42. Bölüm Part:3

4696 Words
Ona bakmadan cevap vermeden çantamı ve telefonumu alıp annem ve Lalezar hanımla ilerlemeye başladık. Çoğu kişi aşağıda kalırken sadece çağırılanlar çıkıyordu yukarı, merdivenleri dikkatlice çıkmaya başladık. Annemle Lalezar benim hakkımda konuşuyorlardı ve kırmızıya dönmek üzereydim, önlerinden çıktığım için fiziğimden bahsedip kendilerinin gençkenki halleriyle kıyaslıyorlardı. Buranın kadın görevlilerinden biri bizi merdivenlerde farkedip yönlendirdiğinde geniş salona girdik. Her taraf genç ve orta yaşlı, yaşlı kadınlarla doluydu Allah'tan seçip çağırmışlardı ben şimdiden boğulmaya başlamıştım yalnız. Herkesle selamlaşmak zordu zaten çoğu ile aşağıda konuştuğumuzdan selamünaleyküm diyerek salona girmiş ve boş olan yan yana arka arakaya dizilmiş sandalyelere geçerek oturduk yan yana. Ortalık biraz durulduğunda millet konuşmasına devam etti, geline baktığımda yüzü kucağına eğikti bu yüzden göremedim. "Lalezar maşallah iki gelininde pek güzel de diğeri nerede göremedik hiç aşağı da." Diye sorduğunda kadının birisi cevap verdi. "Rahatsızdı kendisi o yüzden gelemedi, sağ olasın." Dedi. Sonra aralarından bir diğer orta yaştaki türbanlı kadın yanındaki genç kızı kolunu tutarak gösterdi bize, "Siz tanışmadınız değil mi, Gece hanım bakasın bi' oğlumun karısıdır bu." Dediğinde şaşırsamda olağan bir tavırla gülümsedim. "Ne güzel hayırlı olsun." Dedim kısaca gülümseyerek. "Bak o da hanımağa oldu biliyor musun?" Diye tekrar konuşunca kadın istemsizce anneme baktım o da anlamayarak bakıyordu. "Ne güzel ne güzel hayırlı olsun dedik ya." Dedi annem. "Evet evet ben derim ki ikisi arakadaş olsunlar ne güzel olur öyle de mi?" Dediğinde genç kız konuştu. "Evet bende aşiretin büyük gelini oluyorum ya hani hem parti vereceğim sizlerle daha iyi tanışayım diye konağımıza çağıracağım, sadece hanımağaları tabiki sende gel olur mu?" Özellikle hanımağa diye takık gibi konuşması tuhaf geldi. "Niye sadece hanımağalar anlamadım?" Diye sorduğumda kocaman gülümsedi. "E napalım canım yaşlıları çağıramamki sadece biz bize kadınlar olalım diyorum, öyle ne idüğü belirsiz kızlarda değil rahat olmazsınız ne işimiz var zaten onlarla değil mi." Dediğinde abartılı bir tavırla güldü. "Ben gelemem Gülcan şimdiden söyleyeyim hiç davet etme." Diye atılan kadın Gülbahar'dı. İlk gelin görmeye geldiklerinde görmüştüm onu. "Gelmezsen gelme Gülbahar bir şey eksilmiyor zaten." Diye cevapladı onu Gülcan. "Bende gelemem," dedim nazik bir şekilde reddederek. Yüzü asıldı, "Ama neden bir çok hanım gelecek eğlenecez baya!" Dediğinde derin bir nefes aldım. "Ne idüğü belirsiz partilere katılmıyorum ben tatlım." Dediğimde bozuldu suratı, yanındaki kayınvalidesi de onun gibi olunca gülümsedim. "Ama hazır buradayken söyleyeyim bende yakında bir davet vereceğim konakta, böyle Mardin'in bütün kadınları ve kızları da davetli. Maksat sohbet edelim kaynaşalım insanların dertlerini dinleyelim elimizden gelen ne varsa yapalım diye." Dediğimde birçok kadından onaylayan mırıltılar yükseldi. "Bak buna gelirim işte." Diyen Gülbahar'a gülümsedim. Kadınlar yine konuşmaya bende konuşmaya onlara katılmaya başladığımda biraz zaman geçti Gülbahar denen kadın cana yakın birine benziyordu ve onunla iyi anlaşmıştım burada. Ama keşke Yasmin'de olsaydı, henüz dönmemişlerdi ve telefonları maşallah ortadan kaldırmışlardı galiba. "Ya ne demezsiniz bendeki kara baht işte fazlası değil Allah insana hayırlı evlat anasının babasının sözlerini çiğnemeyen bir evlat nasip etsin! Onca yıl çocuğum olmadı hep kız oldu sonunda bir oğlum oldu dedim o da elin gavuruna gönül verdi terk etti topraklarını. Herkes düğün diye eğlenir ben cenaze evinden beterim Vallahi!" Diye yakınarak tüm dikkatleri kendine toplayan kadına döndü herkes. "Bu kadın kim?" Diye sorduğumda annem cevapladı beni. "Gelinin kaynanası. Karaman Aşiretinin hanımı işte." "Öyle demeyin ama," diye araya girdi Gülbahar. Gelin geldiğimizden beri başını kaldırmamıştı ve yanındaki kadın kaynanası sanırım canını yakıyordu dedikleriyle. Buradan bile gelinliğini nasıl avuçladığının farkındaydım, içim sıkıldı. "Ya ne diyeyim Gülbahar, on yıldır oğlum baba ocağından aha bu kız için kaçtı ne ana bildi ne baba. Size konuşmak kolay ama biz yaşıyoruz burada." Bu nasıl bir yakınmaydı böyle. "Anne öyle değil aslında, Amil benim yüzümden yapmadı bunları." Diye çekinircesine