"Benim Eşsizim" Part: 2
Kendimden korkuyordum. Bir şeyi eğer yaparsam sonunu da önceden görebiliyordum çoğu zaman ve bu konuda hep fazla takıntılıydım, bir adım atmadan önce o kadar çok önünü arkasını düşünürdüm ki... Bu her zaman o kadar iyi bir şey değildi çünkü bazen sadece yaşamak gerekiyordu sonrayı çok düşünüpte sıkıntıya girip bugünün mutluluğundan oluyorduk.
Ve ben bu sefer sonrasını düşünmeden hareket etmiştim çünkü söylediğim cümle belki başkaları tarafından normal karşılanabilirdi ama Boran Asparşah tarafından asla. Hatta içinden sevinç naraları attığına bile emindim...
Eğer bir tepki verip konuşsaydı.
Konuşmaması cevapsız bırakması beni tedirgin etmişti, sanırım kendimi fazla yükseltmiştim onun gözünde, belkide dediklerimin altından kalkabileceğine inanmıyor ve güvenmiyordu. Gerçi hayatında Güneş varken beni sevmeye başlayan bir adam ben varken de başkasını sevmeyeceği ne malumdu?
Bu olamazdı işte her ne kadar ona aşık olup sevmesem de yinede başka bir kadın olması bile söz konusu olamazdı, Güneş vardı evet ama bu onun sorunuydu durumumuz ortadaydı mecburiyetler ve istekler birbirine uymuyordu her istediğimizde olmuyordu malesef. Başkaları direnmezken bende kendimi Boran Ağa'ya bırakmışken gerisi de o kadar ilgilendirmiyordu artık. Neticede sadece mutlu olmaya bak ben her şeyi halledeceğim diyordu, bu pek çok anlama gelirken sadece sonucu bekleyecektim.
Sadece bir süre için... Bana güven dedi sabret dedi bende hayatımda ilk defa alenen ömrümü aslında ona emanet ettim. Bu işin sonunda dediği gibi mutlu olamayacaksak, olamayacaksam işte o zaman gerisini Boran Ağa düşünürdü ben değil.
Arkamdaki adam sustukça saçma sapan düşünmeye başladım, Güneş varken diyordum hayatında ama hiçbir zaman onun hayatında olduğuna inanmıyordum işte, çünkü onları öyle ya da böyle duymuştum, Boran Ağa onu hiç sevmemişken Güneş ısrarla tüm olanlara rağmen onu istiyordu.
Ve şu ana kadar kimseyle bir ilişki yaşamamış olsam bile gerçeği ve yalanı ayırt edebiliyordum, yapacağım en büyük salaklık Boran Ağa'nın sevgisinden şüphe etmek olurdu. Gerek sözleri gerek davranışları gerekse sadece bakışları bile öyle içten öyle sıcak ve kıyamıyormuş gibiydi ki ona inanmamak imkansızdı... Kaldı ki şimdiye kadar hiç kimseden ya da etraftan o ve kadınlar hakkında kötü şeyler duymamıştım, çapkınlık gibi yani, zaten kendi de demişti hayatımda kalbime kabul ettiğim tek kişi sensin diye.
"Neden konuşmuyorsun?" Diye sordum içimdeki karmaşaya tezat bir sakinlikle. Yine konuşmayacağını düşündüğümden sıkıntıyla bir nefes alarak, "Gerçi sende haklısın yapamayacağın bir şeyin altına girmek istemiyorsun... Anlıyorum seni zaten beni yanlış anlama senin için söylemiştim ben, korkma." Diyerek elimi karnımdaki koluna sardım ve çekerken ayağa kalktım ondan uzaklaşmak için.
Ancak bir adım uzaklaşamadan belimden tuttuğu gibi kendine geri çekerek oturttu yine beni. Bu sefer iki kolunu da bana sıkıca sarıp sırtımı göğsüne yapıştırdı, "korkma?" Diye sordu sorgularcasına, ona son dediğimde kalmış gibiydi. Nefesimi kontrol etmek için uğraşırken titreyen parmaklarımı koluna yerleştirip durdurmaya çalıştım.
Kolları sıkılaşarak beni daha da sardığında nefes almam zorlaştı, burnunu saçıma sürterek derin nefeslerle kulağımın altına getirdi, bu o kadar titreten ve huylandıran bir hareketti ki sadece sakin kalmak için kendimi telkin etmekle uğraşıyordum. "Ben seninle yaşacağım hiçbir şeyden korkmam Gece'm. Ben seninle yaşayamacağım şeylerden korkarım sadece." İçim bir anda ferahladı sanki.
"O zaman niye sustun o kadar?" Derin bir iç çekti, başını boynuma doğru soktuğunda tüy kadar dokunuşla açıkta kalmış omzuma dudaklarını bastırdı, derince bir öpücük bıraktı. Kolunu sıktım istemsizce gerilerek.
"Dediklerini sindirmek kolay değildi, senden duymayı beklediğim hiç değildi... Korkma yanlış hiç bir noktaya çekmedim saçma sapan ümitlenmelere de girmedim ama bu beni ne kadar mutlu ettiğin gerçeğini değiştirmiyor." Nefesi öptüğü çıplak tenime değdikçe kasıldıkça kasılıyordum.
"Ölürüm ben sana," dediğinde sertçe yutkundum. "İçinde zerre kadar bir şüphe kalmasın, bundan sonra ya sen olursun ya sen! Başkasının adını bile getirtmem adımın yanına, ölürüm daha iyi... Göreceksin, göreceksiniz."
Başımı ona çevirdiğimde kehribar gözleriyle karşılaştım anında, başını yaklaştırarak yanağımdan öptü aniden. Rahat dursa her şey daha kolay olacaktı ama karşımdaki adamın eli dursa gözü durmaz gözü dursa ağzı durmazdı, ne desem boş olurdu.
Boğazımı temizlercesine öksürdüm, "Senin ölmen söz konusu bile olamaz dillendirme bile." Dedim tekrar önüme döndüğümde. Şaşırdığını gevşeyen kollarından hissettim.
"Ölmemi istemiyor musun yani?" Diye sordu sesine yansıyan o heyecan tınılarıyla.
"Hayır." Dedim net bir şekilde. "Ölmen başıma tonlarca sorun çıkarır, bu yüzden erkenden öleyimde kurtulayım derdindeysen unut." Dediğimde ise bozguna uğradığını işittiğim kısık küfüründen anlamıştım.
Kollarını bir anda tekrar sıktığında, parmakları çıplak belime battı, "benimle oynama Gece'm." Dedi tehditvari bir tonla kulağıma. Derince yutkunurken parmağımı alnıma dokundurarak saçımı yavaşça kulağımın ardına soktum. "Diyelim ki oynuyorum, ne yapabilirsin ki bana?" Diye karşılık verdim havalı bir edayla.
Kulağımın ardındaki parmağımı henüz çekmemişken birden bir acı hissettim orada. Parmağımı dişleri arasına almış ısırıyordu! Sinirle inlerken parmağımı çekmeye çalıştım ama daha da ısırarak bırakmadı. "Bıraksana ya acıyor!" Diye bağırdım sinirle.
Sonunda bıraktığında parmağımı ovmaya basladım hemen, dişlerinin izi kabak gibi çıkmıştı. "Ruh hastası, manyak şizofren." Diye söylendim sinirle.
"Bana bak dediklerine dikkat et, bu sefer sadece parmağını ısırmakla kalmam!" Diye tehdit ettiğinde kollarından çıkmak için çırpındım bu sefer.
"Rahat dur!" Dedi tutmaya çalışırken. "Saçlarını öreceğim daha." Dediğinde duraksadım.
"O kadarına gerek yok aslında." Dedim bir anda kısılan sesimle. Ama o karşı çıktı bir elini çekerek saçlarıma yerleştirdi ve avucuna aldığı saçımı öptü. "Var tabiki de söyle hadi nasıl yapayım?" Dedi kesinlikle itiraz edemeyeceğimi belirterek.
"Tamam," dedim düşünür bir şekilde, kendisi istiyordu örmeyi zaten, ben bir şey dememiştim. "Şeyi biliyormusun, taç örgüsünü? Öyle deniyordu galiba?" Dedim düşünür bir halde, parmağımı şakağıma bastırdım.
"O ne lan öyle." Dedi birden.
"Ya biliyorum diyen sendin bana mı soruyorsun!" Diye çıkıştığımda sabır çekmeye başladı. Kolundan çıkmak için hareketlendiğimde izin vermedi hızla, "ulan tamam yaparız nereye gidiyorsun hemen!" Dedi sinirle.
"Yok ben telefonumdan gösterecektim sana nasıl bir şey olduğunu." Diye açıkladığımda uysalca, kolunu gevşetti. Derin bir nefesle kalkarak telefonumu alıp yatakta tekrar önüne oturdum o sırada o da arkamdan bakmaya basladı telefonuma. Modeli internetten bulup ona gösterdiğimde kaşlarını çattı anında.

"Nasıl, yaparsın değil mi? Kahküllerimde var ya benim çok güzel olacak!" Dedim gülümseyerek. Ancak o telefonu elimden alarak fotoğrafı büyüterek bakmaya başladı.
"Ben basit olanlarını kastediyordum ama," diye kısıktan söylendiğinde kaşlarını çatan bendim bu sefer. "Kuaförmüyüm kızım ben ne anlarım bu saçtan!" Diyerek telefonu elime bıraktı.
Hayretle baktım ona. "Örerim diyen sendin ama!" Diye çıkıştım. "Hem tamam ben sana yapılışının videosunu açarım sen ona bakarak yaparsın," telefonda videoyu ararken kaşları havalandı şaşkınlıkla. "Senin elin yatkındır örmeye anlarsın hemen ama ben hiç bilmiyorum gerçekten, lütfen bak bir izle en azından." Diyerek söz hakkı vermeden telefonu videosunu açarak ona verdim.
Ağzı önce bir açıldı sonra kapandı diyeceklerini yutarak, sonrasında ise kaşları çatık şekilde izledi kadının saçı yapışını, arada da homurdandı. Ben ise tarağı alıp saçlarımın üstünden geçtim bir şöyle. Şimdi saç önemliydi benim için seviyordum da hele birde örmeye bayılırdım, elinde de böyle becerikli bir usta varken kullanmamak ayıp olurdu.
Boran Ağa telefonu kapatarak yanıma koyduğunda beklentiyle baktım ona, önce çenesini sıvazladı kısık gözleriyle beni süzerek. "Tamam yapacağım." Dediğinde cidden mutlu oldum ve bu yüzüme anında yansımıştı. Gözleri dudaklarıma gülüşüme düştüğünde o da gülümsedi dudaklarını yalayarak.
O gülümsemezse çok daha iyiydi! Sanırım...
"Ama," dediğinde durdum işte, "ama ne?" Diye sordum.
Ellerini yatağa koyarak yaklaştı bana, "aması sende benim istediğimi yapacaksın." Dediğinde tek kaşım havalandı, elimi omzuna koyarak itmeye çalıştım ama olmadı, boşvererek çektim elimi.
"Saçlarımı örmek isteyen sendin ben gerek yok desemde var dedin yani senin bir şey istemeye hakkın yok." Dedim bilmiş bir ifadeyle. Düzgün bir şey istemeyeceğini parlayan o gözlerinden bile anlayabiliyorken kendimi ateşe atamazdım.
"Yalnız yavrum," dedi bu sefer o bilmiş bir ifadeyle. "O dediklerim kendi bildiğim modeller içindi ama şimdi sen bilmediğimi yaptırtmaya çalışıyorsun. Bu yüzden bir şeyler istemeye hakkım var." Dedi sırıtarak. Haklıydı, omuzlarım düştü.
"Bize bir akıllı yeter iki tane fazla oluyor ya." Diye homurdandım sinirle. Tek eliyle çenemden tutacak şekilde yüzümü kavradığında sarsmaya başladı, "sen ne tatlısın böyle var ya, yiyeceğim kızım seni!" Elini ittirerek geri çekildim şokla.
