacağı aileleri varken ben kimin ölüm fermanını imzalayabilirdim. Her ne kadar öfke dolu da olsam kimseyi öylece öldüremem öldürsem ömür boyu bu vicdanla yaşayamazdım." Çenem titriyordu sesim boğuk çıkarken boğazım düğümlenmişti. Camın yanına gittim rahatlamak için. "O zaman niye beni suçluyorsun hâlâ? Sana yardım etmediğim için en azından bir işe yaramayacak olsa da seninle diretmediğim için pişmanım köpek gibi yemin ederim aklımdan çıkmıyor bu! Beni anla ya da başka bir şey yap diye değil sadece herkesin her şeyden beni mesul tutması artık canımı fena hâlde sıkmaya başladı!" Diye öfkeyle konuştu. Kehribarları kırmızılaşmaya başlamıştı ağlayacak mıydı? "Ben sadece olduğum noktayı kabullenemiyorum ve," zorlukla yutkundum, gözümden bir kaç damla yanağıma aktı "dayanamıyorum. Etrafımda en yakınımda sen varsın ve sana anlatmaktan yakınmaktan başka bir şey gelmiyor elimden. Doğruyu yanlışı çok karıştırdım artık kendimi bildim bileli bunları yaşıyorum bu evlilik için asker gibi eğitildim. Ben bu durumla nasıl yaşayacağım bilmiyorum... Günden güne kendi benliğimden uzaklaşıyor gibi hissediyorum." Yanıma ne ara gelmişti anlamamıştım yüzümü avuçları arsına aldığında dudaklarını gözlerimin altına bastırdı. Göz yaşlarımı öptü. Kollarına tutunduğumda, "Sakın ağlama! Ben sana demedim mi bana güven diye? Ne kaybedebilirsin Gece bana güvensen söylesene daha fazla ne kaybedelirsin?" Yüzümü yüzüne kaldırdı. "Söyle." "Sana güvenirsem bütün sıkıntılarım son bulacak mı?" Diye sordum titreyen sesimle, göz yaşlarım asla durmuyordu aksine o bana yaklaştığı için daha da akmaya başladı. Sanki bir koruma kalkanım vardı ama o alanıma girince o koruma kalkanım kırılıyor ve güçsüz bir kıza dönüşüyordum. Kimsenin yanında bürünemeyeceğim kişiye. "Bulucak!" Dedi kesin bir ifadeyle. "Er ya da geç bulucak tek istediğim bana güvenmen kendini aklını rahat bırakman içindeki bütün dertlerin hepsini bana anlatman yüklerinin hepsini benim omzuma bırakman. İnan bana başka bir şey değil tek istediğim iyi olmanken senin hissettiklerini göz arda edebilir miyim ben. Söylesene canına kurban olduğum." Dedi içli içli. Alnını alnıma yasladı parmakları yanağımı yüzümü okşadı. "Peki Güneş?" Diye sordum. Bedeni kasıldı aniden. "Ben bu konağa geldiğimde sana benim olduğum yerde kimse başka bir kadını ezemez demiştim! Onunla aramda ne olursa olsun bunu kimse haketmiyor, kendi isteğiyle bile olsa dört duvar arasında kalmasını çürümesini istemiyorum. Beni yanlış anlama ama onuda düşün." Ellerini yüzümden ayırdı yavaşça uzaklaşması içimi sıktı. Yanımdaki üzeri örtülü o şeye çok yakın olduğumu farkettiğimde örtüsüne dokundum, "Sana bana güven demiştim, haklısın onu düşünüyorsun ama yapma bundan sonra sadece kendini düşün gerisini bana bırak." Dedi Boran Ağa ciddiyetle. Elimle yanağımı sildim göz yaşlarımla ıslanmış dudağımı yaladım yavaşça. "Bu ne?" Diye sordum. Yanıma yaklaşıp örtüyü çektiğinde gördüğümle ağzım açıldı. Önüne geçip karşımdaki üzerinde boş bir tuvalin olduğu Şövaleydi bu. Resim tahtası diyordum ben. Dokundum ona. "Aslında bu yüzden çağırdım seni." Dedi iç cekerek arkamdaki adam. "Buranın manzarasını seviyorsun, bunu ikinci kere büyülenmiş şekilde dışarıyı seyretmenden anlamıştım. Düşündüm ki belki resmetmek istersin böylece odama yakışacak bir tablo bulmuş olurum." Dudağımı ısırdım sevinçle. Buraya ilk geldiğimde aklımdan geçen tam olarak buydu! Çizebilecektim. Bunu nasıl düşünmüştü. Ona döndüm yavaşça, zehir sarısı gözleri dudaklarıma düştüğünde dudakları kıvrıldı. Parmağını yanağıma koyarak sürterek aşağı kaydırdı, dudağıma yapışmış saç telimi çekti. "Nasıl kıyıyorsun o dudakları ısırmaya?" Dediğiyle dudağımı serbest bıraktım. "Sürdüğü renk'e bak bide," dedi bu sefer tersçe. Onu duymamazlıktan geldim. "Şimdi burada istediğim gibi resim yapabilir miyim yani?" Diye sordum bastırmaya çalıştığım heyecanla. "Evet, hatta bugün bile başlayabilirsin. Boyalar çekmecemde var bir şey daha var tabii." Dediğinde dudağı kıvrıldı. "Neymiş?" "Konakta boş bir oda ayarlattım sana orayı kendine göre resim odası yap. Eşyaların ve rahatlığın için alan lazımdı, kızlar temizliyordur odayı ama hiçbir şey almadık sen kendin bu sefer adam akıllı düzersin dekore edersin." Duyduklarım