ESİN
Hararetli bir susuzluk çekmemle gecenin bir vakti yatağımdan doğruldum. Aheste adımlarla mutfağa giderek bir bardak su içtim. Odaya geri dönerken gözlerim dış kapıya çevrildi. Azra'nın ayakkabısını görmememle donup kaldım. Koşar adımlarla onun odasına yöneldim.
Kapıyı açıp ışığı yakmamla tahmin ettiğim şey başıma gelmişti. Azra ortada yoktu. Kınalı kuzum nereye kaçmıştı böyle?
Koşar adımlarla yatak odasına ilerledim. "Kalk Çetin, çabuk kalk!" dediğimde adam fısır fısır uyuyordu.
"Çetin kalk diyorum sana, kalkman lazım! Çabuk ol!"
"Ne oldu be kadın, gece gece bir rahat yok! Uyku da uyutmuyorsun artık insanı. Ne oldu? Rüyana mı girdiler?" dediğinde tek gözü açık biçimde bana bakıyordu.
"Çetin hemen kalkman lazım, Azra kaçmış!" dememle yattığı yerden ok gibi ayağa fırladı.
"Sen ne diyorsun be kadın, ne kaçmasından bahsediyorsun? Gecenin bu vaktinde 17 yaşındaki kız nereye kaçar?" demesiyle ellerimi dizlerime vurarak yatağın üzerine oturdum ve sağa sola sallandım.
"Ah kınalı kuzum! Sahip çıkamadım sana, senin pis oyunlarına da karşı çıkamadım. Beni alet ettin. Öz yeğenimi gözlerimin önünde parayla satılmasına izin verdirdin! Kızcağız da ne yapacağını şaşırdı, kaçtı gitti," dediğimde hüngür hüngür ağlıyordum.
"O bana ablamın emanetiydi. Hem ailesine sahip çıkamadım," dememle Çetin hiddetlendi.
"Sus be kadın! Sus da ne yapacağımızı düşünelim," dediğinde hızla evin içinde dolanıyordu. Azra'nın kaçıp kaçmadığını anlamaya çalışıyor gibiydi. Hiçbir yerde göremeyince kızla odaya geri döndü. Üstünü başını giyinirken şiddetle kapının çalınması ile ikimiz de yerimizden sıçradık.
"Aha bak, geldi Azra'm! Demek cesaret edemedi. Ne olur içeri girince kızma, ben alayım onu, odasına sokayım, güzelce bir tembih ederim," dediğimde Çetin'in yüzü kıpkırmızıydı.
"Hele onu içeri al, kemiklerini kıracağım! Yarın Kara Ağa ile görüşmeyecek olsa, şimdi onun kemiklerini kırardım!" dediğinde hızla koridora geçti ve köy kapısını açtı. Ben de arkadan bakıyordum ama gelen Azra değildi. Gelen, yan komşumuz Necmi'ydi. Uzun yoldan dönmüş olmalıydı, tır şoförüydü.
"Hayırdır Necmi, gecenin bu vaktinde?"
"Çetin, hayır mı şer mi bilmem ama sizin yeğeni ana yolda köyden uzaklaşırken gördüm. Başta tereddüt ettim ama ondan başkasına da benzemiyordu. Gelip sana haber edeyim dedim, bilesin. Başına falan bela açmasın, biliyorsun ara köyler çok tekin yerler değil, kızın başına bela gelir," dediğinde Çetin hızla dışarı atladı. Ben de kabanımı giyerek dışarı çıktım. Koşarak ilerliyorduk ama hava karanlıktı ve kimsecikler yoktu.
"Sen ne diyorsun Necmi? Nerede gördün Azra'yı?" dedi Çetin.
"Bayağı uzakta gördüm," dediğinde.
"E haydi götür bizi nerede gördüysen," demesiyle adamın büyük kamyonuna doğru ilerledik. Önce Çetin, sonra ben bindim.
"Ah kınalı kuzum, ah!" dedim ağlar pozisyonda.
