Gün kararıp akşam vaktine ulaştığında kızlar salona sofrayı kuruyorlardı. Boran Ağa babasıyla ne konuştuysa ikiside hiç konuşmamış gergin bir şekilde oturup duruyorlardı salonda, herkes oradayken yemeğin hazır olmasını bekliyordu.
Lavabodan çıktığımda üstüme başıma düzen vererek alt kata indim ancak salona ilerlemek yerine bana verilen önceki o odaya gittim.
Kapıyı iki kere tıklatıp gel denmesini beklemeden içeri girdim yavaşça ve ardımdan kapattım. Haklıydım anında bunalmaya başlamıştım odadan. Yatakta oturan kadın beni görmesiyle şaşırmışa benzemiyordu aksine beklediği her hâlinden belliydi.
Gurbet hanım siyahlar içindeyken yine açık siyah saçlarını dağıttı parmaklarıyla omzunun üstüne doğru. "Bende gelmeni bekliyordum," dedi manidar bir gülümsemeyle, kırklı yaşlardaydı ama yüzündeki kırışıklıklar o kadar az ve özdü ki, sanki yıllardır bir kere bile gülmeyerek yüzünde mimik oynatmayarak korumuştu onları.
"Güzel... Beklemeniz hoş, gerçi anlamadığım şeyler var, tam olarak gidiş tarihinizin ne zaman mesela? Ne zaman tamamen sizden kurtulabilirim?" Sırtımı kapıya yasladığımda kollarımı göğsümde birleştirdim.
Güldü. Bu öyle bir gülüştü ki içim titredi. Tam tahmin ettiğim gibi bir şeyler vardı bilmediğim. Saçlarını toplamaya başladı, "gitmeyeceğim, senin gibi dün ki bebeklerle uğraşacak, pabuç bırakacağımı mı zannettin. Biraz mutlu olmana izin verdim o kadar," dediğinde saçlarını ensesinde topuz yaptı. "sizi göndermeyeceğimi ya da dediklerinizi tek tek söylemeyeceğimi duşünüyorsanız yanılıyorsunuz." Dedim sakince.
Şalını saçının yarısını örtecek kadar takarken ayağa kalktı ağırca. "İstediğini yap gelin hanım... Ama bilki yaptığın an bende senin o kardeşin olmayan evlatlığı rezil ederim burada."
"Ne?"
"Hevdem diyorum, dün sizden sonra gördümde senden az orospu değilmiş-"
"Kesin sesinizi!" Diye öfkeyle adımladım ona, karşı karşıya kaldık. "Sakın! Sakın kardeşimin adını ağzınıza bile almayın, yoksa yemin ederim sizi buradan sürükleyerek çıkarırım." Diye hırladım adeta yüzüne.
"Vallahi ne yaparsan yap bende durmam bilesin, Merih ile ikisinin ilişkisi olduğunu öğrendim dün, hem de gözlerimle görerek. Kalender Ağa bir öğrense nolur bir düşündüm mü Gece, kardeşinin hayatını mahveder mazallah, zavallım sevdiğine de kavuşamaz hoş zaten hayatta kavuşamazda neyse." Onun kendini beğenmiş şekilde rahatça ahkâm kesmesine deli oldum. Hevdem ve Merih nasıl bir aptallık yapıpta yakalanmışlardı aklım almıyordu.
"Siz ne dediğinizin farkında değilsiniz o ikisi arasında hiçbir şey yok!" Dedim inkâr ederek.
"Yok ya hakkat mi Vallahi ben ikisini baya yakın gördüğüme eminim hemide Merih'in nasılda Hevdem'le konuştuğunu da. Bana bak Gece hanım Allah yukarıda ondan senden ettiğimden daha çok nefret ediyorum, sen geldin bu eve ama onu asla sokmam ben buraya birinizle soyadımızı soyumuzu kirlettik biriyle daha bunun olmasına asla izin vermem!" Dedi gözü karalıkla. Ellerimi sıktım nefeslerimi kontrol etmeye çalışarak, ah... benim aptal kardeşim.
"Yani anlayacağın sen susacaksın ki bende susayım yoksa git istediğine istediğini söyle, ama bilki bende kardeşinle Merih'in ilişkisi olduğunu dakikasında yayarım ortaya!" Tehdit etmesi bir yana bu duyulursa Hevdem'in gerçekten de mahvolacağını biliyordum. Babam öfkesiyle onu okuldan alır eve tıkar olmadı başkasıyla evlendirmeye bile kalkardı sırf Asparşah'lara gelin olmasın diye.
Daralıyorken zorlukla nefesler aldım ufak ufak sakin kalmak adına ama nafileydi içimde öyle büyük bir fırtına başlamıştı ki artık hiçbir şey dindiremezdi sanki.
"Ne dersin anlaştık mı, sus ki susayım Gece hanım." Diye alayla konuşan Gurbet hanımla gözlerimi kaçırdım. "Kardeşimle ilgili tek kelime etmeyeceksiniz." Dedim kabul ettiğimi belirtircesine.
"Aferin, etmem elbette her şey karşılıklı." Eğlenen sesi kulağıma doldukça tırnaklarımı batırdım avucuma. Elini omuzuma koyarak sıktı, "ben kimseye benzemem Gece, kimse beni ailemden ve yurdumdan edemez hele senin gibi sonradan gelenler. Bundan sonra haddini bilecek yerine oturacaksın yoksa seni böyle sustururum." Tek kelime edemeyip çaresizce susarken karşısında bundan zevk alarak çıktı odadan.
Saniyeler sonra bende kendimi odadan dışarı atmış derin nefesler alıyordum, onca dediği ve yaptığı yanına kâr kalmıştı öyle mi? Hemde benim salak kardeşim yüzünden!
Salondan çıkan ve bana seslenen Boran Ağa ile kendime hızla çeki düzen vererek yanına gittim. Yer sofrasına oturduğumuzda doğru dürüst tepki veremiyordum, boş boş tabağıma bakmış ve yemeğimi didiklemiştim gülen suratıyla beni izleyen Gurbet hanımın karşısında. Boran Ağa'yla göz göze geldiğimde hızla kaçırdım gözlerimi ardından dikleştirdim sırtımı. Rahatsız olduğunun farkındaydım ancak yapacak bir şeyim yoktu. O Merih ve babası bir arada otururken biz kadınlar bir aradaydık sofra birleşikti ama herkes böyle oturmuştu Lalezar hanım bana oğlunun yanına oturmam için yer vermişti ancak ben bilerek reddetmiş ve ondan en uzağa oturmuştum. Çünkü bir şeyler olduğunu farketmesini istememiştim ama sanırım bir halta yaramamıştı bu. Güneş karşımdayken onunla da hiç göz göze gelmemiştim doğru dürüst zaten o da benimle hiç muhattap bile olmamıştı en iyi şekilde.
Diljen ve Seyran sofrayı toplarken ben ile Zara da birer tepsi alarak çıkmıştık bahçeye, mutfağa ilerlerken Merih çardağa geçmişti. Elimizdekileri bıraktığımda Zara'yı tutarak Merih'in yanına ilerledim, Zara anlamasa da bir terslik olduğunun farkındaydı.
Merih gelememize şaşırıken ses etmedi, "hava güzel değil mi esiyor ama tatlı bir ayazı var, yarında böyle olursa at yarıştırır mıyız yenge seninle." Dedi gülerek.
"Yarıştırırız Merih, tabi eğer ben seni kendi ellerimle boğmazsam!"
Anında yerinde dikleşerek oturuşunu düzeltti. "Hayda noldu şimdi, ne yaptım ben?"
"Siz Hevdem'le ayrı değil miydiniz?" Diye sorduğumda sarsıldı bakışları.
"E- evet de nereden çıktı şimdi o?"
"Nereden mi, madem ayrısınız neden hâlâ görüşüyorsunuz madem görüşeceksiniz o zaman hangi akılla düğünde yaparsınız bunu, o kadar insan varken hiç mi demediniz biri görür falan diye!" Sesimi kısıkta tutarken kimse duymasın diye daha fazla sinirleniyordum.
"Yenge," dedi itiraz edercesine. "Ben millet anlamasın onun başı yanmasın diye yüzüne bile bakmıyorum Hevdem'in, nasıl herkesin gözü önünde yan yana gelelim."
"O kadar dikkat etmişsiniz ki yakalanmışsınız ama... Bak ben kardeşim mutlu olduğu sürece yanınızda dururum benden saklamana gizlemene gerek yok sadece nerde buluşup ne yaptınız ne konuştunuz onu anlat yeter." Bakışları Zara'ya değdi ardından çekinircesine öksürdü.
"Zara ile bunlar lavaboya gittiklerinde gittim peşlerinden, Zara çıkana kadar boş olan başka bir koridora geçtik ama orası boştu gerçekten zaten bir şey yapmadık sadece normal şekilde, biraz yakın konuştuk o kadar."
"Biraz?" Dedim açmasını belli ederek.
"Vallahi biraz yanağı okşadım belki ama öpme falan yok!" Dedi kesin bir tavırla. "Yenge bir sorun mu var kim gördü ki?" Diye soran Zara ile derince nefes aldım ve üstün körü halasının gördüğünü anlattım... Ve biraz daha konuştuk orada ikisiyle. Merih yerinde duramayacak gidip halasına sataşmamak için zor dururken güçlükle dizginlemiştik. Çaylar hazır olduğunda yavaşça içeri girdik bizde, salona girdiğimizde bakışlar anında bizi bulmuştu. Boran Ağa soğuk ve sert bir ifadeyle bize -bana- bir bakış attığında önüne dönerek çayını yudumladı.
Gurbet hanıma bakmazken ilerleyerek Boran Ağa'nın yanına oturduk. Dizlerimiz bacaklarımız birbirine değdi, ancak kayarak biraz daha ona yapışmak zorunda kaldığımda boynunu gergince kütletti. "Başka yer mi yok Merih!" Diye bağırdı birden. "Başka yer mi yokta dip dibe dolaşıyorsunuz!"
Kehribar gözleri öfkeyle yanıp sönerken Merih kaşlarını çatıp huysuzca söylenerek koltuktan indi ve direkt yere oturdu böylece ben Zara ve Boran Ağa tek kaldık koltukta. "Oğlum bir minder al altına." Diye uyardı Lalezar hanım ama dinlemedi Merih.
Dip dibe derken neyi kastettiğini anlamıştım, yemekten yanında oturmazken ve hemen sonrasında Merih'lerle dışarda uzunca süre kalmamdan bahsediyordu belli ki, kıskanmış ve içerlenmiş olmalıydı. Ama Merih'le de konuşmam gerekiyordu napabilirdim ki. Oflayarak geriye yaslandım koltukta.
Kısa bir süre geçtiğinde telefonuyla uğraşan Boran Ağa birden bire ekrana bakarak sırıtmaya başladığında kaşlarımı çattım, zaten iyi değildim kanım fokur fokur kaynıyordu bu adam neye gülüyordu mesaj ekranına bakarken. Boynumu ovdum, çayım önümdeki sahpada soğumuştu artık. "Güzel bir haberim var size," dedi tok sesiyle Merih'e ardından babasına kısa bir bakış atarak.
"Uzun süredir beklediğimiz ihaleyi almaya hak kazandık," diye söze girdiğinde Merih anında toparlanarak abisine döndü yerde dizlerinin üstünde. Bize de açıklamak ister gibi baktı kısa bir an, "İstanbul'da çok büyük bir proje başlatılıyor bu projeyi alan şirket yani mimarisini üstlenecek şirketi seçmek için belli sayıda şirketlere şans veriyor dosyalarını sunmaları için. Bizim şirekette girmeye hak kazandı hakkıyla alırsam eğer bu projeyi o zaman rahat bir on yıl proje almama gerek bile kalmaz." Dediğinde bunun için ne kadar heyecanlı olduğu ortadaydı.
"Şirketin geleceğini çok büyük sağlama alırım böylece rahatlıkla otellerle ve diğer işlerle ilgilenebilirim." Dediğinde, Bertan Ağa sakalını kaşıdı. "Baya büyük bir iş ama bu altından kalkabilir misin oğlum."
"Allah izin verirse evet, kim hakederse o alsın baba haketmiyorsam kazanmayayım zaten." Dedi gözleri bana değdiğinde az önceki soğuk ifade gitmiş yerine hissettiğim heyecanı almıştı. "Az bir zaman var proje için," diye düşünceli bir şekilde konuştu Merih.
"Olsun, gece gündüz çalışırım bende, hak eden dedik Merih hazıra konan demedik, bizimkilerle iyi bir iş çıkarırız inşallah." Diyerek arkasına yaslandı.
"O ne demekse Boran, olur mu öyle sabah akşam çalışmak yazıktır sana da. Gece hanımın da hiç sesi çıkmıyor nasılda meraklısın adamın evinden etmeye öyle." Diyerek 'cık, cık'ladı, Gurbet hanım. Gözlerimi sabırla yumdum. Eline bir koz geçmişti ya hani nasıl da kıvranıyordu.
"Hala!" Diye bağıran Boran Ağa ile ortalık bir anda gerildi. Neyseki Renas yorgun düştüğünden yemekten hemen sonra yatmıştı. "Daha sabah babamla konuşurken beni duymuşsundur sanıyordum ama belli ki çabuk yaşlanmaya başlamışsın kulakların sana bağrılmadan duymaz olmuş!"
"Oğlum tamam," Bertan Ağa'ya bakmadı bile Boran. Elimi kavradığında kalkacaktı ki tutarak engel oldum buna. Kaşlarını çattı bu tavrıma, "ben bir şey soracaktım Bertan Ağa'ya," dedim açıklamak ister gibi ama bu onun daha da aklını karıştırdı.
"Buyur gelinim konuş," dedi bana yönelik Bertan Ağa. İlk önce Gurbet hanıma bakarken dikleşmiş vaziyette durduğunu farkettim, diğerleri ise sorgular vaziyette bakıyordu.
Boğazımı temizlercesine öksürdüm, "sizce büyüklerimizin her dediğini yapmalı mıyız, Bertan Ağam? Saygı duyup her isteklerini yerine getirmeli miyiz itirazsız?" Ağırca çatıldı ve iki kaşı arasında derin ufak bir yarık açıldı.
"Yani ne istediğine göre değişir herhal, sen niye sordun kızım." Diye sorduğunda dudağımı yavaşça kıvrıldı ancak bu kırık bir gülüştü bunu yakalayan Boran Ağa ise daha derin ve anlamak ister gibi bakıyordu yüzüme. Yutkunarak gözlerimi ondan çekerken başımı dikleştirdim, "kardeşiniz Bertan Ağam, ölmem gerektiğini söyledi beni buna teşvik etti ve yanında da kendince çok cömert tekliflerde de bulundu." Sözlerim bir bıçak kadar keskin bir biçimde düştü duyanların zihnine.
"Ne dedin sen ne dedin?" Diye hızla konuştu yanımdaki adam, şakaklarından bir damarın attığını gördüm resmen. Gurbet hanımın ellerinin nasıl titrediğini onları saklamak için koltuğa tutunduğunu da gördüm ancak susmadım, beni tehdit etmemesi gerektiğini bilmeliydi, artık anlamalıydılar.
"Kızım neler söylüyorsun sen ölüm de ne demek?" Diye hayretle konuşan Bertan Ağa'yı kendine gel diye sarsasım vardı.
"Benim bir şey dediğim yok! Kardeşinize kefil oldunuz en ufak hatasında gönderirim dediniz hataları boyunu aştı, düğün günü bana neler söyledi tahmin bile edemezsiniz hatta söylemeyip direkt size dinleteyim onun ağzından." Diyerek hızla telefonumu çıkarıp ona ait ses kadının sesini açarak ortaya doğru tuttum.
Gurbet hanımın sesi odaya dolduğunda herkes pür dikkat dinlemeye başladı, Boran Ağa ise patlamaya hazır bir bombadan halliceydi, kıpırdamadan öylece dururken yutkunmadan edemiyordum. Gurbet hanım planlarını dinledikçe Bertan Ağa kıpkırmızı oldu, Boran Ağa'yı Güneş'e itmemi ardından kendimde soğutup uzaklaşmamı onun bana edeceği yardımlar her şey bir bir ortadaydı artık ve Güneş bile şokla bakakalmıştı diğer herkes gibi. Ses kaydı yeterince dinlendiğinde kapatarak yanıma koydum.
"Ben bu olanları sessizce halletmeyi düşünüyordum böylece kimse üzülmeyecekti, Gurbet hanıma bu evden gitmesini söylemiştim ama o gitmemek için beni bugün sıkıştırıp tehdit etti. Söylesenize Bertan Ağam doğru mu bu olanlar, peki ya sizin verdiğiniz sözler ben bu konağın ailenin geliniyim bu konaktaki çoğu kişi bunu henüz kabullenememiş ve hepsi ile tek tek uğraşmak çok zor, ben kimsenin canı yanmasın derken onlar yerlerinde durmak ne bilmiyorlar. Tek istediğim benden uzak durmaları oysa ki."
"Abi," diyerek araya girmek isteyen Gurbet hanımı elini kaldırarak susturdu Bertan Ağa ve hiddetle konuşmaya başladı.
"Ben sana kefil oldum da aldım konağa ne yaptığını bilmiyordum Boran göndermişse vardır bir bildiği diyordum sen daha bu kız konağa gelmeden onu kaçırtma planları yapıyormuşsun meğer, insan akıllanır başına gelenlerden, sen kalkıp üzerine daha da kötü olursun. Ben seni kaç kere uyardım Gurbet!" Gurbet hanım ayağa kalkıp konuşarak araya girmek istese de başaramadı bunu. Beti benzi atmış durumda ne yapacağını bilemiyordu sanırım artık bitmişti, gözü dolu doluyken Bertan Ağa yine konuşmaya başladı.
Gözlerim Boran Ağa'ya kaydığında hâlâ aynı noktaya yere odaklıydı, bu korkutuyordu işte beni. Bertan Ağa ayağa kalktığında Merih'te nolur nolmaz diye yanında yerini aldı babasının. "Sen kimsin Gurbet ha! Neyin acısını çekiyorsun da intikam alma acı çektirme peşindesin? Ulan ben kardeşimi gömdüm toprağa canımızdan birini daha gömdüm toprağa senin gibi bilenmedim bu kıza, derdin ne senin konuş bana! Yirmi bir yıldır dinmedimi acın yasın sen nasıl bir acizsinki bir kızdan almaya çalışırsın hıncını! Senin gibi aciz değil senin gibi acınası bir köpek değil diye mi bu öfken!! Senin gibi sığıntı olmadığından mı bu acın! Ona ölmesini söyleyene kadar sen niye gebermiyorsun ha, onun acılarını yok etmeye çalışacağına sen niye son vermiyorsun!" Bertan Ağa her bağırışında sıçradık yerimizde, Merih araya girerek babasına siper olduğunda bile kardeşinin üzerine yürümeyi kesmemişti Bertan Ağa. Ve, söyledikleri fazla ağırdı ancak bana denilenlerden farkı yoktu aksine az bile kalıyordu.
"Abi böyle konuşma yalvarırım, sırtını dönme bana senden başka kimsem yok benim hayatta nolur... Nolur böyle konuşma." Diye yakındı Gurbet hanım gözlerinden akmaya başlayan yaşları silerek, ancak her defasında yenileri alıyordu yerini.
"Ben sana arka çıktığım gibi kimseye çıkmadım!" Diye bağırdı zorlanarak Bertan Ağa, büyük bir hayal kırıklığı dolanıyordu yüzünde.
"Bu mu çıktığın hâl, sizin bu kıza bu kadar tapmanızı ben anlamıyorum abi sen, sen niye bu kıza bu kadar iyisin ha! Tamam hadi suçlu bulmuyorsun diyelim, o zaman niye bu kadar ne yapsa haklıdır kafasındasın! Ben ne yaptıysam ailem için yaptım siz gözünüzü açın diye!"
"Kes sesini artık lan kes!" Diye bağırarak salonu inleten Boran Ağa'ydı bu sefer. Elini yumruk yaparak ısırdığında dayanamayarak inledi öfkeyle, "delireceğim lan artık, delireceğim!" Sehpaya tekme attığında yere sertçe çarpan sehpa kırıldı.
"Kalkmış hâlâ konuşuyor ya! Hâlâ konuşuyor özür dilemiyor afda dilemiyor hâlâ konuşuyor boş boş! Ne istiyorsun sen hala de bana ne istiyorsun gebermek mi istiyorsun! Yeter lan kafayı yiyeceğim artık arkamı bir dönüyorum hepiniz bir delikten çıkıyorsunuz!" Delirmiş gibi saçını çekiştirdiğinde bende kalktım yerimden. "Napacağım ben şimdi seni, öldürmek istiyorum lam çıplak ellerle seni şu an!"
Babasına döndü hızla, "bak işte kardeşin bu senin, hani o kefil olduğun, bu kadın varya sadece kendini düşünüyor başka hiçbir şey yok tek istediği ne istiyorsa onun olması! Ne yapacağız peki baba şimdi söyle bana. Ben bunun gibi bir kadınla, kadınlarla aynı çatı altında nasıl tutayım karımı!" Diye kükrediğinde babası hızla öne atıldı.
"Saçmalama oğlum halledeceğim ben," Dediğinde Boran Ağa alayla güldü, ancak siniri bir o kadar belliydi. "Gördük sabah dediklerini, bu evdeki hiç kimse bana hesap soramaz baba, ben bunlar için bedel ödemedim elimi kana bulamadım! Şimdi ailemin kanını da bulamamı istemiyorsanız hepiniz ayağınızı denk alacaksınız!" Diye bağırdı parmağını herkese tek tek sallayarak.
"Peki ya Merih?" Diye atıldı korkakça Gurbet hanım ancak sesindeki hiddeti hâlâ yerindeydi. "Hadi bu kızı kabullendik diyelim Hevdem nolacak!" Dedikleri bomba etkisi yarattı odada. Boran Ağa bile duraksadı, sırtı gerildi.
"Merih ile Hevdem görüşüyorlar kendi gözlerimle gördüm." Diye atıldığında. "İşte bununla tehdit etmeye kalktı," diyerek bağırdım.
"Ben bittim şimdi sırada kardeşim varmış gibi ona çamur atmaya kalkıyordu, kimse benim kardeşimin namusuna dil uzatamaz onun dilini koparırım!" Dediğimde herkesin aklı iyice karışmış gibiydi. Özellikle de Gurbet hanımın.