konuştuğunda kadın adeta gözleriyle bakarak kesti sesini kızın. "Her şey bir yana o kadar haklısın ki şimdide oğlundan uzaklaşmamak için istemediğin bir geline katlanacaksın." Diye konuştu kadınlardan biri vah vah der gibi. Niye böyle davranıyorlardı kıza yazık değil miydi birde düğün günüydü. Zaten evlilerdi ama sırf burada insanlar için yine evlendiriyorlardı sanırım. İnsanların yarısı kadını desteklerken yarısı geline üzülüyordu ama pek bir şey diyemiyorlardı sanki. "Öyle deme, bak bende yabancı gelin aldım çok şükür hiçbir sıkıntımız yoktur kızım gibidir, sen ne kadar kötü davranırsan huzursuzluk o kadar çok olur. Boş ver büyüklük sende kalsın onuda evladın say bak oğlunda nasıl evini ev beller gitmeye kalkmaz buradan." Konuşan kadına hayranlıkla baktım birilerinin konuşması susmaması o kadar güzel hissettirmişti ki. Lalezar hanım ve annemde kadına destek çıkarken bir kaç kişiden de aynı sesler yükseldi. Gelin eğik olan başını kaldıramazken doğru dürüst, gözünün altını sildi, umarım ağlamıyordur. "Senin için demesi kolay tabi seninki türktü en azından benimki gavurun teki-" "Müslümanım!" Dedi gelin hızla kadının sözünü keserek. Ama kadın umursamadı. "Senin müslümalığından nolur," dediğinde sabırla yumdum gözlerimi ama kadın konuşmaya devam etti herkeste dinlemeye. "Kadın haklı şimdi onca yıl evlat hasreti çeksin şimdide istemediği bir gelin alsın." Dedi Gülcan kaynanasına sokularak. Annem onaylamazca kadına bakarken ona eğildim Lalezar hanım hemen yanında oturuyordu duydu söylediklerimi. "Bu kadının derdi ne Allah aşkına, keşke hiç gelmeselermiş Mardin'e onca zaman uzak kalmışlar şimdi niye bu manyakların arasına giriyor zor tutuyorum kendimi şu an!" "Bunun oğlu on yıl önce adam gençken kardeşini öldürmeye kalkmışlar namus davası yüzünden, o zaman daha yirmisine basmamıştı,yapamadı kıyamadı kardeşine sonra babası kalktı öldürdü kızı suçu başkasına attılar adam hapiste yatar bunlarda içerde bakarlar! Oğlu dayanamadı terk etti toprakları şimdide keyfinden gelmedi zaten evin en küçük kızını zorla evlendirmeye kalkıyor babası oğlunu da tehdit ediyormuş gelip aşiretin başına geçmezsen yakarım diye. Adam mecbur kaldı yani gelmeye, tabi biz üstün körü biliyoruz içlerinde neler oluyor belli değil." Dedi Lalezar hanım daha neler duyacaktım bilmiyordum artık. Annem girdi araya bu sefer. "Anası da oğlunun acısını kızdan çıkarıyor gavur mavur diyor ama beş yıldır evliler ayıramayacağını da bildiğinden acısını böyle çıkarıyor. Oğlundan gelinini kıskanıyor işte kart karı!" Dedi burun kıvırarak. Cidden o kadar hanımağa varken sadece bir kaç söz söyleyip susmuşlardı ve vah vah etmekten başka bir şey yapmamaları sinir bozucuydu. "Birde kısırdır, o kadar yılda bir oğlan bebe bile verememiş!" Diye dizlerini dövmeye başladığında gelinide ona şokla bakmaya başladı. Bu kızın anası babası yok muydu ki böyle sahipsiz zannedip sayıp sövüyordu. "Yeter artık be!" Dedim sinirle bağırarak. Bakışlar bana döndüğünde hiçte rezil olurum kafalarına girmedim. Kadın bana garip bir şekilde bakarken ayağa kalktım. "Düğüne mi geldik senin dertlerini dinlemeye mi beli değil ne bu böyle." "Doğru diyor, ayıptır sonuçta." Diye konuşmalar yükseldi. "Siz aşağı inin o zaman hanımağam sözde birde dert dinlerim elimden geleni yaparım diyordunuz, işime gelene yardım ediyorum demiyorsunuz da." Diye mahçupça konuşmasına hayretle bakakaldım. "Ay siz hiç merak etmeyin o zaman," dedim sahte bir hüzünle. "Hemen yardımcı olayım size, bu gelinden memnun değildiniz de mi gidip damat beye söylediklerinizin hepsini iletebilirim kesinlikle." Kadın şokla bakarken diğerlerininin saşkınlıklarına kelimeler bulamıyordum. Gözlerim gelinin bana bakan donmuş ifadesine kaydığında gözlerim irileşti. Bu kadın gerçek miydi ben mi yanılıyordum. E ben bunu tanıyordum! O da hem şaşkın hem dolu gözlerindeki mutlulukla bakarken, "Gece? Gece'ydi değil mi?" Dedi ayağa kalkmaya çalışarak. "Yok artık, ormanda öldüremediniz buraya kadar takip mi ettiniz birde, ay siz harbiden canavar mısınız yani?" Diye şaşkınca kendi kendime konuştuğumda söylediklerime göz devirdim. "Anlamadım?" Dediğinde kocaman gülümsedim ve ona ilerlemeye başladım. "Maria'ydı değil mi? Senin burada ne işin var." Dedim, heyecanla gerçekten heyecanlanmıştım çünkü beklediğim bir şey değildi gelinin ormanda yardım ettiğimiz kadın olduğu. Başını hevesle salladığında güzelliğiyle mest oldum, anında sarılmak için hamle yaptığında bende ona sarıldım içten bir tavırla. "Amil ile sizi özellikle çağırdım Gece, sen kocamın adı Boran Asparşah deyince bende Amil'e söyledim anında tanıdı." Yavaşça ayrıldığımız da ellerimiz birbirimizdeydi. "Teşekkür bile etmeden gittiğiniz için görüşecektik ama Amil düğün daha doğru olur demişti muhtemelen tanışmışlardır bile." "Ben çok şaşırdım seni gördüğüme." Güldü utanarak. "Çokta güzel olmuşsun." "Tanıyor musunuz birbirinizi kızım?" Diye sordu Lalezar hanım yanımıza gelerek. "Evet, kafası eğik olduğu için çıkaramamıştım, Boran Ağayla birlikte bağ evine gittiğimizde tanışmıştık." Dedim diğerleri pek bir şey duyamıyordu bir kaç kişi dışında. Gözlerim kaynanasına takıldığında yine sinirlendim. Maria'nın elini tuttum yanında olduğumu gösterircesine ve, "bu düğünün kahyası kim çağırın hemen!" Diye seslendim ortaya doğru. Kadın anında gerildi, alayla süzdüm onu. Allah'ım neler oluyordu bugün böyle. Çok geçmeden kadınların arasından bir kadın geldi, "buyur hanımağam sorun mu vardır?" Diyen kadına başımı olumsuzca salladım. "Damada haber ver gelsin gelinini alsın gelin kaçmadan," kaşlarını çattı önce. "Aynen böyle söyleyeceksin hadi." Diye ikaz ettiğimde hızla gitti. "Hanımlar sizde aşağı inin gelinde gelecek burada yapılacak bir şey kalmadı zaten." Diyerek gitmelerini belirttiğimde bir çoğu menuniyet ve gülümsemeyle gitti bir çoğu da burun kıvırarak. Kaynanası öylece izliyordu olanları. "Ailenden kimse yok mu düğünde?" Diye sorduğumda omuzlarını dikleştirdi. "Hayır ailem yok, ben küçükken vefat ettiler." Dedi, güçlü bir tavır sergileyerek. "Allah rahmet eylesin." Dedim düz bir ifadeyle ona acımamıştım üzülmüştüm ama belli etmeme gerek yoktu kesinlikle. Elini daha da sıktım, bunu farkedip buruk bir ifadeyle baktı. Salon neredeyse boşalmışken içeri bir adam girdi, bu adamı geçen seferde uzaktan gördüğümde iri cüsseli bir hayvana benzetmiş olabilirdim şimdide bezetiyordum - yani hayvana değil- tabiki insandı canım baya iyi iri cüsseli temiz sakalı tıraşı olan esmer bir adamdı. Gözleri ellerimize kaydığında anlamayarak bana da baktı ancak tekrar karısına baktığında parladı resmen gözleri. "Amil," dedi heyecanla Maria. "Bak Gece'yle tanıştık, arkadaşta olduk sende tanış." Dediğinde kadına gülümsedi iki yana sallayarak başını. Adam bana döndüğünde ciddiyetle bakmaya başladı, "Alaz Amil Karaman, size büyük bir can borçluyum artık, Boran Ağa'yla da görüştüm-" derken Boran Ağa zaten salona girdi baskın adımlarla. Onun geldiğini farkettiklerinde susup gelmesini beklediler kısa bir an. "Biz aşağıdayız oğlum," diyen Lalezar hanım annamle birlikte gittiler geriye biz kaldık sadece birde kaynana hanımefendisi tabi. Koca elini belime sarıp kendine çekti Boran Ağa, "Bizde tanışıyorduk tam." Dedim kısa bir cevapla. "Bundan sonra görüşürüz mutlaka zaten lütfen düğünün keyfini çıkarın." Dedi adam. Boran Ağa başını ağırca salladığında, "hayırlı olsun tekrar," dedi. "Biz sizin onur konuklarınız olarak eğlenmemize bakabiliriz ama anneniz pek izin vermiyor buna." Diye pat diye olaya girdiğimde hepside bana bakakaldı. "Anlamadım?" Diyen adam sinirlenmişti. Maria kaş göz işareti yaparken dinlemedim onu, "anneniz diyorum Alaz bey benden yardım istedi az önce. Gelininden memnun değilmiş, gavurmuşta başına kalmışta oğlunu yıllarca alıkoyan Maria'ymış, anlattı da anlattı herkesin içinde karınızı rencide etti resmen." Öfkeden morarmaya başlar mıydı insan karşımdaki adam başlamıştı. Boran Ağa uyarır şekilde elini belime bastırsa da susmadım. "Yalan söylüyor oğlum valla ağzımı açmadım ben." Dedi annesi araya girerek. "Ağır ol hop, kime yalancı diyorsun sen kadın!" Diye sert bir şekilde konuştu Boran Ağa. "Maria'yı baya sevdim doğrusu buraları bilmiyor annenizin örfüne adetine uyum sağlayamaz sıkıntı olur gibi düşünüyorsanız eğer onu üzecek ve sahip çıkamayacaksınız dürüstçe şimdiden bırakın kadını gitsin elinizde harcanmasını istemem doğrusu, pek temiz bir aileniz yok." "Öyle bir şey olamaz," dedi duyduklarına hâlâ algılamakta olan adam. "Bunun da üstesinden geliriz elbet." "Gelseniz iyi olur!" Dedim net bir tavırla. "Yerim yurdum belli neticede, arkadaşım kapıma ağlayarak bile gelecek olursa eğer inanın Karaman aşireti geçse karşıma alamaz onu konağımdan. Kimse ailesi yok diye kendini bir şey zannetmesin yani biz kadınlar