Nivisey’den
Hayat bazen zorluklarla geçer gider ama yaşanılan tüm zorluklara rağmen ayakta dimdik durabilmeniz dileğiyle🤍
İyi okumalar…
---
Geçmiş…
Henüz ortaokula yeni başlamış olan Baran, elinde çiçeklerle Beril’in arkasından koşturmaya başladı. Aralarında epey mesafe vardı ama Baran görüyordu; çiçekleri özenle onun için toplamıştı. Topladığı her bir çiçek dalı ona olan sevgisiydi; saf, temiz ve bir o kadar da romantikti. Beril’in yanında en yakın arkadaşı Asmin de vardı. Baran hiçbir zaman Asmin’i hiç sevmemişti. O kızı ne zaman Beril’in yanında görse ya ona dil çıkarır ya da onu sinir edecek sözler söylerdi. Tabi Asmin, Baran’ın yaptıklarına artık alışmıştı çünkü her seferinde Baran Beril’in yanına gidiyor ve Asmin’in saçını çekip Asmin’i kovalıyordu. Çoğu zaman Şermin Hanım, Baran ve Asmin’in kavgalarından dolayı sürekli okula gelmekten bıkıp sinir krizi bile geçirmişti. Baran, elindeki küçük ama bir o kadar da güzel çiçeklere baktı; içinden acaba beğenir mi diye düşünüyordu.
Ki çiçekler elinden düşüverdi.
Hayır, kendi düşürmemişti.
Beril kursa değil, Baran’ın en yakın arkadaşı Deniz ile buluşmaya gitmişti.
Deniz, Baran’ın Beril’i sevdiğini bile bile Beril ile buluşmaya gitmişti.
Ama Beril, Deniz’le sarıldığında bile mutsuzdu. Baran’ın içi yansa bile Beril’in mutsuz olduğunu fark etmişti. En yakın arkadaşı, sevdiği kızla buluşmuştu.
Hem sevdiği kızı hem de en yakın arkadaşını kaybetmişti...
Küçük Baran, yerdeki çiçeklere baktı. Gözleri dolduğu için hemen yukarı baktı.
Burada ağlayamazdı...
Baran, yere düşen çiçekleri bir bir topladı ama kırılan kalbinin parçalarını toplayamadı.
Aslında Baran o gün ölmüştü; başka bir gün değil...
---
---
ŞİMDİKİ ZAMAN — BERİL KORKMAZ
---
Uçurumun kenarında öylece oturuyordum. Ne uzak ne yakın; uçurumun sonu Baran’a çıksa atlardım ama gördüğüm uçurum bile gerçek değildi. Bundan emindim. Belki de haftalardır aynı uçurumdaydım. O son duyduğum seslerden sonra tek bir şey dahi hatırlamıyordum; tek bir ses hariç…
Baran’ın sesi…
Neden buradaydım bilinmezdi ama artık delirecek duruma gelmiştim.
Gözlerimi kapadım, biraz bekledim. Açtığım an ayaklarımın baktığı siyah boşluğa baktım. Günlerdir uçurum olarak gördüğüm yer bir camdı; bina boşluğuna bakıyordu. En ufak hatamda bu boşluktan düşüp ölebilirdim. Kendimi geriye ittim. Odanın zeminine düşmemle odaya öylece baktım. Aynı oda değildi; ilk oda kesinlikle bir bodrum katındaydı çünkü bu odada en ufak bir küf kokusu bile yoktu. Diğer odaya göre daha temizdi. Odanın köşesinde duran oyuncak bebeklere bakıp geçtim.
Birisi benim delirmemi istiyordu.
Ve evet, bunu başarmak üzereydi.
Camdan dışarı baktım. Köhne bir bina boşluğunda saatlerdir belki de günlerdir oturuyordum. Konu Baran değildi, ben değildim… Bizdik. İkimizden daha neleri almaya çalışıyorlardı bilinmezdi ama tek bildiğim, varlığından haberim olmayan bir bebekti.
Artık o da yoktu.
Neler yapacaktım? Baran’a nasıl derdim?
Hem de o kadar çocuk sahibi olmak isterken…
Ölen bir bebeğin yükü şimdi benim omuzlarımdaydı; hem de en ağır şekilde...
…
---
MİRA KARAHASLAN’IN GÜNLÜĞÜNDEN
(BERİL’İN ANNESİ)
---
Bazen en büyük acı sevdiklerimizdendi. Acı, ölüm… Her şey onlarla birlikteydi. Bir mezarlık bazen insana en büyük ev olabilirdi...
Gökyüzünde uçuşan kuşlar yoktu mezarlığında; sadece kargalar vardı, bir de onların sesleri.
Mezarlıkta günlük yazmak biraz saçma olabilirdi ama Miran günlük tutmamdan hiç hoşlanmazdı… yani bence hoşlanmazdı.
Eskiden hayalim, Miran ile evlenip kızımızın ismini Mina koymaktı. Ama şimdi iki hayalim vardı; biri mezar taşlarının konuşmasıydı.
Miran bunu yazdığımı görseydi kesinlikle günlük yazmamı yasaklardı.
Neyse… Diğer isteğim kesinlikle Miran’ın yaşayıp karşımda dimdik durmasıydı.