gerçek miydi? "Alay etmiyorsun." Dedim gözlerimi kısıp ona bakmaya başlarken. "O ne demek şimdi," diye sordu kaşlarını çatarak. "Ne bileyim, sen çalışabilirsin istersen dedin istediğim mesleği küçümsemiyorsun ya da böyle meslek mi olur demedin, beni buraya getirmiş resim yap bana diyorsun. Konakta odanın tekini sadece resim odası yapmamı istiyorsun. Alay etmiyorsun yani." Diye açıkladım kendimce, nefeslendim. "Seninle alay mı ediyorlardı?" Diye sordu birden kararan bakışları ile. Hızla başımı salladım. "Hayır alay etmedi kimse ama önemsemediler de boş iş yapıyormuşum gibi hissettirdiler, ya da ben öyle zannettim." "Ya sabır," diledi, dişlerini sıkarak. "Ben anlamıyorum ki ben daha ne öğreneceğim seninle ilgili. Hiç mi güzel şeyler olmadı hayatında?!" Sitem eder gibi dile getirdiklerine güldüm ister istemez. "Gülme! Ben ciddiyim." Dudaklarımı birbirine bastırdım. "Ne kadar sinir bozucu da olsa kimseye aldırış etmedim ki ben, bak okuduğum bölüme." Kehribar gözleri parladı. "Bu yüzden hayranım ya zaten sana." Dedi iç çekişle. "Boran Ağa," dedim yavaşça dikkatini üstümde tamamen toplayarak. "Ben karar verdim. Doğru söylüyorsun zaten kaybedecek hiçbir şeyim yok şu an, ben... sana güveniyorum." Gözleri parladı adeta. "Güveniyorsun? Kendini tamamen bana bırakacaksın yani?" Dediğinde başımı sallayarak onayladım onu. "Bundan sonra kimseyi değil sadece kendini düşüneceksin o hâlde. Kim canını sıkarsa bana söyleyeceksin içine dert etmeyeceksin her şeyi ben halledeceğim! Anladın mı?" "Anladım." Ellerimi kavradı ve sıktı. "Söz ver bana tüm öfkende benim olacak şu canına değecek en ufak acıyı bileceğim bana diyeceksin diyemezsen gözlerinle anlatacaksın... Ben zaten senin içini aklındakileri kaygılarını korkularını her şeyini görüyorum biliyorum Allah şahidimdir yüzünü hayatın boyunca hiç olmadığı kadar güldürüceğim, çok az gördüğüm ömürüme ömür katan gülüşünü hiç eksiltmeyeceğim bu dudaklarda, sadece bana güven benimle ol söz ver." Söz," diye fısıldadım. "Aferin benim karıma." Dedi dolu dolu. "Şu boyaları getirelim sana da başla bakalım." Diye konuştuğunda arkasını döndü. İlerlemesine izin vermeden kolunu tutarak durdum onu, bana bir şey mi oldu diye baktığında topuklularım üzerinden ufak bir kaç adımda yaklaştım ona. Fazla yaklaşmış olmalıyım ki gerildi. "Teşekkür edecektim, hayatımda ilk defa birileri hatalarını anlayıp düzeltmek için çabalıyor. Bu benim için çok değerli." "Sana insanlar kocalarına teşekkür etmez demiştim yavrum." Dedi. Benden bir kaç adım uzaklaştı, bunu çaktırmadan yapmak istese de olan ortadaydı. "Daha ne kadar devam ediceksin buna?" Dedim yüzüm düşmüştü hareketi yüzünden. Suçu yokken benim ve babaannem yüzünden suçlu hissetmesini istemiyordum. "Neye?" Dedi anlamazca fakat neyi kastettiğimin pekâlâ farkındaydı. Masasının yanına ilerledi dosyaları karıştırmaya başladı. "Benden uzak durmandan bahsediyorum?" Dedim sinirle. Tek kaşı kalktı hayretle. "Bu seni rahatsız mı ediyor?" "Konu bu değil, konu kendini suçlaman, gereksiz yani tekrar tekrar söylemem mi gerekiyor, durmasını bildin işte bana zorla da dokunmadın!" "Sorun da bu ya zaten!" "Ne?" "Ne demek ne, ya engellemeseydin beni ya sana dokunmama izin verseydin nolurdu o zaman?!" "Bu işine gelmez miydi, yani beni arzuladığını söyleyen sendin?" "Fazla açık konuşuyorsun!" Dedi uyarır bir şekilde. "Yanlış bir şey mi söyledim. Kusura bakma Boran Ağam(!)" "Yanlış değil üzerindeyken de söylediğim gibi seninle deli gibi sevişmek istiyorum hatırlarsan. İçimde yüreğimde hissettiğim kavurucu hissi tenine fısıldamak istedim!" Kalbim hızlanırken boğazım kurudu ani dedikleri yüzünden. "O zaman sorun ne?" "Sorun senin bu ilişkiyi benim için değerli anlamlı olan ve olacak olan ilişkiyi basitleştirmen. Olana kadar basit zannedeceğin iş bittikten sonra pişmanlıktan kavrulacağın bir olay, ben sana gerçekten kendini hazır hissettiğinde istediğinde birlikte olucağız demiştim ama sen kendini, beni her şeyi yok sayabiliyorsun! Nolduysa iyiki olmuşta beni durdurmayı başarmışsın sana aferin!!" Kapıyı çarparak çıktığında arkasından öylece baktım. Çok çetrefilli bir günü böyle kapatacağıma inanamadım. ••••••Bölüm Sonu••••••
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD