1. Bölüm - Başlangıçlar

776 Words
Art arda patlayan flaşlardan dolayı bir aydınlık bir karanlık olan sahne dekoru, etrafta uçuşan, sırasını bekleyecek ya da depodaki tozlu yerini alacak olan kumaşlar, aromaların harmanlanmasıyla ortama yayılan mistik koku, etrafa koşuşturan topuk seslerini bastıran deklanşör ve modellerin kalçalarını sallaması için arka fonda yayılan Roisin Murphy'nin Overpowered parçası. Bu hareketliliğin aksine etrafta sinsice dolaşan hafif tütün kokusu tüm bu çekmeye çalıştıkları masalsı sahneyi bir anda kötü cadının büyüsüne maruz bırakacağını ve bu yüzden kariyerinde özenle döşediği altın merdivenlerin altında kalabileceğini hesap edemedi, çiçeği burnunda stajyer kız. Tam tamına tüm gece sahne dekorunun, modelin, kıyafetlerin ve daha nicelerinin hazırlanmasını beklerken, izlemekten ve hiçbir şey yapmadan sadece izlemekten ah evet bir de kahve götürmekten uykusuz geçirdiği bir gece sonrası yorgunluğunu alması için yaktığı ve kimse görmeden bitireceğini düşündüğü tütünü daha dudaklarının arasına yeni almış ve huzurla bir nefes almaya niyetlenmişti. Hiç kimse ne kızın yokluğunu farketti ne de ortama yayılan tütünün kokusunu... Farketmemesi gereken kişiyi saymazsak. "TIANA!" Tiana, GJA'nın kişisel baş asistanıydı, GJA'nın muhattap olduğu tek asistanı desek daha doğru olurdu. Kendisine seslenilmesinin hemen öncesinde Tiana, takı bölümünde bir sonraki kombin için hazırlanmış parçaları kontrol etmekteydi. İsmini duymasıyla kendisine sinirle bakan Gabriela Jen Adrian'ı, GJA'nın kurucusu ve tasarımcısı, pencere kenarında camı açmaya uğraşırken bulması bir oldu. Gabriela Jen Adrian aslen bir İtalyan olduğu bilinmekle beraber İspanyol ve Fransız kanı da taşıdığı söylenmekteydi. Neredeyse 70'ine gelmiş ama yaşıtlarının aksine her sabah kırmızı rujunu sürer, çeşit çeşit stilettolarından birini ayağına geçirir ve dolabında bulunan kürklerinden birini o günki ayakkabısına uymasına özen göstererek seçer ve ilk eşinin annesinin hediyesi olan inci kolyesini takmadan dışarı çıkmazdı. "Efendim Madam." Yaklaşık olarak 10 yıldır GJA için çalışıyordu Tiana. Ve Gabriela Jen Adrian'ın pencere kenarında olmasını tek bi anlamı olabilirdi. Burnunu tıpkı avını arayan bir av köpeği misali havadaki o koku zerresini bulmak istercesine bir aşağı bir yukarı gezdirdi ama tek alabildiği şu sıralar Milano'nun yarısının kullandığı diğer yarısının ise parasının yetmediği için kullanamadığı odunsu kokuydu. Tam aradığı kokuyu bulamayarak pes etmişti ki ,o kokuyu aldı: Tütün. GJA, "Bul onu. Ne yapacağını biliyorsun." dedikten sonra pencereye uğraşmaktan vazgeçip devam etti "Ve şu lanet pencereyi açmama yardım edecek birini gönder!" Tiana bu söz üzerine pencereye doğru adım atmıştı ki "Sen neden hala buradasın? Hemen şu kokunun kaynağını bul!" cümlesiyle topuzunun üzerinde tek bir hamle ile dönerek, modaevi için her türlü zehirlerden daha ölümcül olan tütün kokusunun peşine düştü. Kim bu kadar aptal olabilirdi ki? Kurallar kitabında kalın puntolarla yazılan yasağı aklında tutmak ve çiğnememek çok da zor olmasa gerekti. Kendi kendine söylenerek yürüyordu ki kokunun yoğunlaşması ile faili yakaladığını anladı. "Sen, yeni stajyer kız! Elini göster." Tam çektiği ilk nefeste yorgunluğuyla birlikte başının ağrısı da geçmişti ki karşısında Gabriela'nın baş Asistanı Tiana'yı görmesi ile keskin ağrı geri dönmüştü. Refleks olarak elini ileri uzatmıştı, o sırada sigarasından düşen kül hafifçe, sanki ortamla alay eder gibi süzülmüş ve tam da yere, ikisinin ortasına konmuştu. "Kurallar madde 3 ve en önemlisi tütün ve benzerleri kullanımı yasak. Kovuldun! Pazartesi günü muhasebeyle halledersin ödemeyi." Kız şaşkınlıkla bir eline, bir sigarasına ve tekrar karşısındaki kadına baktı. "Ve paranı almak istiyorsan şunu hemen söndür." GJA ile macerası buraya kadarmış demek. Aman zaten İtalya'dan sıkılmaya başlamıştım diye iç geçirdi. "Hayır anne sigara kullanmıyorum." "Yaklaşık 6 yıl oldu. Hayır tekrar başlamadım." "Gergin değilim. Tamam anne milyonuncu söyleyişin dönüşte Sirmione'ye uğrayıp kuzenin Alice'den şarabı alacağım ve hediye olarak şalı vereceğim. Unutmam anne." "Hayır fazla kalamam anne. Daha Paris'e geçeceğim. Söyledim ya. Milano Sirmione Paris." "Istanbul planlarımda yok. Of peki tamam belki moda haftasında. Söz vermedim ki. Şimdi kapatmam lazım, hazırlanıp cenazeye yetişmem gerek. Ben de seni seviyorum anne." Siyah şapkasını kafasına özenle geçirip, gözlüklerini de taktıktan sonra çantasından çıkardığı GJA imzalı şalını boynuna doladı. Bugün cenazesinde modacıyı onurlandırmak için herkes modacıdan bir parça giyecekti, o da bu parça için yaklaşık 6 yıl önce stajından ayrılmadan hemen önce aldığı şalı uygun görmüştü. &&& Annesinin kuzeni Alice'den kendi mahsüllerinden yapılan şarabı almış ve kendi tasarımı olan henüz satışa çıkarmadığı şalı hediye etmişti. Kalmadığı için kendisine sitem eden Alice'e Paris Moda Haftası'na yetişmesi gerektiğini yoksa severek kalacağını söylemiş üstüne yazın Siena'daki bağ evlerinde kalmaya söz vermişti. İşin aslı bu ne zaman olmuştu pek anlamamıştı, oldu bittiye getirilmiş ağzından o söz alınmıştı! Ah bu Italyanlar ve Türkler kesinlikle birbirlerine benzer özellik taşıyorlardı ve bu bir tek mutfakları için geçerli değildi! Telefonundan çok önce almış olduğu uçağın seferini, koltuk numarasını tekrar kontrol etti. Koltuk numarası her zaman aynıydı: 5A. Eğer bu koltuk müsait değilse gerekirse bir sonraki seferi beklerdi ama 5A'ya oturmadan yolculuk yapmazdı. Acelesi olduğu zamanlarda şanslıysa 5A'daki yolcuyla yerleri değiştirirdi. Aksi durumda geç kalmayı bile göze alırdı. Sirmione'den ayrılarak uçağın kalkış saatinden çok önce havalimanına varmak üzere yola koyuldu. Neyse ki tableti yanındaydı ve havalimanındaki lounge'larda vakit geçirmeyi seviyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD