"Karşında ben varken o kelimelerine dikkat et!" Diye uyardı dişleri arasından onu Boran Ağa. Güneş çekindi gözleri ama bana değdi yine, "Kusura kalmayın sadece sizi özledim. Buna da mı hakkım yoktur alt tarafı sizinle gitmek istiyorum düğüne." İçime büyük ağırlık çöktü sanki. Bel oyuntumdaki sıkılaşmış parmaklarını çekmeye çalıştım bir anda. Daha da batırarak kendine yapıştırdığında sinirlerim bozuldu iyice. "Lan beni delirtme!" Diye bağırdığında Güneş'e sesi sokağı doldurdu, bende duraksadım. "O kadar şey anlattım sana sen hâlâ nasıl böyle konuşabilirsin! Açtırma bak ağzımı deliriyorum." Bağırarak konuşması Güneş'i korkutuyordu, Boran Ağa'dan başlı başına korktuğu belliydi ama istediğini almakta da kararlıydı. Ve, aslında geçen gece odanın dışında konuştuklarına kısmen duymuştum, bana o şekilde konuşulmuş olsa ya da reddedilmiş olsam kesinlikle beni istemeyen bir adamın adıyla adımı bile yan yana getirtmezdim. Ama Güneş fazla farklıydı.
Bu durumda olmak zerre kadar hoşuma gitmiyordu ve bu adam da beni bırakmıyordu. Az kalmıştı benimde patlamama.
"Bunda bu kadar büyütülecek ne var, aynı konakta yaşıyoruz aynı adamı paylaşıyoruz da aynı arabaya mı binemeyeceğiz. O bunu da kaldırabilir bence." Ona hayretle baktım kısık sesle titreyerek konuşsa da.
"Ya ben aynı arabaya binemez miyiz mi dedim!" Diye bağırdım dayanamayarak. "Sende bi bırak ya!" Diye yanımdaki adama da bağırdığım da iki elimle onu ittirerek koptum bir anda ondan. "Gece yapma yavrum geç arabaya ben halledeceğim." Diye ikna eder gibi konuşmasıyla bakmadım bile ona. Yere düşen şalımı aldım ellerime.
Nefes nefese kalmıtım niyeyse. "Bana laf sokacağına insan gibi sizinle gelmek istiyorum deseydin eğer Boran Ağa'nın bile laf etmesine izin vermezdim ama sen sürekli bir kendini hatırlatma Boran Ağa üzerinde canımı yakmaya çalışmakla meşgulsün! Sen bunu yapınca ne olacak zannediyorsun söylesene! Al ya, al arabada eskisi gibi ön koltukta senin olsun başına çal. Böyle saçma salak şeyler seni mutlu edecekse istediğini yapabilirsin!!" Seslice yutkundum çok hızlı nefes alıp veriyordum nabzım yükselmişti artık.
Endişeyle yanıma gelmek isteyen Boran Ağayı engelledim anında, "Yaklaşma!" Durdu anında. "Al götür karını düğüne ama yanıma gelme, şu an ne seninle gitmek istiyorum ne arabana binmek istiyorum." Dediğimde öfkeyle nefeslendi.
"Saçma sapan konuşma, o gelmeyecek! Hem nasıl gideceksin gel buraya sakin sakin konuşalım." Dedi sinirle. Öfkesi bana değildi belki ama istemiyordum şu an hiçbir şekilde.
"Ben götürürüm Gece'yi kimseye gerek yok." Sokakta yankı bulan diğer ses abime aitti. Arkamı döndüğümde arabasının hemen önünde duruyordu, olanlara ne kadar şahit olmuştu bilmiyorum ama hiç iyi görünmüyordu. "Ağabey," diye mırıldandım. "Buraya gel Gece," dediğinde, elini uzattı aynı zamanda bir iki adım atarak yaklaştı.
"Gece, dur durduğun yerde! Yanıma gel." Diyen Boran Ağa'ya bakmazken ilerledim hızla abime. Aynı sırada arabadan iki kişi daha indi. Biri Hevdem iken normaldi ancak diğeri....
Diğeri Adar'dı.
Uzun boyuyla sinek kaydı tıraşlı pürüzsüz yüzüyle belirdi abimin arkasından. Onu görmek dumura uğrattı. Çok özlemiştim ama böyle bir şekilde karşılaşmayı hiç istemezdim. Kalan mesafeyi abim tamamladı yanıma gelerek. Elini sırtıma koydu ve Boran ağaya baktı, bende şaşkınlığımı atıp ona döndüğümde hemen karşımızdaydı neredeyse. Sinirliydi.
"Boran Ağa, aynı yere gidiyoruz zaten ben kardeşimi götürürüm sen merak etme." Dedi abim soğuk bir tavırla. Gözleri seğirdi Boran Ağa'nın, benimle göz göze gelince, "karımı ben götürürüm. Sizi ilgilendirmez!" Dedi abime, ama benden ayırmadan gözlerini.
Abiminde sinirlendiğini bedeninin gerilmesinden anlayınca araya girdim konuşarak. "Abimle gitmem daha doğru, sorunda çözülmüş oldu işte." Sözlerim onu daha da öfkelendirdi. En mantıklısı birbirimize daha fazla zarar vermeden uzak durmamızdı. Bu sebeple daha fazla konuşulmasına izin vermeden abimin arabasına dönerek ilerlemeye başladığımda arabanın arkasına bindim hızla. Adar öne Hevdem yanıma oturdu ve abimde binip arabayı çalıştırdığında onların yanından geçtik. Geçerken Boran Ağayla camdan bakışmamız yanından geçene kadar kesilmedi. Kararmış bir ifadeyle bakarken derin bir nefes almadan yapamadım.
Olanlarla uğraşmak istemiyordum artık o yüzden direkt muhattabıyla görüşecekti artık Güneş hanım. İstediği gibi gelebilirdi düğüne o arabayla.
"Noldu orada öyle, ne diye sokağı inletiyordunuz." Belliki her şeyi duymamışlardı. Abimle dikiz aynasından göz göze geldim kısa bir an için ancak yine camdan dışarı çevirdim bakışlarımı. Öfkeliydim gergindim yerime sığmaz haldeydim. Ama bir şeyde yapamıyordum.
"Abla," diyen Hevdem elini titrettiğim dizimin üzerine koyarak yanıma yaklaştı. "Bir şey mi yaptılar sana?" Diye sessizce sordu.
"İyiyim." Dedim kestirip atarcasına. Biraz sert çıkışmış olabilirdim. Kime neyi anlatacaktım ki.
"Herkes bir sakin olsun, kız anlatsa anlatır zaten." Diye ortamı dinginleştirmeye çalıştı Adar. Ah, bu adam da niye hep düğün günleri ortaya çıkardı ki. Cama biraz daha yanaşıp gözlerimi kapadım, kollarımı göğsümde birleştirerek sardım kendime. Yalnız kalmak istiyordum şu an ama kalamazdım da.
••••••
Elleri titremeye başlayan adam giden arabanın arkasından öylece bakıyordu hâlâ, bir kaç dakika önce gayet iyilerken birlikte hareket ederlerken sonu yine hezeyanla bitmişti. Anlamıştı biraz da olsa mutlu olmaya hakkı yoktu.
"Kocasının lafını bile dinlemeden abisiyle bastı gitti. Çok saygısız ve asi." Arkasından ona yavaşça yaklaştı Güneş, elini ceketinin üzerinden kaskatı olan kocasının koluna koydu. "Sen bir Aşiret Ağasısın, Boran Asparşah'sın seninle böyle konuşamaz bile ama şu yaptıklarına bak. Çocuktan farksız." Koluna sarılıp adama daha da yaklaştığında, gözlerini yavaşça kapattı adam.
"Tamam, hadi bu evliliğe zorlandı diyelim, peki olacakları ve yapması gerekenleri bilmesine rağmen nasıl böyle davranabilir, öyle ya da böyle durması gerektiğini kocasına karşı saygısızlık yapmamasını bilmiyor mu sözde hanımağa ama daha kendi örfünü adetini bilmiyor. Oysa ben bunca zamandır sana en ufak bir saygısızlığım oldu mu sen ne dersen yapmadım mı?" Güneş onu dinleyen ve sesini çıkarmayan adamla keyfi daha da yerine geldi. Önüne geçerek ona yaklaştığında Adamın gözleri ona bir anlık bile bakmasa da istifini bozmadı. "Senin gerçek anlamda bir kadına ihtiyacın var, seni taşıyabilecek yanında duracak biri... Sen de biliyorsun benden daha iyi kimse olamaz sana Ağam..." Ellerini adamın sert göğsüne yerleştirdi gömleğinin üzerinden ve gözlerine bakmaya çalışarak, "Neden bu düğüne birlikte giderek bunu kanıtlamıyoruz, ben hep yanında olurum senin."
"Senden daha iyi kimse olamaz?" Diye mırıldandı Boran Ağa kendince. "Evet, olamaz istediğin her şeye sahip olabilirsin erkek çocukların bile olabilir kimsenin lafını çekmezsin herkes durması gerektiği yeri bilir." Öyle büyük bir zaferin ucunda olduğunu düşünüyordu ki içi içine sığmıyordu sanki.
Ta ki sonunda karşısındaki adam gözlerine karşılık verene kadar. "Seni uyarmıştım," diye konuştuğunda Boran Ağa Güneş ağırca çattı kaşlarını. Gözlerinin kararmışlığını farkettiğinde sertçe yutkundu. Boran ağa şakaklarında tiz bir ağrı hissettiğinde dudakları kıvrıldı. "Uyardım." Diye tekrar söylendiği sıra kadının kolunu tüm gücüyle kavrayarak kendinden uzaklaştırdı bırakmadan.
Güneş acıyla inlediğinde, "A-Ağam?" Dedi korkuyla, ilk defa bu oluyordu çünkü. Ama adam duymadı bile kolunu kıracak kadar sıkarken geriletti ve sertçe arabasının arkasına yapıştırdı. "Seni uyarmıştım!!" Diye bağırdı acıyla yüzünü buruşturan kadına. Elini onda çektiğinde anında belindeki silahı çıkarıp tetiği çekti ve kadının alnına dayadı.
Güneş şok olmuş hâlde karşısındaki adama bakarken korkudan bayılacak gibiydi. Belini tutarak doğrulmaya çalışsada alnına dayanmış silah yüzünden nefes bile almaya korkuyordu. "Zevk mi alıyorsun lan zevk mi!! Gelmiş gerçek bir kadına ihtiyacın var diyor. Lan sen kimsin?! Kimsin lan kim?!" Diye bağırdı adam silahın namlusunu daha da bastırarak. Boştaki elini arabanın bagajına sertçe geçirdi öfkeyle bağırarak. "Lütfen dur, amacım bu değildi yanlış anladın." Diye titreyerek konuşan kadınla daha da kızıştı Boran Asparşah. Elindeki silahı kadından çektiği gibi hemen yanına yere ateş ettiğinde üst üste kadın kaskatı kesildi. Ses tüm sokağı inletti ama Boran Ağa durmadı silahı tekrar kadının başına dayadı nefes nefese.
"Beni özlemişmiş her yere ben götürürmüşüm, bunlarla mı yakacaktın canını lan salak!! Taktığı mı var lan, çocukca hareket ediyor dediğin kadının tırnağı olamazsın benim için anla lan artık anla! Uğraşma dur uzaklaş seni uyardıkça bokunu çıkardın sana en başından üzerimde hak iddaa edebilecek biri değilsin diyorum bunu senin beyninin neresi almıyor lan neresi illa ben mi sokayım içine ha! Ben mi! Delirttiniz lan beni, hepiniz el birliğiyle ağzıma sıçtınız şimdide sefasınımı sürüyorsunuz!" Diye bağırdıkça bağırdı.
"Ama yok Boran salaktır bir şey yapmaz iki kızar bırakır! Bunlardan mı geliyor bu cesaret. Söz dinlemeyi bilmiyor diyorsun asi diyorsun örf bilmez adet bilmez diyorsun kocasına saygısızlık yapıyormuşta sen ne bok yiyorsun lan, sana elli kere söylemedim mi ben uzak dur diye! Sen hangi dediğime uydunda ona dil uzatabiliyorsun!" Öyle bir perde inmişti ki gözüne kadının olduğu yere çöküp büzüşmüş olmasını farketmiyordu etse umrunda bile değildi. Güneş hıçkırarak ağlarken en sonunda başındaki delirmiş adamı korumalardan biri tutmuştu onu Diljen'in zorlamasıyla.
"Ağam bir geri gel, sakinleş." Dedi koruma silahlı elinin yönünü uzaklaştırmaya çalışarak.
"Bırak lan uzaklaş!" Diye adama bağırsa da dinlemeyen koruma azar azar zor bela uzaklaştırmaya başladı. "Bir bırak lan artık, tamam." Dediğinde, adam tereddütle uzaklaştı. Boran Ağa soluk soluğa kalmış hâlde silahın emniyeti kapayarak beline yerleştirdi. Yüzünü sıvazladı üst üste, sakinleşmesi gerektiğini hissettiğinde derin soluklarla ellerini dizlerine koyarak hafifçe eğildi öne doğru.
Biraz olsun iyi hissettiğinde kadına döndü, arabaya tutunarak doğrulmuş ve zor duruyor gibiydi ama umrunda bile olmadı. "Bana bak!" Dedi soğuk bir sesle. Kadın anında baktı ona, Boran Ağa cebindeki arabanın anahtarını aldı ve onun ayaklarının dibine fırlattı sertçe, anahtar kırıldı. "Al o arabayı... Hangi cehennemin dibine istiyorsan git, ön koltukta oturarak! Ama şunu da unutma bundan sonra en önce sen öğreneceksin dediklerime karşı çıkmamayı. Bu sana iyi bir ders olmuştur bir dahakine kendime bu kadar hakim olmayabilirim seni öldürmem belki ama seni başıma bela edenlerin hepsinin alnını deşerim! En başta da kendi kanımdan başlarım buna!" Duydukları beynine işledi kadının. "Beni zerre kadar tanımıyorsun Güneş, sınırlarımı sakın zorlama!"
Arkasını dönüp uzaklaşmaya başladı oradan. Yürümeye ihtiyacı vardı aklını toplamaya ve ona göre akıllı karar almaya ihtiyacı vardı ama öfkesi hâlâ dipdiriydi Gece'nin gidişi olanlar beyninde tekrarlandıkça barut gibi oluyordu. Bir dokunan olsa ateşlenmeye hazırdı.
Ceketini ve üstünü düzeltip baskın adımlarla sokakta ilerledi, Allah'ın cezası düğüne taksiyle gidecekti artık. Ona kalsa gitmezdi ama baş belasını o düğünde tek bırakacak değildi, ona da öfkeliydi ama yalnız da bırakamazdı.
••••••
Düğünün olacağı otele gelmiştik. Otel Boran Ağamıza aitti fazla yüksek olamayacak şekilde fazla geniş olarak yapılmıştı manzara her yeri ayakları altına alacak kadar güzeldi ve dış görünüşü ne Mardin havasından uzaktı ne de modernlikten uzaktı tam ortasında fazla şık, hayran bırakıcıydı. Ve büyük salonda yapılacaktı düğün. Abim ve Hevdem'le ilerlerken salona, gerginliğim ve sinirim geçmiş değildi. Adar'ı gelirken yeni tuttukları artık annesiyle kalacakları eve bırakmıştık. Ayaküstü sarılmıştık ama bununla sınırlı kalmayacaktı elbette, yine bir araya gelecektik. Neyseki neler olduğu konusunda diretip beni sıkmamışlardı, duruma üzüldüğü ortadaydı ama insanların acımasını istemiyordum bana.
Hevdem ve abimi geçiştirmiştim onlarda farkındalardı ve sayemde yüzleri düşüktü ama yapacak bir şeyim yoktu. Girişteki görevliye üstümüzdeki fazlalıkları verdiğimizde salondan içeri girdik. Büyük düğün salonu cidden fazla büyüktü, doğrusu buranın milleti öyle salonlarda rahat edebilecek insanlar değilken burayı niye tutmuşlar diyordum ama yanılmışım. Çünkü salon hem fazla büyüktü hem iki katlıydı hemde ön cephesi komple camekanlıydı ve ışıklandırması yapılmış koca bahçeye açılmıştı.
Girdiğimiz gibi sesin desibeli artmış ve büyük bir halay cümbüşüne girmiştik. Etraf ve kapı ağzı hep olduğu gibi erkeklerle adamlarla doluydu, gözlerim sadece ileriye bakarken dikkatle ilerledim topuklularımın üstünde. Muhtemelen bu kadar geç kalan kişilerin kim olduğunu merak ettiklerinden çoğu merakla bakmaya başlamışlardı bile. Lalezar hanımların masasını onca masa ve milletin içinden seçtiğimde Hevdem ile ilerlemeye başladık, kadınların kızların bakışları üzerimizdeyken kendi masamıza gelmiştim. Görünüşe bakılırsa annemde bizim masa da olacaktı.
"Nerede kaldınız kızım, Boran nerede?" Diye sorunca Lalezar hanım yine sinirlenmeye başladım. Çaktırmadan derin bir nefes aldım, sandalyeme çekip oturduğumda Hevdem ve abimde oturdu onlarla göz göze geldiğimde susmaları gerektiğini anlamışlardı ama masadakiler gerginliğimin ve bakışlarımdan mı bilmem anında onlarda gerildiler, kaşlarını çatarak merakla bakmaya başladılar.
"Güneş ile gelecek o." Dedim kısa ve net. Lalezar hanımın kaşları havalandı, Gurbet hanım ise sorgular şekilde baktı diğerleri gibi.
"O ne demek öyle yenge, niye birlikte gelmediniz abim onunla tek mi geliyor şimdi." Diyen Zara'ya ağırca çevirdim bakışlarımı. "Gelemez mi Zara? Karısı değil mi?" Diye ciddeyetle konuştuğumda yutkunarak yaslandı sandalyesine. Diğerleri merakla içini yiyordu eminim ama ne diyebilirdim ki. Yinede eğlenmek için geldikleri düğünün tadı benim yüzümden bozulsun istemedim o an.
Keşke o an demeseydim.
"Sorun yok merak etmeyin," dedim zoraki bir gülümsemeyle. "Güneş kocasını fazla özlemiş, öyle dedi yani bende karı koca hasret gidersinler dedim o yüzden abimle geldim onlarda birazdan gelirler herhalde." Dediğimde gözleri irileşti. İçimden çıkan fırtınalardan bihaber şekilde şiddetli bir sakinlikle nefes alarak yaslandım sandalyeme. Bu sakin duruşum onları daha da gerdi.
Lalezar hanımın Zara'ya gözüyle işaret verdiğini yakaladım, Zara masanın üstündeki telefonu alıp masanına altına indirdiğinde abisini arayacağını ya da mesaj çekeceğini farkettim.
"Sonunda akıl edip uzaklaşabilmişsinde ikisi de bir rahat nefes alabildiler, kuma mısın kara kedi mi belli değil." Diye hoşnutsuzca konuşan Gurbet hanıma döndü bu sefer bakışlar. Abim elini masaya indirdi anında sinirle. "Laflarınıza dikkat edin Gurbet hanım isterseniz!" Dedi sert bir ifadeyle. Ellerimi göğsümde birleştirdim bacaklarımı üst üste atarak, annem de anında sandalyesinde dikleşmişti bile. Gurbet hanım ise ona dönen delici bakışlarla yerine sinerek yüzünü çevirdi anında.
Bertan Ağa babam ve Merih yoktu masa da iyiki de yoktu yoksa elalemin düğününü mahvetmemiz an meselesiydi. "Kara kedi," diye mırıldandım, müzik sesi başka bir şarkıya geçeceklerinden kesildiği için duymuşlardı beni. "Haklısınız Kara kedi gibi girdim aralarına, umarım iyi değerlendiriler ne diyeyim." Konuştuğumuz konudan olduğum yerden tiksindim. Masaya tutunarak ayağa kalktığımda, "ben bir lavaboya gideyim." Diye açıkladığımda Zara hızla lavabonun yerini tarif etti. Ne yapacaklarını bilemiyor gibi birbirlerine bakıyorlardı, Mara ve Gurbet hanım dışında tabi onların nasıl mutlu oldukları yüz ifadelerinden belli oluyordu.
Hevdem gelmek istediğinde kaşlarımı kaldırarak durdum onu. Şarkı yine çalmaya başladığında sesler beynime vurmaya başladı. Masaların arasından kimseyle göz teması kurmadan ilerlemeye başladım lavaboya girdiğimde üçüde doluydu aynaların karşındaki kadınlarda kendilerini yapıyorlardı. Ayağımı durduramayarak stresle yere vurmaya başladım kapının hemen ağzında duruyordum ve hanımlarda içlerinden birinin kulaklarına bir şey fısıldamasıyla bana bakıp durmaya başladılar.
Zaten gerginken insanların bana kaçamak bakışlar atarak fısıldaşmaları hoşuma gitmiyordu daha öfkelendiriyordu. Süzmeye başlamaları bunaltmaya başladığında konuşacaktım ki içeri beyaz yakalı bir çalışan girdi. "Gece hanım, lütfen bizimle gelin sıra beklemenize gerek yok." Dedi. Ona anlamayarak baktığımda kendini açıklama gereği hissederek konuşmaya başladı tekrar. "Otelin çalışanıyım efendim lütfen gelin beklemenize gerek yok burada." Dediğinde ne yalan söyleyeyim sevinmiştim.
Onu onaylayarak takip ettiğimde çıktık hemen, karşımızda kapısı paravanlarla kapatılmış olan erkekler tuvaleti vardı. Olduğumuz koridordan çıkıp çok uzaklaşmadan bir kapının önüne geldiğimizde. "Girin lütfen, burada kalmamı ister misiniz?" Dedi kız samimiyetle.
"Teşekkür ederim ilginiz için ama gerek yok sağ olun." Dedim gülümseyerek ve yavaşça içeri girdim. Buranın boş temiz oluşu rahatlatırken hızla ellerimi yıkadım soğuk suyla, bedenimin ısısı artmıştı sanki sebebi fazlasıyla gergin ve stresli olmamdandı, ensemi hafifçe ıslattıktan sonra lavabonun kenarlarına tutundum. Dakika bir gol birdi resmen, zaten ne bekliyordum acaba günlerdir kendimi resim odamın nasıl olacağına yorduğumdan evdekilerle yan yana pek gelmemiştik günlerin verdiği hırsı bir şekilde almaları lazımdı. Gurbet hanımda zaten susmuyordu, odayı resim odası yapacağım diye kudurmuştu masada söylediklerimle dört köşe olmuştu şimdi.
Keşke söylemeseydim sussaydım, öfkemi iyiden iyiye kontrol edemiyordum yakında doktorun dediği gibi sinir hastası bir manyak olarak çıkacaktım! Derin bir nefesle doğruldum, saçıma başıma çeki düzen verdim, sakin ve rahat durmalıydım, gelinle damatı bir görüp selam verdikten sonra ufak bir bahaneyle konağa geri döner çıkardım düğünden çünkü daha şimdiden beynim almıyordu.
Kara kediymiş!
"Düşünme, Gece düşünme." Diye kendime telkinler verdim. "Amacı ne bilmiyoruz sanki," diye söylenirken lavabodan çıktım. Dikkatli ve dik bir duruşla ilerlemeye başladım, salona geri döndüğümde insanlara çarpmamaya dikkat ederek masaya doğru gitmeye devam ettim. Masaya yaklaştığımda ayakta arkası dönük olan heybetli adamın Boran Ağa olduğunu farkettiğimde adımlarım yavaşladı. Masadakiler beni farkettiğinde Zara eliyle beni gösterdi.
"Geldi işte yengem," dediğinde beni sorduğunu anlamıştım. Arkasını döndüğü vakit tek kelime etmeden yerime oturdum yavaşça. "Bir şey mi oldu?" Dedim Zara'ya yaklaşarak. Kaşlarını kaldırdı yok dercesine. "Abim göremeyince sordu." Dediğinde geri çekildim tamam diyerek.
Boran Ağa tam karşımda hâlâ ayakta dururken bir masadakilere bir de etrafa baktım ancak aradığım kişiyi bulamadım. Güneş yok muydu, birlikte geleceklerdi oysa.
"Güneş nerede Boran'ım, seninle gelecekti?" Diye konuştu gerine gerine Gurbet hanım. O şalı boynuna tam dolayamamıştı sanki ben mi dolasaydım.
Sakin ol Gece, duymak yok.
Boran Ağa hafiften göz ucuyla baktığımda halasına kaşlarını çatmış bakıyordu, bizimkilerde rahatsız oluyordu bu durumdan, keşke aynı masa da oturmasaydık.
"Gelemedi, vazgeçti bende tamam dedim." Kaşlarımı çattım anında başımı önüme eğerken. Boran Ağa sert mizacından ödün vermezken annemin elini öptü sonra boş olan yanımdaki sandalyeye oturduğunda ister istemez gerildim. "İstersen seni de göndereyim, ayarlayayım mı arabayı?" Diye tok bir sesle eklediğinde Gurbet hanım, "Yok yok." Dedi hızla. Ancak hezeyana uğradığı belliydi. "Ben iyiyim, kalayım böyle."
"Gece Güneş yengem ile geleceksin dedi abi, ne oldu da rahatsızlandı birden keşke kalsaydın belki ihtiyacı vardır sana." Diye ciddeyetle konuştu Mara. Güneş rahatsız falan değildi gayet iyiydi ama niye böyle bir şey söylemişti Boran Ağa cidden neden gelmemiş ya da getirmemişti kadını? Söyledikleri yüzünden mi? Öyleyse hayatı boyunca o konağa tıkmalıydı onu çünkü ne ben susmayı biliyordum ne o. Bu gidişle benim bir yere tıkılmam zaten an meselesiydi.
"Seni göndereyim istersen Mara yanına!" Diye öfkeyle yükseldi birden Boran Ağa, yüzümü ona çevirmesemde bakışlarının yan profilime kaydığını hissediyordum. Mara'ya baktığımda afallamıştı, Lalezar hanım kaş göz yapıp susmasını belirttiğinde sandalyesine yaslandı. Anlamadığım yanımdaki bu adam benden bile sinirli hatta yerinde zor duran bir hali vardı.
Masaya Merih geldiğinde gözleri ilk önce Hevdem'e kaydı ama hemen çekti. "Ferman abi hoşgeldiniz." Diye selam verdiğinde abimle kısa bir selamlaştı anneme başıyla selam verdiğinde yuvarlak koca masa da boş sandalyeden birine oturarak Hevdem ile karşı karşıya kaldılar. "Ha yenge," diyen Merih bir şey hatırlamış gibi döndü bana. "Baban seni çağırıyordu."
"Beni mi?" Diye sorduğumda başını salladı.
"Git bir bak Gece, seni bekliyordu zaten." Dedi annem bu sefer.
"Neredeydi Kalender Ağa?" Diye araya girdi soğuk ve düz tavrıyla Boran Ağa. Merih, "Yukarıdaydı." Diye cevap verdi.
"İyi, söyle Kalender Ağa'ya karımı o kadar erkeğin arasına ayağına çağırmasın! Çok istiyorsa kendi gelsin!" Dedi sert tavrından ödün vermeden. Merih anlamayarak baktı abisine ne yapacağını düşünüyordu sanırım tam kalkacaktı ki abim kalktı sandalyesinden. "O kadar erkeğin arasına girmez merak etme," dedi abim, Boran Ağa ağırca kaldırdı başını abime Allahım herkes her an birbirine girecek gibi duruyordu. "Birlikte gideriz biz. Gel güzelim." Diye bana bakış attığında nefesimi tuttum. İşin aslı gitmek istemiyordum çünkü babamın konuşacağı konuyu biliyordum az çok, gereksizdi.
"Gelmiyor dedim Ferman, zorlama!" Dedi Boran Ağa elini masaya yavaş ama sert bir şekilde vurarak. Abimin de yüzü sertleşti elini yumruk yaparak Boran Ağa'nın elinin yanına koydu ve üzerine eğildi hafifçe, "Gelecek dedim bende Boran Ağa, asıl sen zorlama." Masadakiler korkuyla olanları izliyordu ben ise basit bir konudan buraya bir anda nasıl geldiğimizi sorguluyordum.
Boran Ağa sandalyeden bir anda kalkıp abimle kafa kafaya geldiğinde kalbim ağzımda bir şekilde kalktım hızla. Diğerleri de kalktı korkuyla. "Karımı alıp getirdin aferin iyi halt ettin şimdi rahat dur, gelmeyecek diyorsam gelmeyecek!" Diye tehditvari şekilde konuştu. Etraftaki sesten ve insanların sürekli dolanmasından olduğumuz durum göze batmıyordu şu an.
"Kardeşimi alıp getirdim tabii, sen o ikisi arasında sulh bile sağlayamazken ben kardeşimi göre göre canının yanmasına izin vermem Boran Ağa. Hatta hâlâ devam edersen alır buradan da götürürüm kendi konağımıza, ne dersin?" Abimin dedikleri son damlaydı sanırım, Boran Ağa'nın gözünün seğirdiğini yan profilinden bile anladığım an hemen kolunu tuttum Boran Ağa'nın.
"Durun artık, herkes bize bakıyor milletin düğününde rezillik çıkarmayın!" Diye uyarsamda işe yaramadı duymadılar bile beni.
"Bu düğünü senin başına yıkarım Ferman!" Diyerek birbirlerine yaklaştırdılar kafalarını, tokuşturucaklardı sanki. "Amcanın götürmesine izin verdiysem sadece Gece istediği içindi ama şimdi değil sen sülaleni önüme sersen yine bir adım uzaklaştıramazsın benden!" Ciddi manada korkmaya başlamıştım öfkeliydim de birden bire böyle davranması hoşuma gitmiyordu. Merih karşıma geçerek abisin yanında yerini aldı onu uyararak ufaktan ufaktan.
Lalezar hanım Boran Ağa'ya seslense de etrafa çaktırmadan, yine duymuyordu oğlu. En son derin bir nefes alarak abime yaklaştım ve onun koluna sarıldım. "Abi nolur lütfen bir olay çıkartmayın şimdi, ben çıkarmıyorsam sende çıkarma," diye uyarır gibi konuştum abimin öfkeyle parlayan gözleri bana döndüğünde, "Lütfen, sorun yok yemin ederim." Dedim hızla.
Derin bir nefes alırken gözünü kapadı sakinleşmek ister gibi. Boran Ağa yanımdan uzaklaşarak erkeklerin arasına karıştığında arkasında baktım öylece sadece, abim iyiyim diyerek uzaklaştı ve o dışarı çıktı.
Kendimi güçlükle sandalyeme attığımda diğerleri de oturdular. "Abla sen sakin ol onlar gelirler kendilerine." Dese de ellerim hâlâ titriyordu, masanın altına indirdim ellerimi. "Ben anlamadım ki resmen pire için yorgan yakacak hâle geldiler." Diyen Zara herkese su dağıtırken benimkini açarak verdi bana, "iç yenge."
"Ben gideyim abimin yanına en iyisi," diyen Merih'te uzaklaştı masadan.
"Ah ah benim Boran'ımın nasıl boğazına kadar getirdiyse Gece hanım ortalık yerde boğaz boğaza geldiler abisiyle. Sayenizde huzur muzur kalmadı şu hale bak kim bilir ne ettinde getirmedi Güneş'i" diyen Gurbet hanıma döndüm hayretle.
"Evet ya ne güzel hazırlanmıştık o kadar." Diye Mara da halasına yakınırcasına katıldığında kendimi tutamadım artık. "Bana bakın Gurbet hanım yemin ederim az kaldı ikinizin de saçlarını birbirine dolayıp düğün orta yerine sürüklememe!" Diye yükselip sandalyeden kalktığımda Hevdem ile Zara iki taraftan tutarak oturtular yerime.
Gurbet şokla açtı kara gözlerini, "aa, şu terbiyesize de bakın hele bana bak gelin asıl ben yolarım seni burada, dünki kız yok senin karşında haddini bil." Diye bana bağırdığında.
"Yolsanıza! Biraz yüreğiniz varsa gelsenize!" Dedim alenen teşvik ederek bana inanamazca bakarken annem bile tuhafça bakıyordu bana. Lalezar hanım araya girdi dayanamayarak. "İkinizde susun bakim, kendinize gelin. Düğüne gelelim biraz nefesimiz açılsın eğlenelim dedik şu olanlara bak! Gurbet sus ağzını bile açma kızım sende sakinleş herkes barut gibi." Diye uyardığında nefes nefese yaslandım sandalyeme.
Ayağımı sallarken başımı eğdim, sakinleşmem gerekiyordu doğru ama olmuyordu. Bir yandan Boran Ağa bir yandan abim Gurbet hanım Mara, Güneş! Kafayı yememe az kalmıştı resmen.
Masaya misafirler gelip gitmeye başladıkça mecburen konuşmak ve selamlaşmak zorunda kalıyordum. Etrafta herkesin gözü birbirlerindeydi. Annemle göz göze geldikçe boş boş bakıp geri çekiyordum Gurbet hanımlarda susmuşlardı, bir süre sonra tanımadığım kızlar -ki bizim kızlar tanıyordu onları- Zara, Mara ve Hevdem'i halaya kaldırmışlardı zorla. Beni de zorlamışlardı ama kesin bir tavırla reddedince bulaşmamışlardı pek. Masada sadece dört kadın kalmıştık onda da Lalezar hanım ve annem de kalkmış diğer insanlarla konuşuyorlardı. Etrafa göz bile atmadım telefonumu çıkarıp onunla oynuyormuş gibi yaptım etraftan soyutlanmak için.
"Senin şu kuzene yaptıklarını duydum," diye dayanamayarak konuşan Gurbet hanımla derin bir nefes aldım. Duyduklarını hakkımda konuştuklarını zaten biliyordum bir o değildi herkes duymuştu yaptıklarımı. "Bakın sizinle muhattap olmak istemiyorum lütfen konuşmayın benimle." Diye uyardım bıkkınca.
"Ne zannediyorsun gerçekten soruyom bak sana Gece, mutlu olabileceğini mi?" Dediğinde telefonu ters çevirerek masaya koydum ellerimi masanın üstüne koyarak tüm dikkatimi ona verir bir halde oturdum. "Ben hayatta olduğum sürece senin mutlu olman diye bir şey olamaz! En ufak bir sevincinde onu kursağında bırakmak için elimden geleni yaparım ben, beni buradan uzaklaştırsanda ne yaparsan yap. " Onu istifimi hiç bozmadan dinlemeye devam ettim, gözüm bir ara arkasında çok ilerde çocuklarla oynayan Renas'ı takip etti o kadar. "Seni uyarmıştım bazen keşke o uçurumdan düşüp kısadan ölseydin diyorum, acıyorum çünkü kızım sana yazıktır günahtır daha yirmi birindesin. Kaçamıyorsun, kalsan dayanamıyorsun görüyorum niye kendini kurtarmak bu kadar zor geliyor ki sana acısız bir şekilde geberip gidebilirsin?" Dediğinde duyduklarımda güçlük çeksemde ona belli etmedim. Canımı yakma peşindeydi.