"Böyle bir şeyi nasıl söylersin sen hala, Hevdem'i kardeşim gibi görürken nasıl iftira atarsın gözlerime baka baka!" Halasına büyük bir ustalıkla bunu yalanlayarak bağırdı Merih.
"Gurbet!" Diye uyarır şekilde konuştu Bertan Ağa. Hızla atıldı Gurbet hanım, "yemin ederim yalan bu ikisini düğünde buluşurken gördüm sevgililer Ağam vallahi yalan söylüyorlar."
"Öyle bir şey olsaydı eğer beni bununla tehdit ettiğinizde korkar geri çekilirdim ancak yalan bu! Düğün gecesi dediniz o halde görüntülere bakalım dediğiniz gibi bir durum var mı yoksa yok mu bakalım buna!" Diyerek kartlarımı açık oynadım, duraksadı yaşlı gözleri bir büyüdü bir küçüldü.
"Bakalım tabiki, kardeşim yaşında bir kıza iftira atamazsın öyle, ben kardeşim görüp koruyup kolladım böyle yanlış yerlere nasıl çekebilirsin sen, kardeşim gibidir o benim!" Diye hiddetle konuşurken nasıl acıyla kasıldığını hissettim. Her kelimesi boğazına bir ilmek attı, nefesini kesti kalbini deşti. Yapması gerekliydi ama, çünkü bu ihtimalin gerçekliği bile dile dökülecek olsa en çok yanan hatta tek yanan Hevdem olacaktı.
Gurbet hanım duraksadı kimsenin ona inandığı falan yoktu bu nasıl olabilirdi ne duyduğunu iyi biliyordu Merih o kıza aşıktı ama şimdi nasıl böyle konuşuyordu diye düşünüyordu.
"Bu kadarı yeterli artık ağzından Hevdem ile tek kelime çıksın hala sana dünya kaç bucak gösteririm!" Diye tehditkârca konuşan yeğeniyle geriledi korkuyla, artık bittiğini hissediyordu Gurbet hanım olduğu gibi.
"Bütün mallardan feragat ediyorsun," diyerek söze başladı Boran Ağa kararmış bir ifadeyle. Gurbet hanımın odadaki herkes gibi gözleri irileşti, "Allah var karımı ölmeye teşvik ettiğin için bile seni öldürmemek için zor duruyorum öyle kin ve nefret doluyum sana!" Yerinde duramıyor ne yapsa az gelir diye düşünüyor olmalıydı ama ben tabiki de öldürmesini falan beklemiyordum buna izin vermezdim elbet, birini canından etmek asla öyle kolay değildi. Değmeyecek bir insan için elimizi kana bulayamazdık asla. "Ama dua et, sadece dua et sen sadece dua et... Tüm mallardan feragat edeceksin bu evdeki tek bir kişiyle bile iletişim kurmayacaksın kuracak olan da onun gibi siktir olup gidecek bu evden! Eşyalarını topla bir iki saat için defol git kararımdan vazgeçip leşini buraya sermeden!" Diye gürlediğinde her an boğazlayacak gibi duruyordu karşısındaki kadını.
Bertan Ağa ayakta duramıyor gibi koltuğa tutunduğunda ona yardım etmek için hızla ilerledim ve kolunu tutarak destek olup koltuğa oturttum, iyi olup olmadığını sorarken. "Bunu yapma Boran öldür daha iyi nereye giderim ben beş kuruşsuz, evimden etme Allah rızası için!" Diyerek yere kapandığını gördüğümde Gurbet hanımı, hayretler içersinde kaldım, bir kaç saat önce karşıki dağları ben yarattım diyen kadın gitmiş yerine bu gelmişti. Üzülmedim haline çünkü haketmişti ona şans verilmişti ama bunu kullanamamıştı. Vezir olarak değilde rezil olarak gitmeyi tercih etmişti belliki.
Boran Ağa ayağını ondan tiksinerek geri çekti, "Diljen, Mizgin abla!" Diye seslendiğinde kapıda bitti anında ikili. "terastaki odayı yarından tezi yok hazırlayın bundan sonra orada kalacağız, odadaki bütün eşyaların hepsini atın!" Dediğinde olmaz diye yakarışlar doldu odaya Gurbet hanımdan. "O oda anamdan kaldı dokunamazsın oraya bunu yapamazsın! Yapma Boran!" Diye yalvarsa da hiç bir halta yaramamıştı bunlar.
"Herkes odasına gitsin tek bir kişinin bile sesini duymayacağım, buna da yardım etmek için dokunmayacaksınız!" Sesi büyük bir soğuk gaddarlıkla sindi duvarlara. Gurbet hanım hâlâ daha yalvarırken gitmemek için kimse bir şey yapamamıştı, gidecek yeri olmadığını söyleyip duruyordu.
Boran Ağa'nın bir buzu andıran sarı gözleri benim gözlerime saplandığında içim ürperdi, parmaklarını koluma sardığı gibi ardından çekiştirerek götürmeye başladı. Nolduğunu anlamazken üst kata bize verilen Gurbet hanımın ama artık bizim olan odaya girdik, odaya girmemizle kapıyı sertçe çarptı.
"Demek bu yüzdendi?!" Diye hırladı öfkeyle yüzüme, kolumu tutuşunu sıkılaştırıp bedenine yaklaştırdı. "Demek bu yüzden aptal aptal konuştun dün akşam! O salağa dinlemediğini yapmayacağını söyleyipte hemen ardından dediklerini resmen üstümde denemeye kalktın!" Dedi delirecekmiş gibi. "Seni bırakacakmışım da çocuk yapacakmışımda ayrılmamız lazımmışta, sikik sikik bir sürü saçmalığın nedeni buradan geliyormuş demek!" Diye bağırdı yüzüme sonunda patlayarak.
