Ameliyathane, Emmy için kutsal bir mekândı.
Işıklar parlak, sesler ölçülü, zaman itaatkârdı. Burada hata affedilmezdi ama anlamlıydı. Burada hayat, milimlerle kurtarılırdı. Burada Tanrı’ya en çok yaklaşan insanlar cerrahlardı—ya da Emmy öyle sanıyordu.
O gün, ışıklar fazla parlaktı.
Hastanın kafatası açıldığında, Emmy’nin elleri titremedi. Asla titremezdi. Monitörlerde akan beyin dalgaları düzenliydi. Tüm ekip nefesini onun ritmine uydurmuştu. Emmy konuştuğunda oda susardı.
“Başlıyoruz.”
Neşter indiği anda, bir fısıltı yükseldi.
“Bu adamı tanıyor musun?”
Emmy’nin başı hafifçe döndü.
Ses kulaklıkta değildi.
Ses içinden gelmiyordu.
Ses, ışığın içindeydi.
“Odaklan,” dedi kendi kendine.
Ama Lilith’in sesi, sakin ve sabırlıydı.
“Geçen yıl ameliyat ettiğin kız çocuğunu hatırlıyor musun?”
Emmy’nin nefesi bir an duraksadı.
Hatırlıyordu. Çok iyi hatırlıyordu.
“Babası.”
Ekranda büyütülmüş beyin dokusu vardı.
Bir damar, olması gerekenden daha koyuydu.
“Onu eve sarhoş götüren… annesini susturan… kızı susturmayı öğrenen adam.”
Emmy’nin parmakları dondu.
“Saçmalıyorum,” diye fısıldadı.
Asistan duymadı. Kimse duymadı.
Lilith aynada değildi bu kez.
Cerrahi lambanın metal yüzeyinde belirdi.
Gülümsüyordu.
“İyisin, Emmy,” dedi.
“Ama iyilik bazen geç kalır.”
Monitörde kalp ritmi hızlandı.
Bir milim. Sadece bir milim.
Emmy’nin aklından tek bir düşünce geçti:
Ben Tanrı değilim.
Lilith fısıldadı:
“Ama seçilmişsin.”
Neşter, olması gerekenden bir saniye daha uzun kaldı.
Bir saniye—hayat için sonsuzdur.
Alarm çaldı.
“Kanama!” diye bağırdı biri.
“Kontrol altına alıyoruz,” dedi Emmy. Sesi sakindi. Fazla sakindi.
Ama Lilith yakındı.
Çok yakındı.
“İlk günah böyle olur,” dedi.
“Kaza gibi.”
Ameliyat bittiğinde hasta ölmüştü.
Resmî rapor: öngörülemeyen komplikasyon.
Kimse şüphelenmedi.
Kimse Lilith’i görmedi.
Emmy soyunma odasında ellerini yıkadı.
Su kızıldı.
Oysa kan yoktu.
Aynaya baktı.
Artık kaçmıyordu.
“Bu benim hatam mıydı?” dedi.
Lilith arkasında belirdi.
Saçları Emmy’ninki kadar düzgündü.
Ama gözleri çok daha eskiydi.
“Hayır,” dedi yumuşakça.
“Bu senin iyiliğinin sınavıydı.”
Emmy fısıldadı:
“Bir daha olmayacak.”
Lilith gülümsedi.
“Elbette olacak.”
Ve ilk kez Emmy şunu hissetti:
Korku değil.
Suçluluk değil.
Bir şeyin doğru yerinden kırıldığını.