birbirimize her zaman yeteriz!" Açık ara uyarımı aldığında yutkundu, gözü seğiriyordu tabi bir yandan. Maria'nın buruk tebessümüne gerçek bir gülümsemeyle karşılık vererek yavaşça ayrıldık oradan. Hâlâ eli belimde olan adam varlığını belirtircesine yürüdüğünde yandan bir şekilde baktım ona. Katı yüz ifadesi bozulmazken etrafa bakıyordu. Merdivenleri inmeye başladığımızda masaya geçtik. Yaşlı adamların çoğu kadınların arasına pek girmemek için yukarıda bir arada kendi hallerine takılıyordu bu sebeple babamda Bertan Ağa'da masa da yoktu. Gurbet hanım boş boş bana bakarken Boran Ağa'nın tek eliyle çektiği sandalyeye oturdum. "Attın mı bari hırsını," diye kulağıma eğilerek konuşan Boran Ağa ile ürperdim. "Yanlış bir şey yaptığımı düşünmüyorum!" Dedim düz bir sesle önüme bakarken. Abim kaşları çatık düz bir ifadeyle önüne bakarken diğerleri kendi hallerindeydi. "Tabi, sen hiç hata yapmazsın zaten." İmalı sesi ile kaşlarımı çattım, ona döndüğümde göz göze geldik anında. "Bir şey söyleyeceksen açık ol Boran Ağam." Dedim bastırarak. Gözlerindeki öfke parıltıları bana mıydı ki böyle ışıl ışıldı çözemedim. Dümdüz baktı ve cevap vermeden önüne döndü. Sert bir nefes alarak bende onun gibi döndüm önüme. Düğün müziği çaldığında gelin ve damat kol kola fazlasıyla yakışarak indiler, alkış sesleri yükselirken konfeti patladı etraflarında alkışlar yükseldi kendi masalarına geçtiklerinde bir süre tebrikleri aldılar insanlarla konuştular Maria yukarıda olduğundan daha canlı bir hale bürünmüşlerdi bu iyi hissettirdi. "Bir şeyler ye, açlıktan bayılacaksın sonra." Diyen Boran Ağa ile gözlerimi ikiliden aldım ve ona baktım, soğuk ve boş bakışlarla masadaki kuru pastayı işare etti. Masada dağıttıkları kuru pastalar meyve suları varken henüz daha yemek dağıtacaklarını biliyordum ama iştahım yoktu. Düğünün yarısındaydık henüz. "Bayılmam merak etme!" Dedim düz bir ifadeyle. "Ya sabır," diyerek başını çevirdi benden. Hevdem'e kısa bir an baktığımda gözü telefonda olan Merih'e baktığını anladım. Hey Allah'ım bir tane düzgün hayatı olan mutlu mesut olan kimse mi olmazdı etrafımda benim. İnsanlar bir tur daha halay çektikten sonra çok güzel bir dans müziği çaldığında gelin ve damat için herkes masasına çekildi ve sessizlik oldu. Genelde öyle pek dans etmezdi kimse karısı kızıyla. Utanırlardı, yaşlılar var laf söz eder derlerdi ve benzeri bir sürü şey... Çok güzel bir şekilde dans etmeye başladıklarında izledim bende diğerleri gibi, birbirlerine gerçekten aşık olmalılardı, belli oluyordu. Onları izlerken istemsizce gülümsemeye başladım, bu nasıl bir sevgiydi ki kadın zorlukların olacağını bile bile göre göre gelebiliyor katlanabiliyordu olanlara, olacaklara. Gerçekten bu kadar değer miydi aşk için? Gözlerim kehribar rengi gozlerle kesiştiğinde gülümsemem soldu, o da farketti bunu ve huzursuzca çattı kaşlarını. Önüne döndüğünde telefonunu aldı hızla eline yine. Dans eden çifti izlediğimde müzik sonlanırken herkesten bir alkış koptu eminim annesi zerre kadar onaylamamıştı bu dansı. Derken tam yerlerine dönüyorlardı ki bir dans müziği daha çaldı, yabancıydı bu sefer ki. Fairytale'di. "En sevdiğim şarkı!" Dedim saşkınlıkla birden bire. Kimse duymamıştır diyerek masadakilere bakacaktım ki Boran Ağa telefonunu cebine koyarak bana döndü. "Biliyorum." Dedi. Ona anlamayarak baktığımda sandalyesini geriye doğru itti. Ne yapacağını ben dahil masadakilerde anladığında gözlerim şokla irileşti. Başımı hafifçe iki yana salladım. Telefonunda her ne yaptıysa o açtırmıştı. Elini bana nazikçe uzattığında, "bana eşlik eder misin, karıcığım?" Dedi yumuşak bir sesle. Gözleri benden başka hiçbir yere değmiyordu ama, "Olmaz," dedim gözlerim sürekli etrafa kayarken. "Saçmalama, otur lütfen herkes buraya bakıyor!" Dedim dişlerim arasında. "Bana eşlik et dedim Gece." Beni dinlemeyerek diretti. "Bu doğru olmaz Boran Ağa," Güldü manidarca, "sen milletin doğrularıyla ne zamandan beri ilgilenir oldun? Elimi tut hayde." Diye direttiğinde nefesimi tuttum. Herkes bize bakıyordu abi! "Allah'ım ilk defa abimi dans ederken izleyeceğim yenge lütfen kalk, nolur nolur." Diyen Zara'yı derinden bir sesle duydum. Kalbim ağzımda atarken elimi avucuna bıraktım yavaşça. Salondaki herkes otururken bizim ayakta oluşumuz elbette dikkat çekiyordu. Elimi tamamen avucuna alıp arkasından ilerletmeye başladığında dans eden Maria ve Alaz ile göz