"Seninde bugün elinin ayarı hiç yok ha! Acıtıyorsun." Dedim yanaklarımı ovarken. Beyaz dişlerini gösterircesine güldüğünde dönmemi söyledi.
Sonra ise ne o sustu ne ben saçlarımı benimde yönlendirmemle örmeye başladığında ne kadar zorlansa da sonunda izleye izleye yapmayı başarmıştı hatta o kadar güzel yapmıştı ki dakikalardır saçıma dokunup duruyordum. Ona gösterdiğim fotoğraftakinden daha güzel olmuştu. Kahküllerimi aynadan bakarak düzelttiğimde kulağımın üstünden de bir kaç saç teli çıkrarak güzel bir görüntü bıraktım, üzerime çeki düzen verdikten sonra üstümdeki cropun göğüs kısmından biraz çekiştirerek kapatmıştım bu sefer göbeğim biraz açılıyordu ama çok değil normaldi hem konakta da kimse yoktu rahatça giyebilirdim bugün, düşündüğüm gibi Boran beyimiz de hiç laf etmemişti görmesine defalarca kez bakmasına rağmen üstelik. Tuhaftı.
Banyodan çıktığımda elimi çaktıramadan boynumdaki ize koyup kapatmaya çalıştım konağa gidene kadar idare etmem lazımdı. O da hazırdı ceketini giydiğinde telefonunu ceketinin cebine koydu benim eşyalarım da poşetin içindeydi, çantam da.
Gözleri yanıma gelirken boynumdaki elime düştü, anladı da ama sesini çıkarmadı bu konuda, sonra saçlarıma baktığında memnuniyetle kıvrıldı dudakları. Eseriyle gurur duyuyor olmalıydı, güzel olmuştu çünkü.
"Çok beğendim çok güzel yapmışsın." Dediğimde başını iki yana salladı. "Modelimiz güzel olunca her saç güzel oluyor." Diyerek göz kırptı.
"Teşekkür ederim," dedim çekinircesine, kaşları huzursuzca çatıldığında teşekkür etmemden hoşnut olmadığı açıktı zaten biliyordum bu sebeple ona yaklaşarak daha da çatmasına neden oldum o kaşlarının. Kıvrık kirpiklerinin altındaki zehir sarısı gözleri şüpheyle kısıldığında bedeni çok fazla gergindi, toprak kokusunu içime derince çekerken omzuna yerleştirdim elimi, ardından biraz yükselerek ona doğru sakallı yanağına bastırdım dudaklarımı. Anında kasıldı ama elini sırtıma yerleştirmeyi ihmal etmedi.
İyi bir öpücük bırakıp yavaşça dudaklarımı ayırdığımda burun buruna geldik, "teşekkür ederim tekrar." Diye konuştum kısıktan.
"Rica ederim bebeğim, sen ne zaman istersen yaparım ben." Diyip o da alnıma bastırdı dudaklarını.
🗝️🔗🗝️
Odadan çıkıp ilerlediğimizde banyodayken Boran Ağa'nın elbisem hakkında laf yapamamasına şaşırmıştım ama o insanların olduğu her noktada konağa gelene kadar elini karnıma sararak kapatmıştı açıkta kalan kısımları. Tek kelime etmedim çünkü anlamıyordu. Konağa girdiğimizde sadece Diljen vardı konakta o da bizim için kalmış olmalıydı, kahvaltıyı dışarda yapmayı teklif etse de Boran Ağa istememiştim konak daha iyi olur diye. Diljen'e mutfağa hazırlamasını söylediğimde saat öğlen vakti olmuştu bile.
Kendimi odaya attığımda ilk işim boynumu kapatmak olmuştu ve üzerime hırka almıştım çünkü hava esiyordu ve soğuktu. Mutfağa girdiğimde uzun yemek masasının yarısını hazırlamıştı Diljen.
"Eline sağlık Diljen," dedim masaya giderek, bir zeytin attım ağzıma.
"Ne demek hanımım, Ağama da haber verdim gelir şimdi." Dedi, gelir gelmez çalışma odasına çıkmıştı. Üstelik bugün resim odam için ustalar gelecekti dolapları rafları yerleştireceklerdi işim çoktu bugün, olursa odayı komple bitirebilirdim.
Kalçamı masaya yaslayıp tutundum masaya. "Konak halkı nereye gitti böyle birden bire?" Diye sordum. Konak o kadar sessiz ve dingindi ki saçma geleceti ama çok hoşuma gitmişti bu. En azından Renas Zara ve Lalezar hanım olsa daha iyiydi.
Diljen kararsızca kalakaldığında ne diyeceğini şaşırmış görünüyordu. Al işte bir şeyler olmuştu. Masadan ayrılarak karşısına geçtim hemen. "Anlat Diljen benden mi gizleyeceksin," dedim hayret ederek. "Saçmalama."
Çaresizce nefes verdi, "şey herkes çiftliğe gitti, Bertan Ağam sizi de bekliyor oraya." Dedi. Çiftlik evimi orası neresiydi niye gitmişlerdi birde bire. Anlatmasını belirttiğimde istemeye istemeye anlattı.
"Boran Ağam dün akşam Güneş hanıma silah çekti," dediğinde bir uğultu hissettim beynimde resmen. Bu ne demekti böyle şimdi. "Zor aldık Güneş hanımı elinden, sonra Bertan Ağalar konağa döndüğünde Güneş hanım herkesin içinde Bertan Ağa'nın ayağına kapandı her şeyi anlattı kendince... Bu sabahta erkenden çiftliğe gittiler iyi gelir umuduyla sizi de bekliyor sorunları rahat rahat çözebilin diye."
"Ne anlattı Bertan Ağa'ya," dedim soğuk bir sesle. "Bu evde kızınız ölmesin diye kalıyorum ama beni de yaşarken öldüremezsiniz oğlunuz şimdiye kadar kocalık görevini bir kere bile doğru dürüst yerine getirmedi şimdi de Gece yüzünden dokunmuyor bana, izin vermiyor o kadın böyle devam ederse bunları bir tek siz duymazsınız dedi." Tırnaklarımı avucuma batırdım sakin kalmaya çalışarak.