"Ne yapmamı bekliyordun?" Diye çıkıştım başımı dikleştirerek. "Aklıma yılan gibi her noktadan giriyorlarken ne yapmamı bekliyordun! Söylediğim ve yaptığım hiçbir şeyden pişman falan değilim!" Sesimizin odadan taştığına eminken umursuyor gibi görünmüyorduk. Söylediklerim onun bam teline basmışım gibi gözlerini anında sıkıca kapatmasına yüzünü şertçe sıvazlamasına neden olmuştu.
"Bir şey yapmayacaktın zaten gelip bana söyleyecektin, orada direkt bana anlatacaktın, siktiğimin meseleri ile ilgilen diyen mi var! Niye böyle bir şey yapıyorsun sen bunu yapan benim halamken sen niye gelip onu anlatmıyorsun bana lan!"
"Bağırma bana!" Diye bağırarak onu bastırmaya çalıştım. "Olan olmuş artık kendi kendime hallederim dedim olmadı geldim anlattım! Daha fazla sıkma beni istesem söylemezdim yine!" Nefes nefese kalmışken kırgınlıkla bezelendi hareleri, gördüklerim boğazıma kıymık gibi battı yutkunamadım.
"Böyle devam et Gece, ben sana yanında olamama izin ver dedikçe sen itmeye devam et." Az öncekilere nazaran kısıkça zorlanırcasına konuşurken arkasına bakmadan kapıyı çarparak çıktı odadan.
Kapanan kapının ardından bakarken dolan gözlerimi kırpıştırdım. "Onca sorumluluğun varken birde halanın yükünü bindirmek istememiştim sırtına. Kendim hallederim zannetmiştim..." Diye fısıldadım. Dayanamayarak kendimi halsizce yatağa bıraktım, cenin pozisyonu alarak ufacık kalırken yatağın ortasında, gözlerimi sıkıca kapadım. Aynı anda bir hıçkırık koptu dudaklarımdan, kendimi durdurumazken bir tane daha koptu göz yaşlarım ağır ağır süzülmeye başladığında kendimi sıkmayı bıraktım düğüm düğüm olan boğazımdan art arda yutkunmaya çalıştım.
Dakikalar geçtikçe ben kendimi tutamayıp usul usul ağlarken, koca evde sadece Gurbet hanımın sesi geliyordu alt kattan, herkes odalarına girmişti korkudan. Bende kalkıpta bakmamıştım, umrumda bile değildi yakarışları, onun gibi birinin her zaman gidecek kalacak yapacak bir çok şeyi vardı, Gurbet hanımı azda olsa tanıdığımdan acımıyordum.
Onunda sesi kesilip araba sesleri geldiğinde gittiğini, gönderildiğini anlamıştım. Açık olan pencereden içeri esen hafif rüzgar şiddetlenmeye başladığında bile yataktaki pozisyonumu bozmadım ancak saatler geçtiğini gece yarısını geçtiğini biliyordum vaktin. Boran Ağa hâlâ daha gelmemişti, belkide gelmezdi... Kemiklerim uyuşmuş birbirine geçmiş gibi hissediyordum
yataktan doğrulduğumda, göz yaşlarım yüzünden şakaklarıma gözüme yapışan saçlarımı çektim usulca tenimden.
Dakikalar içinde odada üzerimdekileri çıkararak pijamalarımı giydim, üşüdüğüm için hırkamı çıkarmayıp pencereyi kapatmıştım. Boğazım dolu dolu hissediyorken her yutkunuşum ağrılı ve zorlu oluyordu sanırım cidden kendimi fazla kasmış ve sıkmıştım, yatağa girdiğimde ise avucumdaki ilacımı ağzıma yerleştirerek sıktım üst üste... Komodin olmadığından yastığımın yanına koyarak yatağın içine girdim ve yorganı üzerime iyice çekerek sadece başımın dışarda kalmasını sağladım.
Gözlerim deli gibi yanıyordu ama yatamıyordum. Boran... Gelecek miydi bilmiyordum şimdi nerede ne yapıyor tahmin edemiyordum ve
öfkelenip kızdı diye böyle kapı çarpıp gitmeler hiç hoş değildi sevmemiştim. Sinirliysen kalmalı ve hıncını çıkarmalıydın nasıl kaçabilirdin?!
Aklımı susturmaya çalıştığım esnalarda sonunda odanın kapısı gıcırdayarak açılmış ve içeri girmişti Boran Ağa. Hafifçe kıpırdandım, yastığımı avuçladım sıkıca, sırtım kapıya dönüktü onu görememiş ancak hissetmiştim, hissettiğim duyumsadığım soluklar bile onundu, artık tamamen tanımaya başlamıştım onu.
Dolabın kapağının açılma sesi geldiğinde üzerini değiştireceğini farkettim, odada banyo yoktu ve o burada soyunacaktı gerçi onun bu konularda hiç mi hiç çekindiği yoktu. Oda karanlık ve sadece dışardaki ay ışığı vuruyordu içeriye benim uyuyup uyumadığımı ancak yanıma gelip yakından baktığından anlayabilirdi sadece. Gözlerim pencereye kaydığında perdenin kapatmadığı kısımda onun yansımasını gördüm...
Yutkunarak anında gözümü kapatmak istesemde bunu yapamamıştım. Kapının altından vuran ara holün ışığı onun yansımasını cama çok güzel bir şekilde taşımıştı... Gömleğinin düğmelerini tek tek çözmeye başladığında nefesimin yavaşladığını hisettim an be an, parmakları karnına doğru kayarak düğmeleri çözmeye devam etti. Kalıplı bedeninden gevşeyerek çözüldü bütün düğmeleri dirseğine kadar katlı olan gömleği omuzlarından kayarak yerle buluştu, teni ayrıntılı olmasa da yansıdığı kadar görünüyordu, bunu... İlk kez gorüyordum tam olarak olmasa da, parmakları iri sert gövdesinde kayarak pantolonuna ulaştığında kemerinin tokasını açtı sonra hızla belinden çıkardı kemeri ve onu da yere yavaş ancak sesli bir şekilde attığında açık kalan ağzımı kapadım hızla.