"Sus be kadın, zaten ne geldiyse başıma senin yüzünden geldi!" demesiyle iç çektim. Gözümden yaşlar akıyordu. Onun başına bir şey gelirse ben ne yapardım? Kendimi nasıl affederdim? Bunları düşünmenin sırası değildi.
Umarım bulacaktık Azra'yı. Necmi amca kamyonu hareket ettirdiğinde ana yola kadar çıktık ve Azra'yı gördüğü yere geldiğinde durdu.
"İşte buralarda gördüm, Çetin," dedi. Hızla aşağı indik. Çevremize bakındık. Kimseler yoktu.
"Ya burada kimse yok!" dedi Çetin.
"Zaten yürüyerek şu tarafa doğru gidiyordu. Gideceği yere çoktan gitmiştir," demesiyle gözlerim ileride yerde duran bereye takıldı. Koşarak o tarafa doğru gittim.
"Ne oluyor be kadın, ne koşuyorsun?" dedi Çetin peşimden bağırarak.
"Bu Azra'nın! Buraya gel!" dediğimde yerde duran bereyi elime aldım. Burnuma götürerek kokladım. Azra'nın kokusuydu bu.
"Çetin, doğunun hayatta böyle seni düşürmez! Kızımın başına bir şey mi geldi? Ne oldu, neden düştü bu bere yola?" dediğinde ağlamaya başladım. Çetin de sıkıntıyla etrafa bakıyordu.
"Necmi, sen bize eşlik et. Bilirim yol yorgunusun ama kız kayıp. Ne olur bize etrafı gezdir, kamyonla gezelim," dedi Çetin.
Necmi amca başını aşağı yukarı salladı.
"Hay hay, olur Çetin, ama parasını alırım," demesiyle Çetin fesübhanallah dedi, ellerini kaldırarak.
"Bizim yeğenimiz kaçmış gitmiş, senin derdin para mı be adam? Gel de bir insanlık yap!"
"Beleşe olmaz Çetin! Ha sen hiç beleşe iş yapar mısın?" dediğinde Çetin uzun süre sustu. Öyleydi. Benim kocam bir çıkarı olmazsa kimseye nefes dahi aldırmazdı.
"Tamam, ne kadar istersen vereceğim. Yeter ki bize eşlik et, çevre köylere bakalım," demesiyle kamyona tekrar bindik ve köy yerini tek tek gezdik.
"Otogara gitmiş olmasın ha?" dediğinde Necmi amca.
"Koş, koş hemen gitmemiz lazım! Eğer o kız otobüslerden birine binerse, ayvayı yedik! Daha onun izini sanını bile bulamayız. Ölse ruhumuz duymaz," dediğinde elini torpidoya vurdu.
"Ah salak kız, ah! Geri zekalı kız, zanneder ki rahat edecek. Hayatı bilmediğinden işte!"
Amcanın yanında bu konularla ilgili konuşmak istemediği aşikârdı. Azra'yı on yedi yaşında elin adamına sattığını öğrenirse küfür edeceğini biliyordu. Çünkü adamın da kızı on yedi yaşlarındaydı ve üzerine titriyordu.
"Ne oldu, niye kaçtı bu kız böyle evden?" dedi Necmi amca.
"Biz de bilmiyoruz," dedi Çetin geçiştirerek.
Otogara vardığımızda otobüsler arasından koşuyorduk. Kimsecikler yoktu bu saatte. Sadece bir iki kişi vardı, onlar da bekliyordu. Hızla gişedeki memurun yanına koştuğumuzda Çetin konuştu.
"En son otobüs ne zaman kalktı?"
"Üç saat önce efendim," dediğinde sakince gözlerini bana çevirdi.
"Yeğenin gitmiş olamaz. Buralarda bir yerde, evden kaçalı üç saat olmamıştır," demesiyle derin bir nefes aldım.
"İyi de, bu kız nereye gider?" dedim.
"Bilmiyorum ama eninde sonunda buraya gelecek. O yüzden hazırlıklı ol, tüm gün buradayız! Azra'yı almadan asla eve dönmem!"