"Aşiretler Boran için toplanma kararı aldı, konu ne sence tahmin et hele." Çocuktu tabi ki otuzuna merdiven dayamış bir adamın nasıl hâlâ bir çocuğu oğlu olmazdı diyorlardı. Her şeyden haberdardım. O ara bir kadın geldi masaya elindeki tepside şerbet bıraktı. "İkramımızdır afiyet olsun hanımağam." Dedikten sonra Gurbet hanımın da önüne koyarak uzaklaştı, şerbeti parmağımın ucuyla kendimde uzaklaştırdım. İçinde ne olduğu hiç belli olmazdı, içemezdim.
"Yani diyeceğim şudur, ben sandığın kadar kötü değilim herkesi düşünüyorum. Sen Boran'a çocuk verebilecek biri değilsin, bunu kendine yapamazsın, bırak bunu Güneş yapsın." Dediğinde sahte bir tavırla şaşırdım. Etrafta kısa süreliğine müzik kesildiğinde sadece insanların sesi vardı ama birbirimizi duyabiliyorduk, üstelik Gurbet hanımın sesi zaten gür ve güçlüydü. "Nasıl yapacak onu peki? Yani ben buraya gelmeden önce bile yeğeniniz bir çocuk yapmamış şimdi ben varken nasıl yapacak? Bu biraz uçuk bir fikir gibi geldi çünkü yeğeniniz bana bir çocuğum olacaksa sadece senden olacak demişti... Aramızda kalsın aşiretleri pek taktığını sanmıyorum."
Dediklerim ile afalladı, eminim beklemiyordu yeğeninin dediklerini. Ancak silkenerek kendine geldi ve bana doğru masa da eğilerek ciddiyete büründü. Bakalım ne gelecekti şimdi.
"Sen yapacaksın işte, Boran'ı kendi ellerinle bir sen itersin Güneş'e." İşte şimdi meraklanmıştım bunu o da farketmişti. "Çok basit, zaten sevmiyorsun Boran'ı senin için kolay olur, aşiretler çocuğu almazsa Boran'ı Ağalıktan alırlar yerine de Civan'ı tanırsın onun abisini getirirler. Onlar haketmiyorlar kardeşimin oğlu olmasına rağmen diyorum bak, Boran'ın Ağa olmaya devam etmesi gerekiyor yoksa felaketimiz asıl o zaman gelir ya da kısadan senin de üzerine bir kuma getirirler bebek için... Sadece Boran'ı kandır ona onu sevdiğini söyle ama çocuk istemediğini bunu yapamayacağını söyle şimdilik, Güneş ile birlikte olması seni kötü hissetirmeyeceğini sadece bebek için birlikte olun de, ben bir hanımağaysam sende Aşiret ağası olmaya devam etmelisin de, üzerime kuma kabul etmiyorum bu yüzden erkek oğlan yapacaksın de zorla onu bunalt. Emin ol eğer sana inanırsa yapar bu işi, bebek için dokunur Güneş'e." Midem ciddi anlamda bulandı daha fazlası olmaz dedikçe azıtmıştı bunlar.
"Bunun karşılığında ben ne kazanacağım peki?" Dedim yüzümü buruşturmamak için zor durarak.
"Boran'ın Güneş'ten çocukları olursa içi ısınır ona, çocuklarının yanında olmak ister Boran bir hayvanlara bir çocuklara asla kıyamaz her şeyi yapar. Sen çocuklarından uzaklaştırmaya çalışacaksın o da senden uzaklaşacak bu sebeple kendi mertebeni gözünde düşüreceksin sonra ayrı bir ev istersen ayrı bir eve geçersin çalısmak okumak bizden kurtulmak istiyorsan -en azından varlık olarak- biliyorsun boşanamazsınız kan davası için, ama uzaklaşıp dilediğin gibi bir hayat yaşayabilirsin, sana söz arkanda olacağım elimden gelenin fazlasını yaparım yeter ki beni dinle."
Elimi boynuma attım sıcak basmıştı duyduklarım yüzünden. "Bu kusursuz planınız karşısında ne diyeceğimi bilemiyorum. Siz ve beni düşünerek yaptığınız şu planlar, geçen seferde beni kaçıracağınızı söylemiştiniz Güneş'in hamile olduğu yalanını atarak. Cidden helal olsun keşke o zehir gibi zekanızı insanlar için faydalı olacak şeylere harcasaydınız." Dedim, hâlâ daha duyduklarımı sindiremiyordum.
"Ne diyorsun?"
"Siz bittiniz diyorum bu nasıl bir zihniyet ki midemi kaldırdınız!" Diye sert bir tavırla konuştuğumda yüzündeki umut ışığı söndü. "Önce birini kandırmamı sonra bir kaç bebeğin hayatını karartmamı insanlarla güzel bir oyun oynayıp ucuz oyununuzla kurtulacağımı söylüyorsunuz, ayrı bir ev çalışmak okumak? Ne güzel harikasınız, tehdidinizde beni asla mutlu etmeyerek zehir etmeye çalışmak mı hayatı? Aman çok korktum, ben kimlerle uğraşıyorum sizin iki sözünüz mü beni yerden yere vuracak!"
"İyi o zaman ne halin varsa gör bundan sonra seni mahvedeceğim sende izleyeceksin hiçbir bokta yapamayacaksın!" Dediğinde gülümsedim ona.
"Nişanlınız adına ne kadar mutluyum şu an anlatamam biliyor musunuz sizin gibi bir kadınla ki kadın demeye bin şahit ister, sizinle evlenmeyip öldüğü için sadece onun için şükür namazı kılabilirim. Adam sizden kurtulmuş resmen! Siz gerçekten ne kadar saklamaya çalışsanızda acı çekmeyi hak ediyorsunuz! Ben burada sırf sizin kayıplarınızın karşılığı olarak dururken zaten canım yanarken siz benimle uğraşıyorsunuz ya hani pes diyorum size de aklınıza da cahiliyetinize de!" Öfkeden yerinde zor durur haldeydi ancak son vuruşu yapmamıştım.
"Ben kocama bir söz verdim biliyor musunuz?" Kaşlarını çattı, kocam deyişim dumura uğratmıştı belliki. "Bundan sonra canını en ufak bir şekilde kim sıkarsa bana söyleyeceksin ben ilgileneceğim onlarla dedi, dediklerinizi kelimesi kelimesine kocama ileteceğim. Kendimi öldürmeye nasıl teşvik ettiğinizi yaptığınız dahiyane planınızı da anlatacağım." Güldü halime.
"Bunu kabul etmeyeceğim tabiki orta da bir kanıt yokken sana inansa bile sandığın gibi bir ceza kesemez bana sonuçta dokunmadım bile sana." Tavrına gülüşüne karşın bende güldüm. Yüksek sesli halay sesi çalmaya başladığında masadaki telefonumu elime aldım ve kaydettiğim ses kaydını ona attım. Ona masada eğilerek duyacağı kadar yüksek sesle konuşmaya başladım.
"Dinleyince anlarsınız ama ben yinede söyleyeyim elimde sesiniz olsa da olmasa da Boran Ağa her türlü yanımda durur ha durmadı mı durmasın, dediniz ya hani Fisun'a yaptıklarını duydum diye size bir şey söyleyeyim mi Fisun'u gündüz vakti o kadar insan arasından gönderdim ama sizi yatağınızda ruhunuz bile duymadan tanımadığınız bir adamın koynuna koyabilirim!" Yüzünün rengi attı. "Boş tehdit sanmayın bunu ben sadece uğraşmak istemiyorum kaldı ki yeğeninizi işin içine sokmam bile Bertan Ağa'ya atarım sesinizi kefil olduğu kardeşini kendi eliyle gönderir babasının yanına!" Başını iki yana salladı yutkunarak.
Sandalyemde ağırca kalktım ve onun yanına ilerledim ahenkle. Ve yanındaki sandalyeye ona dönük olacak şekilde oturdum. Elimi koluna dostane bir tavırla koydum, "Önünüzde iki seçenek var Gurbet Asparşah, ya kendiniz kendi isteğinizle bizzat tapusu bile üzerimde olan konağımdan gidersiniz tek bir çöp bırakmadan, ya da ben bizzat sizi gönderirim." Büyük afallamayla döndü bana, o gözlerde yalnızca şaşkınlık değil öfke de vardı. Henüz kimse konağın üzarime yapıldığını bilmiyordu. "Bunu yapamazsın!" Dedi dehşetle.
"Bunu o kadar çok duydum ki Gurbet hanım, inanın sandığınız gibi olmuyor." Dostane bir tavırla omuzunu sıktım kadının. "Dediğim gibi konağımdan ya vezir olarak gidersiniz ya da rezil. Seçim sizin inanın zerre kadar umrumda değilsiniz, çok bile dayandım size."
Onu o halde bırakıp yerime geçtiğim vakit Boran Ağa'nın geldiğini farkettim. Dediğimi yapacaktım tabiki de, iki seçeneği vardı yemin ederim en ufak bir acıma duygusu göstermeyecektim, umrumda bile değildi. Herkes istediğini düşünebilirdi hakkımda. Boran Ağa masaya geldiğinde anlamayarak bize bakıyordu galiba ikimizin başbaşa ve yan yana gördüğü için gelmişti bilemiyordum. Yanıma oturduğunda kızlarda geldi nefes nefese oturdular.
"Hayırdır hala bir şey olmadı inşallah?" Derken bir sorun çıkarmamışsındır umarım der gibiydi. Dudağım kıvrıldı, tek kelime etmeden halasının bir şeyler yaptığını düşünüyordu konuşsam ne yapar bilemedim. Zaten hâlâ daha sert bir tavırla duruyordu.
Kızlar sanırım çekindikleri video ve fotoğraflara bakıp gülüyorlardı ki Zara ve Hevdem bana da atmaya başladılar. "Abla çok güzel bak bu gurup iyi halay çekiyorlar mutlaka kalkalım!" Dediğinde coşkuyla gülümsedim ona ama halay çekecek kafada değildim kesinlikle. Yanımdaki adam elini masaya koyup etrafa bakarken gergin ve kasıntı duruşu benide gerdi. O konuşmayınca bende konuşmadım hatta nedense onunla konuşmayı başlatanın ben olmamı bekliyor gibiydi ama daha çok beklerdi.
Düğün başlayalı çok olmamıştı ama baya iyi ilerliyordu kesinlikle, yanıma oturan Zara ve Hevdem'le dedikodu yapmıyorum desem yalan olurdu, yanımdaki adam onu pek takmıyorum diye öfkeleniyor gibi duruyordu mesela ve bunu yapmak daha güzel oluyordu. Düğün de halay şarkısından yabancı remiksler çalmaya başlayınca dikleştim, baya iyiydi ve beklemiyordum, bu hangi Ağa'nın düğünüydü Allah aşkına iki farklı kültürü bir araya sokmuşlar gibi hissettirmişlerdi sanırım gelin tarafı yabancılardı doğulu değillerdi herhalde zaten gözüme takılan bir kaç kişi oldukça buraya uzak giyinmiş ve simaları bile türk değiller gibi gelmişlerdi. Ya da tamamen bana öyle gelmişti.
Gurbet hanım içi içini yiyor gibi sandalyesine gömülmüştü, o sırada annem ve Lalezar hanım masaya yaklaştılar. "Kızım, bu hanımağaları aşiretlerin büyük gelinlerini yukarıdaki salona çağırıyorlar gelinde oradaymış bizimde gitmemiz gerek bir tebrik edip aşağı inelim, ayıp olmasın olur mu?" Diye sorduğunda gözleri oğluna yanımdaki adama kaydı. Boran Ağa da ona bakıyordu zaten. "Oğlum izin veriyor musun Gece'nin sandalyesinden kalkmasına yukarı çıkmasına ha?" Diye kinayeyle sorduğunda.
"Ana!" Dedi, uyararak Boran Ağa. "Lalezar hanım ben istedikten sonra kimseye laf düşmez emin olun." Dediğimde gülümsedi memnuniyetle. Boran Ağa'nın homurdandığını hissettim bakmasamda, ayağa kalktığımda üstümü düzelttim. "Dikkat et kendine." Dedi duyabileceğim şekilde ancak sesi düzdü.