"Tehdit mi etti Bertan Ağa'yı?" Diye sorduğumda kafasını salladı. "Sanırım aşirettekilere söylemek istiyor, ben daha fazla bilmiyorum." Dediğinde sıkıntıyla iç çektim. "Tamam sen gidip bizim için bir çanta hazırlar mısın." Dediğimde tamam diyerek gitti o çıkarken Boran Ağa girdi içeri.
Sandalyeme geçip oturduğumda gelip masanın başına yanıma geçip oturdu yavaşça. "Çok acıktım Vallahi." Dediğinde çayları doldurdu ve demliği masanın diğer tarafına koydu. Bir tane daha yeşil zeytin attım ağzıma ona bakmazken. Dün abimlerle buradan ayrıldığımızda evet öfkeliydi Boran Ağa ama silah çekecek kadar mı öfkeliydi? Bu yaptığı doğru muydu? Ya da Güneş'in babasına şikayet etmesi, tehdit etmesi, peki Boran Ağa bunları biliyorken niye bu kadar sakin ve bana hiçbir şey anlatmamıştı.
"Neyin var, niye yemiyorsun?" Diye elimi tutarak soran adamla başımı kaldırdım önümden, elimi elinden çektiğimde farkındalıkla çattı kaşlarını. "niye silah çektin Güneş'e?" Sorduğum soruyla duraksarken sert bir solukla geri çekildi.
"Kahvaltını yap Gece." Diye uyarır gibi konuştu. Umursamadan kahvaltısını etmeye devam etti, "sadece basit bir soru sordum cevaplamayacak mısın?" Sinirleniyordu ama duymak istiyordum buna hakkım vardı üstelik saklımız gizlimiz olmayacak diyen o'ydu. Çayını alıp büyük bir yudum aldı ve ekmeğini yumurtaya batırarak ağzına attı, "bu konu seni ilgilendirmiyor, kimse yokken konağın tadını çıkar." Dedi düz bir sesle.
Sandalyemi geriye doğru ittiğimde ellerimi masaya koyarak ayağa kalktım, "iştahım kalmadı, sana afiyet olsun." Diyerek gitmek istediğimde bileğimden tutarak izin vermedi buna.
Çehresi mermer kadar sert bir ifadeye bürünmüşken gözleri yanmaya başlamıştı, "otur yemeğini ye!" Diye dişleri arasından konuştu. Bileğimi çekmeye çalıştım gözlerine boş bir şekilde bakarken. "canım istemiyor artık Boran Ağam bırakın elimi!" Elini bir anda öfkeyle masaya vurduğunda masanın üstündekiler havalanıp tekrar masaya düşmüş gibi yüksek ses çıkardı. İrkilsemde sadece gözlerimi kapadım sabırla.
Bileğimi bıraktığında üzerime gelip masayla arasına aldı beni, "Gece'm," dedi sakinleşmeye çalışarak. Elini iki yanıma masaya yerleştirmişken biriyle burun kemerini sıktı, "siktiğimin meselesi yüzünden aramızın bozulmasına gerek var mı Gece'm ha söyle?" Diye yapıcı bir şekilde konuşsa da yanlış bir şey söylersem sinirden delirecek gibi görünüyordu.
Ellerimi iki yanımdan masaya koyarak tutundum, "Güneş'e niye silah çektin?" Diye sordum dediklerini göz arda ederek. Boyun damarlarının nasıl kendini öfkeyle sıkmaktan belirginleştiğini farkettiğimde sertçe yutkundum. Elimi gömleğinin üstünden koluna koydum, fazla sertti. "Sakince sadece basit bir soru sordum."
"Canımı sıktı yaptım, pişman falan da değilim!" Diye bağırdı bir anda. "O kadar uyarılarıma rağmen beni takmayıp gidip babama şikayet etmiş yarın öbürgün de aşiretlere gider! Niye peki? Umrumda değil yaptığım az gelmiş ki rahat durması gerekirken hâlâ kıvranıp duruyor!" Elini yine masaya indirdiğinde öfkeden deliriyordu.
"Sakin olur musun artık." Dediğimde dehşetle bana baktı. "Sen yine Boran Ağa derken mi?!" Diye bağırdı. Bu sefer ben şokla baktım, "siktiğimin meseleri umrumda mı benim Gece, lan siktirsin gitsin Mardin'e anlatsın istediğini banane ondan!" Öfkeyle saçlarını dağıttığında arkasını döndü.
Ellerimi birbirine sürttüm, belliki evet Güneş canını sıkmıştı ve ona silah çekmişti her ne kadar onaylamasam da Güneş kendince cevap vermişti Boran Ağa'ya. Şimdiki ofkesinin nedeni de ortadaydı zaten ona sadece adıyla seslenmemi istiyordu, bunu sürekli yapmam için alışmam gerekliydi çünkü yemin ederim çok tuhaf geliyordu sadece adını dile getirmek.
"Tamam eminim yanlış bir şey yapmazsın, konuyu açmayacağım bir daha ama sende benden saklamayacaksın olanları!" Ağırca döndü bana, tek kaşı havaya kalkmıştı. "Zaten saklamadım, saklasam Diljen'i tembihlerdim çenesini kapalı tutsun diye!" Dedi tersçe. "Ben sana doğru bir anda anlatacaktım zaten." Dedi bu sefer huysuz bir tavırla.
Derin bir nefes aldım,
"Kahvaltıya devam edelim mi?" Diye sorduğumda. "Yine gitmeye kalkmazsan ederiz tabii." Diye imayla konuştu, burnundan nefes vererek yerine geçti.
Bende yerime oturduğumda bu sefer sessiz bir gerginlikle kahvaltı etmeye başladık. Yandan ona baktığımda kaşları hâlâ çatık halde huzursuz bir ifadeyle elindeki bardağa bakıyordu. Sıkıntıyla iç geçirdim, elimdeki çatalı sıktığımda dudaklarımı ıslatarak konuşmaya başladım. "Boran... kaymağı uzatır mısın?" Dedim ona değil masanın onun tarafındaki kaymağa bakarak. Kalbim feci halde hızlanırken duraksadığını farkettim. Eminim yanlış mı duydum diye düşünüyordu, bu sefer gözlerimi çevirdim ona.
"Kaymak diyorum... Boran." Gözleri dudaklarıma kaydığında ıslıkvari bir ses çıktı dudaklarından. Sonra masaya göz gezdirdiğinde kaymağın kendi tarafında olduğunu farketti ancak uzatmak yerine başka bir şey yaptı.
Ekmekten bir parça kopardı ve kaymağı üzerine güzelce sürerek bana döndüğünde derince yutkundum. "Al bakalım karıcığım, aç ağzını." Dediğinde yavaşça araladım el mecbur. Lokmayı ağzıma ittiğinde anında kapadım ağzımı, o ise parmağını dudağımın kenarından sürterek geri çekti ve parmağını yaladı gözlerime baka baka. Yutkunamazken ondan kaçırdım gözlerimi, taş yutuyormuş gibi hissediyordum ki çayımı içtim hemen.
"Bir tane daha?" Diye sorarken cevap beklemeden çayımı doldurdu. Şeker atıp karıştırdığımda kaymağı önüne çekti kopardığı ekmeğe tekrar kaymağı sürdüğünde üzerine balda sürüp bana uzattı, "aç ağzını bebeğim." Dedi, ilgiyle bana bakarken.
"Aslında yerdim ben kendim." Diyerek elindeki lokmayı almak isterken geri çekerek izin vermedi buna. "Ben yedireceğim, aç ağzını." Dedikten sonra hiç dinlemedi beni önündeki tabağı yedire yedire bitirti bana, hiç bu kadar doyduğumu hatırlamazken masadan kaçarak kurtulmuştum ondan.
Haşim abi hâlâ konaktayken ustalar gelmişti odam için, Boran Ağa görmeyecek diye içeri sokmamıştım ama o beni de tek başıma ustalarla bırakmayacağından Haşim abiyi de göndermişti işin sonunda istediğim gibi tüm raflar yerleştirilip kurulmuştu.
Ve...
Saat üçe gelirken biz arabada çiftliğe doğru gidiyorduk.
Ben zorlamıştım çünkü olması gereken buydu, Bertan Ağa beni arayıp gelememizi söylemişti, hem Gurbet hanım hem Güneş vardı ortada üstelik babası ısrarla çağırırken gitmemesi ayıp olurdu. Sorunlardan kaçarak kurtulmaya çalışmak tozu toprağı halının altına iteleyip birikince temizlemeye çalışmaktan farksızdı. Çiftlik merkeze uzaktı ama bağ evine göre çok daha yakındı bir buçuk saat bile sürmeden varmıştık.
Arabadan indiğimizde anında etrafı incelemeye başladım, büyük bir konak vardı karşımda bahçesi fazlasıyla büyük sık olmayan ağaçlarla kaplıydı mutfak dışarıdaydı yine konaktaki gibi. Boran Ağa elimi avucuna aldığında onunla birlikte ilerlemeye başlamıştık. Taş ev görüntüsüne sahip koca konağın dışında tek bir merdiven görünüyordu o da yukarıdaki pencerelerle kaplı uzun bir oda için vardı diğer odaların hepsi evin içindeydi belliki. Etrafta kimse yokken Mizgin abla mutfaktan çıkmıştı, bizi gördüğünde anında selam vermiş bir şeyler isteyip istemediğimizi sormuştu ama istememiştik.
İlerden sesli bir şekilde tartışarak gelmeye başlayan Merih ve Zara'yı gördüğümüzde Boran Ağa gözündeki gözlüğü çıkarıp tişörtünün yakasına takmıştı, buraya geleceğimiz için sportif giyinmiş ve kot pantolon tişört tercih etmişti.
"Abi ay çok özledim sizi," diyerek Merih'in yanından fırlayan Zara koşarak bize gelirken Boran Ağa suratsızlığını koruyordu hâlâ. Buraya gelmekten zerre kadar memnun değildi. Zara yanımıza geldiğinde beni süzerek sarılmıştı. "Dün akşam da birlikteydik Zara ne bu özlem?" Dedi Boran Ağa.
"Dün akşam o kadar gergindin ki abi konuşamıyorduk bile seninle." Gözleri elimize kaydığında içten içe nasıl mutlu olduğunu farkettim ancak sonra yüzü düşmüştü. "Gerçi nedeni ortaya güzel çıktı." Diye ağzının içinde gevelediğinde kastettiğinin Güneş olduğunu farkettik.
"Hoşgeldiniz!" Diyen Merih yanımıza gelmişti. "Bizimkiler salonda, Güneş yengem odasında Mara ile birlikte, babamla bir görüş istersen abi." Boran Ağa sıkıntıyla göğsünü şişirdi babasıyla konuşma taraftarı değildi muhtemelen tartışadabilirlerdi.
Kehribar harelerini bana çevirdiğinde elimi bıraktı ve gider zannederken yanağıma yasladı avucunu, baş parmağıyla yanağımı sevdi. Ağırca yutkunurken neden bunu yaptığını anlamadım öyle yoğun bir ilgiyle bakıyordu ki ne yapacağımı bilemedim, üstelik Merih ve Zara'nın önünde böylesine yakın davranması alışıldık değildi, doğru da değildi. "Ben çıkıp konuşayım babamla tek başıma." Dediğinde ağırca salladım başımı tamam dercesine.
Gidecek diye rahat bir nefes alacakken o nefesimi boğazıma tıkmayı aklına koymuş gibi hareket etmiş ve üzerime eğilerek yanağımdan sıkıca öpmüştü. Gözlerim irileşirken milletin önünde öylece kalakalmıştım. Buna elbette alışmıştım ama iki kardeşinin önünde yapması rezil derecede utanç vericiydi, Merih anında gözlerini başka tarafa çevirmiş Zara dizinin en güzel noktasını izliyormuşcasına odaklanmıştı bize.
Boran Ağa yanağımı baş parmağıyla son defa severek indirdiğinde Zara'nın yanağını acıtacak şekilde çekmiş ve göz kırparak ilerlemeye başlamıştı. Ardından bakarken gözlerim evin kapısında duran Mara ve Güneş'e takıldı, Boran Ağa hızla yanlarından duraksamadan geçip girmişti eve. Beni öperken Güneş'in orada olduğunun farkında mıydı acaba ve bunu bilerek mi yapmıştı diye düşünmeden edemedim.
Yanağını ovarak, "Ben Ağa abim merhametlidir diyordum bu kalastan ama yanılmışı-" diyen Zara kafasının arkasına yediği hafif şaplakla sinirle çığlık atarak bitirememişti cümlesini. "Düzgün konuş kızım artık, günde seksen kere uyarmaktan bıktım seni!" Diye uyaran Merih'e umursamazca baktı Zara.
"Uyarma sende!"
"Zara! Söylerim bak babama!"
"Hah! Selamımı da söyle çokta umrumdaydı." Dediğinde Zara, Merih dehşetle baktı.
"Terbiyesiz abinim ben senin abin, kıracağım bir gün bir yerlerini göreceksin o zaman!" Diye bağırdığında Zara bana dönerek gözlerini devirdi 'yav he he' dedi aldırış etmeyerek. Onların atışmalarını baya iyi izliyordum aslında Zara bana bakıp beni hatırlayana kadar.
"Yengeciğim," dedi uzatarak, sırıtıyordu. Şimdi bitmiştim ne güzel unutulmuş hatta göz arda edilmişim diyordum ama Zara'nın imalı bakışları bile susmayacağını gösteriyordu. "Dün pek bir kötüydünüz, itiraf etmeliyim çok kötü oldum sizin yüzünüzden ama her neyse." Koluma girip ilerletmeye başladığında Güneş ile Mara Mutfağa girdiklerini görmüştüm biz ise bahçedeki tahtadan elle yapıldığı belli olan çardağa geçmiştik.
"Oturayım mı yenge?" Diye sorunca Merih, "otur tabiki niye soruyorsun." Dedim. "Ne bileyim özel falan konuşursunuz diye." Diye açıklarken karşıma geçip oturdu Zara da hemen yanına geçti abisinin tabi susmak ne bilmiyordu.
"Ama Merih sende söyle, ne kadar güzel dans ettiler değil mi..." Diyerek dirseklerini masaya yasladı ve yüzünü ellerinin arasına koyarken sarhoş gibi bakmaya başladı bana. "Çok seviyorum sizi ya, açıp açıp izliyorum videonuzu, hele abimin tam ışıklar söndüğünde seni yatırması yok mu harikaydı harika!"
"Video mu? Bir de çektiniz mi?!"
"Evet nolmuş ki sana da atayım hatta, bana kalsa internete koyalım derdim ama şimdi genç yaşta sakat kalmama gerek yok." Derken 'Allah korusun' dedi sessizce.
Merih Zara'ya ucube varmış gibi bakıyordu, kafasını iki yana salladı onaylamazca. "Sen boşver bunu, bir şey falan yok değil mi aranızda, dünden sonra yani." Dediğinde arabayı verdikten sonraki halimden bahsediyordu herhalde nasıl derdim abin yüzünden bayıldım da o haldeydim diye.
"Yok biz iyiyiz de-"
"Belli belli gördük az önce," diye sırıtarak konuştu Zara yine. "Allah nazarlardan saklasın."
"Vallahi nazarın ta kendisi gibi durmasan amin derdim de..." Diye laf soktuğumda gözleri irileşti şokla. Merih bu sefer ona gülmeye başladı.
"Aşk olsun yenge ben herkese değdiririm de size değdirmem nazar falan, korkma sen." Diye gamsızca konuştuğunda istemsizce güldüm. Sonra sohbet nasıl sardı bilmiyorum baya baya iyi konuşuyorduk ve Renas'ta arka bahçede oynarken koştur koştur gelmişti yanımıza, anında kolumun altına almıştım onu gerçi her tarafı batmıştı ama bu daha çok hoşuma gidiyordu niyeyse.
Kolundaki kol saatine bakış attığımda gülümsedim, yarıyıl karnesi için almıştım ona, Boran Ağa da Zara'ya söz verdiği gibi karnesi iyi diye telefonunu yenilemişti.
"Şansızız ama biz şanssız," diyerek yakındı Zara. Konu nereden açılmıştı unutmuştum ama en son tanıdık bir kızdan bahsediyordu, "yani sen bi kızı görsen dersinki bu ne ama aldığı kocaya bak bide dalyan gibi herifti, çirkin sansı diye bunlara deniyor. Ay birde çocuk çok seviyor bunu yoluna tapacak neredeyse, tamam Allah mesud etsin etsinde gözümüze de sokma sende bulmuşsun esmer yakışıklı sus otur kıymetini bil, değil mi yenge."
Merih sertçe nefes aldı, önündeki çayı içti tek seferde. Bu Zara Merih'ten hiç çekinmiyordu Vallahi birde koluna girmiş kafasını da koluna yaslayarak konuşuyordu.
"Hala esmer nasıl oluyor ki?" Diye soran Renas ile Zara başını uzatarak Renas'a baktı. "Yenge bu burada mıydı?" Diye sorduğunda umutsuzca kafamı salladım. Renas başını tekrar bacağıma koyarak sandalyede uzanıp telefonla oynamaya başladığında Zara yerine sindi ufaktan. "Sen bizi dinlemesene halacım aa, oyununu oyna sen." Renas zaten oyuna tekrar döndüğünden anlamamıştı. "Sonra abime yetiştiriyor hep." Dedi dudak büzerek.
"Bende senin abinim Zara?"
"Aman sende Merih'ciğim senle bizim saklımız gizlimiz mi var." Diyerek koluna sarıldı mengene gibi. Merih homurdanarak kolunu kurtarmaya çalıştı. "Keşke olsaymış Zara belki utanırdın benden biraz." Dese de Zara omuz silkti.
"Ama ne yapayım sizin yüzünüzden etrafta ki hiçbir erkek gözümüze gelmiyor o kadar yakışıklısınız ki," diyerek Merih'in yanağını sıkmaya çalıştığında. "Zara sus artık bence." Dedim uyarır biçimde kaşlarımı kaldırarak.
"Tabi anca ben susayım sendekide dalyan gibi herif ama ben susayım, okuldaki herkes değil sanki dünyadaki bütün erkekler kısa yaratılmış gibi yengem benim, etrafım çoluk çocukla dolu bir tane esmer veya sarışın bigboy yok, hep ya kısa ya da uzun sırık..." Dediğinde ne kadar kaş göz yapsamda susmamıştı taki üzerine arkasından bir gölge düşene kadar.
Seslice yutkundu bana bakarken, "lütfen arkamda babam olsun anam olsun gudubet halam olsun bütün dünyanın gölgesi üzerime düşsün ama bu abimin ki olmasın... Lütfen abim olmasın." Diye yaralı hayvan gibi büzülerek inlediğinde, Merih sırıtarak geri çekilmişti. Zara omzuna konulan iri ellerle sandalyeye yavaşça yaslandırıldığında başını geriye doğru eğdi ve ona eğilen abisiyle göz göze geldi. Üst üste yutkundu.
"Kimmiş şu esmer piçler kimi istiyormuşsun sen anlat bakim bir daha." Dedi ürkütücü bir sesle.
"Ne piçi abi?" Diye sordu derinden gelen kısık bir sesle Zara.
"Sen söyleyeceksin onu, kimmiş senin istediğin erkek tipleri?"
"Erkek mi? O ne?" Diye masumca sorsa da işe yaramadı.
"Zara! Düzgün konuş kim kızım bu herifler?" Diye sertçe konuştuğunda Renas başını kaldırarak telefonumu masanın üstüne bıraktı, saçını alnında ittiğinde, "amca halam okuldaki erkeklerin hepsi kısa hiçbiri uzun değil dedi niye herkes istediğini buluyorda ben bulamıyorum diye konuşuyordu burada!" Atarlı bir şekilde konuşan Renas ile hepimiz ona bakakalmıştık. Bu çocuk telefonla oynuyordu yemin ederim.
"Merih amcam da hiçbir şey demedi ona!" Diyede şikayet ettiğinde Merih afallayarak baktı Renas'a. "Abi Vallahi beni dinlemiyor bile bende aldırmıyorum hem bilerek öyle konuşuyordu Zara, her zaman ki gibi patavatsız işte." Diyerek hızla konuştuğunda Zara burada bile geri kalmayarak laf yetiştirmişti ona hâlâ abisin elindeyken.
"Sensin patavatsız!"
"Zara düzgün konuş abinle! Bir daha ağzından öyle şeyler duymayayım!" Diye sinirle eklediğinde Zara sessizce onaylamıştı onu. "Yeter artık bence sohbet ediyorduk sadece!" Diye uyarır gibi konuştuğumda ellerini kızın omzundan çekti. Zara rahat bir nefes almıştı bu sayede.
O sırada Seyran geldi yanımıza,
"Odanızı hazırladım Ağam." Diyen Seyran yanımızdan ayrılıp gittiğinde, "ben bir odaya bakayım." Diyerek yanlarından ayrıldım. Evin içine girdiğimde ayakkabılarımı çıkararak yeni terliklerden birini geçirdim. Salon kapısının önünden geçecekken Lalezar hanım çıktı odadan bu sayede onlarla selamlaşmış Bertan Ağa ile de kapıdan selamlaşmıştım.
Lalezar hanımla bize verilen odaya gittiğimizde ilk kattaki merdivenlerin hemen arkasında ki bir odaya girdik. Lalezar hanım kaşları çatık bir hâlde odaya bakarken ben giremedim bile çünkü kapıdan bile basmıştı beni anında.
"Beni giremem buraya, daralırım bu odada, daha açık bir oda yok muydu? Salonda da yatarım aslında hiç sorun değil burada yatmaktansa." Diye geri çekilerek üst üste konuştuğumda; "saçmalama kızım ne salonu, Seyran yanlışlıkla yaptı karıştırdı herhalde odayı, ben ayarlatacağım şimdi sen merak etme." Diyerek kolumu sıvazladı anlayışla.
"Noldu Lalezar neyi hallediyormuşsun." Gurbet hanım yanımıza geldiğinde yeleğini önüne birleştirerek kollarını kavuşturdu kucağında.
"Sen mi söyledin Seyran'a bu odayı hazırlamalarını, onca oda varken fare deliğine mi sokacaktın Boran ile Gece'yi?" Diye sinirle sorduğunda Gurbet hanım manidarca güldü. Bu rahat tavırları düşündürttü, dün düğünde soylediklerimden sonra bembeyaz kesilmişken ve gitmek için hazırlıklar yapması gerekirken bu harketleri hayra alamet değildi.
"Evet ben ayarlattım ne varmış oda da mis gibi işte, hanımımıza özel oda inşa edemeyiz şimdi evdeki odalarda dolu," dedi burun kıvırarak bana. "Önceden herkesin yeri düzeni belli olduğu için sonradan gelen sana odamız kalmadı malesef hanımağam... ister burada kalırsın ister dediğin gibi salonda." Sabırla nefes aldım, bu kadın asla akıllanmazdı.
"Salon daha iyi en azından boğucu değil, siz nerak etmeyin ama Gurbet hanım yakında çok güzel bir odanın boşalacağına eminim." Diye ima ile konuştuğumda tek kaşını kaldırdı. "Ben o kadar da emin olmazdım küçük hanım." Dedi rahat bir şekilde göz kırparak. Tedirgin oldum iyice yüzüm düştü, bu kadın hangi cesaretle böyle davranıyordu onu gönderemeyeceğimi mi zannediyordu yoksa. Ah, ben onu var ya kendi gitmediği için nasıl mahvederdim ama dur bakalım.