Kendine gel Gece bir yansımadan da olsa nasıl dikizlersin onu! Kendime delicesine kızarken sıkıca yumdum gözlerimi ve derin bir solukla yastığa gömdüm başımı. Sesli bir iç çekiş duydum ardından sanki fakat öyle varla yok arası gibiydi ki anlamlandıramadım.
Yatağın boş kısmı ağırca çöktüğünde Boran Ağa'nın yatağın içine girdiğini anladım. Yatak büyük değil orta boydu ikimiz sığardık ama ufakta olsa temaslara maruz kalacaktık mecburen. Sıkı sıkıya kapalı gözlerimin altında hafif bir dokunuş hissettiğimde nabzım hızlandı. O dokunuşlar göz altlarımı okşadı içi daralmış gibi bir soluk çektiğinde verdiği zaman yüzüme vurdu, yastığında kaydırarak yaklaştırdı başını bana.
"Ağladın mı sen?" Diye sordu birden. Gözlerimin altını okşamak isterken nemli ve ıslak beklemediği açıktı, gözlerimi araladığımda ilk etapta sadece karanlık karşılamıştı ancak kehribarları tam gözümün önünde belirince karanlık dağıldı.
"Sinirlerim bozuldu sadece."
Ama o dinlemeyip dirsekleri üzerinde doğrularak üstüme eğildi, parmağını alnıma sürterek kulağımın arkasına götürdü, avucunu yanağıma yasladı şefkatli bir tavırla, "çok ağladın mı peki? Uyursun sanmıştım." İlgiyle konuştu, odadan çıkmadan önce öfkeli olan o değilmiş soğuk bir tavırla laf söyleyip gitmemiş gibi davranıyordu şimdi.
Cevap vermedim, ne diyebilirdim bilemedim. Sadece sesli bir nefesle başımı yastığa daha da gömdüm. O da cevap vermeyeceğimi anladığında başını yastığıma koyarak alnını alnıma yasladı, ani hareketleri ve yakınlaşmaları hiç alışabileceğim şeyler değildi sanki. Her defasında geriliyor ve ne yapacak diye bekliyordum. Yanağımdaki eli kayarak omzuma dokundu oradan da sırtıma kaydı yumuşakça, "üşüyor musun hâlâ?" Üzerimde hırka olduğu için sormuştu ama artık üşümüyordum yatağa girer girmez ısınmıştım. Elini koluma koyarak sıvazladı yavaşça, "hayır üşümüyorum," yorgun çıkmıştı sesim, öyleydim de daha fazla konuşacak hâlim yokken yorganın altına daha da girerek gözlerimi yumdum. Onun sıcak nefesi yüzüme vururken eli yavaş yavaş okşadı kolumu ardından da sırtımı...
"Saatlerdir nerdesin, niye gelmedin?" Diye mırıldandım uykuya dalmak üzereyken, ancak aklıma gelenleri sormadan uyuyamazdım herhalde.
"Seni üzmek istemedim... kırmak istemedim öfkem canını yaksın istemedim bebeğim," diye fısıldadığında iç çekerek devam etti. "Dışarda kapının önündeydim, sakinleşip öyle gelmek istedim yanına."
"Hmm," dedim hemen ardından esneyerek. "Kızdın bana, bir daha gelip yatmazsın sandım. Umrumda değil ama merak ettim işte." Neredeyse uyuyordum hatta öyle tatlı bir sıcaklığın içindeydim ki dilimin dönüpte kelimeleri doğru çıkardığını bile zannetmiyordum.
Güler gibi bir ses çıktı, "Yavrum," dedi içli içli. "Ne kadar kavgalı da olsam kızsamda daima seninle yatarım ben... Hem karı kocaların nolursa olsun ayrı yatmaları doğru değildir sana kızsamda bu yatakta yatarım gerekirse sırtımızı döneriz birbirimize ama ayrı yatamayız!"
Cevap verecek hali kendimde bulamayarak mırıldanarak kendimi uykuma bıraktım.
🔗🗝️🔗
"Saat çok erken değil mi? En azından kahvaltı yapsaydık karnım acıkır benim..." Diye söylendim ardı ardına tekrar. "Kendim aç kalırım seni bırakmam merak etme!" Diyerek göz kırptı omzu üzerinde kısa bir bakış atarak.
Parmaklarımı sıkıca sardığında ilerlemeye devam ettik, sabah erkendi fakat uyanırdı herkes birazdan dün akşamdan sonra kolay kolay kalkabileceklerini sanmıyordum ya hani, neyse. Sabah uyandığımda, başımda bir adet saçımla oynayıp beni seyreden bir adam beklemiyordum, genelde hep ondan erken kalktığımdan şaşırmıştım bu sefer onun erkenci olmasına ancak bozuntuya vermeden kalkmıştım yataktan. Sonrasında ise at bineceğiz diye tutturmuştu, işin aslı ben şimdiye kadar Asi'mden başka atlara hiç binmemiştim neredeyse şimdide farklı bir at ürkütüyordu binmek için ama bunu çekindiğimden de söyleyemiyordum.
Hafif bir rüzgar vardı, dün gece kısa da olsa yağmur yağdığı için toprak yerler nemli ve yumuşamıştı, neyseki botlarımı giymiştim. Ördüğüm için açtığımda kıvır kıvır olan saçlarım hafif bir esintiyle yüzümü kapattığında parmağımla çekerek omzumdan geri atmaya çalıştım. "Millet uyandığında bizim olmamız ayıp olmasın şimdi? Bari birine haber verseydik." Desemde Boran Ağa'nın bir tarafına taktığı yoktu dediklerimi. Of'layarak sesimi kestiğimde, evden uzaklaşıp ahırların olduğu atların bağlandığı kısıma girdik, tahta zeminde ilerlerken geçtiğimiz atlarak gulümseyerek bakıyordum, hepsi birbirinden güzellerdi.
