GİRİŞ
Rüzgârın uğultusu ve uzaktan gelen patlamaların yankısı arasında, köy meydanı adeta bir savaş alanına dönmüştü. Beton yıkıntılar, yanmış araçlar ve duman her tarafı kaplamış, havada keskin bir toz kokusu vardı. Kalbim göğsümde deli gibi atıyordu her patlama bir tokat gibi çarpıyordu ruhuma
Babam arkamda duruyor, gözleri üzerimde, sert ve değişmez. Ellerimi sıkıca kenetlenmiş hâlde tuttum; içinde hem öfke hem korku karışıyordu Karşımdaki adam, Baran Korkmaz… güçlü duruşu, keskin bakışlarıyla orada duruyordu Savaşın sona ermesi, kanın durması… hepsi benimle evlenmesine bağlı olacaktı
İçimde bir çırpınış vardı. Kaçmak istiyorum, ama nereye? Bombalar, kurşunlar, yıkıntılar… her taraf ölümle dolu. Babamın sesi kulağımda yankılanıyordu
“Beril… bu evlilikten kaçışın yok. Savaş sona ersin istiyorsan, Baran’la evleneceksin.”
Baran bir adım attı. Silahı yanında, ama gözlerindeki sertlik bir anlığına yumuşadı gibi geldi. “Bittiğinde… sana zarar gelmeyecek,” dedi alçak ama kararlı bir sesle.
Kalbim hâlâ korku ve öfke arasında gidip geliyodu. İstemiyordum bunu biliyordum. Ama belki de savaşın bitmesi için fedakârlık yapmam gerekiyordu
Rüzgâr tozları savuruyor, duman burun deliklerime doluyordu. Bir an gözlerimi kapatıp düşündüm: Kaçış yoktu Kan ve molozun arasından yükselen sessizlik, kaderimi yazmaya başlamıştı bile. İçimde istemesem de bir yerlerde, belki de bu evlilik, savaşın sona ermesinin tek yolu olduğunu bana bildiriyordu.