"Zara'ya derim Mara ile yatar onun odasına geçsin en iyisi, insan aklını kullanmayınca böyle dara girebiliyor işte naparsın." Diye laf soktu Lalezar hanım, Gurbet hanım dişlerini sıktı kara gözleri kısıldı.
"Tabi git boz kızın düzenini anında çekinme, senin için kızının ne önemi var zaten. Renas'ta Zara ile aynı odada yatıyordu birde. "
"Ben," diyerek araya girdim. "Salonda kalırız biz hem zaten sadece yatacağız öyle değil mi?"
"Heh bak gelin kızın ne güzel konuşuyor, gitsin yatsın salonda işte sorun çözüldü." Diyen Gurbet hanıma yapmacık bir ifadeyle gülümsedim.
"Seyran'a söyleyeyim de yer yatağı ayarlasın akşam için o zaman Boran Ağa da olacağı için büyük bir tane ayarlatayım." Diyip arkamı döneceğim esnada konuşarak izin vermedi.
"Dur hele, Boran'ım için ayarlatmana gerek yok koskoca Boran Ağa'yı kendi evinde yerde yatıracak değilim herhalde çıksın eskisi gibi kaldığı oda da, karısının yanında yatsın sen sadece kendine ayarlat döşeği." Dedikleriyle sertçe yutkundum, bu kadar rahat davranması hayra alamet değildi, kadında bir şeyler vardı belli.
"Gurbet!" Diye uyarır şekilde konuşan Lalezar hanıma bakamadan sırtım sertçe bir göğse yaslandı, aynı esnada sıkıca sarıldı karnımdan. "Hayırdır hala noluyor, nerede yatıyormuş benim karım?" Boran Ağa'nın kulağımın dibinde çıkan sesiyle dudaklarımı yaladım stresle.
Annesi ve halası baştan aşağı halimize baktığında utanç silsilesi bedenime nüfuz etmeye başladı. "Salonda yatacakmış oğlum, bende sen istediğin yerde yatabilirsin ama Boran'ım öyle salon köşelerinde yatamaz dedim. Seni hiç düşündüğü yok ki bu kızın ah ah." Diye gerçekten vahladığında hayretle baktım.
"Ya nerede yatacakmışım hala?" Diye sordu en saçma soruymuş gibi. Çıkmak istediğimi belirttiğimde daha da sıkıca sararak kendine yapıştırdı. "Benim yerim karımın yanı o nereye kıvrılsa dibinde biterim ben," diye konuştuğunda duraksadım aynı şekilde annesi ve halası da. "Öyle sıcak koynu var ki insanın içini ısıtıyor, bir kokusu var cennetin içindesin sanki insanı sarhoş ediyor." Burnunu boynuma sürtüp derince soluduğunda utançtan gözlerimi yumarak inledim sessizce. Karnımdaki koluna tutundum uyarır bir şekilde, göz ucuyla baktığımda karşımdakilere Lalezar hanım utandırmamak için gülüşünü bastırmaya çalışırken Gurbet hanım şaşkın bakışlarının ardından nefretiyle izliyordu beni.
Şalını açarak doladı boynuna sert bir şekilde. "Ben ölürüm de gene Gece'den ayrı yatamam öyle!" Diyen adam başını uzaklaştırmadan karşısındaki halasına baktı. "Bebeğim hem o benim." Diyerek yanağımı öptüğünde dirseğimle tekrar vurdum karnına anlasın ve sussun diye ama nafileydi, bugün daha kaçıncı kere utançtan rezil olacaktım. Halasını delirtmek için bilerek yaptığı o kadar belliydi ki halasının koyulaşmış gözlerinden
zevk alırmış gibi buna devam etti.
"Ayıp olmasın ama, bir teni var yastıktan yorgandan yumuşak... Gel de çık bu karının koynundan!"
"Boran Ağa sus artık!" Diye sinirle çıkıştığımda çenemi tuttu bu sefer ve kendine çevirdi. "Yavrum sen utandın mı? Kıyamam sana ben." Dedi ve yine yanağıma öpücük bırakarak geri çekildiğinde sersem tavuğa dönmüştüm. Beni iki koluyla sıkıca sardığında ciddiyetle kasıldı yüzü halasına bakarken.
"Dediklerine dikkat etsen iyi olur hala, eminim babamla konuştuklarımı duymuş ne kadar ciddi olduğumu anlamışsındır. Aynı çatının altında canını yaktırma bana!" Açık ara tehdit ettiğinde Gurbet hanım bembeyaz kesilmişti.
Ama keşke orada Boran Ağa'nın açık ve basitçe söylediği kelimeleri anlayabilseydi... Belki canı yanmazdı sandığı kadar.
"Hala sen zaten beni çok seversin bilirim o yüzden senin odayı hazırlatsınlar ben söylerim sende gel burada kal hazır temizlemişler işte." Dediğinde bozguna uğradı ifadesi.
"Olmaz beni odamdan mı edersin Boran'ım?" Dedi inanamazca.
"E o zaman terastaki odayı alalım bizde-"
"Hayır, orası anamın odası bir çöpüne dokundurtmadım ben, kimse giremez o odaya!" Diye keskin bir şekilde konuştuğunda Boran Ağa sıkı bir soluk aldı.
"O zaman senin oda bizim." Diyerek konuyu kapattı.
Boran Ağa'yla yalnız kaldığımız da kolunu ittirerek kurtulmuştum ondan. "Az önce ki yaptığında neydi öyle! Sana durmanı belirttikçe daha da üste çıkıyorsun!" Diye öfkeyle parladım. Sert bir soluk aldığında tişörtünü düzeltti ağır bir hareketle.
"Yanlış bir şey mi söyledim?" Dedi rahat bir tavırla.
"Yok canım daha ne diyeceksin ki zaten, bir şey kalmadı! Lütfen... Bir daha yapma bunu." Diyerek yanından geçerek uzaklaştığımda geride sadece sesli soluklarını duymuştum.