geldim ancak utançla kaçırdım bakışlarımı. Boran Ağa'yla karşı karşıya kaldığımızda derin bir nefesle elimi sert omzuna yerleştirdim, diğer elimde elinin arasına yerleşti. Mavi bakışlarım kehribar gözleriyle birleştiğinde elini belime yerleştirerek bir anda kendine çekti beni. Aramızda sıfır mesafeyle onun göğsüne yapıştım, "dans ederkende mi kaçmayı planlıyorsun?" Dedi, ilk adımını ayağımın iç kısmından ittirerek, o yaptığında sağa doğru bir adım atmıştık. Gözlerimi sakallı çenesinden gözlerine yavaşça çıkardım. "Laf mı sokuyorsun sen Boran Ağa?" "Yalan mı söylüyorum yoksa?" Diye soruma soruyla cevap verdi. Cidden benim ona öfkelenip sinirlemem gerekiyorken ben ondan laf işitiyordum. Sahnede sadece biz ve gelin damat varken üst kattakilerde olmak üzere yoğun bir bakış altındaydık. Geriye doğru ahenkle bir kaç adım attık, bu adam nasıl bu kadar iyi dans ediyordu şimdi? Kimden öğrenmişti ki? "Gevşe biraz," diye konuştu kısık bir sesle. "Parmakların etimi deşecek neredeyse." Demesiyle ensesine doğru kayan parmaklarımı çekerek omuzuna kaydırdım, farketmeden yapmıştım zira yoğun baskı altında hissediyordum kendimi. Yoğun bakışlarının ardındaki öfkesi merakımı körüklerken konuşmak istedim, hem olduğumuz yeri unuturdum bir süre için yoksa her an adımlarım birbirine girebilirdi. "Boran Ağa," diye söze girdim yutkunarak. Bakışları benden ayrılmazken dikkati tamamen ben oldum, "konuş, içindeki zehri nasıl akıtacaksın merak ediyordum zaten." Diye kinayeyle konuşması sinirlendirdi, havaya bak sen ya. "Suçlu benmişim gibi konuşma istersen! Abimle bile burun buruna geldin saçma bir bahaneyle söylesene burada sence de böyle öfkeli olacak herkese patlayacak kişi sen misin?!" Ona doğru kaldırdığım başıma yüzünü eğdiğinde daha sıkı tutundum omzuna. "Ya kim, her şey benim yüzümden olmuş gibi konuşma istersen Gece!" Sert bir dille uyarması canımı iyice sıkmıştı. Kimse duymasa da insanların bu kadar yakın bir hâlde yaptıklarımıza nasıl şahit olduğunu biliyordum.  Sola ve geriye yumuşak ancak birbirimize olan hırslı tutumumuzdan sert bir hareketle dans ettik. Tango yapıyorduk sanki! "Madem herşey senin yüzünden olmadı ne bu öfkenin sebebi?" Kaşlarını çattı, "karının rahatsız olması ve düğüne gelememesi mi yoksa, söyleseydin senin için tüm imkanlarımı seferber eder getirtirdim onu bu kadar canını sıkmana değmez- ahh!" Belim ve sırtıma doğru aniden baskı uygulayıp kendine doğru yükselttiğinde elimde olmayarak inlemiştim. Dişlerimi sıkarak ona baktığımda benden daha beterdi, ateş püskürtüyordu gözleri sanki. "Senin o dilini koparırım Gece! Bir daha böyle bir imada bulunursan!" Diye tısladı yüzüme. "Koparsana!" Dedim meydan okuyarak. "Yanlış bir şey mi dedim yoksa olan neyse onu dillendiriyorum diğer herkes gibi!" "Gece!" Diye son anda sesini ayarlayıp bağıramadı. Sakinleşmeye çalıştı gözlerini benden çekerek. Kulağıma doğru eğildi bedenimi koluyla sarıp sıkarak. "Cevabını bildiğin soruları sormayı bırak," dedi fısıldayarak. "Bunu yaparak sadece kendi canını yakıyorsun! Öfkeme gelecek olursakta bunun tek sebebi sen ve tutarsız sözlerindir başka bir şey değil." Bedenimi bir anda serbest bırakmasıyla ayakta durmakta zorlandım, elimi bırakmadığında ona uyarak geri çekildim sanki başkasına uzanıp tutucakmışım gibi boşta kalan elimi ileri doğru uzatarak etrafa kısa bir bakış attım. Hasiktir ama herkes mi bakardı! Boran Ağa tuttuğu elimi hafif çekerek uyardığında dikkatli adımlarla bir kaç kere kendi etrafımda dönerek onun kolları arasına girdim tekrar. Bunlar olduğu anda kıpkırmızı bir ışıkla karartıldı salon. Alnıma dökülen saçlarım dağıldı ama yine güzel durduğuna emindim, belimi tutup beni geriye doğru yatırdığında insanların sadece gölge gibi bizi izlediğini hayal ettim. "Fazlasıyla dayandım buna," dediğinde bunu onun yaptığını anladım izlemelerini kısıtlamıştı, boştaki eli bedenimde kayıp bacağımı kavradığında boynuna sardığım kolumu sıkılaştırdım bende. Lütfen bu dansı hemen bitirebilir miydik. Bedenimi tekrar çekip doğrulttuğunda elimi tutarak ufak adımlarla devam ettik. Nefes nefese kalmış gibiydim ve sakinleşmek için daha sık nefes almam normal değildi. "Neymiş benim tutarsız sözlerim!" Diye çıkıştım son sözleri deminden beri aklımda kol geziyordu. Dudağı kıvrıldı ancak bakışlarına ulaşmadı gülüşü, "Ne olabilir sence, sen hangi akılla beni orada öylece bırakıp gidebilirsin