Şu an evde belki de kızım oyuncaklarıyla oynuyordur Kuzey… Kocam ise karınla yatıyordur Miran…
Bu günlüğü hep senin için yazıyorum. Bunu hiç okuyamayacaksın ama bu günlükte hep senin adın geçecek Miran’ım…
---
BERİL KORKMAZ — İLAHİ BAKIŞ AÇISI
---
Beril küçük odada bir o yana bir bu yana dönüp duruyordu. Beyninin içinde kocasının ve daha onun varlığından haberi bile olmayan bebeklerinin sesi vardı. Duymadığı, bilemediği bir ses dönüp dolaşıyordu aklının içinde; bir sis misali aklındaki tüm düşünceleri kapatıyor, engelliyordu bu düşünce.
Ne yapacağını bilmiyordu. Burası neresiydi? Neden buradaydı?
Onu buraya kim getirmişti? Hiçbir şey bilmiyordu...
En sonunda tahta kapıya doğru yürüdü. Hafifçe kapıyı ittirdiği an bir gıcırtı sesi yükseldi ama ses kapıdan değil başka bir yerden geliyordu. Beril, gıcırtı sesinin nereden geldiğine bakmak için kafasını hafifçe çevirdiği an gördüğü adamla dudaklarından tiz bir çığlık koptu…
---
BARAN KORKMAZ — İLAHİ BAKIŞ AÇISI
Baran, alt kattan gelen seslerle bir zamanlar sıcak olan ama şimdi ılık olan kahvesinden başını yavaşça kaldırdı. Aşağı kattan gelen ses bir o kadar tanıdık, bir o kadar da tanınmaz bir sesti Baran için. Sakince odadan çıkıp eski merdivenlerden aşağı inmeye başladı. Baran yaklaştıkça sesler de yükseliyordu.
Kapıya yanaştığı an ses kesildi.
Ama Baran içeri girdi.
Yerdeki kadına, bir de onun üzerinde olan adama baktı. Adamı tuttuğu gibi bir köşeye fırlattı. Bunu o kadını tanıdığı için değil…
Sanki yardım etmek için yapmıştı.
Kaşları çatılmış bir şekilde yerdeki kadına bakıyordu, bir de odanın köşesindeki adama.
Bu adamı daha önce görmüştü; sürekli odasına gelir, belgeleri koyup geri giderdi.
Ama Baran’ın aklında sadece bu kadının kim olduğu sorusu vardı.
Kadının ise gözlerinde aşkla yanan bir özlem...
---
---
BERİL KORKMAZ
---
Karşımda, bana sanki bir yabancıymışım gibi bakan kocama baktım.
Hafifçe ayağa kalktım, ona yaklaştım ama gözlerinde sadece merak vardı.
Sade bir merak…
Biraz daha yaklaştım, o ise geri çekildi.
Bana yaklaşmıyordu bile!
Sinirli miydi bana?
Ona inanmadığım içindi bunlar kesin.
Gülümsedim.
Onun ise suratında tek bir mimik yoktu.
Haklıydı… Ona inanmayarak hata etmiştim.
“Hadi ama Baran, inat etme.” diye sızlandım hafifçe.
Biraz daha yaklaştım, tüm ümidimle. Kıyamazdı bana, hemen affederdi.
Bir adım… ikinci adım…
Üç…
“Kimsin de bana yaklaşıyorsun sen?”
Buz kadar soğuktu sesi; beni tanımıyormuş gibi mi yapıyordu şimdi?
Abartıyordu. Hem bebeğimizin öldüğünü duyarsa belki üzülür, bu oyuna bir son verirdi…
“Baran, oyuna son ver artık. Çok yoruldum hem ben…”
Sözümü devam ettiremedim. Onun sözleri sadece soğuk değildi; bir o kadar da acı vericiydi.
“Oyun oynayan ben miyim? Geveleyip duran sensin. İki cümleyi bile zar zor—”
Bu sefer dayanamayıp ben böldüm.
“Bu kadar oyun yeter! Senin oyunun da sen çoktan kaybettin Baran. Bebeğimizi kaybettik ve ne uğruna—”
Sözümü, bakışlarıyla bozmuştu.
Devam etti işkencesine öylece…
“Bizim bir bebeğimiz bile olamaz. Hayal dünyan çok geniş. Tanımadığım bir kadın nasıl çocuğumu taşıyamaz ki?”
Alayla gülümsemesi büyürken öylece bakakaldım.
Baran beni hatırlamıyordu.
Beni tanımadığı bir kadın olarak adlandırmıştı.
Bebeğimizin olması ihtimaline bile gülmüştü.
Baba olmak isteyen Baran, bebeğimizin ölmesine gülmüştü.
Arsız arsız gülümseyerek bakıyordu bana.
“Senin gibi bir kadından asla bir bebek sahibi olmak bile istemem.”
Bir söz…
Bir ölümdü.
Baran Korkmaz, kendi karısından bebek sahibi olmak istemediğini söylemişti.
Ben duygusal bir an beklerken bana böyle bir üzüntü vereceğini hissetmemiştim.
Daha doğrusu duygularımı kaybetmiştim…
Baran’ın beni kaybettiği gibi…
---
BÖLÜM SONU
---
Diğer bölümde görüşmek üzere 🤍