"Hepinizin atları burada mı?" Diye sordum kendimi tutamayarak ilerlerken. "Evet, hayvanlarımızın çoğu buradadır. Çiftlik göründüğünden büyük ama gezdireceğim sana evini merak etme." Dedi.
Bembeyaz, kar kadar beyaz bir atın önünde durduğumuzda gözlerim kamaştı güzelliği ve heybetli duruşu karşısında. Atların hepsi birbirinden mükemmeldi ama bir kaçı epey çarpmıştı gözüme mesela Zara'nın atı onun gibi narin bir o kadar çılgın bir duruşa sahipti, Merih'in ki yerinde durmayan bir tipti ki bu ona bakarken oradan oraya kendini savurmasından belliydi, Mara'nın ki uysaldı yani biz baktığımızda çökmüş oturuyordu, Bertan ağaların atları ise maşallahı vardı heybetli güçleri yerindelerdi. Ve Güneş'in de atını görmüştüm, Bertan Ağa'nın hediyesiymiş, onun atı kahverengi beyaz lekelerle kaplı bir attı ve hırçındı, tıpkı sahibine benziyordu belkide.
"Bu da kesin senin atın değil mi?" Diye sorduğumda elini bırakarak ata yaklaştım, aramızda yarım tahta kapı vardı. Parmaklarımı usulca başına yaklaştırıp gür yelelerine dokundurttum. Boran Ağa ellerini ceplerine yerleştirerek beni sabahtan beri olduğu gibi süze süze bakarken ki içi gidiyordu ve sırf ben kızmayayım diye çaktırmamaya çalışıyordu. Ne var ki her zaman ki gibiydim, at bineceğiz diyince pantolon giymiştim, siyah yüksek bel deri pantolon üzerine de beyaz gömlek giymiş altına sokmuştum, belime de siyah ipli korse takmıştım, boynumdaki lekede gideceği yere daha da morarıyordu ve saklamakta güçlük çekiyordum ya da ben fazla panik yapıyordum belkide kimse dikkat bile etmezdi o ize ama yinede tedbirli davranıyordum, fondeten aktığı için uzun süreli dayanmıyordu bende siyah bir tülbent takmıştım boynuma, son olarakta topuklu botlar tercih etmiştim çamura falan batmamak için.
"Benim evet, senin atın ne kadar siyahsa benim atım o kadar beyaz, ne kadar da tamamlayıcılar değil mi?"
Atın gür yelelerini severken kafasını tahta kapı üzerinden bana uzatıp sürtmeye kalktığında gülerek başını öptüm, tertemizlerdi. "Aksine," dedim ona cevap olarak. "Tamamlayıcı değil ne kadar zıt olduklarını gösterir bu. Adı ne peki." Dedim onu sevmeye devam ederken.
Arkamdan yaklaştığında başını kulağıma yaklaştırdı, "zıt kutuplar her zaman birbirini çektiği için hiç sorun değil zıt olmaları." Dedi, iç gıdıklayıcı bir şekilde.
"Adı, Dara; hükümdar, kumandan baş gibi anlamlara gelir. Belkide gücünden etkilendiğim için koydum böyle."
"Çok güzel," dedim etkilenmiş bir şekilde. "Dara." Diye de mırıldandım. Elimi ondan çekerek arkamı döndüğümde onunla karşı karşıya kalacağımı biliyordum fazla yakın olacağımız şekilde. "At bineceğiz demiştin, ben hangisini alacağım şimdi?" Diye sordum bakışlarım etrafa giderken. Büyük at koşturma alanı vardı dahası gerçekten büyüktü çiftlik, buraya gelirken karşılaştığımız çalışanlar selam vermişken şaşkın bakışları da kesilmiyordu elbet üzerimizden.
"Bunu alacaksın tabiki, birlikte bineceğiz," dediğinde gözlerimi anında gözlerine çevirdim. "Saçmalama!"
"Niye?" Diye sordu en saçma şeyi söylemişim gibi. "Karımla... Sevdiğim kadınla at binmek istememin nesi saçma?!"
Yutkundum ağırca, "seninle birlikte at binmem ben." Diye karşı çıktım. Kaşlarını iyice çattı, elini yavaşça belime yerleştirip üzerime eğildi koca gövdesi, geniş omuzları yapılı göğsü üstündeki lacivert polo yaka tişörtü iyi kavramıştı, üstüne tişörtü siyah kot pantolonunun içine sokmuş kemerinin tokası ben buradayım der gibi parlıyordu. Akşam ne kadar soğuksa şimdi o kadar normal sıcaklıktaydı hava.
"Seni önüme alsam arkandan sıkıca sarılsam ve birlikte ilerlemeye başlasak güzel olmaz mı, niye hemen kestirip atıyorsun Gece'm." Çenesinden ayıramadım gözlerimi. "Gece'm benim cevap ver." Diyerek parmağıyla baskı uyguladı bel oyuntuma. Bir an için tikim uyanmasın diye sıktım kendimi.
Kolunu ittirerek geriledim ondan, "oldu paşam, gözlerin bile fıldır fıldır dönüyorken seninle akıllı olan kimse at binmez!" Diyerek çıkıştım sinirle. Duyduklarıyla dudakları kıvrıldı, başının arkasını kaşıdı gözlerini kaçırarak. "Birde gülüyor, amma akıllısın Ağam ben senin önceden de önüne oturmamıştım şimdi de oturmam boşa umutlanma!"