Gece!" Duyduklarımla duraksadım kısa bir an adımlarım karıştı ama düzeltti beni hemen. "Tüm sorun seni bırakıp abimle gitmem miydi," diye sordum inanmayarak. Sert bir soluk aldı burun delikleri genişledi bir an için, "Tüm sorun verdiğin sözün arkasında duramayıp bana güvenmemendi. Ben sana inanarak hareket edecekken sen her defasında bana sırtını mı döneceksin!" Gözlerim şaşkınlıkla açıldı. "Sana güveniyorum diye ağzıma mı sıç-" belimi sıkarak, "düzgün konuş!" Diye uyardığında sinirle nefeslendim, kendime küfür etmeme de izin vermiyordu! "Orada yapılacak en doğru şeyi yaptım ben, ne bekliyordun seni dinleyip arabaya binmemi mi sonra nolacaktı Güneş'i de o dediklerinde sonra yanıma mı oturtacaktın sen dua ette ikinizin kafasını birbirine sürtmedim ben orada! Güven dedin güvendik işte!" Sert yüz hatları hayrete dönüştü dudakları şaşkınlıkla açıldı bir parça. "Güven bu mu Gece, sen nasıl ikinizi aynı yere koyacağımı düşünürsün arabaya binseydin onu halledip yanına gelecektim ve bitecekti o kadar!" "Kusura bakma, olmuyor demek ki. Anca bu kadar müsamaha gösterebiliyorum ben size, o kadın seni seviyor sen beni seviyorsun sanki olaylar sizin etrafınızda dönüyor da bende öylece duracağım yani öyle mi?" Dedim, yine titremeye başladığımı hissediyordum. İkimizi de sarmalayan öfke hangimizi haklı çıkaracaktı belirsizdi, Boran Ağa öyle bir yaklaştı ki bana aramızda bir nefeslik mesafe bile yoktu. Burunlarımız değiyordu ucu ucuna neredeyse. "Ne- napıyorsun?" Dedim zorlukla. "Babamlar bakıyor uzaklaş." Diye uyarsamda dinlemedi. "Neden?" Dedi, fütursuzca nefesini dudaklarıma üflerken. "Şimdi şu an, tek sana değil tüm Mardin'e kimi sevdiğimi kimi istediğimi kimin için mücadele edip yandığımı kanıtlamamı istemez misin?" Gözlerimi kapadım sakinleşmek için ama daha da hızlanıyordu kalbim, nefesi her yüzüme çarpttığında. "Bunun doğru bir yöntem olmadığını ikimizde biliyoruz, biz seninle yanlış noktada birleşmiş yanlış ilerlemiş ve yanlış yaşıyoruz. İkimizde durmamız gereken yerleri iyi bilmeliyiz... Durmalısın artık." Dediğimde gözlerimi araladım. Her an patlayacak gibi duruyordu, yutkundum. "Çünkü sadece birbirimize değil etrafımızdakilere de zarar veriyoruz..." Zaman ağırca ilerlerken belimdeki elini çekip tuttuğu diğer elimi kaldırarak beni etrafımda iki kere döndürerek tekrar geriye doğru yatırdığında müzikte dansta bitmişti. Birden bire alkış sesleri yükselirken, "Konağa dönmek istiyorum, artık." Dedim düz bir şekilde. Tek kelime etmeden beni doğrulttuğunda yavaşça uzaklaştım ondan, kimseye bakmadan masaya ilerlerken düşmemek için zor duruyordum. Masadakiler tuhaf bir halde baktıklarında çantamı aldım. "Noldu?" Dedi abim hızla. "Sorun yok siz devam edin konağa döneceğim ben." "Evet devam edin siz." Diyen Boran Ağa'nın soğuk sesi irkiltti bedenimi. Bir terslik olduklarının farkındalardı ama seslerini çıkaramadılar. Boran Ağa belime koyduğu eliyle ilerletirken salondan çıkıp otelin koridorunda ilerledik. "Senin götürmene gerek yok," dedim yavaşça. Bana bakmadan ileriye bakarken, "Tamam. Arabaya bindireyim gidersin." Dedi net bir tavırla. Çantamı daha sıkı tuttum. Büyük otel koridorunda ilerlerken geldiğimden daha farklı yönde ilerliyorduk sanki. Yanımdaki adama baktığımda oldukça sakin ve düzdü, sesimi çıkarmayıp ilerlediğimizde dayanamayıp konuştum etrafımızdaki kapılara bakarken. "Dışarısı bu kadar uzak değildi sanki, geldiğimizde buraları görmemiştim." "Otelin sahibi benim Gece, doğru ilerliyoruz." Dedi düz bir şekilde yine. "Bak hatta geldik." Dediğinde önünde durduğumuz büyük kapıyı açtı ne olduğunu anlamadan içeri girdiğimizde anında arkamı döndüm. Boran Ağa koca kapıyı kapatarak kilitledi. "Sen ne yapıyorsun?" Dedim dehşetle. Burası bomboş kırmızı perdelerle kapatılmış bir odaydı ve sadece bir koltuk vardı odanın ortasında o kadar. Bana döndüğünde ceketini çıkardı ve öylece yere attı, korkuyla geriledğimde korktuğumu anladı ve tek kaşı havalandı. Gözünü sabırla yumdu burun kemerini sıktı. "Sana zarar vereceğimi inşallah düşünmüyorsundur Gece," dedi ufakça uyararak. Derince yutkundum. "Buraya niye geldik, kapıyı niye kilitledin?! Eve gitmek istiyorum." Kapıya doğru ilerleyeceğim vakit önüme geçerek kesti. "Anahtar kapının üstünde, ölürüm yine sana zarar vermem sadece konuşmamız bitmedi, konakta göt kadar odada birbirimize rahat rahat bağırıp çağıramayız o yüzden burası