AZRA
Kapıyı yumruklarken kalbim deliler gibi çarpıyordu. Ellerim titriyor, nefesim sıkışıyordu. Kapının soğuk demirine yumruklarımı vurdukça avuçlarım kızarmış, ağrımıştı. Ama duramıyordum. Beni buraya kapatıp, bir yabancıya satmalarını nasıl kabullenebilirdim? İçimde büyüyen öfke, çaresizlikle birleşip taşmak üzereydi.
"Evlenmem! Ölecek olsam bile o adamla evlenmem!" diye bağırdım.
Sesim yankılandı, eniştem söylediklerimi duymuyormuş gibi davranıyordu.
"Beni zorlayamazsınız! Reşit bile değilim... Henüz on yedi yaşındayım!"
Bir süre sonra eniştemin adımlarının yaklaştığını duydum. Kapının kilidi açıldı. Eniştem boğaya andırır suratını gözlerime dikti.
"Bu iş olacak!" dedi, kükreyerek. "Bir elin yağda, bir elin balda olacak. Daha ne istersin? Yeter şımarıklıkların! Bıkmadın mı sefaletten! Şu evin duvarlarına bak kızım! Deprem olsa üzerimize yıkılır! Şu teyzenin ezikliğine bak! Giydiği üç parça kıyafet! Kendi haline bak! Üstünde eski püskü ondan bundan aldığımız elbiseler!" dediğinde gözlerimi yere devirdim. Daha çok ağlıyordum.
"Olmaz!" dedim, hıçkırıklarla boğuşarak. "Beni öylece mal gibi satamazsınız!"
Eniştem bana doğru adım atarak yaklaşınca bir adım korkuyla geri gittim.
"Bu işi kabul etmiyorsan seni alır, götürürüm... Genel evlere satıp paramı yine kazanırım! Senin hayatına ben karar veririm!" dediğinde hışımla elini kapıya vurdu.
"Yapamayacaksın!" dedim neye güvendiğim bilmeyerek.
"Seni öldürürüm kızım! Bana karşı gelmeyeceksin! Ananların öldüğü yangından sonra seni alıp yanımzıa koyduk! İnsanlar seni öldü sanıyor! Seni gebertir! Gider cesetini nehire atarım Kimsenin ruhu bşle duymaz..." dediğinde korkumdan titriyordum. Yapardı, eniştem öyle acımasız ve gözü dönmüş deyyus bir adamdı.
"Bıktık ulan sefaletten! Gittiğin yer zengin evi olacak! Yaşayacaksın! Birazda aklını kullansan var ya hanım ağa olursun! Adamlar Mardinli... Sayılı zengin ailelerinden! Milyonları değil bak! Milyon dolarları var! Seni bir odaya koyup paralarının onda birini üstene yığsalar nefes alamadan geberip gidersin!" dediğinde sesi yumuşadı ve ekledi.
"Aklını kullan Azra! Burada görüp görebileceğin boyası düşmüş köy duvarları... Hem fena mı olur bu teyzende refah içinde yaşar. Adamlara he dersen, bize de güzel ev verecekler. Geniş bahçeli evimiz olacak. Teyzen rahat edecek! Bu kadının rahat etmesi de hakkı değil mi?" dediğinde sustum.
"Onu rahat ettirmek benim görevim değil enişte. Senin görevin..." dedim sakince.
"Sana bakmakta bizim görevimiz değildi!" dedi kelimelerrin üzerine basarak. "Ama acıdık yanımıza aldık. Biz seni yetimhaneye bırakmasını bilmez miydik!" dediğinde sustum. Çok iyi hayat sağlamasalarda o yangından beni alıp yanan yaralarımı sarmışlar ve bana altında yaşayabileceğim bir çatı vermişlerdi. Teyzem eniştemin yokluğunda sıcak kollarını ve şefkatini bana açmıştı.
Eniştem birden teyzeme doğru döndü. Kapının kenarında durmuş öylece ikimizin arasında geçen konuşmaları dinliyordu.