iyi olur dedim. Nasıl?" "Berbat!" Dedim direkt. "Ben diyeceğimi dedim hem, konuşacak bir şeyim yok sende anlasan iyi edersin." Diyerek yanından geçmek istediğimde elini karnıma yerleştirerek ittirdi hafifçe geriye doğru. Kol düğmelerini açmaya başlaması gerilmeme neden oldu, "sen konuştun ben dinledim şimdi ben konuşacağım sen dinleyeceksin o zaman, sende bunu anlasan iyi edersin." Dedi büyük bir soğuk kanlılıkla. Kaşlarım yavaşça çatılırken çantamı yere attım, kollarımı göğsümde birleştirerek ona doğru adımladım, "Ne konuşacaksan konuş, sonra da çekil önümden!" Diye başımı dikleştirdiğimde dudaklarını yaladı. Gömleğinin kol manşetlerini büyük bir özenle dirseklerine kadar katlarken tüm kol damarları ortaya serildi, gözleri arsızca bedenimi süzmeye başladı. Bundan çekinmemi bekliyorsa yanılıyordu! "Korkmandansa bana meydan okumana bayılıyorum, bebeğim." Dedi can yakıcı bir sesle. Zevk aldığı zaten belliydi tavırlarımdan. "Gelelim senin şu akılsızca son dediklerine," dedi ellerini arkasında birleştirip karşımda patron havasına girerek. Tabi bende neden bu kadar sessiz kaldı diyordum zaten meğer beyimiz yerini bekliyormuş. "Kimi sevip sevmememi belirlemek sana mı kaldı?" Diye sordu ciddiyetle üzerime bir adım atarak. "Kimi istediğime ben karar veririm durup durmayacağım yeri de ben belirlerim... Seni sevmem beni ilgilendirir senin iki sözünle duracağımı zannettiysen büyük yanılmışsın!" Geri adımlamayıp durduğumda dibimde durarak eğildi üzerime. "İkimizde bir sonumuz olmadığını biliyoruz, böyle ömür boyu sürdüremeyiz, söyledim yine söylüyorum dur artık!" "Cık,"ladı dilini damağına vurarak. "Durmuyorum durmayacağım. Asıl sen anlasan iyi edersin, ikimizde bir kördüğüm misali birbirimize dolandık sen kaçmayı bırakma bende kovalamayı ama şunu bil dünyanın öbür ucunda da olsam yerin yedi kat altında da olsam yine sen derim yine sen. Kurtulmak istemiyorum ben senden." Elini yanağıma yerleştirip okşadığında omuzlarımı düşürdüm ve yüzümü çekerek elinin düşmesini sağladım. Odada ilerlerken alnımı kaşıdım, "Tek sorun birlikte olmamız değil Boran Ağa," dedim yine ona dönerek bakışları beni buldu sorgulayıcı şekilde. "Sana güvendim evet ama olmuyor işte sürekli bir şey oluyor ve planlarımız bozuluyor, doğru olan senin büyük bir fedakarlık yapman," kaşları hızla çatılırken ağır adımları üzerime gelmeye başladı. "Ne saçmalıyorsun sen? Ne fedakarlığı." Yutkunarak saçımı kulağımın ardına sıkıştırdım. "Hissettiklerini içine göm, etrafımızdakilere zarar veriyoruz derken ciddiydim böyle ilerlersek asıl daha hiç yaşamadığımız felaketlere kapıyı aralamış oluruz. Güneş seni seviyor ve durmayacak aşiret bebek bekliyor, baban huzur istiyor konakta halan kanlımızın kızıdır mutlu olamazsın diyor. Yaşın gelmiş ve baba olmayı hakediyorsun bir bebeğin olmalı eğer olmazsa Aşirette Ağalıkta elinden gider. Beni bekleyerek benimle uğraşarak doğru yapmıyorsun bu yanlış, uzaklaş benden bunu dene, bırak-" boğazıma sardığı eliyle konuşmam kesilmiş arkamdaki duvara ağırca yaslanmıştım. "Devam etsene konuşmana," dedi diğer elini duvara geçirerek. Ağırca yutkundum gözlerimi onda çekerken ellerimi yaslandığım duvara koydum tutunmak ister gibi. "Doğruları söy-söylüyorum." Nefesim kesiliyordu ama heyecan ve korkudan çünkü eli sadece boğazımda duruyordu beni tutmak için. Parmaklarındaki yüzüklerin soğukluğu tenime işledi adeta. Ancak şimdi parmakları boğazımı tamamen sarmışken biraz sıkılaştırdı, kulağıma eğildi içine girdi resmen. "Doğruları yanlışları birbirine katar sikerim Gece! İlgilenmiyorum siktiğimin doğrularıyla, sen korkakça kaç umrumda bile değil ama sakın bana bir daha böyle bir konuşma yapma! Aşiretini de yakarım töreleri siklemem bile anladın mı beni! Düzelteyim derken daha da boka çevirmek istemiyorsan bir daha tekrarlama bunları yoksa asıl felaketi ben başlatırım o zaman! Anladın mı karıcığım." Dedikleri beynime işledi, başını uzaklaştırdığında kulağımdan cevap vermedim. "Gözlerime bak," diye ikaz etti. Ama bakmadım, "Gece lütfen bana bak." Diye aniden ihtiyaçla konuşmasıyla çevirdim gözlerimi ona. Baş parmağı boğazımı okşadı, zehir sarısı gözleri acıyla bakıyordu ve bu boğazımı düğümlemişti, zaten hiç iyi hissetmiyordum kendimi. Alnını şakağıma dayadı kolunu belime doladı ama elini boğazımdan çekmedi okşamaya devam etti. "Seni seviyorum... Buna karışamazsın, yanlış kararlar alıp