"Esin! Sakın ola buna cesaret verme kadın! Duydun mu? Eğer bu iş olmazsa, onu saçlarından sürüye sürüye Kara Ağa'nın ayaklarına atarım! Rezillik çıkar! Onlar da yaptıklarının bedelini ödeyecek! Akıttıkları kanların hesabını verecekler!" dedi eniştem ona kükreyerek. Hafifçe onu iterek parmağını havaya kaldırdı ve onu tehdit etti.
"Ölen ablandan da mı utanmazsın! Kanını yerde bıraktılar! Ne kimse hapse girdi ne de beş kuruş para verdiler! Bu kıza yıllarca baktık! Şimdi sefasını sürücez!"
Teyzem sustukça susuyordu. Benim gözlerim kocaman oldu. Beni verdikleri aile, anam ve babamın öldüğü çiftlik evinin sahipleri miydi?
"Sen beni o..." dedim titreyen ellerimle. "O çiftliğin sahiplerine mi verdin?"
Zorlukla yutkunuyordum. Tüm zihnim o geceye gitmişti. Yaşadığım kabusu hatırlıyordum. Ahırlarda çıkan yangını ve henüz küçük bir çocukken bodrum katında bayılıp kalmamı... Ayıldığımda gözlerimi teyzemin yanında açtığımı ve bacaklarımda olan yanık izlerini... Hepsi zihnimde bir şerit misali geçiyordu.
"Sen neden bahsediyorsun?" dedim, sesim titrek ama içimde bir dirençle.
Eniştem bir an duraksadı, bakışları karardı. "Geri zekalı! Tek bilmen gereken şu: Bu iş olacak! Başka yolun yok!" dedi.
"Beni nasıl onlara satarsın! Hiöbir şeye saygın yok anamın ölüsüne demi saygın yok! Onlar benim anamı babamı öldürdüler!" diye bağırdığımda artık akacak göz yaşım bile kalmamıştı.
Eniştem saçlarımdan tutarak beni odadan çıkarttı. Köşede olan salona götürürken bağırıyordum. Sobaya doğru götürmesiyle çığlık çığlığa bağırdım.
"Yapma enişte!" dedim avaz avaz bağırarak.
"Odunları at sobaya!" diye emir verdi.
"Atamam..." dedim hıçkırıklar içinde ağlayarak. "Atamam... Olmaz..." diye yerde geri geri sürünerek kaçtığımda sırtımı duvara dayadım. Beni kollarımdan tutarak zorla ayağa kaldırdı ve odama geri götürerek yere fırlattı.
"Evleneceksin! Gıkın çıkmayacak! Yemin olsun seni gebertir nehre atarım!"
"Gebert! Duydun mu beni? Evlilik yok! Ölecek olsam bile evlenmem! Senin eline para geçecek diye ben hayatımı bitiremem! Kendimi köle gibi sattırtmam!" diye bağırdım. Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülüp dudaklarımı ıslatırken, içimdeki öfke ve korku karışıyordu.
Eniştem birden kapıyı kapattı ve tekrar kilitledi.
"Bu kıza yemek bile vermeyeceksin Esin! Vallahi gebertirim! Billahi gebertirim... Aç kalsın da aklı başına gelsin!"
"Ta-tamam," diye teyzemin kekelediğini duydum. Eniştemin sözüne itaat ediyordu.
Hıçkırıklarla kapıyı yumruklamaya devam ettim.
"Aç kapıyı! Gidicem ben! Beni zorla burada tutamazsın! Aç!"
"Açmayacak! Hiç boşuna kendini yorma! Eğer teyzen bu kapıyı açarsa onu da eşek sudan gelinceye kadar döverim!"
Eniştemin sesi gür, zalim çıktı. Bu adam ne kadar zalimdi? Allah'ım ben neyin içine düşmüştüm böyle? Resmen ailemin ölümüne sebep olan aileye beni satıp üzerimden para almaya çalışıyordu. Çaresizlikten ağlamak dışında hiçbir şey yapamıyordum.
Yere çöktüm, sırtımı kapıya yasladım ve dizlerime sarılarak ağlamaya devam ettim.
Yaşadıklarımın şokunu atlatamıyordum. Kalbim hızla çarpıyordu. Bu evden kaçıp gitmek zorundaydım. Kendimi kurtarmalıydım, teyzem çok iyi bir insandı ama bana yardım edemezdi. Ne yapacağımı, nasıl kurtulacağımı bilmiyordum.