pişman olmak istemiyorum... Tamam, güvenmek istemiyorsan yapma ama arkanı dönüp gitme bir daha, çok ağrıma gitti. Yanımda durmuyorsan karşımda da durma sadece dur mutlu olmaya bak kimseyi takma bana zaman ver ki her şeyi acısız ve düzgün halledebileyim." "Planlarını ben mi bozuyorum yani?" Dedim yavaşça. Nefesi yanağıma vuruken, "hayır." Dedi. "Senin arkanı dönüp gitmen bozuyor, dengemi bozuyorsun öfkelendiriyorsun darmadağan ediyorsun beni. Gece, bir kaç gün önce söz vermişken şimdi bana söylediklerini aklın alıyor mu senin." "Ama napabilirim, ben sana uymaya çalıştım, olanları gördün." Alnını çekip yüzüme baktığında, "Olan bir şey yoktu Gece, sen biraz farklı ve tuhaf tepkiler vermesen bunlar olmazdı." Dediğinde kaşlarımı çattım. "Tuhaf?" "Tuhaf tabiki, Güneş'in dediği neye takıldın bu kadar, onu duymamazlıktan gelmen gerekirdi çünkü beni sevmediğini söyleyen sendin ama sen biraz fazla tepki verdin tamam haklı olduğun noktalar vardı damarına bastı ama senin onu duymamazlıktan gelmen gerekirdi, beni sevmeyen bir kadından bunu beklerdim açıkçası." "Seni sevmiyorum!" Dedim aklında geçen tezi çürütmek ister gibi. Tek kaşı alayla havaya kalktı. Onu omzundan itmek istediğimde buna izin vermeyip eğildi üstüme. "Sevmiyorum tabiki de boşa umutlanma, ayaklar altına alınmış bir kadınlık gururum vardı daha da çiğnenmesin diye geri durmak istedim sizden! Yerimde olmayı denesene bir, bir adamın benim hakkımda sana o şekilde-" "Öyle bir şey olamaz!" Dedi keskin bir ifadeyle. Alayla sırıttım, "Senin olamaz dediğin olayın içindeyim ben ama, bırakta biraz kendimi savunayım onu da yanlış anlayıp kendi tarafına çekme!" "İşte bu yüzden sana diyorum ki aptal gibi hareket etmeyi kes, beni delirtme delirtmeki bir şeyler yapabileyim." "Hadi ben sustum tamam ama konaktaki karın susmu-" "Gece!" Diye bağırıp yaklaştı, "dilini koparırım demedin mi sana ben konuşma lan böyle!" Dedi yerinde durmayacak gibi dururken. Kesinlikle ne durulmasını ne durmasını biliyorduk iyice dengesizleşmiştik! Tırnaklarımı boğazıma sardığı bileğine geçirdim gözlerine baka baka. "Koparsana o zaman ne duryorsun!" Dediğimde dudaklarıma kayan bakışları ile içim irkildi. Dudaklarını ıslattı dudaklarıma bakarak, "Koparayım mı?" Diye sordu derinden gelen bir sesle. "Bana sus diyorsun ama millet susmuyor, yukarıda arkamdan fısır fısır utanmadan konuştularda sesimi çıkaramadım ben," dediğimde odağı hâlâ değişmemişti. "Yuva yıkıyormuşumda kadını buraya ben getirtmemişim ben çocuk veremiyorsam izin verecekmişim de Güneş doğuracak-" boğazımdaki eli enseme kaydı ve sıkıca kavrayarak yüzüne kaldırdı yüzümü. "Sus diyorum sana! O bok beyinliler istediği kadar konuşsun günün sonunda kendi evindeki pisliklerinde boğulurlar hep." Gözlerim onun gibi istemsizce dudaklarına kaydığında karardı sanki görüşüm. "Ya tabi sana demek ne kolay ne geliyorsa benim başıma geliyor bari susturmaya kalkma." Yüzüme daha da yakınlaştığında ,"Tek varlığım sensin bunu herkes görecek!" Dedi yemin eder gibi kesin bir sesle. Zehir sarısı gözleri yanıyordu, "Töreleri öyle bir çiğneyeceğim ki senin için sen bile şaşıracaksın. Bunu ya kanlı bir şekilde yapacağım ya da temiz ama sesli bir şekilde, sadece senin elinde," dedi. Burnu burnuma değiyordu artık parmaklarımı gömleğini yakasına tutundum. "Benim sayemde mi," dedim içime kaçmış bir sesle. "Evet... Sadece rahat dur uzaklaşma benden yarın öbür gün sana Boran Ağa masum bir genci gebertmiş deseler bile karşıma geçme güven bana yanımda ol yeter." Parmakları topladığım saçlarımın arasına girdiğinde yine ovmaya başladı enseme doğru. "Uzaklaşsana artık," dedim her şeyi unutarak, karnıma ağrılar giriyordu artık, bacaklarımı kastım. "Neden sen uzaklaştırmıyorsun?" Dedi daha da yaklaşıp burnunu burnuma sürterek. "Durmalısın..." Dedim yutkunarak. "Bir peri masalı gibisin hem gerçek hem hayal..." Mideme kramplar girerken bükülmemek için zor durdum gömleğine daha da sarındım. "Ama benimsin, seninim ve birlikteyiz. Bu masalın sonunda ikimizde galip geleceğiz ister ayrı olalım ister birlikte..." Boştaki elim göğsüne yerleştiğinde gömleğinin altındaki ten yanıyordu, dudaklarını yanağıma bastırdığında gözlerimi kapadım elim göğsüne doğru çıktığında deli gibi atan kalbi olduğu yerde dövünüyordu. "Az önce kavga ediyorduk... Bence devam etmeliyiz." Diye nefeslendim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD